Neler yeni
HukukiSözlük.com

Ücretsiz bir hesap oluşturarak hemen üye olun! Üye girişi yaptıktan sonra, bu sitede kendi konu ve gönderilerinizi ekleyerek tartışmalara katılabilir, ayrıca özel mesaj kutunuzu kullanarak diğer üyelerle iletişime geçebilirsiniz. Böylece tüm forum özelliklerinden tam olarak yararlanabilir ve deneyiminizi dilediğiniz gibi özelleştirebilirsiniz!

Boşanma ve Nafaka Davaları

hukukisozluk

Yönetim
Personel

Boşanma ve Nafaka Davaları: Genel Çerçeve​

Türk Medeni Hukuku’nda aile kurumu, toplumun temel yapı taşlarından biri olarak kabul edilir. Kanun koyucu, aile birliğinin korunması için çeşitli düzenlemeler getirmiş; ancak eşler arasındaki uyuşmazlıklar çözülmediğinde, boşanma kurumu bir hukuki çare olarak gündeme gelmiştir. Boşanma, evlilik birliğini yasal yollarla sona erdirme amacını taşır ve kanunda düzenlenen sebepler çerçevesinde mahkemeler tarafından verilen bir kararla gerçekleşir. Boşanma davalarında mahkemenin temel hedefi, taraflar arasındaki çatışmayı hukuka uygun şekilde sonuçlandırmaktır. Aynı zamanda evlilikten doğan çocukların ve daha zayıf konumdaki eşin menfaatleri, yargılama sürecinin önemli boyutlarını oluşturur.

Medeni Kanun’da yer alan boşanma nedenlerinin doğru uygulanması ve boşanma davasının usul hükümlerine uygun biçimde yürütülmesi, hak kayıplarının önlenmesi bakımından büyük önem taşır. Hakim, boşanma sebebinin varlığını incelerken yasada belirtilen şartların oluşup oluşmadığını değerlendirir ve taraflar arasındaki çatışmanın arka planını dikkate alır. Davanın niteliğine göre çekişmeli ya da anlaşmalı boşanma şeklinde tasnif yapılır. Böylece farklı prosedürler izlenerek tarafların menfaatlerinin korunması ve mümkün olduğunca hızlı bir şekilde uyuşmazlığın giderilmesi amaçlanır.

Boşanma davaları genellikle nafaka talebiyle birlikte görülür. Nafaka, evlilik birliği sona ermiş olmasına rağmen ekonomik bakımdan güçsüz kalan eş veya ortak çocukların mağdur olmamasını hedefler. Türk Medeni Kanunu, nafaka türleri ve bunların belirlenme koşullarını düzenleyerek eşler ve çocuklar açısından bir sosyal koruma mekanizması kurar. Tedbir nafakası, yoksulluk nafakası, iştirak nafakası ve yardım nafakası şeklinde farklı kategorilerle ihtiyaçların karşılanması sağlanır. Hakim, boşanmaya karar verirken bu nafaka türlerinden hangilerinin uygulanması gerektiğini somut vakıaya göre inceler ve bir hüküm tesis eder.

Nafaka miktarının belirlenmesinde, talepte bulunan eşin veya çocuğun gereksinimleri ile ödeme yükümlüsünün mali durumu göz önüne alınır. Mahkeme, tarafların gelir ve giderlerini, yaşam standartlarını, bakmakla yükümlü oldukları diğer kişileri ve reşit olmayan çocukların eğitim masraflarını inceleyerek adaletli bir sonuca ulaşmaya çalışır. Bu noktada, boşanmadan sonra hayatını kendi imkânlarıyla sürdürmekte zorlanacak tarafın korunması önemlidir. Aynı şekilde çocuğun eğitim, sağlık ve bakım masrafları da göz ardı edilemez. Kanun, hakime bu konuda geniş bir takdir yetkisi tanır.

Boşanmaya bağlı olarak nafakanın verilmesi, artırılması, azaltılması veya tamamen kaldırılması çeşitli hukuki prosedürlere tabidir. Başlangıçta belirlenen nafaka miktarı, ekonomik koşulların zaman içinde değişmesine paralel olarak yeniden düzenlenebilir. Bunun için nafaka alacaklısı veya borçlusu, mahkemeye başvurarak mevcut şartların farklılaştığını ispatlamalıdır. Örneğin nafaka borçlusunun işsiz kalması, uzun süreli hastalığı veya gelirindeki ciddi düşüş gibi durumlar nafaka miktarının indirilmesi talebine dayanak oluşturabilir. Bunun aksine, nafaka alacaklısının ihtiyaçlarında artış meydana gelmişse veya nafaka borçlusunun gelirinde iyileşme varsa nafakanın yükseltilmesi de talep edilebilir.

Boşanma ve nafaka davalarında tarafların hukuki temsilcileri ve yargı mercileri, delillerin toplanması ve değerlendirilmesinde titiz davranmak zorundadır. Zira boşanma gerekçesinin ispatı, kusur durumunun belirlenmesi ve buna bağlı olarak tazminat ya da nafaka hükümlerinin tayini, yargılama sürecinin temel konularını oluşturur. Taraflar, boşanma sürecinde pek çok psikolojik ve sosyolojik etkenin etkisi altında kalırlar. Hukuk sisteminin görevi, bu çerçevede ortaya çıkan çatışmayı objektif ölçütlerle değerlendirip, eş ve çocukların geleceğini güvence altına alacak adil bir karar vermektir.

Boşanma Sebepleri ve Hukuki Dayanaklar​

Türk Medeni Kanunu, evlilik birliğinin sona ermesinin ancak belirli şartların varlığı halinde mümkün olduğunu kabul eder. Kanundaki düzenleme, hem genel hem de özel boşanma sebeplerini kapsar. Bu sebepler, toplumsal ve ahlaki değerlerin yanı sıra eşlerin evlilik birliği içindeki yükümlülükleri dikkate alınarak belirlenmiştir. Hakim, davayı incelerken her somut olayda boşanma sebebinin kanuni şartlara uygun biçimde gerçekleşip gerçekleşmediğine bakar. Boşanma sebebinin varlığı halinde, davacı boşanma talebini ispatlamakla yükümlüdür.

Genel Sebepler​

Eşler arasında ortak hayatın sürdürülmesini imkânsız kılan ve evlilik birliğinin temelden sarsılması olarak ifade edilen durum, kanunda yer alan genel boşanma sebebidir. Evlilik birliğinin sarsılması, geniş bir kavram olup hukuki yoruma açıktır. Örneğin eşler arasındaki şiddetli geçimsizlik, ekonomik sorunlar, cinsel uyumsuzluk, iletişim bozukluğu veya aile içi şiddet gibi olgular bu kapsamda değerlendirilebilir. Hakim, evliliğin temel unsurlarının zedelendiğini ve ortak yaşamın sürdürülmesinin mümkün olmadığını tespit ederse boşanma kararı verebilir.

Evlilik birliğinin sarsılması, kusur kavramıyla da yakından ilişkilidir. Taraflardan birinin ağır kusurlu davranışları, diğer eşin evliliği devam ettirmek istememesine yol açabilir. Kanunda kusurlu davranışlar detaylı bir biçimde sıralanmamakla birlikte, hakime olayın somut şartlarını değerlendirme imkanı tanınır. Eğer davacının boşanma talebi yeterli delille destekleniyorsa ve evliliğin artık onarılamayacak düzeyde yıprandığı ortaya konuluyorsa, boşanma kararı kaçınılmaz hale gelir. Buna karşılık, eşlerin kısa süreli anlaşmazlıklarını veya geçici fikir ayrılıklarını evlilik birliğinin temelden sarsılması olarak görmek doğru değildir.

Evlilik birliğinin sarsılması nedeniyle açılan boşanma davalarında, zaman zaman tarafların sadece birinin kusurlu olduğu veya her iki tarafın da kusurlu olduğu durumlarla karşılaşılır. Mahkeme, kusurun derecesine göre tazminata ve nafakaya dair kararlar verebilir. Eğer eşlerden biri daha ağır bir kusura sahipse, maddi ve manevi tazminat yükümlülüğünü üstlenebilir. Aynı zamanda, boşanma sonrasında ekonomik sıkıntı yaşayacak eş lehine yoksulluk nafakasına hükmedilmesi de bu süreçte gündeme gelir.

Genel boşanma sebebi, geniş bir kapsam sunduğu için uygulamada da en sık karşılaşılan boşanma gerekçelerinden biridir. Taraflar, evlilik birliğinin devamının mümkün olmadığını düşünüyorsa ve bu konuda yeterli kanıtlar sunuyorsa mahkeme genelde boşanmayı uygun görür. Bu süreçte delillerin toplanması, tanık beyanları, uzman raporları ve diğer belgeler önem taşır. Hakim, tarafların beyanlarını da dikkate alarak nihai kararı verir.

Evlilik birliğinin sarsılması gerekçesiyle açılan davalarda, anlaşmazlık büyük ölçüde kusur tespiti üzerine yoğunlaşır. Bazı hallerde taraflardan biri, evliliği bitirmek konusunda ortak irade beyan etmese de diğer eşin davranışları ortak hayatı çekilmez hale getirebilir. Bu durumda hakim, evlilik birliğinin korunmasına yönelik çabaların yetersiz kalmış olmasını da değerlendirerek boşanma kararı verebilir. Böylece, evlilik içerisinde yaşanan derin uyuşmazlıkların çözümü sağlanmış olur.

Özel Sebepler​

Boşanmaya ilişkin özel sebepler, kanunda sınırlı sayıda düzenlenmiştir. Bu sebepler, toplumun ahlaki ve hukuki değerleri göz önüne alınarak tipik boşanma vakaları için öngörülmüştür. Örneğin eşin zina yapması, hayata kast, pek fena muamele veya onur kırıcı davranışlara maruz bırakması, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme ya da ortak konutun terk edilmesi gibi haller özel boşanma sebepleri arasında yer alır. Bu sebeplerden herhangi biri gerçekleştiğinde, mağdur eşin boşanma davası açma hakkı doğar.

Zina, Türk Medeni Kanunu’nda boşanma için özel bir sebep olarak düzenlenmiştir. Eşlerden birinin zina eyleminde bulunduğunu ispat etmek, davacı açısından davanın temel dayanağıdır. Zinanın ispatı çoğu zaman güç olabilir; ancak bu konuda tanık beyanları, fotoğraf veya dijital deliller gibi çeşitli kaynaklar değerlendirilir. Zina eyleminin öğrenilmesinden itibaren altı ay içinde dava açılmazsa veya fiilin üzerinden beş yıl geçmişse dava hakkı düşer. Bu düzenleme, hak sahiplerinin boşanma talebini geciktirmesini engellemeye yöneliktir.

Hayata kast, pek fena muamele veya onur kırıcı davranışlar, eşin vücut bütünlüğünü ya da manevi değerlerini ağır biçimde ihlal eden eylemleri kapsar. Bu tür eylemler, evlilik birliği içinde güven ve saygı ortamını yok eder. Örneğin eşe yönelik sistematik şiddet veya tehditler, onur kırıcı hakaretler, sağlığını tehlikeye sokacak derecede kötü muamelelerde bulunmak bu kapsamda değerlendirilir. Bu sebeple açılan boşanma davasında da, davanın hak düşürücü süreler içinde ileri sürülmesi önem taşır.

Suç işleme veya haysiyetsiz hayat sürme, eşin toplum tarafından kabul görmeyen, ahlaki ve hukuki açıdan yanlış bulunan davranışlar sergilemesi anlamına gelir. Ağır bir suçtan hüküm giymek veya sürekli olarak toplum düzenini bozan, aile birliğine zarar veren ahlak dışı davranışlarda bulunmak, mağdur eşin boşanma davası açmasını haklı kılar. Burada hakim, boşanmaya yol açan fiilin evlilik birliğine etkisini değerlendirir. Eğer bu fiiller sonucu ortak yaşam sürdürülemez hale gelmişse, boşanma kararı verilmesi beklenir.

Eşin ortak konutu terk etmesi de özel boşanma sebepleri arasında yer alır. Terk, eşlerden birinin haklı bir neden olmaksızın ortak konuttan ayrılması ve altı ay boyunca geri dönmemesi şeklinde gerçekleşir. Terk fiilinin meşru bir sebebe dayanmaması, evlilik birliğinden kaynaklanan yükümlülüklerin ihlali anlamını taşır. Terk halinde mağdur eş, önce noter aracılığıyla veya mahkeme kanalıyla ihtar çekerek terk eden eşin dönmesini isteyebilir. Bu ihtara rağmen eş dönmezse, mağdur eş boşanma davası açma hakkını kullanabilir.

Özel boşanma sebeplerinden herhangi birinin varlığı, kusurun yoğunluğunu genellikle artırır. Bu sebeple boşanma davası kabul edildiğinde, ağır kusurlu eş aleyhine maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmesi de daha yaygın bir uygulamadır. Yine bu tür davalarda, eğer mağdur eşin mali durumu zayıfsa yoksulluk nafakası gibi hukuki koruma mekanizmaları daha yüksek ihtimalle uygulanır. Hakim, tarafların ekonomik ve sosyal durumunu değerlendirerek adil bir çözüm üretmek durumundadır.

Nafaka Çeşitleri ve Şartları​

Türk Medeni Kanunu’nda nafaka kavramı, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra ortaya çıkan ekonomik dengesizliklerin giderilmesi ve reşit olmayan çocukların masraflarının karşılanması amacıyla düzenlenmiştir. Evlilik süresince veya boşanma sonrasında eşler arasında gelir adaletini sağlamak, özellikle dezavantajlı konumdaki eşin mağdur olmasını önlemek bakımından önem taşır. Çocukların bakımı ve eğitimi açısından da nafaka düzenlemeleri, toplumsal ve hukuki bir zorunluluk olarak kabul edilir. Kanunda nafaka, türlerine göre farklı hüküm ve şartlara tabidir.

Tedbir Nafakası​

Tedbir nafakası, boşanma veya ayrılık davası süresince ekonomik açıdan zayıf olan eşin ya da çocukların geçimini sağlamak amacıyla ödenir. Dava açıldıktan sonra hakim, talep olmasa bile resen tedbir nafakasına hükmedebilir. Böylece yargılama sürecinde taraflardan birinin mağdur olması engellenir. Tedbir nafakası belirlenirken, ihtiyaç sahibi eşin veya çocuğun makul yaşam giderleri ile diğer tarafın ödeme gücü dikkate alınır. Ayrıca tarafların sağlık, eğitim ve barınma gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması öncelikli bir konudur.

Tedbir nafakasının miktarı, yargılama süresince güncel koşullara göre değişebilir. Eğer ekonomik durumlarda ani değişiklikler meydana gelmişse taraflardan biri, tedbir nafakasının artırılması, azaltılması veya kaldırılması talebiyle mahkemeye başvurabilir. Mahkeme, gerekli gördüğü hallerde geçici nitelikteki bu düzenlemeyi revize edebilir. Ancak tedbir nafakası, boşanma kararı kesinleşinceye kadar devam eder ve boşanma hükmüyle birlikte kendiliğinden sona erer. Boşanma kararı sonrasında verilecek yoksulluk veya iştirak nafakası, yeni bir hukuki statü doğurur.

Tedbir nafakası genellikle çekişmeli boşanma davalarında daha fazla önem kazanır. Zira anlaşmalı boşanma sürecinde taraflar, çoğu zaman bu konuyu kendi aralarında kararlaştırarak mahkemeye sunar. Çekişmeli davalarda ise ekonomik konular taraflar arasında uzlaşmaya en uzak noktalardan biridir. Dolayısıyla hakim, tedbir nafakası yoluyla aile üyelerinin asgari geçim koşullarını güvence altına almaya çalışır. Bu süreçte tarafların maddi imkanlarını ortaya koyan belge ve beyannameler inceleme konusu olur.

Tedbir nafakasının ödenmemesi halinde nafaka alacaklısı, icra takibi yaparak alacağını tahsil yoluna gidebilir. Hukuk sisteminde, nafaka alacakları öncelikli alacaklar arasında sayılır ve bu nedenle icra takibinde çeşitli kolaylıklar tanınır. Nafaka borcunu ödemeyen taraf hakkında hapisle tazyik kararı verilmesi de söz konusu olabilir. Bu durum, nafaka yükümlülüğünün ihlalini caydırıcı bir mekanizma olarak işlev görür. Böylece çocukların ve ihtiyaç sahibi eşin mağduriyeti engellenmeye çalışılır.

Tedbir nafakasının belirlenme ve uygulanma süreci, boşanma davalarında hakimin geniş takdir yetkisi alanlarından biridir. Hakim, tarafların yaşam koşullarını, gelir kaynaklarını ve ihtiyaçlarını titiz bir şekilde değerlendirerek denge sağlamaya çalışır. Aşırı yüksek bir nafaka miktarı ile borçluyu zora sokmak veya yetersiz bir nafaka ile alacaklıyı mağdur etmek hukuki düzenin amacıyla bağdaşmaz. Bu nedenle tedbir nafakası, yargılama boyunca devam eden ve tarafların menfaatlerini korumayı hedefleyen esnek bir enstrümandır.

Yoksulluk Nafakası​

Yoksulluk nafakası, boşanma kararı kesinleştikten sonra verilen ve boşanma sonucu yoksulluğa düşecek tarafa ödenen nafaka türüdür. Kanun, kusur durumunu da gözeterek, evlilik birliği sona erdikten sonra kendi geçimini sağlamakta güçlük çekecek eşe belirli bir tutar ödenmesini öngörür. Yoksulluk nafakası talep edebilmek için öncelikle davacı tarafın talepte bulunması gerekir. Hakim, talep olmaksızın kendiliğinden yoksulluk nafakasına hükmetmez. Buna ek olarak, nafaka isteyen eşin boşanmaya neden olan olaylarda daha ağır kusurlu olmaması şartı aranır.

Yoksulluk nafakasının miktarı, tarafların sosyoekonomik durumları göz önüne alınarak belirlenir. Nafaka borçlusunun aylık geliri, mali yükümlülükleri, bakmakla yükümlü olduğu kişiler, nafaka alacaklısının çalışma imkânları ve benzeri unsurlar incelenir. Örneğin nafaka alacaklısı, çalışma gücüne sahip olsa da uzun süreli işsiz kalmış olabilir veya sağlık sorunları nedeniyle düzenli bir işe girmesi mümkün olmayabilir. Bu gibi durumlarda hakim, nafaka alacaklısının makul geçim standartlarını temin etmek amacıyla bir miktar belirler.

Yoksulluk nafakasında zaman içinde değişiklik yapılması mümkündür. Boşanma kararından sonra nafaka borçlusunun gelirinde artış olabilir veya nafaka alacaklısının ekonomik durumunda daha da kötüleşme görülebilir. Bu gibi hallerde taraflar, nafakanın artırılması veya azaltılması için mahkemeye başvurabilir. Aynı şekilde alacaklı, evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü gibi nedenlerle nafaka durumu kendiliğinden sona erebilir. Bu düzenlemeler, dinamiktir ve hayat koşullarındaki değişikliklere göre yeniden düzenlenebilme amacını taşır.

Yoksulluk nafakası, boşanmaya neden olan olaylarda eşlerin kusur durumuna göre şekillenen bir kurumdur. Eğer nafaka talep eden eş ağır kusurluysa, mahkeme bu talebi reddedebilir. Ağır kusur, evlilik birliğinin sona ermesine büyük ölçüde sebebiyet veren davranışları ifade eder. Hakim, kusurun ağırlığını değerlendirirken boşanma sebebini, olayların gelişimini, tanık anlatımlarını ve tüm diğer delilleri dikkate alır. Kusuru az olan veya kusursuz olan eşin, boşanma sonucunda yoksulluğa düşmesi halinde yoksulluk nafakasına hükmedilmesi ise sıklıkla rastlanan bir sonuçtur.

Yoksulluk nafakası ile ilgili tartışmalar, toplumda ve hukuk çevrelerinde sıklıkla gündeme gelir. Özellikle sürekli nafaka uygulaması eleştirilere açıktır. Bazı durumlarda nafaka alacaklısının yeniden evlenmemesi ya da resmi olarak çalışmaması gibi durumlar, kötüye kullanım iddialarına sebep olabilir. Buna karşılık hukuka aykırı bir durum ortaya çıktığında nafaka borçlusu, mahkeme yoluna başvurarak nafakanın kaldırılmasını veya azaltılmasını isteyebilir. Bu sayede yoksulluk nafakasının hakkaniyete aykırı bir şekilde sürdürülmesi engellenmeye çalışılır.

İştirak Nafakası​

İştirak nafakası, boşanma sonrasında velayet hakkı kendisine bırakılmayan eşin, reşit olmayan çocukların bakım ve eğitim giderlerine katkı sağlamak için ödediği nafakadır. Çocuğun masraflarına her iki ebeveynin de gücü oranında katılması esastır. Mahkeme, velayet hakkı sahibi olan eşin talebini değerlendirdikten sonra çocuğun yaşına, sağlık durumuna, eğitim masraflarına ve gelir durumu gibi pek çok etkene bakarak bir miktar belirler. İştirak nafakasının amacı, çocuğun boşanma sonrası dönemde de yeterli bakımı ve yaşam standardını korumasını sağlamaktır.

Eşlerin anlaşmalı boşanma protokolünde çocuğun velayeti ve iştirak nafakası miktarına dair mutabakat sağlaması mümkündür. Mahkeme, bu mutabakatın çocuğun üstün menfaatine uygun olup olmadığını denetler ve şartların makul olması halinde onaylar. Çocuk için ödenecek nafaka miktarı, çocuğun gereksinimlerinin genişlemesi veya daralması durumunda yeniden ele alınabilir. Çocuğun eğitimi ilerledikçe masraflar artabileceği gibi, nafaka borçlusunun gelirinde yaşanan değişim de kararın revize edilmesine imkan tanır.

İştirak nafakasının ödenmemesi halinde, nafaka alacaklısı icra takibi başlatabilir. Bu, çocuğun yüksek menfaatinin korunması adına etkin bir yoldur. Nafaka borcunu ödemeyen taraf, hem borcun tahsili hem de hapisle tazyik yaptırımı gibi müeyyidelere maruz kalabilir. Öte yandan, çocuğun reşit olmasıyla birlikte iştirak nafakası kural olarak kendiliğinden sona erer. Ancak çocuğun eğitim hayatı devam ediyorsa ve ekonomik olarak yetersiz olduğu ileri sürülebiliyorsa mahkeme, istisnai hallerde nafakanın devamına karar verebilir.

Çocuğun bakımı ve yetiştirilmesi, ebeveynlerin ortak sorumluluğudur. Boşanma ile birlikte, bu sorumluluğun biçimi değişmekle birlikte ortadan kalkmaz. İştirak nafakasına hükmedilmesi, hem çocuğun mağdur olmasını engeller hem de velayet hakkı olmayan eşin sorumluluğunu somut hale getirir. Mahkeme, çocuğun ihtiyaçlarını ve nafaka borçlusunun ödeme gücünü dengeleyerek adil bir karar vermek zorundadır. Eşit oranda katkı ideal olsa da gelir farklılıklarından dolayı pratikte ödeme tutarları farklılaşabilir.

Toplumda zaman zaman iştirak nafakasının istismar edildiğine dair tartışmalar olsa da esasen kanun, çocuğun öncelikli menfaatini korumayı hedefler. İştirak nafakası, çocuğa ait bir hak olarak görülür. Bu bakımdan, çocuğun yaşam standardının korunması için ödenen paranın ebeveynler tarafından farklı amaçlarla kullanılması doğru bulunmaz. Eğer nafaka alacaklısının bu tutarı çocuğun yararına kullanmadığı sabit görülürse, karşı taraf çeşitli hukuki yollara başvurarak ödeme yöntemlerinde değişiklik talep edebilir. Böyle bir durumda hakim, çocuğun haklarını koruyacak yönde düzenlemeler yapabilir.

Yardım Nafakası​

Yardım nafakası, Türk Medeni Kanunu’nda yer alan ve ihtiyacı olan altsoy, üstsoy veya kardeşlerin birbirinden yardım talebini düzenleyen bir nafaka türüdür. Boşanma davalarında sıkça gündeme gelmese de aile içinde yoksulluğa düşmüş bireylerin korunması amacıyla önem taşır. Eşlerin dışında, hısımlık ilişkisi bulunan kişiler de zor durumda kaldığında yardım nafakası talep edebilir. Bu nafaka türünde, talep edilen kişinin ekonomik olanakları belirleyici rol oynar.

Yardım nafakası, genellikle üstsoyun altsoya veya altsoyun üstsoya olan bakım yükümlülüğünden kaynaklanır. Anne-babasına bakmakla yükümlü olan bir birey ya da yaşlı ebeveynlerin bakıma muhtaç olması durumunda bu düzenlemeden yararlanmak mümkündür. Mahkeme, yardım nafakasına hükmederken tarafların mali olanaklarını, ihtiyaç derecesini ve aralarındaki yakınlık ilişkisini dikkate alır. Boşanma davalarında, özellikle ebeveynlerin boşanmasından sonra çocuğun büyükanne veya büyükbabasıyla yaşaması halinde bu konuya ilişkin talepler gündeme gelebilir.

Yardım nafakasına ilişkin davalar, aile içi ilişkilerin hukuki zeminde korunmasını sağlar. Boşanma sonrasında çocuk, anne veya babasından birine teslim edilmiş olabilir. Bu durumda diğer akrabalar, çocuğun giderlerinin karşılanmasında destek rolü üstlenebilir veya kendi maddi kaynaklarını aşan durumlarla karşılaştıklarında yardım nafakası talep edebilirler. Kanun, aile bağlarının sosyal yapıya destek sağlaması gerektiği düşüncesiyle bu tür düzenlemelere yer verir. Böylece toplumdaki dayanışma ve aile içi yardımlaşma hukuk tarafından teşvik edilir.

Yardım nafakası, diğer nafaka türlerinden farklı olarak mutlaka boşanma davasıyla birlikte talep edilmez. Bağımsız bir dava şeklinde de ileri sürülebilir. Mesela boşanma sonrasında velayet hakkı olmayan bir ebeveynin, çocuğunun masraflarını başka bir akrabanın üstlenmiş olması durumunda, üstlenen akraba bu ebeveyne karşı yardım nafakası davası açabilir. Hakim, somut olayın şartlarına ve aile ilişkilerinin kapsamına göre bir değerlendirme yaparak uygun görürse bu talebi kabul eder.

Yardım nafakasının miktarı da zamanla değişebilir. Nafaka yükümlüsünün gelirinde artış veya azalış olduğunda, nafaka alacaklısının ihtiyacı farklılaştığında mahkeme kararının yeniden ele alınması mümkündür. Böylece esnek bir sistem oluşturularak tarafların güncel yaşam koşulları göz önünde bulundurulur. Bu yaklaşım, aile hukuku bağlamında mağduriyetlerin en aza indirilmesi ve toplumsal düzenin korunması amacına hizmet eder.

Boşanma Süreci ve Usulî İşlemler​

Boşanma davası, Aile Mahkemesi’nin görev alanına girer. Aile Mahkemesi bulunmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi, bu davalara bakmakla yükümlüdür. Davanın açılabilmesi için yetkili mahkemenin belirlenmesi gerekir. Türk Medeni Kanunu’na göre dava, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son altı ay birlikte oturdukları yer mahkemesinde açılabilir. Bu seçim, davacının menfaatlerini korumayı kolaylaştıran bir düzenlemedir. Dava dilekçesinde boşanma sebebi ve talep edilen konular (nafaka, velayet, tazminat vb.) açıkça belirtilmelidir.

Davacı, boşanma talebini ispatlamak için kanuni dayanakları ve delilleri sunar. Deliller, tanık ifadelerinden yazılı belgelere, dijital kayıtlardan uzman raporlarına kadar geniş bir yelpazede olabilir. Hakim, bu delilleri değerlendirerek boşanma sebebinin varlığı hakkında kanaat oluşturur. Ayrıca duruşmada her iki tarafın da beyanlarını dinler. Özel boşanma sebepleri söz konusu olduğunda, ispat yükü daha somut deliller gerektirebilir. Örneğin zina durumunda fotoğraflar, mesaj kayıtları veya üçüncü kişilerin şahitliği önem kazanabilir.

Eğer taraflar boşanmaya dair her konuda anlaşıyorsa anlaşmalı boşanma davası gündeme gelir. Anlaşmalı boşanma, kanunda öngörülen bazı şartların yerine getirilmesiyle hızlı ve masrafsız bir şekilde sonuçlanır. Evlilik en az bir yıl sürmüş olmalıdır ve taraflar, boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumunu düzenleyen bir protokol hazırlamalıdır. Hakim, protokolü uygun bulursa ve eşlerin gerçekten anlaşarak evliliği sona erdirmek istediklerini tespit ederse, kısa bir duruşma sonucu boşanmaya karar verir.

Çekişmeli boşanma davasında ise taraflar, boşanmaya ilişkin temel hususlarda uzlaşma sağlayamamışlardır. Genellikle kusur, nafaka, tazminat veya velayet konuları ihtilaflıdır. Bu davalarda hakimin re’sen araştırma yetkisi de devreye girer. Ailenin bütünlüğü ve çocukların menfaati için tanık beyanları, uzman raporları, gelir durumuna ilişkin belgeler incelenir. Davanın süresi, anlaşmalı boşanmaya göre daha uzun olabilir. Hakim, boşanma kararı vermek için gerekli koşulların oluştuğuna kanaat getirdiğinde hükmünü açıklar.

Boşanma davalarında, kusur tespiti ve mali sonuçların düzenlenmesi kritik bir önem taşır. Hakim, taraflardan birinin haksız fiili veya ağır kusurlu davranışları nedeniyle diğer eşin zedelenmiş menfaatlerini tazmin etmeye yönelik kararlar verebilir. Maddi tazminat, genellikle evlilik sürecinde katkıda bulunulan mal varlığı veya kişinin gelecekteki ekonomik kayıplarını telafi amacı taşırken, manevi tazminat, kişinin psikolojik ve sosyal zararlarını karşılamayı hedefler. Bu tazminat talepleri, boşanma davasıyla birlikte ileri sürülebileceği gibi ayrı bir davaya da konu olabilir.

Boşanma sürecinin sonunda verilen karar, taraflar açısından ciddi hukuki sonuçlar doğurur. Evlilik birliği sona erdiğinde mal rejiminin tasfiyesi, kadın eşin soyadını kullanma hakkı, çocukların velayeti ve nafaka düzenlemeleri kesinleşir. Tarafların karara itiraz hakkı saklıdır. Yargıtay aşamasına giden davalar, temyiz incelemesi sonucu onanabileceği gibi bozulup yerel mahkemeye de geri dönebilir. Yargılama süreci bu nedenle uzayabilir. Ancak nihai olarak boşanma kararı kesinleştiğinde, tarafların yeni bir statüye kavuştuğu kabul edilir.

Uygulamada Meydana Gelen Sorunlar ve Yargıtay Kararlarının Etkisi​

Boşanma ve nafaka davaları, uygulamada çeşitli zorluklar ve uyuşmazlık konuları barındırır. Örneğin tarafların gizli gelirleri, kayıt dışı ekonomik faaliyetleri veya mal saklama çabaları, nafaka ve tazminat belirleme sürecini güçleştirir. Mahkemelerin sıklıkla karşılaştığı problemlerden biri, gerçek gelir durumunun tespit edilememesidir. Bu durum, hakimin takdir yetkisini zorlaştırır ve adil bir nafaka miktarı belirlemeyi engeller. Hakimler, çeşitli kurum ve kuruluşlardan gelir ve mal varlığına ilişkin bilgiler talep ederek bu sorunu aşmaya çalışır.

Boşanma davalarında bir diğer önemli sorun, tarafların çekişmeleri nedeniyle çocukların psikolojik bakımdan zarar görmesidir. Özellikle velayet davalarında anne ve babanın çocuğu kendi yanında tutabilmek için karşılıklı suçlamalara başvurması, çocuğun gelişimini olumsuz etkiler. Mahkeme bu konularda sosyal hizmet uzmanlarından, pedagoglardan veya psikologlardan rapor alarak karar verme sürecinde çocuğun üstün yararını göz önüne alır. Yargıtay, bu raporların dikkate alınmaması ya da eksik değerlendirme yapılması hallerinde yerel mahkeme kararlarını bozarak çocuğun menfaatini koruma yönünde içtihat geliştirmiştir.

Nafaka miktarının belirlenmesi ve sonradan revize edilmesi de sıklıkla uyuşmazlık kaynağıdır. Taraflar bazen gerçeğe aykırı beyanlarla nafaka tutarını düşük ya da yüksek göstermek isteyebilir. Yargıtay kararları, hakimlerin ekonomik verileri mutlaka somut deliller ışığında değerlendirmesi gerektiğini vurgular. Geliri düşük gösterme veya mal kaçırma amacıyla yapılan işlemler, hukuka aykırı kabul edilir. Eğer bu tür eylemler ispatlanırsa, mahkeme nafaka miktarını yeniden değerlendirir ve gerekirse geriye dönük olarak da nafaka farkı tahsil edilebilir.

Kusur tespiti ve tazminat konuları, uygulamada hakim takdirine en çok ihtiyaç duyulan alanlardandır. Bazı durumlarda taraflardan biri, evlilik içinde yaşanan huzursuzlukların tek sorumlusu olarak gösterilmek istenir. Oysa boşanmaya yol açan etkenlerin çoğunda çift yönlü bir kusur payı bulunabilir. Yargıtay içtihatları, kusurun ağırlığına dair değerlendirmede somut olayın tüm yönleriyle incelenmesini şart koşar. Maddi ve manevi tazminat taleplerine ilişkin kararlar, bu ilkelere uygun olmayacak biçimde verilmişse bozulabilir.

Yabancı unsurlu boşanma davalarında ise vatandaşlık, ikamet yeri ve evlilik yeri gibi farklı hukuk düzenlerinin devreye girmesi daha karmaşık sorunlar doğurabilir. Yabancı bir eşle evli olan taraf, Türkiye’de boşanma davası açtığında uluslararası özel hukuka dair kurallar uygulanır. Yargıtay bu konularda da yol gösterici nitelikte çok sayıda karar vermiştir. Özellikle çocuğun velayetinin belirlenmesi, nafaka yükümlülüğünün sınırları ve yabancı mahkeme kararlarının tanınması veya tenfizi, uygulamada sıklıkla karşılaşılan meselelerdir.

Uygulamadaki bir başka önemli başlık, arabuluculuk veya uzlaştırma yöntemlerinin aile hukukuna uyarlanmasıdır. Bazı ülkelerde boşanma davalarında taraflar, dava yoluna gitmeden önce arabuluculuğa başvurmak zorundadır. Türkiye’de ise bu konuda zorunlu bir uygulama bulunmamakla birlikte taraflar kendi istekleriyle arabuluculuk sürecine katılabilir. Yargıtay, uzlaşma ile sonuçlanan protokollerin mahkemeye uygun şekilde sunulması halinde onaylanmasını destekleyici kararlar vermektedir. Böylece uzun süren yargılamalar yerine tarafların karşılıklı anlaşmayla boşanma ve nafaka konularını çözmeleri teşvik edilir.
 
Geri
Tepe