AİHM’e Başvuru Şartları
AİHM’in Temel Amacı ve Yetki Alanı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerin imzalamış olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve ek protokollerde tanımlanan temel hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla oluşturulmuş bir yargı organıdır. Mahkeme, Sözleşme’ye taraf devletlerin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini denetler ve bireylerin bu hak ihlallerine karşı uluslararası düzeyde korunmasını sağlar. Bireysel başvurular, Sözleşme’nin 34. maddesine dayanır ve bu madde kapsamında kişilere haklarını arama imkânı tanınmıştır.AİHM’in yetkisi, taraf devletlerin yargı yetkisinin altında bulunan bütün kişiler bakımından ortaya çıkan insan hakları ihlallerini incelemeye dayanır. Bu nedenle, başvuru yapabilmek için öncelikle söz konusu ihlalin, Sözleşme ve ek protokoller kapsamında korunan haklardan birine ilişkin olması gerekir. Mahkemenin temel amacı, üye devletlerin Sözleşme’yi ihlal edip etmediğini tespit etmek ve ihlalin varlığı hâlinde devletin sorumluluğuna hükmetmektir.
AİHM’in kuruluş amacını ve yetkisini anlamak, başvuruda bulunmak isteyen kişiler için büyük önem taşır. Çünkü başvuru yapılabilmesi, belirli kriterlerin sağlanmasıyla mümkündür. Bu kriterlerin ihlali veya gereğince yerine getirilmemesi hâlinde başvuru kabul edilmeyebilir. Bu bağlamda, AİHM’e başvurmadan önce hem usul hem de esas bakımından hangi şartların arandığına dair kapsamlı bir bilgiye sahip olmak gerekir.
Bireysel Başvuru Hakkının Hukuki Dayanağı
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, tüm taraf devletler üzerinde bağlayıcı bir etki yaratır. Her üye devlet, Sözleşme’nin 1. maddesiyle güvence altına alınan haklara saygı gösterme yükümlülüğünü üstlenmiştir. Sözleşme’nin 34. maddesi ise bireylerin, sivil toplum kuruluşlarının ve insan hakları örgütlerinin “bireysel başvuru” hakkını düzenler. Bu madde kapsamında:- Başvurucunun, Sözleşme’de güvence altına alınmış bir hakkının devlet tarafından ihlal edildiği iddiasında bulunması
- Başvurunun doğrudan veya dolaylı olarak devletin sorumlu olduğu bir eylem ya da ihmalden kaynaklanması
- Taraf devletin, bireysel başvuruları kabul etmiş olması
Sözleşme’nin 35. maddesi ise “kabul edilebilirlik koşulları”nı düzenler. Bu düzenleme, Mahkeme’nin hangi şartlarla başvuruları inceleyeceğini ortaya koyar. Özellikle iç hukuk yollarının tüketilmesi ve altı ay (1 Şubat 2022’den itibaren dört ay) kuralı, başvuruların kabul edilebilirlik aşamasında en sık incelenen hususlardır. Bu aşama, AİHM’e bireysel başvuruda bulunmak isteyen herkesin çok iyi kavraması gereken temel bir bölüm oluşturur.
Başvuruda Bulunabilecek Kişiler
AİHS’ye taraf devletlerin yargı yetkisi altında bulunan ve Sözleşme’de güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini düşünen herkes AİHM’e başvurabilir. Burada “herkes” ifadesi oldukça geniştir ve gerçek kişiler, tüzel kişiler (dernekler, vakıflar, şirketler vb.) ile insan hakları örgütleri, belli koşulları sağlamak kaydıyla başvuru hakkına sahip olabilir.Gerçek kişiler bakımından; başvurucunun mutlaka ilgili devletin vatandaşı olması gerekmez. Başvurucu, devlete bağlılık (vatandaşlık) ilişkisine sahip olmasa dahi, o devletin yargı yetkisi altında insan hakkı ihlaline maruz kaldığını iddia ediyorsa başvuruda bulunabilir. Ayrıca başvurucunun “tam ehliyetli” olması veya herhangi bir temsilci aracılığıyla başvuru yapabilmesi gibi usulî hususlar da önem taşır.
Tüzel kişiler bakımından; örneğin bir dernek veya şirket, kendisinin ekonomik özgürlüğü, ifade özgürlüğü gibi Sözleşme’de düzenlenen haklardan en az biri ihlal edildiği gerekçesiyle başvuruda bulunabilir. Şirketlerin ticari sırlarının ihlali, adil yargılanma hakkının zedelenmesi veya mülkiyet hakkına yönelik müdahaleler, AİHM tarafından değerlendirilebilen konular arasında sayılabilir.
İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi Şartı
AİHS’nin 35. maddesi, AİHM’e bireysel başvuruda bulunmak isteyenlerin “iç hukuk yollarının tamamının tüketilmesi” gerektiğini öngörür. Bu şart, devletin kendi iç hukuku kapsamında sunduğu yargısal veya idari çarelerin sonuna kadar kullanılmasını ifade eder. Başvuruda bulunan kişi, hakkının ihlal edildiğini iddia ettiği konuda ulusal yargı mercilerinden kesin veya en yüksek düzeyde bir karar almadan doğrudan AİHM’e gitmeyi tercih ederse, Mahkeme bu başvuruyu kabul edilemez bulabilir.İç hukuk yolları, genellikle;
- İlk derece mahkemeleri
- İstinaf veya temyiz mercileri
- Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru (varsa)
Ancak iç hukuk yolları “mevcut ve etkili” olmalıdır. Bu, teorik olarak var olan fakat pratikte etkili olmayan veya olağanüstü uzun sürebilecek yolların tüketilmesinin gerekmeyebileceğini gösterir. Mahkeme, başvurucunun maruz kaldığı ihlale ilişkin iç hukuk yollarının gerçekte etkin bir çözüm sunup sunmadığını değerlendirir. İç hukuk yolları etkili değilse ya da fiilen kullanılamıyorsa, istisnai olarak “tüketilmediği” halde iç hukuk yollarının tüketilmiş sayılabileceği durumlar ortaya çıkabilir.
Süre Koşulu
Sözleşme’nin 35. maddesi uyarınca bireysel başvurular, kesin ulusal kararın tebliğinden veya iç hukuk yollarının tüketilmesinden itibaren altı ay (1 Şubat 2022 tarihi itibarıyla dört ay) içinde yapılmalıdır. Bu süre, başvurunun zamanında yapılmasını sağlamak amacıyla konulmuş bir usul kuralıdır. Süreyi aşan başvurular, Mahkeme tarafından kabul edilemez ilan edilir.Mahkeme, sürenin başlangıç noktasına büyük önem verir. Genel olarak, iç hukukta nihai karar hangi tarihte başvurucuya tebliğ edilmişse veya hangi tarihte kararın kendisine ulaştığı resmen tespit edilmişse, o tarihten itibaren süre işlemeye başlar. Kararın içeriğinden haberdar olunmadığına ilişkin iddialar, Mahkeme nezdinde ayrıntılı olarak incelenebilir. Başvurucu, gecikmesine neden olan mücbir sebep varsa bunu ispat etmek zorundadır.
Süre koşuluna dikkat edilmemesi, sıklıkla başvuruların reddedilme sebeplerinin başında gelir. Özellikle çeşitli usulî gerekçelerle ulusal mahkemelerde bekleme yaşanması veya başvurucunun hukuki temsilciyle geç iletişime geçmesi gibi nedenler sürenin kaçırılmasına yol açabilir. Bu nedenle, başvurucuların ulusal süreçleri yakından takip etmeleri ve nihai kararın öğrenildiği tarihten itibaren mümkün olan en kısa sürede AİHM nezdinde başvuru işlemlerini başlatmaları büyük önem taşır.
Konu Bakımından Kapsam
AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokollerde düzenlenen haklar çerçevesinde yargılama yapar. Dolayısıyla, başvuruya konu olan ihlalin Sözleşme kapsamında düzenlenmiş bir hakkı ilgilendirmesi gerekir. Başvurucuların sık başvurduğu ve Sözleşme’de yer alan temel haklar şunlardır:- Yaşama hakkı (Madde 2)
- İşkence ve kötü muamelenin yasaklanması (Madde 3)
- Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı (Madde 4)
- Hürriyet ve güvenlik hakkı (Madde 5)
- Adil yargılanma hakkı (Madde 6)
- Özel hayatın ve aile hayatının korunması (Madde 8)
- Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü (Madde 9)
- İfade özgürlüğü (Madde 10)
- Dernek kurma ve toplanma özgürlüğü (Madde 11)
- Etkin başvuru hakkı (Madde 13)
Sözleşme ile korunmayan konular; örneğin tamamen ticari uyuşmazlıklar, vergi yükümlülükleri (istisnai durumlar hariç), devletin hâkimiyet alanı dışında gerçekleşen eylemler vb. Mahkeme’nin bakmakla yükümlü olmadığı konular olabilir. Ancak bu konuların, Sözleşme hükümleriyle kesişen bir boyutu bulunuyorsa (örneğin mülkiyet hakkının ihlali), AİHM başvuruyu inceleme yoluna gidebilir.
Başvuru Prosedürü
AİHM’e başvuru, resmi dil olarak kullanılan Fransızca veya İngilizce dillerinde yapılabilir. Bunun yanında, Mahkeme tarafından tanınan bir taraf devletin resmi dilinde de başvuru formu doldurulabilir. Örneğin Türkçe başvuru yapmak mümkündür. Ancak, Mahkeme daha sonraki aşamalarda iletişimi çoğunlukla Fransızca veya İngilizce olarak yürütmeyi talep edebilir.Başvuru prosedürü, “Başvuru Formu” doldurularak gerçekleştirilir. Bu form, AİHM’in resmi internet sitesinden indirilebilir. Formdaki gerekli bilgilerin eksiksiz doldurulması çok önemlidir. Başvurucunun kimlik bilgileri, temsilcisi varsa avukat bilgileri, ihlal edildiği iddia edilen Sözleşme maddeleri, ihlalin dayanağı, iç hukuk yollarının tüketildiğini gösterir belgelerin bilgisi vb. kısımların hepsi detaylandırılmalıdır.
Başvuru formu, tüm ekleriyle birlikte posta yoluyla AİHM’in Strazburg’daki adresine gönderilmelidir. Faks veya e-posta gibi araçlarla yapılan başvurular, süre koşulunun korunması amacıyla geçici bildirim olarak kabul edilebilirse de nihai başvuru formu da mutlaka yazılı olarak ulaştırılmalıdır. Başvuru dilekçesine eklenen belgelerin başvuru formunda atıf yapılan kısımlarla uyuşması ve sistematik şekilde sunulması, inceleme açısından kolaylık sağlar.
Başvuru Formunda Bulunması Gereken Unsurlar
Mahkeme, başvuru formundaki bilgiler ve ekli belgeler üzerinden bir ilk inceleme yapar. Bu nedenle, başvuru formunun eksiksiz ve açık biçimde doldurulması gerekir. Özellikle şunlara dikkat edilmelidir:- Kimlik Bilgileri: Başvurucuya ait isim, adres, iletişim bilgileri, kimlik numarası (uygunsa) net olmalıdır.
- Temsilci Bilgileri: Avukat veya yetkili bir temsilci varsa, bu kişinin iletişim bilgileri ve vekâlet belgesi eklenmelidir.
- İhlal Edildiği İddia Edilen Hak: Hangi Sözleşme veya ek protokol maddesinin ihlal edildiği gerekçesiyle başvuru yapıldığı belirtilmelidir.
- İhlal Oluşturan Olayların Özeti: Olayların kronolojik sırası, taraflar, ulusal mahkemede geçen süreç, alınan kararlar vb. detaylar yer almalıdır.
- İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi: Hangi kanun yollarına başvurulduğu, hangi mahkemelerden hangi kararların alındığı, karar tarihleri ve sonucunun ne olduğu açıklanmalıdır.
- Tarih ve İmza: Başvuru formu imza, tarih ve gerekiyorsa mühür ile tamamlanmalıdır.
Kabul Edilebilirlik Kriterleri
AİHM, gelen başvuruların çok büyük bir kısmını kabul edilebilirlik aşamasında eler. Bu aşamada, yukarıda sıralanan iç hukuk yollarının tüketilmesi, süre koşulu, Sözleşme kapsamında korunan bir hakka ilişkin ihlal iddiası gibi unsurları taşıyıp taşımadığına bakar. Bu unsurlara ek olarak Mahkeme, “Açıkça Dayanaktan Yoksunluk”, “Kötüniyetli veya Gereksiz Başvuru” gibi ölçütleri de değerlendirir.- Açıkça Dayanaktan Yoksunluk: Başvurucunun ileri sürdüğü iddialar, Sözleşme maddeleriyle uyumlu olsa dahi, olayın somut verileri bu iddiaları desteklemiyorsa Mahkeme başvuruyu reddedebilir.
- Önemsiz Zarar İlkesi: Mahkeme, başvurucunun önemli bir zarara uğramamış olduğu durumlarda, başvuruyu incelemenin gerekli olmadığına karar verebilir. Ancak bu ilkede, “insan hakları standardının korunması” ve “iç hukukta hakkaniyetli inceleme yapılıp yapılmadığı” gibi etkenler de göz önüne alınır.
- Kötüniyetli veya Gereksiz Başvuru: Mahkeme, tamamen asılsız ya da zarar vermek amacıyla yapıldığı açık olan başvuruları reddeder.
AİHM’in İnceleme Süreci
Mahkeme, kabul edilebilir bulunan başvuruları esas aşamasında değerlendirir. Bu inceleme sırasında, taraf devletin (davalı devletin) savunması talep edilir, başvurucunun iddiaları ve dayanakları incelenir. Mahkeme, taraflardan ek belge ve beyan sunmalarını isteyebilir, belirli sorular yöneltebilir veya duruma göre duruşma yapabilir.İnceleme süreci, her bir dosyanın karmaşıklığına, başvurucunun iddialarının niteliğine ve davalı devletin tutumuna göre yıllar alabilir. Strazburg’daki dava yükü ve Mahkeme’nin önündeki başvuru yoğunluğu, inceleme sürelerini uzatabilmektedir. Mahkeme, önceliği aciliyet gerektiren (hayati tehlike, ivedi tedbir ihtiyacı vb.) davalara verebilir.
Bu aşamada Mahkeme, taraf devletle dostane çözüm yoluna gidilmesini teşvik eder. Eğer ihlal iddiasını kabul eden devlet, başvurucunun talebini tazmin edecek bir anlaşmaya varırsa, dostane çözüm sonucunda dava Mahkeme tarafından kayıttan düşürülebilir. Böylelikle daha uzun yargılama süreçlerinin önüne geçilmiş olur.
Duruşma ve Karar Aşaması
AİHM’de duruşmalar çoğunlukla yazılı aşamaların ardından yapılır; ancak birçok dosya için yazılı yargılama yeterli görülür ve duruşmaya gerek duyulmaz. Duruşmalar, Strazburg’daki Mahkeme binasında, Mahkeme heyetinin önünde gerçekleşir. Taraflar veya onların temsilcileri, savunma ve beyanlarını sözlü olarak ifade edebilir.Mahkeme, kararını genellikle:
- Kabul edilebilirlik ve esasa dair ortak karar şeklinde (bazı davalarda kabul edilebilirlik ve esas birlikte değerlendirilir).
- Kesin karar olarak (Mahkeme, Sözleşme ihlali olup olmadığını tespit eder, ihlal bulursa uygun gördüğü tazminata veya diğer telafi yollarına hükmeder).
AİHM Kararlarının Bağlayıcılığı ve Uygulanması
AİHS’nin 46. maddesi, Mahkeme kararlarının taraf devletler üzerinde bağlayıcı olduğunu belirtir. Devletler, Mahkeme’nin ihlal tespiti yaptığı durumlarda, bu tespitte işaret edilen sorunu gidermek ve ihlali tekrar etmeyecek önlemleri almakla yükümlüdür. Kararların uygulanması, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından denetlenir.Tazminat şeklindeki kararlarda, davalı devlet genellikle Mahkeme’nin belirttiği süre içerisinde ödeme yapmakla yükümlüdür. Eğer devlet, kararı uygulamakta gecikirse faiziyle birlikte ödeme yapması gerekebilir. Bunun yanı sıra, yapısal bir sorundan kaynaklanan ihlallerde (örneğin adil yargılanma süresinin çok uzun olması), devletin yasal veya idari reform yapması da beklenebilir.
Mahkeme, söz konusu yapısal problemlerin çözümü için pilot karar prosedürü uygulayabilir. Bu uygulamada, benzer konularda çok sayıda başvuru ile karşılaşan Mahkeme, pilot davayı karara bağlarken devlete genel nitelikli önerilerde bulunur veya yükümlülükler getirir. Amaç, aynı ihlale ilişkin sistematik sorunun kökten çözülmesini sağlamaktır. Devlet, bu yönde adım atmadığı takdirde ilerleyen dönemde aynı konu hakkında gelen başvurularda tekrar ihlal kararı alabilmesi ihtimali yüksektir.
Geçici Tedbir (Ara Karar) Uygulamaları
Mahkeme, kamu düzeni veya hayati önem taşıyan durumlar için geçici tedbir (Rule 39) kararı verebilir. Bu, özellikle sınır dışı edilme, iade ya da sığınma başvurularında öncelikle kullanılan bir yöntemdir. Eğer başvurucunun, iade veya sınır dışı işlemi nedeniyle yaşam hakkı (Madde 2) veya işkence yasağı (Madde 3) gibi telafisi imkânsız zararlar doğabilecek haklarının ihlal edilme tehlikesi varsa, Mahkeme geçici tedbir kararı vererek söz konusu işlemin durdurulmasını isteyebilir. Bu tedbir kararı, davanın esasına ilişkin bir kesin hüküm olmayıp, yalnızca ihtiyati koruma sağlar.Geçici tedbir kararlarına uyulmaması, ihlal tespitini güçlendirebilir ve devlet açısından uluslararası sorumluluğu ağırlaştırabilir. Mahkeme’nin bu yöndeki kararları, başvuruların incelenmesi sürerken acil müdahale edilmesi gereken durumlar için geliştirilmiş olup insan haklarının ciddi şekilde çiğnenmesini önlemeyi amaçlar.
Kararlara Karşı İtiraz Yolları
Mahkeme, davaları genellikle Komite, Tek Yargıç, Daire veya Büyük Daire şeklinde örgütlenmiş oturumlarda inceler. İtiraz yolları da bu yapıya göre farklılık gösterebilir.- Tek Yargıç veya Komite Kararları: Kabul edilemezlik kararları verilirse genellikle itiraza kapalıdır.
- Daire Kararları: Taraflar, kararın kendilerine tebliğinden itibaren üç ay içinde Büyük Daire’ye itiraz talebinde bulunabilir. Büyük Daire, sınırlı sayıda davayı kabul eder; kamuoyunda önem taşıyan veya içtihadın belirginleşmesi gereken durumlarda dosyayı tekrar inceler.
- Büyük Daire Kararları: Nihai karardır ve daha ileri bir itiraz yolu bulunmaz.
Mahkeme Masrafları ve Adli Yardım
AİHM nezdinde başvuru yapmak, genellikle harç veya masraf ödenmesi şartına bağlı değildir. Başvurucular, Mahkeme’ye başvuru için herhangi bir başvuru harcı ödemezler. Ancak yargılama sürecindeki avukatlık ücretleri, çeviri masrafları, seyahat giderleri vb. dolaylı maliyetler başvurucu tarafından karşılanabilir.Maddi imkânı olmayan başvurucular, Mahkeme’den adli yardım talep edebilir. Adli yardım, genellikle başvurunun kabul edilebilir bulunması sonrasında değerlendirilir. Başvurucunun ekonomik yetersizliğini ispat etmesi hâlinde, Mahkeme bu konuda destek sağlayabilir. Adli yardım, avukat ücretinin bir kısmını veya tamamını ya da çeviri gibi zorunlu giderleri kapsayabilir.
Uygulamada Yaşanan Zorluklar
AİHM’e başvuru yapma süreci, teorik olarak net esaslara dayansa da uygulamada çeşitli zorluklar yaşanabilir:- Dil Sorunu: Mahkeme, resmi diller olarak Fransızca ve İngilizce’yi kullanır. Türkçe başvuru yapmak mümkün olsa da sonraki aşamalarda belgelerin çeviri ihtiyacı doğar.
- Usul Kurallarının Karmaşıklığı: Başvuru formunun eksiksiz ve doğru hazırlanması, iç hukuk yollarının etkin biçimde tüketilmesi gibi hususlar, uzmanlık ve dikkat gerektirir.
- Uzun Yargılama Süreleri: Mahkeme’nin önünde büyük bir dosya yükü vardır. Bundan dolayı kararların çıkması bazen yıllar alabilir.
- İtiraz Süreci ve Büyük Daire: Büyük Daire aşamasının istisnai olması nedeniyle, bazı davalarda kesin karara hızlıca ulaşılır ve başvurucunun beklediği kapsamlı inceleme sınırlı kalabilir.
AİHM ve Türkiye Arasındaki İlişki
Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni 1954 yılında onaylamış ve AİHM’in zorunlu yargı yetkisini 1990’lı yıllarda kabul etmiştir. Bireysel başvuru sistemi, Türkiye’de 1987 yılından itibaren kabul edilmiş, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolu ise 2012 yılında uygulamaya konmuştur. Bu gelişmeler ışığında, Türkiye aleyhine AİHM’e yapılan başvuruların sayısı ve nitelikleri önemli bir hukuksal gündem oluşturmaktadır.Türkiye’nin AİHM önündeki dosyaları, çoğunlukla adil yargılanma hakkı (Madde 6), ifade özgürlüğü (Madde 10), toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı (Madde 11) ve mülkiyet hakkı gibi konuları içermiştir. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolunun devreye girmesi, AİHM’e yapılacak başvurularda iç hukuk yollarının tüketilmesi yönünden yeni bir aşama yaratmıştır. Artık AİHM’e gitmeden önce Anayasa Mahkemesi kararı beklenmesi zorunluluk hâline gelmiştir. Bu durum, başvuru sayısında geçici bir azalma sağlamış olsa da, zaman içinde Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının da AİHM içtihadına paralel bir doğrultuda şekillenip şekillenmeyeceği merak konusudur.
Alternatif Çözüm Yolları
AİHM’e başvurunun uzun ve masraflı bir süreç olabileceği, ayrıca kesin kararın alınmasının yıllar sürebileceği dikkate alındığında, başvurucular sıklıkla alternatif çözüm yolları arayışına girebilir. Avrupa Konseyi bünyesindeki diğer mekanizmalar veya ulusal düzeydeki uzlaşma, arabuluculuk gibi yollar, zaman zaman tercih edilebilecek seçenekler arasında yer alır. Ancak bu mekanizmaların AİHM düzeyinde bağlayıcılığı bulunmaz.AİHS’nin 13. maddesi gereğince, ulusal hukukta etkin başvuru mekanizmalarının oluşturulması esastır. Bu da kişilere, ulusal düzeyde hak arama yolları tanımayı ve bu yolların etkili bir biçimde işleyebilmesini gerektirir. Dolayısıyla, bir ihlal iddiası ortaya çıktığında önce ulusal düzeyde çözüm aranması, son çare olarak AİHM’e başvurulması şeklindeki sistem, Sözleşme’nin temel mantığını oluşturur.
Sıkça Karşılaşılan Hatalar
AİHM’e başvuru sürecinde yapılan hatalar, başvurunun kabul edilemez bulunmasına veya esas incelemede dezavantaj yaratmasına sebep olabilir. En yaygın hatalar aşağıdaki şekilde özetlenebilir:- İç Hukuk Yollarının Tüketilmemesi: Başvurucu, ulusal mahkemeleri tümüyle kullanmadan ya da olağanüstü itiraz yolları dâhil hangi yolların etkili olduğunu araştırmadan AİHM’e gidebilmektedir.
- Süre Aşımı: Nihai kararın öğrenilmesinin ardından dört ay (eski uygulamada altı ay) içinde başvuru yapılmaması.
- Eksik veya Yanlış Form Doldurma: Başvuru formundaki bazı bölümlerin boş bırakılması, olayların özensiz anlatımı, ihlal edilen hakların somut verilere dayandırılmaması.
- Dayanaksız Hak İhlali İddiaları: Mahkeme’ye sunulan iddiaların hukuki delillendirmeden yoksun olması ve Sözleşme’deki haklarla somut bağlantının kurulmamış olması.
AİHM İçtihadının Gelişimi ve Önemi
AİHM, kuruluşundan bu yana geniş bir içtihat birikimi oluşturmuştur. Mahkeme kararları, sadece kararın muhatabı olan devlet için değil, Sözleşme’ye taraf tüm devletler için rehber niteliği taşır. Örneğin Mahkeme’nin ifade özgürlüğü, din özgürlüğü veya adil yargılanma hakkında verdiği bir karar, diğer ülkelerce de dikkatle takip edilir ve benzer konularda iç hukukun düzenlenmesinde yol gösterici olabilir.Mahkeme içtihadı, zaman içinde güncellenip genişleyerek avrupa hukuku ve uluslararası insan hakları hukuku alanına önemli katkılarda bulunur. Kadın hakları, mültecilerin korunması, çevre hukuku gibi konular da giderek artan bir şekilde AİHS kapsamındaki temel haklarla ilişkilendirilerek Mahkeme tarafından değerlendirilmektedir. Böylece, AİHM’in yetki alanı ve etki gücü dinamik bir süreç içinde şekillenir.
Örnek Kararlar Tablosu
Aşağıdaki tabloda, AİHM’in çeşitli haklar bağlamında vermiş olduğu bazı önemli kararlara örnekler yer almaktadır:Dava Adı | İlgili Hak/Madde |
---|---|
Handyside / Birleşik Krallık (1976) | İfade özgürlüğü (Madde 10) |
Soering / Birleşik Krallık (1989) | İşkence yasağı (Madde 3), iade durumları |
Kudla / Polonya (2000) | Adil yargılanma hakkı (Madde 6) ve etkin başvuru hakkı (Madde 13) |
D.H. ve Diğerleri / Çek Cumhuriyeti (2007) | Ayrımcılık yasağı (Madde 14) ve eğitim hakkı (Ek Protokol 1) |
Ahmet Yıldırım / Türkiye (2012) | İfade özgürlüğü (Madde 10), internet erişimi |
Bu kararlar, AİHM’in yorumsal yaklaşımını anlamak açısından önemli ipuçları taşır. Her dava, Sözleşme maddelerinin somut olaylara uygulanış biçimini ortaya koyar ve benzer durumlarda başvuru yapmayı düşünen kişiler için rehber niteliği taşır.
Başvurularda Etkili Sunum Teknikleri
Mahkeme’nin önündeki dosya yoğunluğunu ve resmi prosedürün ciddiyetini göz önüne alarak, başvurucunun kendini en iyi şekilde ifade etmesi gerekir. Etkili bir sunum için şu hususlar önemlidir:- Kısa ve Net Anlatım: Gerekli tüm bilgilerin, kronolojik ve mantıksal sırayla sunulması; gereksiz ayrıntılardan kaçınılması.
- Delillere Atıf Yapmak: Ulusal mahkeme kararları, resmi belgeler, raporlar, tanık ifadeleri gibi delillerin açıkça izah edilmesi ve eklerde gösterilmesi.
- Hukuki Gerekçe Oluşturma: Sözleşme’nin hangi maddelerinin nasıl ihlal edildiğinin somut örneklerle ve içtihat referanslarıyla desteklenmesi.
- İçtihat Desteği: Benzer bir ihlalin AİHM tarafından daha önce tespit edilmiş olması hâlinde, o karara atıf yapılması.
Devletin Savunması ve Mahkeme Önündeki Süreç
Bir başvuru kabul edilebilir bulunduğunda, AİHM, davalı devletten savunma talep eder. Devlet, söz konusu olayda herhangi bir hak ihlali bulunmadığını veya “haklı sınırlama” esasına dayalı olarak eylemin meşru olduğunu ileri sürebilir. Savunmada genellikle:- Ulusal mevzuat ve uygulamanın Sözleşme ile uyumlu olduğu
- Başvurucunun iddialarının abartılı veya yanlış olduğu
- Meşru amaç, kamu düzeni, ulusal güvenlik gibi gerekçelerin devlete belirli müdahaleleri yapma hakkı tanıdığı
Pilot Karar Prosedürü ve Toplu Başvurular
Mahkeme, belirli bir konudan kaynaklanan toplu başvurular söz konusu olduğunda, “Pilot Karar Prosedürü” uygulayabilir. Bu prosedür, aynı veya benzer ihlallerin arka arkaya başvurulara konu olduğu hallerde, Mahkeme’nin pilot olarak seçtiği bir veya birkaç davayı incelemesi ve yapısal sorunu tespit ederek ilgili devletten önlem almasını istemesi şeklinde ilerler.Bu uygulama kapsamında, diğer benzer başvurular bekletilebilir ya da kayıt altına alınarak pilot kararın sonucuna göre değerlendirilebilir. Örneğin, aşırı uzun yargılamalar veya mülkiyet davalarında kamulaştırma bedelinin geciktirilmesi gibi sistematik sorunların varlığı hâlinde, Mahkeme devlete genel nitelikli öneriler sunabilir. Devletin, pilot kararda belirtilen reformsal düzenlemeleri hayata geçirmesi hâlinde, sonraki başvuruların önemli bir kısmı dostane çözümle sonuçlanabilir.
Devletlerin Çekinceleri ve Sınırlama Rejimleri
AİHS, taraf devletlere bazı sınırlı çekince hakları tanır. Sözleşme’nin 15. maddesinde düzenlenen “derogasyon” (sapma) hakkı, savaş veya kamu güvenliğini tehdit eden olağanüstü durum koşullarında bazı hakların askıya alınabilmesine imkân verir. Ancak bu çekince hakkı da yaşama hakkı, işkence yasağı gibi çekinceye tabi olmayan temel haklar bakımından geçerli değildir. Mahkeme, çekincelerin gerçek bir tehdit karşısında ve ölçülü olarak kullanılıp kullanılmadığını denetler.Devletler, Sözleşme hükümlerini uygularken meşru amaçlar doğrultusunda orantılı sınırlamalar yapabilir. Mahkeme, bir hakkın sınırlandırılmasını incelerken “demokratik toplum düzeni” ve “ölçülülük” kıstaslarını uygular. Böylece, ulusal yargılamada ölçüsüz veya keyfi bir sınırlama yapıldığı tespit edilirse, devletin AİHS’yi ihlal ettiği sonucuna varılabilir.
Pratik İpuçları ve Öneriler
AİHM’e başvuru öncesinde ve başvuru sürecinde dikkate alınması gereken bazı pratik öneriler şu şekildedir:- Zaman Yönetimi: Dört aylık başvuru süresi önemlidir. İç hukuk yollarının kesin kararını takip eden süre içerisinde hazırlıklara başlayarak belge ve delilleri toplamak gerekir.
- Profesyonel Destek: Uluslararası hukuk ve insan hakları hukuku alanında uzman bir avukat veya danışmanla çalışmak, hataların önüne geçer.
- Belgelerin Sistematik Düzeni: Kararlar, dilekçeler, raporlar kronolojik bir dosya hâlinde sunulursa Mahkeme incelemeyi daha kolay yapar.
- İhtiyati Tedbir Talebi: Hayati risk veya ciddi zarar doğabilecek durumlarda, 39. maddeye göre geçici tedbir talep etme imkânı değerlendirilmelidir.
- Dostane Çözüm: Mahkeme sürecinde devlete iletilecek makul bir talep veya anlaşma önerisi, uzun yargılama süresini kısaltabilir.
Kaynakça Değerlendirmesi
AİHM’e başvuru yaparken veya Mahkeme içtihatlarını incelerken şu kaynaklar önem taşır:- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Ek Protokolleri
- AİHM İç Tüzüğü (Rules of Court)
- AİHM internet sitesinde yer alan rehber kararlar (Guide on Article 6, Guide on Article 10 vb.)
- Strasbourg Observers, HUDOC gibi çevrimiçi veri tabanları
- Avrupa Konseyi’nin insan hakları ile ilgili raporları
Genel Değerlendirme
AİHM’e başvuru şartları, özellikle iç hukuk yollarının tüketilmesi ve süre kuralı başta olmak üzere katı kabul edilebilirlik kriterlerine dayanır. Mahkeme’nin Sözleşme kapsamı dışındaki konulara bakmaması veya açıkça dayanaktan yoksun bulduğu başvuruları reddetmesi, bireysel başvuru hakkının sınırsız olmadığını gösterir. Başvurucular, bu şartları gözeterek hazırlık yaptıklarında, ihlal iddialarını daha etkili biçimde Mahkeme’ye sunabilirler.AİHM’in kararları, ulusal hukuk sistemlerini doğrudan etkiler ve insan hakları standartlarının yükselmesine katkıda bulunur. Devletler, Mahkeme’nin ihlal kararlarını uygulamakla yükümlüdür ve bu süreç Bakanlar Komitesi tarafından denetlenir. Dolayısıyla, AİHM’e başvuru hem bireysel düzeyde hem de sistematik insan hakları sorunlarının çözümü bakımından önemli bir araçtır.
AİHM’e bireysel başvuru, son çare (subsidiary) niteliğindedir. Öncelikle ulusal hukuk yollarının etkin şekilde kullanılmasında ve ulusal yargının vereceği nihai kararların hak ihlallerini gidermesinde temel sorumluluk devlete aittir. Bu nedenle, Sözleşme’nin iç hukukta uygulanabilirliğinin sağlanması, AİHM’e başvuru sayısının azalmasını ve hak ihlallerinin daha hızlı telafi edilmesini hedefler. Ne var ki, ulusal düzeyde çözülemeyen hak ihlalleri, AİHM’in önüne geldiğinde uluslararası bir incelemeye konu olur ve ihlaller tespit edildiğinde ihlal kararıyla sonuçlanır.
Tüm bu süreçler ve kurallar incelendiğinde, AİHM’e başvurunun detaylı bir hukuki bilgi ve usul bilinci gerektirdiği açıktır. İç hukuktaki süreçlerin en iyi şekilde takip edilmesi, süresi içerisinde başvuru yapılması, başvuru formunun titizlikle doldurulması ve Mahkeme içtihadına hakimiyet, bu alanda başarılı sonuç alınabilmesinin anahtar faktörleri olarak öne çıkar.