Neler yeni
HukukiSözlük.com

Ücretsiz bir hesap oluşturarak hemen üye olun! Üye girişi yaptıktan sonra, bu sitede kendi konu ve gönderilerinizi ekleyerek tartışmalara katılabilir, ayrıca özel mesaj kutunuzu kullanarak diğer üyelerle iletişime geçebilirsiniz. Böylece tüm forum özelliklerinden tam olarak yararlanabilir ve deneyiminizi dilediğiniz gibi özelleştirebilirsiniz!

Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler

hukukisozluk

Yönetim
Personel

Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler​


Ceza hukuku, toplumsal düzenin korunması amacıyla suç olarak tanımlanan eylemlere yaptırım öngören ve bu çerçevede failin cezalandırılmasını konu alan bir hukuk dalıdır. Bir fiilin suç sayılabilmesi için kanunda düzenlenmiş olan tipikliğe uygun olması, hukuka aykırı olması ve failin kusurlu olması beklenir. Ancak her somut olayda, failin cezalandırılmasını engelleyen veya cezasını hafifleten belli hukuki kurumlar devreye girebilir. Bu kurumlar, “ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler” başlığı altında incelenir. Bu nedenler, hem failin davranışının hukuka uygunluğunu sağlayarak suçun unsurlarından biri olan hukuka aykırılığı ortadan kaldırabilir hem de kusurluluğu etkileyerek ceza sorumluluğunu hafifletebilir.

Suç tipinde yer alan unsurlardan biri, fiilin hukuka aykırılığıdır. Kural olarak, kanunun suç olarak tanımladığı bir fiil, aynı zamanda hukuka aykırı kabul edilir. Ancak bazı istisnai durumlarda, kanunda veya hukukun genel prensiplerinde düzenlenen hukuka uygunluk nedenleri var ise fiil hukuka aykırı olmaktan çıkar. Bu durumda failin ceza sorumluluğu tamamen ortadan kalkar. Öte yandan, failin kusur yeteneğini ortadan kaldıran veya azaltan hâller de ceza sorumluluğu üzerinde benzer etki yaratır. Bunlar genellikle failin psikolojik veya fizyolojik durumunu ya da eylemi gerçekleştirirken maruz kaldığı olağanüstü koşulları ifade eden, çoğunlukla kanunda açıkça düzenlenmiş hâllerdir.

Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 24 ila 34. maddeleri arasında detaylı biçimde ele alınır. Ayrıca TCK’nın farklı maddelerinde de ceza indirimine yol açan çeşitli hükümler yer almaktadır. Bu nedenleri anlamak ve uygulamak, ceza adaletinin sağlanması, birey hak ve özgürlüklerinin korunması ve toplum düzenine uygun bir yargılama süreci yürütmek açısından büyük önem taşır.

Hukuka Uygunluk Nedenlerinin Genel Çerçevesi​


Hukuka uygunluk nedenleri, bir fiilin tipiklik unsurunu korumakla birlikte onu hukuka aykırı olmaktan çıkaran hâllerdir. Başka bir deyişle, tipiklik unsuru gerçekleşse bile hukuka uygunluk nedeni varsa eylem suç olmaktan çıkar. Bu nedenle, ceza sorumluluğunu tamamen ortadan kaldıran sonuç doğurur. Türk Ceza Kanunu çerçevesinde kabul edilen başlıca hukuka uygunluk nedenleri şu şekilde sıralanabilir:
1. Meşru müdafaa
2. Zorunluluk hâli
3. Kanun hükmünü yerine getirme
4. Hakkın kullanılması
5. Yetkili makamın emrini ifa

Her hukuka uygunluk nedeni, kendine özgü şartlar ve sınırlar içerir. Bu şartların somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti, yargılama makamlarına düşen önemli bir görevidir. Hukuka uygunluk nedenlerinin tümü, özünde bir “menfaat dengesini” korumaya çalışır. Failin eylemi, toplumsal düzene ve adalete aykırı bir sonuç meydana getirmeyecekse hukuka uygun sayılarak failin ceza sorumluluğu bertaraf edilir. Ancak bu nedenlerin sınırlarının aşılması hâlinde, failin cezalandırılması yeniden gündeme gelir.

Meşru Müdafaa​


Meşru müdafaa (legitimate defense), bir kimsenin kendisine veya başkasına yönelen haksız saldırıyı bertaraf etmek amacıyla savunma hakkını kullanması demektir. Türk Ceza Kanunu’nun 25. maddesinde düzenlenen meşru müdafaa, hukuka uygunluk nedenlerinin en yaygın bilinen ve uygulanma alanı oldukça geniş olan bir türüdür. Meşru müdafaa kurumunun şartlarının dikkatlice değerlendirilmesi gerekir. Şartlardan birinin eksik olması hâlinde bu kurumdan yararlanılamaz ve fiil suç sayılmaya devam eder.

Meşru Müdafaanın Şartları​


1) Haksız Bir Saldırı​


Öncelikle saldırının “haksız” olması gerekir. Haksızlık, hem hukuka hem de bireyin temel haklarına uygun olmayan bir saldırıyı ifade eder. Saldırının bir insan davranışı sonucunda ortaya çıkması beklenir. Hayvan saldırıları, kural olarak meşru müdafaa kapsamında değerlendirilmeyebilir; ancak bu gibi durumlar “zaruret (zorunluluk) hâli” başlığı altında incelenebilir.

Haksız saldırı, saldırının meşru bir yetkiye dayanmadığı, failin savunma hakkını doğurabilecek şekilde fiili veya hukuki bir temeli olmadığı durumu ifade eder. Saldırıyı yapan kişinin kasten veya taksirle davranmış olması, meşru müdafaada saldırının haksızlığı bakımından önem taşımayabilir. Önemli olan, saldırının hukuka aykırı nitelikte olmasıdır.

2) Saldırının Devam Etmesi veya Gecikmesinde Sakınca Bulunması​


Meşru müdafaa hakkı, ancak saldırının “gerçek ve halen var olan” ya da “hemen gerçekleşmesi beklenen” bir tehlike oluşturması hâlinde kullanılabilir. Saldırı sona ermiş veya tehlike ortadan kalkmışsa artık meşru müdafaa söz konusu olmaz. Meşru müdafaa, gerçekleşmiş bir saldırıya karşı bir “misilleme” veya “intikam alma” vasıtası değildir. Korunmak istenen hukuki değere yönelen saldırı devam ederken veya saldırı çok yakın bir tehlike arz ederken savunma mümkündür.

3) Savunma Fiiliyle Saldırı Arasında Orantı​


Meşru müdafaada savunmanın ölçülü olması esastır. Hukuken korunan değeri savunmak adına kullanılan araç ve yöntem, haksız saldırı ile orantılı olmalıdır. Orantı, hem niceliksel (kullanılan güç miktarı) hem de niteliksel (seçilen savunma aracı) açıdan değerlendirilir. Örneğin, sözle tehdit veya itme gibi hafif bir saldırıya karşı hayati tehlike yaratacak silahlı bir karşılık verilmesi, orantısız kabul edilebilir. Buna karşın, çok ciddi bir tehlike altında kullanılan daha ağır savunma araçları, orantılı sayılabilir. Değerlendirme somut olayın özelliklerine göre yapılır.

4) Başka Bir Korunma İmkânının Bulunmaması​


Meşru müdafaa, failin saldırıya karşı başka bir yasal veya makul korunma yolu kalmadığı durumda söz konusu olur. Yargı makamlarına veya kolluk kuvvetlerine başvuru yoluyla tehlike ortadan kaldırılabilecekse, meşru müdafaa hakkının kullanılması söz konusu olmaz. Ancak pratikte, ani ve ciddi tehditler karşısında acilen savunma yapma ihtiyacı doğabilir. Bu gibi durumlarda failin zaman ve mekân bakımından kolluk güçlerinden yardım isteme imkânı yoksa ya da bu yardımı beklemek saldırıya uğrayan kişinin hayatını, bütünlüğünü veya önemli bir hakkını telafisi güç biçimde tehlikeye sokuyorsa meşru müdafaa hakkı doğar.

Meşru Müdafaada Sınırın Aşılması​


Meşru müdafaa sınırının “kasten” aşılması durumunda failin fiili hukuka aykırı hâle gelir ve bir suç olarak değerlendirilir. Ancak sınırın “mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaş” nedeniyle “taksirle” aşılması hâlinde, TCK’nın 27. maddesi uyarınca cezada indirim söz konusu olabilir veya fail cezasız bırakılabilir. Failin orantısız savunma düzeyine iten nedenin, gerçekten haklı bir korku veya panik hâli olup olmadığı, yargı organlarınca somut olayın özellikleri göz önünde bulundurularak değerlendirilir.

Zorunluluk Hâli​


Zorunluluk hâli (zaruret hâli), bir kimsenin kendisine veya başkasına ait hakkı, ciddi ve muhakkak bir tehlikeden kurtarmak amacıyla üçüncü bir kişinin hukukça korunan menfaatine zarar verme durumunu ifade eder. TCK’nın 25. maddesinde meşru müdafaayla birlikte düzenlenmiş, fakat kendine özgü şartları olan bir hukuka uygunluk nedenidir. Zorunluluk hâlinde fail, tehlikeyi ortadan kaldırmak veya kaçınmak için başka bir seçeneğinin bulunmaması hâlinde, başkasına zarar vererek kendisini veya başkasını daha büyük bir zarardan kurtarmayı amaçlar.

Zorunluluk Hâlinin Şartları​

1. Gerçek ve yaklaşmakta olan bir tehlikenin varlığı
2. Tehlikenin başka suretle bertaraf edilememesi
3. Korunan menfaat ile zarar verilen menfaat arasında oranlılık
4. Tehlikeyle karşı karşıya kalan kişinin tehlikenin doğmasına kasıtlı olarak neden olmaması

Zorunluluk hâli, pek çok somut olayda uygulanma alanı bulabilir. Örneğin, aniden çıkan şiddetli bir fırtınada dağda mahsur kalan kişinin sığınacak başka bir yer olmadığı için bir kulübeye izinsiz girmesi veya bir başkasının arabasını ödünç alması gibi. Failin amacı, kendi yaşamını veya başka bir üstün menfaati korumak olduğundan, olağan koşullarda hukuka aykırı sayılabilecek eylem bu hâlde hukuka uygun sayılır.

Kanun Hükmünü Yerine Getirme​


Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken kanun tarafından kendilerine tanınan yetki ve yükümlülükleri ifa etmeleri sonucu başkalarına zarar vermeleri, “kanun hükmünü yerine getirme” olarak değerlendirilir. TCK’nın 24. maddesinde düzenlenir. Bu hâlde, kamu görevlisi kanunun kendisine çizdiği yetki sınırları içinde hareket ediyorsa hukuka uygunluk nedeni söz konusu olur. Örneğin, polis memurunun kanunun öngördüğü koşullar altında zor kullanma yetkisini kullanarak bir suçluyu yakalaması veya barışçıl olmayan bir gösteride zor kullanması kanun hükmünü yerine getirme kapsamında ele alınır.

Elbette, bu yetkinin kötüye kullanılması veya yasal sınırların ötesine geçilmesi durumunda, failin cezai sorumluluğu doğar. Yani “kanun hükmünü yerine getirme” savunması, ancak yasal çerçeveye uygun davranıldığında geçerli olur. Yetkilerin kötüye kullanılması ya da yetkinin aşılması hâlinde bu hukuka uygunluk nedeni ortadan kalkar.

Hakkın Kullanılması​


Kişilerin sahip oldukları haklarını kullanmaları, temel olarak hukuka uygun bir davranış olarak kabul edilir. Örneğin, mülkiyet hakkına dayanarak bir taşınmazı işgalden arındırmak, sözleşmeden doğan hakları talep etmek veya basın hürriyeti çerçevesinde haber yapmak gibi fiiller, ilgili hak çerçevesinde hukuka uygun sayılır. Ancak hakkın kullanılmasında da “sınır aşımı” söz konusu olabilir. Hakkı kullanırken bile başkalarının temel haklarına gereksiz veya aşırı ölçüde müdahale etmek ya da hakkın amacına aykırı davranmak, hukuka aykırılığı gündeme getirebilir.

Hakkın kullanılması, sadece özel hukuk alanındaki haklarla sınırlı değildir; fikir ve sanat eserleri üzerindeki haklar, sendikal haklar veya basın özgürlüğü gibi pek çok alanda karşımıza çıkabilir. Hakkın dayanağı yasal düzenlemeler olabileceği gibi, idari bir izin veya mahkeme kararı da olabilir. Temel ölçüt, hakkın amacına uygun kullanılması ve ölçülülük ilkesinin ihlal edilmemesidir.

Yetkili Makam Emrini İfa​


Kamu görevlisinin, hiyerarşik olarak üstü konumundaki yetkili makamın emrini hukuka uygun biçimde yerine getirmesi durumunda da ceza sorumluluğu doğmaz. Bu durum TCK’da “yetkili makamın emri” şeklinde düzenlenir. Emir hukuka uygun ve üstteki kişinin yetkisi dâhilinde olmalıdır. Emri yerine getiren görevlinin, emrin hukuka aykırılığı açıkça belli ise bu emri yerine getirme zorunluluğu yoktur; aksi takdirde hem emri veren hem de uygulayan sorumlu olabilir.

Bu ilke, askerî hiyerarşi başta olmak üzere, polis teşkilatı ve diğer kolluk kuvvetlerinde de geçerlidir. Amir tarafından verilen emrin hukuk düzeni ile bariz bir çelişki içinde olması halinde astın emri yerine getirmemesi gerekir. Aksi durum, ceza sorumluluğunu gündeme getirebilir. Emir hukuka uygun ise, astın emri yerine getirmesi hukuka uygunluk nedeni kabul edilir.

Kusurluluğu Kaldıran veya Azaltan Nedenlerin Genel Esasları​


Hukuka uygunluk nedenleri, fiili hukuka aykırılıktan çıkararak suçun oluşumunu engeller. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan nedenler ise failin fiili üzerinde cezalandırılabilirlik bakımından etki yapar. Suç, tipikliğe ve hukuka aykırılığa ek olarak kusurluluk unsurunu da gerektirir. Kusurluluğun varlığı, failin işlediği fiilin hukuksal anlam ve sonuçlarını kavrayabilmesi ve fiil üzerindeki irade hâkimiyetine sahip olması demektir. Eğer kusurluluğu kaldıran veya azaltan bir neden mevcutsa failin cezai sorumluluğu ya tamamen ortadan kalkar ya da azaltılır.

Kusurluluğu kaldıran veya azaltan hâller genellikle failin özel durumlarıyla ilgilidir. Bunlar arasında yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır-dilsizlik, geçici sebepler (alkol veya uyuşturucu etkisi, irade dışı sarhoşluk), kusur yeteneğini etkileyen hata gibi durumlar sayılabilir. Her biri TCK’da belirli maddeler halinde düzenlenmiştir. Ayrıca cebir, tehdit ve zorlama gibi iradeyi sakatlayan durumlar da failin kusurluluğunu önemli ölçüde etkiler.

Yaş Küçüklüğü​


Yaş küçüklüğü, kusur yeteneğinin gelişmemiş veya yeterince olgunlaşmamış olmasından ötürü cezalandırılabilirliği ortadan kaldırır veya azaltır. Türk Ceza Kanunu’nda çocuklar için farklı yaş gruplarına göre farklı hüküm ve sonuçlar öngörülmüştür:
1. 12 yaşından küçük olanlar (0-12 yaş grubu): Bu yaştaki çocukların cezai sorumluluğu yoktur.
2. 12 yaşını doldurmuş ancak 15 yaşını doldurmamış olanlar (12-15 yaş grubu): Failin işlediği fiilin anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği ve davranışlarını yönlendirme kabiliyeti değerlendirilir. Yargılama makamı, çocuğun bu yeteneklere sahip olup olmadığına bakar. Sahipse cezasında indirim uygulanır; değilse ceza sorumluluğu tamamen ortadan kalkar.
3. 15 yaşını doldurmuş ancak 18 yaşını doldurmamış olanlar (15-18 yaş grubu): Bu çocukların cezalandırılmaları mümkündür ancak yaşlarından ötürü cezada belirli oranlarda indirim yapılır.

Yaş küçüklüğü, kusurluluğun ortadan kaldırılması veya azaltılması bakımından en tipik örneklerden biridir. Çünkü çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimi tam olmadığı için suç sayılan davranışların sonuçlarını öngörme, olaylar arasındaki nedensellik ilişkisini anlama, zarar verme veya toplumsal düzeni ihlâl etme konusundaki farkındalığı yeterince gelişmemiş kabul edilir.

Akıl Hastalığı​


Akıl hastalığı, failin davranışlarının anlam ve sonuçlarını kavrayamaması veya kavrasa bile irade yeteneğinin önemli ölçüde bozulmasına yol açan bir rahatsızlık durumudur. TCK’nın 32. maddesinde düzenlenen akıl hastalığı, failin ceza sorumluluğunu ortadan kaldırabilecek veya azaltabilecek bir durum olarak kabul edilir.
1. Hastalığın niteliği ve derecesi, failin fiili algılama ve irade yeteneğini ortadan kaldırıyorsa fail ceza sorumluluğundan tamamen muaf tutulur.
2. Hastalığın etkisi, algılama veya irade yeteneğini önemli ölçüde azaltıyorsa failin cezasında indirim yoluna gidilir.

Akıl hastalığı, sadece psikiyatrik bozukluklar olarak değil, zihinsel engeller ve benzeri ağır bozukluklar için de geçerli olabilir. Önemli olan, failin somut fiili gerçekleştirdiği sırada algılama ve irade yeteneğinin ne durumda olduğudur. Bu husus tıbbi ve hukuki değerlendirmelerin birlikte yapıldığı bir süreç sonucunda belirlenir. Mahkeme, adli tıp kurumları veya uzman psikiyatrist raporları ışığında karar verir.

Sağır ve Dilsizlik​


TCK’da sağır ve dilsizliğin de kusurluluğa etki edebileceği düzenlenmiştir. Doğuştan sağır ve dilsiz olan veya çocuk yaşta bu niteliği kazanan bireylerin zihinsel ve sosyal gelişimleri akranlarına göre geri kalabilir. Bu durumda cezalandırılmalarında farklı usul ve esaslar uygulanır. Kanun, sağır ve dilsizliği olan failler için yaş gruplarını ve cezada indirim oranlarını ayrıca düzenlemiştir. Bunun sebebi, bu kişilerin iletişim imkânlarının kısıtlı olmasının, eğitim ve öğretim süreçlerine tam katılamamalarının, dolayısıyla fiillerinin hukuki sonuçlarını anlama ve davranışlarını yönlendirme yeteneklerinin sınırlı olabileceğinin kabul edilmesidir.

Geçici Sebepler: İrade Dışı Sarhoşluk ve Uyuşturucu Etkisi​


Failin kendi rızası olmaksızın (örneğin, zorla veya kandırılarak) alkol veya uyuşturucu madde kullanımına maruz kalması sonucu irade yeteneği ortadan kalkmışsa veya önemli ölçüde azalmışsa, failin işlediği fiil bakımından kusurluluğu ya hiç yoktur ya da sınırlı seviyededir. Bu durum kanunda “irade dışı sarhoşluk” olarak ifade edilir.

Ancak fail, kendi isteğiyle alkol veya uyuşturucu madde almış ve bu nedenle işlediği suçu öngörme ya da engelleme imkânından yoksun kalmışsa, kural olarak bu sarhoşluk ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Ceza hukukunda genel kabul gören yaklaşım, “kimse kendi kusurundan yararlanamaz” ilkesidir. Kendi kusurundan kaynaklanan sarhoşluk, genellikle sorumluluğu bertaraf etmeyeceği gibi bazen cezanın ağırlaştırılmasını bile gerektirebilir (bilinçli taksir veya olası kast durumları gibi).

Hata (Yanılma) Halleri​


Failin suç tipinin kanuni unsurlarına ilişkin bir hatası, “tipik hata” olarak kabul edilir ve kusurluluğu ortadan kaldırır. Örneğin, başkasının çantasını kendi çantası zannederek alan kişi, çalmayı (hırsızlık suçunu) kasten gerçekleştirmiş sayılmaz. Burada bir fiil söz konusudur, fakat “kast” unsuru gerçekleşmez çünkü fail, yaptığı eylemin başkasının malını almak olduğunun farkında değildir. Buna karşın, hatanın (yanılmanın) hukuksal değerlendirmesi, her somut olayda dikkatle incelenmelidir.

Hukuk düzeninin koruduğu yararla ilgili hatalar da önem arz eder. Örneğin, avlanması yasak bir hayvanı yasal av zamanında avlandığını sanarak vuran avcı, kanun hükümleri uyarınca gerçekte koruma altındaki bir hayvanı öldürse de bu konudaki bilgi eksikliği nedeniyle kastî bir suç işlemiş olmaz. Ancak bu kişinin “dikkatsizliği” veya “bilmesi gerekeni bilmemesi” de taksir sorumluluğunu doğurabilir.

Cebir, Tehdit ve Korkutma (İrade Sakatlayan Nedenler)​


Fail, başka bir kişinin cebri veya tehdidi altında suç işlemişse, bu durumda fiili özgür iradesiyle gerçekleştirdiği söylenemez. İradeyi tamamen ortadan kaldıran bir baskı söz konusuysa failin kusurluluğu da ortadan kalkar. TCK’da bu durum “cebir ve tehdit altında suç işleme” şeklinde düzenlenmiştir. Cebrin derecesi, failin direnme imkânı ve tehdidin yarattığı korku gibi unsurların somut olay bağlamında değerlendirilmesi gerekir.

Fail, karşı koyamayacağı veya göze alamayacağı bir tehditle suç işlemeye zorlanmışsa, genel ilke olarak failin cezalandırılmaması veya cezasının azaltılması gündeme gelir. Ancak hangi tür tehdidin hukuken geçerli sayılacağı, failin failden beklenen direnme veya yardım isteme imkânının olup olmadığı gibi hususlar da incelemeye tabidir. Kişisel korku eşiği veya tehdit algısı, objektif ölçütlerle değerlendirilerek somut olay için “kaçınılmaz” olup olmadığı tespit edilir.

Haksız Tahrik​


Haksız tahrik, failin haksız bir fiilin yarattığı öfke veya şiddetli elemin etkisiyle suçu işlemesini ifade eder. Haksız tahrik, hem kusurluluğu azaltıcı hem de cezayı hafifletici bir nedendir. TCK’nın 29. maddesinde düzenlenir. Bir kimsenin haksız davranışı sonucu öfkeye kapılan failin o anda iradesi zayıflar, soğukkanlı bir değerlendirme yapma imkânı azalır ve suç işlemeye yönelen bir tepki gösterebilir.

Haksız tahrikin şartları genel olarak şöyledir:
1. Tahrik edenin fiili “haksız” olmalıdır.
2. Fail, bu fiil karşısında bir hiddet veya şiddetli eleme kapılmış olmalıdır.
3. Failin işlediği suç, bu hiddet veya elemin etkisi altında gerçekleştirilmelidir.

Haksız tahrik, suçu meşrulaştırmaz, ancak failin kusurunu azaltır. Bunun sonucu olarak da failin cezasında indirim yapılması öngörülür. Hakim, tahrikin ağırlığına göre indirim oranını belirler. Basit haksız tahrik veya ağır haksız tahrik gibi ayrımlar da yargısal uygulamada değerlendirilen hususlardandır.

Suçun İcra Hareketlerinden Gönüllü Vazgeçme​


Fail, suçun icrasına başlamış olmasına rağmen kendi özgür iradesiyle fiili tamamlamaktan vazgeçerse veya suçun tamamlanmasını engellerse cezalandırılmaz. TCK’nın 36. maddesinde düzenlenen bu durum, failin suç işleme yönündeki kastından vazgeçmesi nedeniyle kusurluluğu aşamasında önemli bir farklılık yaratır. Gönüllü vazgeçme, failin pişmanlığıyla fiilden vazgeçmesi veya fiilin sonuç doğurmasını engellemesi hâlini kapsar.

Gönüllü vazgeçme, suç tamamlanmadan önce gerçekleşmelidir. Eğer suç tamamlanmış ve fail daha sonra pişman olmuşsa bu hâldeki pişmanlık, gönüllü vazgeçme sayılmaz. Bu noktada fail, tamamlanmış bir suçtan sorumludur; ancak cezada indirim öngören diğer müessese ve nedenler gündeme gelebilir (etkin pişmanlık vb.). Gönüllü vazgeçmenin somut olayda nasıl gerçekleştiği, icra hareketlerinin hangi aşamada bırakıldığı ve failin irade değişikliğinin samimiliği yargılama sürecinde araştırılır.

Kusurluluğu Kaldıran veya Azaltan Diğer Düzenlemeler​


Türk Ceza Kanunu’nda ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler, sadece yukarıda ayrıntılı biçimde incelenen hallerle sınırlı değildir. Kanunda çeşitli suç tipleri için ayrıca düzenlenmiş özel hükümlerde de failin cezai sorumluluğunu etkileyen istisnai haller yer alabilir. Örneğin, TCK’da belli suçlar bakımından etkin pişmanlık hükümleri düzenlenmiştir (örneğin, uyuşturucu suçlarında, rüşvet suçunda, terörle mücadele suçlarında vb.). Bu hükümler, failin suç işledikten sonraki davranışlarına göre cezada indirim veya cezasızlık sağlayabilir.

Ayrıca, kusur yeteneğini etkileyen özel nedenler (fiil üzerinde irade kurmayı etkileyebilecek fizyolojik veya psikolojik bozukluklar) de somut olay bazında dikkate alınabilir. Failin fiili işlediği sırada geçici bir bilinç kaybı, nöbet gibi durumlar yaşayıp yaşamadığı da uzman raporlarıyla belirlenir. Hukuk düzeni, insan davranışlarının her türlü varyasyonuna tek tek madde yazmak yerine, genel ilkelere dayalı esnek kavramlar kullanır; bu şekilde yargı organlarına somut olayın özelliklerini göz önünde bulundurarak adaletli kararlar verme olanağı tanınır.

Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenlerin Uygulamadaki Önemi​


Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler, ceza yargılamasında sıklıkla karşılaşılan ve üzerinde dikkatlice durulması gereken kurumlardır. Uygulamada bu kurumlar sayesinde:
1. Failin kişisel durumu ve davranışı, sadece fiilin kanuni tanıma uygunluğu değil, aynı zamanda failin fiili işleyiş koşulları, psikolojik durumu ve karşılaştığı engel veya tehdit gibi faktörler dikkate alınarak değerlendirilir. Bu, cezalandırmada bireyselleştirme ilkesinin hayata geçirilmesinin önemli bir parçasıdır.
2. Aynı fiil nedeniyle farklı faillerin cezalandırılması konusunda adalet sağlanır. Örneğin, 12 yaşındaki bir çocuğun işlediği fiil ile yetişkin bir kişinin işlediği fiil aynı düzeyde sorumluluğu gerektirmeyeceğinden farklı yaptırımlar söz konusu olur.
3. Hukuka uygunluk nedenleri, toplumsal yaşamda bireylerin meşru müdafaa veya hakkın kullanılması gibi meşru haklarını korur. Bu sayede bireyler, haksız saldırı veya tehditler karşısında kendilerini savunabilir, olağanüstü durumlarda başkalarına zarar vermek zorunda kaldıklarında hukuki güvence altına alınabilir.
4. Kusur yeteneğinin azaldığı veya ortadan kalktığı hallerde failin öznel koşullarının göz ardı edilmesi engellenir. Bu da ceza adaletinin temel ilkelerinden biri olan “kusursuz suç ve ceza olmaz” prensibinin uygulanmasını mümkün kılar.

Hukuka Uygunluk Nedenleri ve Kusurluluğu Azaltan Sebepler Arasındaki Fark​


Hukuka uygunluk nedenleri, suçun unsurlarından biri olan hukuka aykırılığı ortadan kaldırır. Bu nedenle fiil suç olmaktan çıkar. Kusurluluğu azaltan veya kaldıran sebepler ise hukuka aykırılığı korumakla birlikte failin cezalandırılabilirliğini ortadan kaldırır veya cezasını hafifletir. Yani ortada kural olarak haksız bir fiil vardır, ancak failin özel durumu nedeniyle ceza sorumluluğu kurulamaz ya da ceza hafifletilir.

Örneğin, meşru müdafaa hâlinde failin fiili hukuka uygundur. Orada bir saldırıya karşı gereken savunmanın yapılması söz konusudur ve bu eylem suç sayılmaz. Buna karşılık, akıl hastalığı hâlinde fiil hâlâ hukuka aykırıdır, ancak akıl hastası failin kusur yeteneği bulunmadığından veya sınırlı olduğundan fail cezalandırılmaz veya daha az ceza verilir. Hukuka uygunluk nedenleri “fiil odaklı”dır; kusurluluk halleri ise “fail odaklı” değerlendirme gerektirir.

Hukuka Uygunluk Nedenleri ve Kusur Azaltıcı Nedenlerin Kesiştiği Durumlar​


Uygulamada bazen bir fiilin hem hukuka uygunluk nedenlerini hem de kusurluluğu azaltan veya kaldıran sebepleri aynı olayda tartışma konusu yapması mümkündür. Ancak genelde yargısal uygulamada ilk önce “fiil”in hukuka uygunluk nedenleriyle değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, daha sonra kusur indirimi sebeplerinin var olup olmadığı incelenir. Fiil hukuka uygunluk nedeni kapsamında değerlendiriliyorsa zaten suç oluşmaz; hukuka uygunluk nedeni bulunmazsa fiil hukuka aykırı sayılır ve ikinci aşamada failin kusur durumu mercek altına alınır.

Bu sıralı inceleme önemlidir, zira hukuka uygunluk nedeni tespit edildiğinde failin cezai sorumluluğuna ilişkin diğer hususlar incelenmeye gerek kalmadan fiil suç olmaktan çıkar. Buna karşın hukuka aykırılık varsa failin sorumluluğunu etkileyen diğer faktörler devreye girer. Yargılama sürecinde hâkimlerin ve savcıların bu analizi eksiksiz yapmaları gerekir.

Ceza Muhakemesindeki Yeri ve Önemi​


Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler, ceza muhakemesi sürecinde savunma argümanı olarak sıkça öne sürülür. Savcı, iddianamesinde fiilin cezalandırılmasını talep ederken, sanık veya müdafii genellikle bu nedenleri ileri sürerek cezadan kurtulmaya veya cezayı hafifletmeye çalışır. Mahkemenin bu iddia ve savunmaları titizlikle incelemesi ve somut olayın özelliklerine göre karar vermesi gerekir.

Özellikle adli tıp raporları, uzman görüşleri veya tanık beyanları gibi delillerin değerlendirilmesinde bu nedenlerin tespiti önem taşır. Failin hangi koşullarda fiili işlediği, fiilin gerçekleşme biçimi, failin psikolojik durumu, olay esnasındaki tehdit veya baskı unsurları, meşru müdafaa veya zorunluluk hâli için gerekli unsurların mevcut olup olmadığı detaylı şekilde araştırılır.

Yargı Kararlarında Uygulama Örnekleri​


Yargıtay kararları, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlerin uygulanması konusunda yol gösterici olması bakımından önem taşır. Özellikle haksız tahrik ve meşru müdafaa konularında, Yargıtay içtihatlarında bazı temel ilkeler öne çıkar:
1. Haksız tahrik için tahrike neden olan fiilin derinliği ve ağırlığı ile failin gösterdiği tepki arasında orantılı bir değerlendirme yapılır.
2. Meşru müdafaa savunmasında, saldırının devam edip etmediği, saldırının niteliği ve savunma araçları arasındaki orantı dikkate alınır.
3. Zorunluluk hâlinde, failin başka bir seçeneğinin bulunup bulunmadığı ve korunan menfaatin değerinin ne ölçüde büyük olduğu önemlidir.

Akıl hastalığı, sağır-dilsizlik veya yaş küçüklüğü gibi durumlarda mahkemeler çoğunlukla uzman raporlarına dayanır. Failin zihinsel gelişiminin hangi düzeyde olduğu veya hastalığın irade ve algı üzerinde hangi etkiye sahip bulunduğu hususunda psikolojik ve tıbbi değerlendirmeler yapılır. Bu raporlar, failin cezalandırılıp cezalandırılmayacağı, ceza indirimi uygulanıp uygulanmayacağı konusunda belirleyici bir rol oynar.

Değerlendirme ve Hukuk Uygulamaları Açısından Önemi​


Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler, toplumun adalet duygusunu zedelemeden, kişinin “kendine özgü durumunu” gözeterek ceza hukukunun uygulanmasını sağlar. Bu kurumlar sayesinde:
1. Adalet ilkesi ve insan hakları, suçun oluşumunda failin iradesini ve zihinsel durumunu dikkate alarak korunur.
2. Hukuk sistemi, failin toplum içerisindeki yerini ve geleceğini, rehabilitasyon ihtiyacını ve suçun önlenmesi yönündeki politikaları gözetir.
3. Ceza hukukunun temel prensipleri olan “kusur” ve “orantılılık” ilkeleri somut olay bazında uygulanabilir hale gelir.
4. Hiç kimsenin haksızlığa uğramaması, aynı zamanda hiçbir suçun da cezasız kalmaması için gerekli araçlar oluşturulur.

Türk Ceza Kanunu ve diğer ilgili mevzuat, toplumsal ihtiyaçlar, uluslararası sözleşmeler ve insan hakları standartları göz önüne alınarak düzenlenmiştir. Yargı organlarının söz konusu maddeleri özenle uygulaması, her somut olayın özelliklerini dikkate alarak hakkaniyetli kararlar vermesi esastır.

Kapsamlı Bir Yaklaşımın Gerekliliği​


Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlerin doğru uygulanması, aynı zamanda etkin bir ceza muhakemesi sürecini zorunlu kılar. Kolluk kuvvetlerinin soruşturma aşamasında delilleri toplama, savcılık makamının delilleri değerlendirme, avukatın savunma, hâkimlerin de hüküm verme süreçlerinde bu nedenleri dikkate almaması veya ihmal etmesi, ciddi adaletsizliklere yol açabilir. Özellikle meşru müdafaa ve haksız tahrik durumlarında olayın tüm koşullarının ayrıntılı olarak incelenmesi; zorunluluk hâli, yetkili makam emri veya hakkın kullanılması gibi durumlarda yasal sınırların net biçimde ortaya konulması gerekir.

Kişinin hürriyet hakkı, adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesi gibi evrensel ilkeler, ceza adalet sisteminin temelidir. Bu ilkelerin hayata geçirilmesi, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlerin de doğru biçimde tatbik edilmesiyle yakından ilişkilidir. Yargılama faaliyeti sırasında bilirkişi raporlarının, tanık ifadelerinin, güvenlik kamera kayıtlarının, uzman görüşlerinin, fiil öncesi ve sonrasındaki davranışların eksiksiz ve tarafsız biçimde incelenmesi gerekir.

Uygulamadaki Sorunlar ve Çözüm Önerileri​

1. Eksik veya Yanlı Uzman Raporları: Özellikle akıl hastalığı, sağır-dilsizlik ve irade dışı sarhoşluk gibi durumlarda uzman raporlarının bilimsel yöntemlerle hazırlanması şarttır. Adli tıp kurumlarının iş yükü, yeterli uzman eksikliği veya kurumsal problemlerin rapor kalitesine yansımaması için gerekli düzenlemeler ve denetimler artırılmalıdır.
2. Olayın Dikkatli İncelenmemesi: Meşru müdafaa ve haksız tahrik gibi durumlardaki en büyük sorun, olayın gerçekliğinin tam kavranamamasıdır. Taraf beyanları ve deliller, yüzeysel bir incelemeye tabi tutulduğunda, failin gerçek durumu göz ardı edilebilir. Bu nedenle, özellikle kolluk aşamasında çok yönlü bir soruşturma yapılması, varsa kamera kayıtlarının detaylı incelenmesi, tanık beyanlarının tutarlılığı gibi hususlar titizlikle değerlendirilmelidir.
3. Hukuk Eğitimi ve Farkındalık Eksikliği: Hem avukatlar hem de yargı mensupları açısından ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler konusunda sürekli eğitim ihtiyacı vardır. Değişen toplumsal koşullar, teknolojik gelişmeler ve yeni suç tipleri karşısında bu kurumların nasıl uygulanacağı hakkında güncel bilgilere sahip olunmalıdır.
4. Yargısal İçtihatların Takibi: Yargıtay ve bölge adliye mahkemelerinin içtihatları, bu nedenlerin somut olaylarda nasıl uygulandığını göstermek bakımından önemlidir. Avukatlar ve hâkimler, güncel içtihatları takip ederek uygulamada yeknesaklığı sağlamaya gayret etmelidir.
5. Etkin Pişmanlık ve Uzlaştırma Mekanizmaları: Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlerden bağımsız olarak, failin cezasını hafifletebilecek veya suçtan kaynaklanan mağduriyeti giderebilecek etkin pişmanlık ve uzlaştırma gibi kurumlar, hukuk sisteminde yer almaktadır. Bu mekanizmaların da doğru işletilmesi, hem mağdurun hem de failin haklarının korunmasına katkı sunar.

Kapsayıcı Değerlendirme​


Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler, ceza hukukunda “insan davranışının çeşitliliğini” ve “adalet ihtiyacını” yansıtan önemli müesseselerdir. Failin eylemini hangi şartlar altında gerçekleştirdiğini, bu şartların onun suç işleme kastına veya fiil üzerindeki tasarrufuna ne ölçüde etki ettiğini ortaya koymadan, salt suç tipinin maddi unsurlarına bakarak hüküm vermek çoğu zaman adalet duygusunu tatmin etmeyecektir. Türk Ceza Kanunu ve içtihatlar, bu gibi durumları göz önüne alarak toplumun ve bireyin menfaatini dengeleyen hükümler barındırır.

Hukuka uygunluk nedenleri (meşru müdafaa, zorunluluk hâli, kanun hükmünü ifa vb.) sayesinde, normal koşullarda suç sayılabilecek fiiller, belirli koşullar altında cezalandırılmaz. Kusurluluğu kaldıran veya azaltan nedenler (akıl hastalığı, yaş küçüklüğü, sağır-dilsizlik vb.) ise failin irade ve algılama yeteneğindeki noksanlıkları dikkate alarak ceza sorumluluğunu gözden geçirir. Bununla birlikte, haksız tahrik, cebir, tehdit veya korkutma gibi durumlar da failin işlediği suçu bir tepki veya çaresizlik anında gerçekleştirmiş olabileceğini ortaya koyarak cezada indirim veya sorumsuzluk sonucu doğurabilir.

Ceza adaletinin temel amaçlarından biri, “ceza muhakemesi süreci içinde maddi gerçeği ortaya çıkararak adil bir yaptırım uygulamak”tır. Bu nedenle, yargı organları her somut olayda ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlerin varlığını ya da yokluğunu titizlikle değerlendirerek karar verir. Bu değerlendirmede ölçülülük, hakkaniyet ve toplumsal düzenin korunması gibi prensipler göz önüne alınır. Özellikle meşru müdafaa durumlarında, failin eyleminin saldırıyla orantılı olup olmadığı, haksız tahrik hâlinde ise tahrik eden fiilin ağırlığı ve failin maruz kaldığı ruhsal çöküntü ayrıntılı biçimde incelenmelidir.

Neticede, ceza hukuku düzenlemeleri, toplumsal ihtiyaçları ve insan doğasının karmaşıklığını gözeterek, herkesin karşı karşıya kalabileceği sıradışı durumlarda adil sonuçlar alabilmeyi hedefler. Bu hedef, ancak ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlerin doğru saptanması ve somut olaya hakkaniyete uygun şekilde uygulanmasıyla gerçekleştirilir. Bu kurumlar, ceza hukukunun hem birey hem de toplum yararını en iyi şekilde bağdaştırma çabasının bir yansıması olup, her zaman dikkat ve titizlikle ele alınmalıdır.
 
Geri
Tepe