İflas Erteleme ve Konkordato
Temel Kavramlar ve Tarihçe
İcra ve İflas Hukuku kapsamında değerlendirilen iflas erteleme ve konkordato, ekonomik sıkıntı içine düşen borçluların mali durumlarını düzeltmeleri, alacaklılarla belirli bir uzlaşma çerçevesinde ilişkilerini sürdürmeleri veya tasfiye süreçlerinde daha adil ve etkin sonuçlar elde edilmesi amacıyla kabul edilmiş kurumlar arasında yer alır. Türk hukuk sisteminde 2003 yılında 4949 sayılı Kanun’la iflas erteleme kurumunun yürürlüğe girmesi, borçlunun mali durumunun düzeltilmesine imkân tanıyan önemli bir değişiklik olarak görülmüştür. Ardından kanun koyucu, iflas ertelemenin pratikte yarattığı sorunları ve suiistimalleri ortadan kaldırabilmek amacıyla yeni düzenlemelere ihtiyaç duymuştur. Bu kapsamda konkordato düzenlemesinin 7101 sayılı Kanun’la revize edilmesi ve iflas ertelemenin de büyük ölçüde devre dışı kalması söz konusu olmuştur.İflas erteleme ve konkordato kurumlarının uluslararası boyutuna bakıldığında, ABD’deki Chapter 11 (reorganizasyon) düzenlemesinden ya da Avrupa ülkelerindeki benzer rehabilitasyon süreçlerinden ilham aldığı görülür. Türk mevzuatında ise İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 285 ilâ 309. maddeleri konkordato hükümlerini, 179 ilâ 179/b maddeleri ise iflas erteleme hükümlerini içermekteydi. Ancak yasal değişikliklerle iflas ertelemenin uygulanma alanı sınırlanmış, modernize edilen konkordato kurumunun şirketler ve diğer borçlular için daha kapsayıcı bir düzenleme olarak işlev gördüğü belirtilmektedir.
Özellikle ticaret hayatında zor duruma düşmüş ancak yeniden yapılandırma sayesinde hayatını devam ettirebilecek işletmelerin, ekonomik değeri tamamen yok etmeden sürdürülebilir hâle gelmesi hem toplumsal hem de ekonomik açıdan önemlidir. Bu nedenle iflas erteleme ve konkordato kurumları, şirketlerin ve girişimcilerin yeniden yapılandırma yoluyla faaliyetlerini koruma altına almayı amaçlar. Fakat söz konusu kurumların pratikte nasıl kullanıldığı, yargı mercilerinin yaklaşımı, alacaklıların menfaatlerinin nasıl korunacağı gibi hususlar sıklıkla tartışma konusu olmuştur.
Kanun koyucu, iflas erteleme yoluyla borçlunun faaliyetlerine müdahalede yetersiz kalınmasının ve bazı borçluların hileli biçimde bu kurumu suiistimal etmesinin önüne geçmek istemiştir. Bu doğrultuda konkordato kurumunun kapsamlı şekilde yeniden düzenlenmesi, uygulamada daha dengeli ve denetimi yüksek bir sürecin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu tarihsel ve normatif gelişim süreci, iflas erteleme ve konkordato arasındaki geçişlerin, farklılıkların ve benzerliklerin daha iyi anlaşılmasını gerekli kılar.
İflas Erteleme Kavramı ve Hukuki Dayanağı
İflas erteleme, mali açıdan zor duruma düşmüş ve hakkında iflas süreci başlatılması muhtemel olan sermaye şirketleri ile kooperatiflerin, mahkemeye başvurarak iflas kararının ertelenmesini talep etmeleri esasına dayanır. İcra ve İflas Kanunu’nun 179 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan bu kurum, hukuk sistemimize 4949 sayılı Kanun’la girmiş ve borçlunun iflasının hemen gerçekleşmemesi için bir süre tanıyarak şirketin toparlanabilmesine imkân tanımıştır.İflas ertelemenin temel amacı, borçlunun iyi niyetli bir şekilde ticari faaliyetlerini sürdürmesi, toparlanması ve alacaklıların menfaatlerinin korunmasıdır. Bu amaç doğrultusunda iflas erteleme kararı alan şirketin aleyhine takip yapılması büyük ölçüde durdurulmuş olmakta ve şirketin yönetimi mahkeme tarafından görevlendirilen kayyım veya denetim elemanları gözetiminde faaliyetlerini sürdürmektedir. Kanun, bu süreçte şirketin mali durumunu düzeltmesi için gerekli planları yapmasına ve uygulamasına imkân tanır. Borçlunun erteleme süresi içinde hazırladığı iyileştirme projesi çerçevesinde hareket etmesi gerekmekte, aksi takdirde iflas erteleme kararı kaldırılarak iflas yoluna gidilebilmektedir.
İflas erteleme sistemi, teoride borçlunun potansiyel değerini ve işletmenin devamlılığını gözetmekte, işçi istihdamının korunmasına ve alacaklıların alacaklarını tam veya daha yüksek oranda tahsil etmesine destek olmaktadır. Ayrıca ekonomik hayatta vergi gelirlerinin devamlılığı ve piyasa istikrarı da gözetilmiş olur. Ancak uygulamada sıklıkla eleştirilen nokta, borçlunun erteleme kararını almasının ardından alacaklıların haklarının uzun süre dondurulması ve borçlunun süreçte aleyhte davranışlarda bulunmasıyla iflas ertelemenin kötüye kullanılabilmesidir.
İlgili dönemde İİK m.179/b uyarınca, iflas erteleme talebinde bulunabilmek için;
• Şirketin borca batık olması veya borca batık olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunması,
• Ciddi ve inandırıcı bir iyileştirme projesinin sunulması,
• Erteleme kararı sonrasında kayyım atanarak şirketin faaliyetlerinin gözetim altına alınması,
• Şirketin mahkeme tarafından yapılacak inceleme ve denetimlere açık olması
gerekmekteydi. Mahkeme, borçlunun iyileştirme projesini gerçekçi bulması hâlinde iflasın ertelenmesine karar verir ve genellikle bir senelik erteleme süresi tanırdı. Bu süre, belirli şartların varlığı hâlinde uzatılabiliyor ve fiilen 4-5 yılı bulabilmekteydi.
İflas Erteleme Sürecinin Uygulanma Esasları ve Sonuçları
İflas erteleme kararı verildikten sonra şirketin yönetim organlarının fiil ehliyeti sınırlanmamakla birlikte, mahkemenin atadığı kayyımın veya denetim elemanının onayı olmadan şirketin bazı işlemleri yapamayacağı öngörülürdü. Böylece şirketin malvarlığının azalmasına, hileli devirlere veya alacaklıların zararına sonuç doğuracak işlemlere karşı bir koruma mekanizması hayata geçirilmiş olmaktaydı.İflas erteleme kararı alındığında İİK hükümleri uyarınca şu sonuçlar ortaya çıkar:
1. Takiplerin Durması: Borçlu şirkete karşı icra takipleri durur. Yeni takip açılamaz veya mevcut takipler, rehinli alacaklıların istisnaları saklı kalmak üzere, durma noktasına gelir. Bu, şirketin faaliyetlerini sürdürebilmesi açısından önemli bir güvencedir.
2. Faiz ve İcra İşlemleri: İflas ertelemesi süresince, borçlunun gecikme faizleri işliyor olsa bile alacaklıların tahsilat imkânları kısıtlanmıştır. Bu durum, alacaklıların alacaklarını derhal tahsil edememeleri sonucunu doğurabileceğinden tartışmalara yol açmıştır.
3. Kayyım Atanması: Mahkeme tarafından atanan kayyım, şirketin işlemlerini iyileştirme projesi çerçevesinde denetler. Kayyımın görevleri, şirketin varlıklarını korumak ve borçlunun kötü niyetli işlemlerini engellemektir. Bazı vakalarda, kayyımın şirket yönetimine katıldığı ve kritik kararlar aldığı da görülmüştür.
4. İyileştirme Projesi: Şirket, iflas erteleme süresi boyunca mahkemeye sunduğu iyileştirme projesini uygulamakla yükümlüdür. Proje, şirketin mali yapısını düzeltmeye, borçların yapılandırılmasına, özkaynak artırımı veya dış finansman temin edilmesine ve işletme verimliliğinin artırılmasına yönelik somut adımları içerir.
5. Ertelemenin Kaldırılması veya Sürenin Uzatılması: Mahkeme, sürecin sonunda şirketin mali durumunda gelişme olduğuna kanaat getirirse süre uzatılabilir. Aksi hâlde iflasın ertelenmesi kararı kaldırılır ve iflas kararı verilir. Erteleme kararının kötü niyetli kullanılması durumunda, mahkemeler re’sen iflasa hükmedebilir.
İflas erteleme kurumunun yarattığı koruma ve esneklik, aynı zamanda birtakım suiistimal risklerini de beraberinde getirmiştir. Özellikle borçluların şirket malvarlıklarını başka kişi veya kurumlara devretme, varlık kaçırma, gerçeğe aykırı iyileştirme projeleri sunma gibi girişimleri bu kurumun güvenilirliğini zedelemiştir. Bu nedenle kanun koyucu, mahkemelerin iflas erteleme talepleri üzerindeki denetimini artırmaya çalışsa da uygulamada yargı yükünün artması ve yeterli uzmanlaşmanın sağlanamaması gibi nedenlerle iflas erteleme kurumunun amacı dışında kullanıldığı görüşleri güç kazanmıştır.
Konkordato Kavramı ve Amacı
Konkordato, İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenen, borçlunun alacaklılarıyla bir anlaşma yaparak borçlarını yeniden yapılandırmasına, indirim veya vade gibi kolaylıklar sağlamasına imkân tanıyan hukuki bir yoldur. Borçlunun dürüstlükle hareket ettiği ve alacaklıların menfaatlerini de gözetecek şekilde bir uzlaşma zemini oluşturduğu varsayımına dayalı olan konkordato, iflasın ertelenmesinden farklı olarak yalnızca sermaye şirketleri ve kooperatiflere değil, tüm borçlulara (gerçek veya tüzel kişi) hitap eden bir düzenlemedir.Konkordatonun temel amacı, mali sıkıntı içindeki borçlunun iflas etmeden önce borçlarını yapılandırarak ödeme imkânı elde etmesi ve alacaklıların da alacaklarını kısmen veya vadeyle de olsa temin edebilmeleridir. Bu sayede ekonomik değeri olan şirketlerin ve ticari organizasyonların faaliyetlerine devam etmesi mümkün olabildiği gibi, bireysel borçlular için de iflasın ağır sonuçlarından korunma şansı doğar. İflas genellikle bir tasfiye süreci anlamına geldiğinden, konkordato sayesinde borçlu ile alacaklılar arasında bir uzlaşma sağlanmakta ve daha az maliyetli, daha hızlı bir sonuç yaratılmaktadır.
Konkordato çeşitleri arasında adi konkordato, iflas içinde konkordato, malvarlığının terki suretiyle konkordato ve mühletli (projeli) konkordato yer almaktadır. Yakın dönemde ise en çok tartışılan ve uygulamada öne çıkan kurum, 7101 sayılı Kanun’la düzenlenen mühletten yararlanmalı (projeli) konkordato olmuştur. Bu düzenlemede, borçluya iyileşme imkânı tanınırken aynı zamanda alacaklıların menfaatinin korunması da amaçlanmıştır.
Konkordato Süreci ve Koşulları
Konkordato talebinde bulunmak isteyen borçlunun, mahkemeye başvurarak bir konkordato projesi sunması gerekir. Konkordato projesinde, hangi alacaklılara nasıl bir ödeme planı önerildiği, ödemelerin vadesi, indirim oranları, teminatlar ve varsa alacaklıların rıza göstermesi için sunulan diğer olanaklar detaylı bir şekilde açıklanmalıdır. Ayrıca yeni düzenlemeler gereği, borçlunun mali durumunu gösteren bağımsız denetim raporu, sermaye artırımı gibi iyileştirici tedbirler öngörüyorsa bunları da proje kapsamında sunması beklenir.Mahkeme, konkordato talebini inceleyerek öncelikle geçici mühlet kararı verebilir. Bu dönemde borçlunun malvarlığını korumaya yönelik önlemler alınır ve borçluya karşı başlatılmış icra takipleri de büyük ölçüde durdurulur. Geçici mühlet sırasında mahkemece bir veya birden fazla kayyım (konkordato komiseri) atanarak borçlunun faaliyetleri yakından izlenir. Kayyımın görevi, borçlunun mali durumunu incelemek ve konkordatonun başarıya ulaşıp ulaşamayacağına dair rapor hazırlamaktır. Borçlunun iyileşme ümidi var ve proje inandırıcı görülürse, mahkeme geçici mühleti kesin mühlete çevirir.
Kesin mühlet süresi boyunca borçlu, mahkemenin veya kayyımın izni olmadan önemli malvarlığı tasarruflarında bulunamaz. Alacaklıların da izinsiz takip yapma imkânı kısıtlanır. Bu süreçte kayyım, konkordato projesini alacaklılara anlatır, alacaklıların proje üzerindeki itirazlarını dinler ve gerekli değişikliklerin yapılıp yapılmaması gerektiğine dair raporunu sunar. Alacaklılar, belirlenen toplantıda proje hakkında oy kullanır. Kanunen öngörülen çoğunluk (alacakların belirli bir oranı) sağlanırsa konkordato kabul edilmiş olur. Mahkeme de alacaklılar tarafından kabul edilen projeyi uygun bulursa konkordato tasdiki kararı verir.
Konkordatonun başarılı bir biçimde uygulanması hâlinde borçlu, proje kapsamında alacaklılara belirlenen ödemeleri yapar ve süre sonunda borçlu şirket veya kişi iflastan kurtulur. Şayet proje uygulanmaz veya hileli durumlar ortaya çıkarsa, alacaklılar veya kayyım bu durumu mahkemeye bildirir ve konkordatonun feshi talep edilebilir. Fesih hâlinde, borçlu iflasa tabi ise iflası istenir.
İflas Erteleme ve Konkordato Arasındaki Farklar
İflas erteleme ve konkordato her ne kadar benzer amaçlarla ortaya çıkmış mekanizmalar olsa da kapsam, başvuru şartları, borçlunun statüsü ve sonuçları bakımından önemli farklılıklara sahiptir:1. Kapsam ve Uygulanabilirlik:
• İflas erteleme, yalnızca sermaye şirketleri ve kooperatifler için geçerli iken, konkordato bütün gerçek ve tüzel kişiler tarafından talep edilebilir.
• Konkordato, iflas talebine konu olabilen tüm borçlulara açık bir düzenlemedir. Dolayısıyla konkordato daha geniş bir uygulama alanına sahiptir.
2. Mali Durum Şartı:
• İflas ertelemede, şirketin borca batık durumda olması ya da borca batık olma tehlikesi altında bulunması aranır.
• Konkordato, borçlunun borçlarını ödeyememesi veya ödeyememe tehlikesi altında olması hâlinde uygulanabilir. Yani konkordatoda daha geniş bir “mali sıkıntı” perspektifi öngörülür.
3. Yargısal Süreç ve Denetim:
• İflas ertelemede, mahkeme genellikle bir yıllık erteleme verir ve bu süre içinde kayyım gözetiminde iyileştirme projesi uygulanır. Süre uzatımlarıyla erteleme 4-5 yıla kadar çıkabilmekteydi.
• Konkordatoda, geçici mühlet ve kesin mühlet dönemleri bulunur. Her aşamada kayyım (komiser) gözetimi vardır. Alacaklıların onayı ve mahkeme tasdiki gerekir. Süreç, iflas ertelemeden farklı olarak daha çok alacaklı katılımına ve şeffaflığa dayalıdır.
4. Alacaklıların Rolü:
• İflas ertelemede alacaklıların sürece katılımı kısıtlı ve denetim çoğunlukla mahkeme ile kayyım üzerindedir.
• Konkordatoda ise proje alacaklıların onayına sunulur, belirlenen çoğunluğun oyu olmadan konkordato tasdik edilemez. Alacaklılar, borçlunun ödeme koşulları ve taksitlendirme gibi hususlarda doğrudan söz sahibi olur.
5. Suiistimal İhtimali:
• İflas ertelemede, kötü niyetli borçluların malvarlığı kaçırma, süreyi uzatma ve projeyi amaç dışında kullanma riskinin yüksek olduğu gündeme gelmiştir.
• Konkordatoda, alacaklıların projeyi onaylaması koşulu ve kayyım denetimi daha etkin bir kontrol mekanizması oluşturur. Buna rağmen konkordato kapsamında da suistimaller olabilir; ancak yasal çerçevenin görece sıkı olduğu ifade edilir.
6. Kurumların Mevcut Durumu:
• 7101 sayılı Kanun ile iflas erteleme kurumu fiilen uygulanamaz hale gelmiş ve yerini büyük ölçüde projeli konkordatoya bırakmıştır.
• Konkordato ise güncel yasal düzenlemelerle yeniden şekillendirilmiş ve önemi artmıştır.
Borçlunun ve Alacaklıların Hak ve Yükümlülükleri
İflas erteleme ve konkordato süreçlerinde borçlunun ve alacaklıların hakları ve yükümlülükleri, kanunda yer alan düzenlemelerle belirlenir. Şirketler ve gerçek kişiler bu düzenlemeleri dikkate alarak hareket etmek zorundadır.Borçlunun Hakları
• Borçlu, iflasın ertelenmesi veya konkordato kapsamında mali durumunu düzeltmek amacıyla yasal koruma altına girer ve takip baskısından geçici olarak kurtulur.
• Borçlu, kayyım veya komiser denetimi altında faaliyetlerine devam edebilir ve iyileştirme veya konkordato projesini hayata geçirmek için süre kazanır.
• Borçlu, özellikle konkordato sürecinde alacaklılarıyla borç tutarları, ödeme şartları ve diğer hususlarda müzakere etme hakkına sahiptir.
Borçlunun Yükümlülükleri
• Borçlu, dürüstlük kuralları çerçevesinde hareket etmek ve beyanlarında gerçeğe uygun veriler sunmak zorundadır.
• Sunulan iyileştirme veya konkordato projesi doğrultusunda planlı bir şekilde hareket etmeli, kayyım veya komiser tarafından istenen bilgileri zamanında sağlamalıdır.
• Mahkeme veya komiserin belirlediği kurallara uymak, malvarlığının korunması için gerekli tedbirleri almak ve şüpheli veya kötü niyetli işlem yapmaktan kaçınmakla yükümlüdür.
Alacaklıların Hakları
• Alacaklılar, konkordato sürecinde projeyi inceleme, itiraz etme ve oylama hakkına sahiptir.
• Kötü niyetli bir erteleme kararı veya suistimal tespit edildiğinde, hukuki yollara başvurma ve iflas talep etme imkânları vardır.
• Kayyımın veya komiserin atandığı süreçte denetim sürecine katkıda bulunabilir, varsa hukuka aykırı durumları raporlayabilirler.
Alacaklıların Yükümlülükleri
• Konkordato sürecinde mahkeme tarafından belirlenen takvime ve prosedürlere riayet etmek, oylama ve itiraz süreçlerini belirtilen süre içinde gerçekleştirmek gerekir.
• Kendi haklarını savunurken dürüstlük kuralına uygun davranmak, borçluyu zora sokacak hileli veya hakkı kötüye kullanma sayılabilecek yollara başvurmaktan kaçınmalıdırlar.
Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Eleştiriler
İflas erteleme ve konkordato süreçlerinin teori ve pratik yönleri arasında ciddi farklılıklar bulunur. Uygulamada öne çıkan sorun ve eleştiriler şu şekilde özetlenebilir:1. Sürelerin Uzaması ve Yargı Yükü:
• Özellikle iflas erteleme döneminde mahkemelerin yoğun iş yükü sebebiyle davaların uzaması, borçlunun bu süreyi kötüye kullanma ihtimalini artırmıştır. Konkordato sürecinde de benzer zorluklar görülebilir ancak denetimin nispeten daha sıkı olduğu belirtilmektedir.
2. Kayyım/Komiser Atanması ve Denetim Yetersizliği:
• Kayyım ya da komiserlerin görevlerini etkin şekilde yerine getirmeleri için uzmanlaşma ve bağımsızlık esastır. Fakat uygulamada yeterli eğitim, tecrübe veya kurumsal destekten yoksun kayyımların atanması, sürecin sağlıklı yürütülmesini zorlaştırabilir.
3. Borçlunun Malvarlığını Kaçırma Riski:
• İflas erteleme sırasında borçlunun, dava sürecinden yararlanarak malvarlığını elden çıkardığı ya da devrettiği sıkça gündeme gelmiştir. Konkordatoda da benzer riskler bulunmaktadır ancak alacaklıların oylama ve itiraz haklarının daha fazla olması bir nebze koruyucu etki yaratır.
4. Alacaklıların Zarar Görmesi:
• Uzun ve hileli ertelemeler veya gerçekçi olmayan konkordato planları, alacaklıları fiilen zarara uğratabilir. Alacaklılar ödemelerini alamadıkları gibi, faiz haklarını da tam olarak kullanamayabilir.
5. Aşırı Formalizm ve Maliyetler:
• Konkordato sürecinde istenen belgeler, finansal raporlar, denetimler ve yargılama prosedürleri, maddi ve zamansal yükler getirmektedir. Bu durum, küçük ölçekli borçluların konkordatoya başvurmasını zorlaştırabilir.
6. Kamusal Menfaatin Korunması:
• İflas erteleme ve konkordatonun temelinde borçlunun üretim, istihdam ve vergi ödemeleri gibi toplumsal katkılarını sürdürebilmesi amacı bulunmaktadır. Ancak yasal düzenlemelerin ekonomik gerçeklikle uyumu ve uygulayıcıların yaklaşımı bu amacın gerçekleşmesinde kritik rol oynar.
7. Bankalar ve Finans Kuruluşları ile İlişkiler:
• Borçlunun iflas erteleme veya konkordato sürecine girmesi, bankalar açısından riskli görülür. Kredi sözleşmeleri, teminatlar ve ipotekler bu süreçlerden doğrudan etkilenir. Finans kuruluşları genelde bu süreçlere mesafeli yaklaşır ve alacaklarını tahsil etmeyi güvence altına almak için agresif yöntemler izleyebilir.
Yeni Düzenlemelerin Etkileri ve Değerlendirme
2018 yılında yürürlüğe giren 7101 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat değişiklikleri, iflas erteleme kurumunun uygulanabilirliğini büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır. Bu süreçte kanun koyucu, ağırlığı projeli (mühletli) konkordatoya vermiş ve borçluların yeniden yapılandırma imkanını konkordato çatısı altında toplamayı hedeflemiştir. Yapılan değişikliklerin temel çerçevesi şu şekilde özetlenebilir:1. Projeli Konkordato Sistemi:
• Borçlunun gerçekçi ve denetlenebilir bir plan sunması, bağımsız denetim raporlarıyla mali durumunu ispatlaması zorunlu kılınarak, kurumsal suistimallerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
• Kayyımın (konkordato komiserinin) atadığı raporlar daha ayrıntılı tutulmakta, alacaklılarla müzakere ve oylama süreçlerine geniş yer verilmektedir.
2. Erteleme Kavramının Daraltılması:
• İİK m.179 ve devamındaki iflas erteleme hükümleri neredeyse işlevsiz hale getirilmiştir. Böylece bir nevi iflas erteleme dönemi konkordatoya dönüştürülmüştür.
• Artık sermaye şirketleri veya kooperatifler iflas ertelemeden ziyade konkordato yoluyla yeniden yapılandırma talep etmektedir.
3. Denetim Mekanizmalarının Güçlendirilmesi:
• Mahkemelerin ve atanan komiserlerin yetki alanı genişletilmiş, borçlunun ödeme planını uygulamadaki performansı düzenli olarak raporlanır hale gelmiştir.
• Alacaklıların projeye aktif katılımını sağlamak için kapsamlı bildirim ve oylama prosedürleri hayata geçirilmiştir.
4. Kamusal ve Ekonomik Etki:
• İflas ertelemeden ziyade konkordatonun devreye girmesiyle birlikte, ekonominin genel gidişatı ve özellikle şirketlerin finansman koşulları yakından izlenmektedir. Bankalar ve finans kuruluşları da borçlu şirketlerle konkordato görüşmelerine dahil olarak alacaklarını güvence altına almaya çalışmakta, bu da sürecin hızlanmasına katkı sağlamaktadır.
Yeni düzenlemelerle konkordatonun daha şeffaf, denetlenebilir ve alacaklılarla etkileşime dayalı bir yapıya kavuştuğu söylenebilir. Ancak uygulamada hâlen çeşitli sorunlar yaşandığı, özellikle dosya yoğunluğu olan mahkemelerde komiser atamalarında veya rapor incelemelerinde gecikmeler görüldüğü belirtilmektedir. Ayrıca küçük veya orta ölçekli işletmelerin, artan formaliteler ve masraflar nedeniyle konkordato sürecini etkili biçimde kullanamaması da dile getirilen sorunlar arasındadır.
Kurumsal Yeniden Yapılandırma Perspektifi
İflas erteleme ve konkordato süreçleri, genelde borçlunun özkaynak yapısını güçlendirmesi, mali tablolarını iyileştirmesi ve alacaklılarla yapılan anlaşmalar çerçevesinde ticari faaliyetlerini reorganize etmesi için bir fırsat sunar. Kurumsal yeniden yapılandırma ise bu hukuki mekanizmaların ötesinde, şirketin yönetim tarzını, organizasyon şemasını, ürün/hizmet portföyünü, pazarlama stratejilerini ve finansal politikalarını da kapsamlı biçimde revize etmeyi gerektirir.• Sermaye Artırımı ve Yatırımcı Bulma: Borca batık şirketler sıklıkla ek sermaye ihtiyacı duyar. İflas erteleme veya konkordato sırasında yeni yatırımcılarla anlaşmak veya mevcut ortakların sermaye taahhüdünde bulunması hayati önem taşır.
• Borçların Yapılandırılması: Özellikle banka kredilerinin yeniden vadeye yayılması, faiz oranlarının düşürülmesi veya teminatların güncellenmesiyle borçların sürdürülebilir hâle getirilmesi gerekir.
• Operasyonel İyileştirmeler: Verimlilik artırıcı uygulamaların devreye sokulması, maliyetleri azaltacak süreçlerin tasarlanması ve gereksiz harcamaların kesilmesi gibi tedbirler, kurtarma planlarının ayrılmaz parçasıdır.
• Yönetim ve Kurumsal Yönetim İlkeleri: Şirketin üst yönetiminde profesyonellerin görevlendirilmesi, kurumsal yönetim ilkelerine uyulması, şeffaf raporlama ve iç denetim mekanizmalarının oluşturulması, hem yasal riskleri hem de mali riskleri azaltır.
İflas erteleme veya konkordato sürecinde bu tip kurumsal yeniden yapılandırma adımları atılmadığı takdirde, iyileşme geçici kalabilir ve süreç sonunda borçlunun yeniden iflas riskiyle karşılaşması mümkündür. Dolayısıyla hukuki düzenlemelerin sağladığı geçici koruma, teknik ve stratejik bir restorasyonla desteklenmelidir.
Ekonomik ve Toplumsal Etkiler
Borçluların iflasa sürüklenmeden önce mali sorunlarını çözmeye çalışması, ekonomik açıdan önem taşır. İflas erteleme ve konkordato, temel olarak şirketlerin değerini korumak, istihdam kayıplarının önüne geçmek ve alacaklıların menfaatlerini asgari düzeyde korumak prensibine dayanır. Bu kurumların düzgün işlemesi durumunda hem borçlu hem de alacaklılar açısından daha az yıkıcı sonuçlar ortaya çıkacaktır.• İstihdam: Şirketin faaliyetini sürdürmesi, çalışanların işlerini korumasını sağlayarak işsizliği artıracak ani iflasların önüne geçer.
• Vergi Gelirleri: Devam eden faaliyetler sayesinde şirket vergi ödemeye devam edebilir ve devletin vergi kaybı kısıtlı tutulur.
• Alacaklıların Korunması: İyileşme projesi veya konkordato projesi ile alacaklılar, borçlarının bir kısmını daha hızlı veya yüksek oranda tahsil edebilir. İflas hâlinde ise tasfiye sonucu düşük oranda bir dağıtım almak zorunda kalabilirler.
• Güven Ortamı ve Hukuki Altyapı: Ekonomik ilişkilerde hukuki güvencenin varlığı, yatırımcıların ve iş dünyasının güvenle hareket etmesini sağlar. Yeniden yapılandırma mekanizmalarının etkin olması, belirsizlikleri azaltır.
Öte yandan, eğer denetim yetersiz kalır ve borçlular bu süreçleri kötüye kullanırsa, hem alacaklılar hem de ekonomi genelinde ciddi zararlar ortaya çıkabilir. Piyasanın güven duygusunun sarsılması, finans sektörünün borçlulara yaklaşımını katılaştırması ve sermaye erişiminin zorlaşması söz konusu olabilir. Bu nedenle yasal düzenlemelerin ve yargısal uygulamaların sıkı bir şekilde takip edilmesi, süreçlerin doğru işlemesi büyük önem taşır.
Düzenleyici Kurumların ve Yargının Rolü
İflas erteleme ve konkordato süreçlerinin etkinliği, büyük ölçüde yargının ve düzenleyici kurumların yaklaşımına bağlıdır. Mahkemelerin ve atadığı kayyım/komiserlerin iyi yetişmiş, mali ve hukuki konulara hakim kişilerden oluşması gerekir. Aksi takdirde, süreçler uzar, yargılama masrafları artar ve beklenen çözüm sonuçsuz kalır.• Uzman Mahkemeler: Ekonomik konularda uzmanlaşmış, mali tabloları okuyabilen ve işletme mantığını bilen hâkimlerin görev yapması, karar kalitesini artırır.
• Kayyım/Komiser Eğitimi: Atanan kayyımların/komiserlerin bağımsız, etik ilkelere bağlı, finans ve hukuk bilgisine sahip, denetim tecrübesi bulunan kişiler olması esastır. Aksi hâlde borçlu şirketin gerçeğe aykırı beyanlarını veya usulsüzlüklerini tespit etmek güçleşir.
• Düzenleyici Kurumların Desteği: Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Ticaret Bakanlığı, Maliye Bakanlığı gibi kurumların, iflas erteleme ve konkordato süreçlerinin izlenmesinde ve standartların belirlenmesinde katkıda bulunması gerekir. Yolsuzluk, vergi kaçırma, varlık kaçırma gibi eylemlerin hızlı şekilde tespiti için kurumsal veri paylaşımı önemlidir.
• Kurumlararası İşbirliği: Ticaret sicil memurlukları, vergi daireleri, sosyal güvenlik kurumları, finans kuruluşları ve mahkemeler arasında hızlı bilgi akışı, hem borçlunun gerçek mali tablosunun tespiti hem de ödemelerin takibi açısından elzemdir.
Çeşitli Ülkelerin Uygulamalarıyla Karşılaştırma
İflas erteleme ve konkordato benzeri düzenlemelerin diğer ülkelerdeki karşılıkları incelendiğinde farklı yaklaşımlar görülür:• ABD: Chapter 11 olarak bilinen iflas koruması, şirketlere geniş yetkiler tanır ve yeniden yapılandırma sürecinde borçlunun faaliyetlerini sürdürmesine olanak verir. Mahkeme denetimi ve alacaklı komitelerinin aktif katılımı sayesinde şeffaf bir yapı oluşur.
• Almanya: Insolvenzordnung kapsamında borçluya mali plan sunma ve alacaklılarla anlaşma imkânı verilir. Ayrıca şirketlerin yeniden yapılandırılmasında bankaların da dâhil olduğu kredi konsorsiyumlarına sıklıkla başvurulur.
• Fransa: Safeguard (koruma) adı altında bir düzenleme mevcuttur. Borçlular, iflas durumu ortaya çıkmadan önce önleyici tedbirlere başvurabilmektedir. Mahkeme denetimi ve uzlaştırıcıların rolü önemlidir.
• İngiltere: Şirketlerin yeniden yapılandırılmasında “Administration” ve “Company Voluntary Arrangement (CVA)” gibi kurumlar kullanılır. Bağımsız denetçiler ve mahkeme onayı sayesinde borçlunun faaliyetlerini sürdürmesi sağlanır.
Türkiye’de yapılan yeni yasal düzenlemelerin, bu uluslararası uygulamalardan esinlenmek suretiyle geliştirildiği görülür. Alacaklıların karar mekanizmasına daha fazla katılımı, bağımsız denetim raporları, proje sunma zorunluluğu ve mahkeme denetiminin güçlendirilmesi bu esinlenmelerin bazı örnekleridir.
Öneriler ve Değerlendirmeler
• Etkin Denetim Mekanizmaları: İflas ertelemenin neredeyse kaldırılması ve konkordatonun güçlendirilmesi, borçluların suistimal alanlarını daraltmıştır. Ancak konkordato sürecinde de aynı risklerin ortaya çıkmaması için kayyım/komiser atama ve denetim prosedürleri sürekli güncellenmelidir.• Mahkemelerin Uzmanlaşması: Özellikle büyük şehirlerde ticaret mahkemeleri yoğun iş yükü altındadır. Borçlu şirketlerin çoğu zaman karmaşık ticari faaliyetlerini ve mali tablolarını inceleyebilmek için uzman ticaret mahkemelerine ve ihtisas hâkimlerine ihtiyaç vardır.
• İlgili Kurumlarla İşbirliği: Borçlunun vergi, SGK prim borçları veya kamuya olan diğer yükümlülükleri hakkında hızlı bilgi akışı sağlanmalı; bu veriler komiser raporlarına yansıtılmalıdır.
• Bankaların Katılımı ve Sorumluluğu: Finans sektörünün konkordato süreçlerindeki yeri son derece belirgindir. Özellikle büyük alacaklı pozisyonundaki bankaların, borçlunun projesine katkı sağlamaları hem sürecin hızlanması hem de likidite sorununun çözümü açısından önemlidir. Bankaların alacaklarını garanti altına almaya çalışırken borçlunun yeniden yapılandırma şansını tamamen yok etmemesi gözetilmelidir.
• Mali Danışmanlık ve Hukuki Destek: Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin, konkordato sürecine girmeden önce mali danışmanlık almaları ve süreci etkin yönetmeleri, iflasın önüne geçebilir. Alacaklıların da haklarını korumak için uzman avukatlar ve mali müşavirlerle çalışmaları gerekir.
• Kapsamlı Veri Tabanları: Mahkeme, kayyım, bankalar ve diğer ilgili kurumların entegre olduğu bir dijital veri tabanı, borçlunun finansal kayıtlarını gerçek zamanlı izleme imkânı sağlayabilir. Böylece malvarlığı kaçırma veya hileli işlemler daha hızlı tespit edilir.
Tüm bu hususlar göz önüne alındığında, iflas erteleme ve konkordato mekanizmalarının ekonominin istikrarı açısından kritik öneme sahip olduğu, ancak doğru denetim ve iyi niyetli uygulamalarla amacına ulaşabileceği açıktır. İflas ertelemenin uygulamada yarattığı aşırı uzun ve suistimal edilebilen süreçlerin konkordatoyla azaltılması olumlu bulunmuştur. Yine de konkordatoya yönelik eleştiriler, özellikle kötü niyetli borçluların yasal boşluklardan yararlanması ihtimaline dayanmaktadır. Bu yüzden sürecin mevzuat ve uygulama alanında sürekli iyileştirmelerle desteklenmesi gerekliliği sürmektedir.
Türkiye’de hâlihazırda yaşanan ekonomik ve finansal dalgalanmalar, işletmelerin ve bireysel borçluların zorluk yaşamasına yol açabilir. Bu durum, konkordato taleplerini ve şirketlerin yeniden yapılandırma ihtiyacını artırır. Dolayısıyla mahkemeler, mali danışmanlar, avukatlar, bankalar ve düzenleyici kurumlar arasındaki işbirliğinin daha da önem kazandığı söylenebilir. Başarılı bir yeniden yapılandırma, hem borçluların hem de alacaklıların menfaatine hizmet edecektir. Bu doğrultuda hukuki düzenlemelerin sürekli güncellenmesi ve pratik uygulamaların güçlendirilmesi, sağlıklı bir iflas-kurtarma sisteminin temelini oluşturur.