Kavramsal Çerçeve
Deniz ticareti faaliyetlerinin güvence altına alınması, hem ekonomik istikrarın korunması hem de deniz ulaşımının sürdürülebilir bir şekilde devam edebilmesi için büyük önem taşır. Bu doğrultuda deniz sigortası, gemi ve yük gibi deniz emtialarının çeşitli risklere karşı sigortalanmasını ifade eder. Deniz sigortası, geçmişten günümüze uluslararası ticaretin temel dayanaklarından biri olarak karşımıza çıkar. Geniş kapsamlı bakıldığında, deniz sigortasının konu ve içerik bakımından farklı alt türleri bulunmaktadır. Geminin kendisi (Hull & Machinery) ve gemi işletmecisinin üçüncü kişilere karşı sorumluluğu (P&I) gibi iki ana başlık bu türler arasında öne çıkar.Türk hukuku bakımından deniz sigortası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) ile Avrupa ve dünya uygulamaları ışığında şekillenmiştir. Deniz sigortalarında temel amaç, gemi, yük veya geminin işletilmesi sırasında ortaya çıkabilecek maddi ve hukuki riskleri teminat altına almaktır. Hukuki düzenlemeler, sigorta sözleşmelerinin yapılmasından, sorumluluk kapsamına, rücu mekanizmalarından hasar tespiti sürecine kadar pek çok konuyu kapsayacak şekilde detaylı düzenlemeler içerir.
Deniz sigortası, yalnızca finansal zararların telafisiyle sınırlı kalmaz; aynı zamanda risk yönetimi bağlamında tarafların sorumlulukları ve yükümlülükleri açısından da yol gösterici kurallar ortaya koyar. Bu bağlamda, Hull & Machinery (H&M) sigortası, geminin fiziki bütünlüğünü ve donanımını korumaya yönelikken, P&I (Protection & Indemnity) sigortası, üçüncü kişilere karşı doğabilecek tazminat yükümlülüklerini üstlenme görevini yerine getirir. Her iki sigorta türünün işlevi ve uygulanma biçimi farklı olmakla birlikte, denizcilik faaliyetlerinin sağlıklı ve kesintisiz bir şekilde sürmesini sağlayan tamamlayıcı unsurlar olarak değerlendirilmektedir.
Bu metinde, söz konusu iki temel deniz sigortası türü, tarihsel arka planları, hukuki dayanakları ve güncel uygulamaları çerçevesinde ele alınacaktır. Aynı zamanda risk dağılımı, hasar tespiti, mevzuat analizi, tarafların yükümlülükleri ve uyuşmazlık çözüm yolları gibi başlıca konulara detaylı biçimde değinilecektir.
Tarihsel Gelişim
Deniz sigortalarının tarihsel kökeni, deniz ticaretinin gelişimiyle paralel ilerlemiştir. Akdeniz bölgesi, Orta Çağ boyunca deniz ticaretinin merkezi konumundaydı ve riskin yüksek olduğu deniz yolculuklarına yönelik çeşitli tedbirler alındı. Ticari riskin sigortalanması fikri, özellikle Venedik, Cenova gibi denizci devletlerin bankacılık ve finans faaliyetlerini geliştirmesiyle somutlaştı. Gemilerin batma, korsan saldırıları veya hasara uğrama ihtimali, bu yenilikçi mekanizmaların doğmasına katkıda bulundu.Tarihsel süreç içerisinde, 14. ve 15. yüzyıllarda Avrupa’da deniz sigortası sözleşmelerinin yazılı hale gelmesiyle bu uygulama daha fazla hukuki zemine oturdu. İngiltere’de Lloyd’s of London gibi kuruluşların ortaya çıkması, deniz sigortası piyasasının kurumsallaşmasına büyük ölçüde katkı sağladı. Bu dönemde geminin gövdesi ve makineleri için teminat sağlanması ön plandayken, üçüncü kişilere karşı sorumluluk sigortası şeklindeki P&I konsepti sonradan gelişti.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde de deniz sigortası uygulamalarının izlerine rastlanabilir. İstanbul ve çevre limanlarda ticari faaliyetin yoğunluğu, deniz sigortası ürünlerinin yerel tüccarlar arasında ilgi görmesine yol açtı. Fakat bu dönemde sigortacılık faaliyetleri daha çok yabancı şirketler üzerinden yürütülmekteydi. Cumhuriyet döneminde ise Türk Sigorta Kanunu ve müteakip düzenlemelerle modern bir sigortacılık sistemi hedeflendi. TTK’nın ilk düzenlemeleri ve daha sonra 6102 sayılı yeni TTK ile deniz sigortaları kapsamlı biçimde mevzuatta yer almaya başladı.
Uluslararası arenada ise deniz sigortalarına yönelik olarak Londra Sigorta Piyasası, Amerikan Sigorta Piyasası gibi çeşitli piyasaların oluşturduğu poliçe tipleri ve standart klozlar (Institute Hull Clauses, American Institute Hull Clauses vb.) gelişti. Bu standart klozlar, farklı ülkelerdeki uygulamaların bütünleşmesi ve ortak bir pazarın oluşması bakımından kritik bir rol oynadı. Tarihsel açıdan bakıldığında, deniz sigortası sürekli olarak deniz ticaretinin ve gemicilik teknolojilerinin gelişiminden etkilenmiş ve buna uyum sağlayacak şekilde evrilmiştir.
Hull & Machinery Sigortası
Gemi gövdesi ve makinelerini kapsayan Hull & Machinery sigortası, geminin fiziki hasarlara karşı korunmasını temin eder. Bu sigorta türü, geminin bütünlüğünü bozacak her türlü riziko kapsamında poliçe koşullarında belirtilen teminatları devreye sokar. Poliçede teminat kapsamına giren hususlar genellikle şu şekildedir:- Denizde meydana gelen çarpma, çatma, karaya oturma, batma gibi kaza hallerinden kaynaklanan hasarlar.
- Yangın, patlama, fırtına, kasırga, yıldırım düşmesi gibi doğal afetler sonucu oluşan zararlar.
- Korsanlık, hırsızlık ve benzeri hukuka aykırı fiiller nedeniyle ortaya çıkan zararlar (poliçede özel olarak belirtilmesi koşuluyla).
Hull & Machinery sigortasının ana gayesi, gemi sahibinin veya işletmecisinin geminin kendisine gelecek zararlardan doğacak mali yükü hafifletmesidir. Geminin seferlerini kesintiye uğratabilecek her türlü risk, düzgün bir H&M sigorta poliçesiyle belirli ölçüde hafifletilir. Ancak her poliçe, çeşitli klozlar aracılığıyla teminat kapsamını daraltabilir ya da genişletebilir. Örneğin, “Institute Time Clauses – Hulls” veya “American Institute Hull Clauses” gibi standart poliçe klozları, hangi risklerin teminat altına alınacağını, hangi zararların hariç tutulacağını detaylı biçimde düzenler.
Hull & Machinery sigortası, geminin yapısal ve teknik özelliklerine göre primlendirilir. Gemi yaşı, geminin bayrağı, kullanılan rotalar, geçmiş hasar kayıtları, geminin tonajı ve makinelerinin durumu gibi faktörler, primin belirlenmesinde etkilidir. Bu parametrelerin değerlendirmesi sonucunda her gemi için farklı bir risk profili ve dolayısıyla farklı bir sigorta maliyeti çıkar.
Kapsam Alanı | Örnek Riskler |
---|---|
Gövde (Hull) | Denizde çatma, karaya oturma, batma |
Makineler (Machinery) | Makine arızaları, patlamalar, yangın |
Hull & Machinery sigortası, deniz ticaret filosunun belkemiğini oluşturan gemilerin güvence altına alınmasında önemli bir yer tutar. Gemi sahibi veya işletmecisi, geminin uzun vadeli kullanım ömrü boyunca bu tür sigorta teminatlarına başvurarak, finansal istikrarını korumayı hedefler.
P&I Sigortası
P&I (Protection & Indemnity) sigortası, gemi sahibi veya işletmecisinin üçüncü kişilere karşı doğabilecek hukuki sorumluluklarını teminat altına alır. Bu sorumluluklar arasında yolcu hak talepleri, mürettebat hak talepleri, yük hasarları ve çevre kirliliği gibi konular bulunur. Hull & Machinery sigortası geminin kendisine yönelik hasarları karşılamaya odaklanırken, P&I sigortası dışa dönük sorumlulukları üstlenir.P&I kulüpleri, gemi sahiplerinin ortaklaşa oluşturduğu, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar olarak faaliyet gösterir. Bu kulüpler, üyelerine karşılıklı sigorta teminatı sağladıkları gibi, hukuki danışmanlık, risk yönetimi ve hasar tespiti gibi ek hizmetler de sunarlar. Gemi sahibi veya işletmecisi, bir P&I kulübüne üye olduğunda, kulübün sunduğu geniş kapsamlı teminatlardan yararlanma imkanına sahip olur. Teminat kapsamı genellikle şu alanlarda yoğunlaşır:
- Üçüncü kişilerle ilgili tazminat sorumlulukları (yük hasarı, yolcu yaralanmaları, mürettebat tazminatları vb.)
- Deniz kirliliği (petrol sızıntısı, kimyasal madde tahliyesi vb.)
- Çatışma veya çarpma durumunda diğer gemi ve liman tesislerine verilen zararlar
- Enkaz kaldırma maliyetleri
P&I poliçelerinin belirlenmesinde geminin boyutları, tipi, sefer rotaları, taşıdığı yük türü, mürettebat sayısı gibi faktörler dikkate alınır. Ayrıca her P&I kulübünün kendi kuralları ve üyelik şartları bulunur. P&I sigortası, yasal alt yapı bakımından TTK’nın yanı sıra uluslararası sözleşmelerle de desteklenir. Özellikle MARPOL (Marine Pollution) gibi çevre kirliliğini önlemeye yönelik uluslararası konvansiyonlar, gemi sahibinin sorumluluğuna dair hükümler içermektedir. P&I kulüpleri, bu konvansiyonların gerektirdiği tazminatları karşılamak üzere üyelerine teminat sunar.
Temel Kavramlar ve Risk Analizi
Deniz sigortasında başarıyla yürütülen bir poliçe, doğru risk analizi üzerine kuruludur. Risk analizi, geminin yaşı, yapısal özellikleri, sefer yaptığı bölge, taşıdığı yük türü, mürettebat niteliği gibi pek çok parametrenin değerlendirilmesi sonucu ortaya çıkar. Hem Hull & Machinery hem de P&I kapsamında çeşitli risk kategorileri vardır:- Fiziksel Riskler: Geminin çarpma, çatma, karaya oturma, makine arızası gibi operasyonel riskleri.
- Hukuki Riskler: Üçüncü kişi sorumlulukları, çevre kirliliği, iş kazaları, yük kaybı gibi hususlar.
- Ticari Riskler: Yükün değer kaybetmesi, seferin durması veya gecikmesiyle bağlantılı ek maliyetler.
Risk analizi süreci sonunda, hangi risklerin teminat altına alınacağı ve hangi risklerin hariç tutulacağı poliçede detaylı biçimde yer alır. Özellikle denizcilik sektöründe, risk değerlendirmesinde kullanılan önemli göstergeler şunlardır:
- Gemi Klas Kuruluşu Raporları: Uluslararası klas kuruluşları (IACS üyesi kuruluşlar vb.), geminin teknik ve yapısal uygunluğunu düzenli olarak denetler. Bu raporlar sigorta priminin belirlenmesinde kritik rol oynar.
- Sefer Rotaları: Geminin hangi coğrafi bölgede faaliyet göstereceği, deniz ve hava şartları bakımından farklı risk seviyeleri doğurur.
- Geçmiş Hasar Kayıtları: Geminin ve işletmecinin geçmiş dönemde yaşadığı hasar sıklığı ve büyüklüğü, gelecekteki risk profilini belirleyen faktörler arasındadır.
Deniz sigortalarında poliçenin kapsamı ve prim seviyeleri, bu risk analizinin sonucuna göre düzenlenir. Ayrıca reasürans mekanizmalarıyla riskin başka sigorta şirketleri veya P&I kulüpleri arasında paylaşılması, büyük ölçekli zararların tek bir kuruluş üzerinde yoğunlaşmasını engeller. Böylece, deniz ticaretinde riskin dağıtılması ve yönetilmesi daha sağlıklı biçimde sağlanır.
Poliçenin Hukuki Niteliği
Deniz sigortası poliçesi, TTK ve ilgili mevzuat uyarınca bir ticari sözleşme niteliğindedir. Tarafların hak ve yükümlülükleri, özel koşullar ve genel koşullar çerçevesinde belirlenir. Sözleşmenin kurulması, sigortacının teklifi ve sigortalının kabulüyle gerçekleşir. Poliçede, sigortalı menfaat, sigorta bedeli, prim, kapsam, başlangıç ve bitiş tarihleri gibi temel unsurlar yer alır.Poliçenin hukuki niteliği, sigortacının tazminat ödeme borcu ile sigortalının prim ödeme borcu üzerine inşa edilmiştir. Hull & Machinery poliçesi genellikle değer sigortası şeklinde düzenlenir. Yani, geminin sigorta değeri sözleşme yapılırken taraflarca belirlenir ve bu değer poliçeye işlenir. P&I poliçesi ise sorumluluk sigortası niteliğinde olup, gemi sahibinin veya işletmecisinin üçüncü kişilere karşı doğacak hukuki sorumluluklarının tazmini esasına dayanır.
Bir deniz sigortası poliçesinin geçerli olabilmesi için, taraflar arasında bir menfaat ilişkisinin bulunması zorunludur. Hull & Machinery sigortasında menfaat, geminin mülkiyeti veya kullanım hakkıdır. P&I sigortasında ise gemi sahibinin veya işletmecinin hukuki sorumluluğuna ilişkin menfaat söz konusudur. Bu menfaat ilişkisinin olmaması durumunda poliçe hükümsüz kalabilir.
Sözleşme, taraflar arasında belirsizlik veya uyuşmazlık oluşmaması için ayrıntılı klozlar içerir. İngiltere merkezli Londra sigorta piyasasının geliştirdiği “Institute Clauses” veya Amerikan piyasasına özgü “American Institute Clauses” bu alanda sıklıkla kullanılır. Türk hukukunda ise bu standart klozların yanı sıra TTK hükümleri de dikkate alınarak taraflar, poliçeye özel hükümler ekleyebilir.
Uygulama Prensipleri
Deniz sigortalarında uygulama prensipleri, sigorta şirketleri, P&I kulüpleri ve sigortalı arasındaki ilişkileri düzenleyen kurallardan oluşur. Uygulamanın temel unsurları arasında iyi niyet (utmost good faith), dürüstlük ve sigorta menfaatinin varlığı sayılabilir. Deniz sigortası, yüksek risk içeren bir alan olduğundan, taraflar arasındaki bilgi alışverişi ve iş birliği büyük önem taşır.Sigortalı, gemiyle ilgili bütün teknik, operasyonel ve hukuki bilgileri gerçeğe uygun şekilde paylaşmakla yükümlüdür. Geminin bakımı, mürettebatın eğitimi, yasal gerekliliklere uyum gibi konular, poliçenin devamlılığı açısından kritiktir. Sigortacılar veya P&I kulüpleri, riskin büyüklüğünü ve niteliğini doğru analiz edebilmek için bu bilgilere ihtiyaç duyar.
Deniz sigortasında acımasız muamele olarak adlandırılan, sigortacının kusurlu davranışlar veya gemi sahibinin ihmali nedeniyle teminatı reddetme hakkı da uygulamada yer bulur. Örneğin, gemi sahibinin kasten denizde tehlikeye yol açması veya gemiyi sınırlamayan hava koşullarında yanlış kullanım nedeniyle meydana gelen hasarlar sigorta teminatı kapsamından çıkabilir.
Uygulama prensipleri ayrıca ultra vires durumları, yani poliçenin dışında veya poliçe kapsamıyla çelişen uygulamaları sınırlayıcı hükümler içerir. Bu sayede hem sigorta şirketi hem de sigortalı taraf, öngörülemeyen sorumluluklarla karşı karşıya kalmaktan korunur. Gemi sahibi ya da işletmecisi, poliçede belirtilen kullanım amacına aykırı bir faaliyette bulunduğunda, sigortacının rücu hakkı doğabilir veya poliçe geçersiz hale gelebilir.
Sigorta Süreci ve Tarafların Yükümlülükleri
Deniz sigortası sözleşmesinin oluşumundan sona ermesine kadar, tarafların üstlendiği çeşitli yükümlülükler bulunur. İlk aşama, teklif ve beyan sürecidir. Gemi sahibi veya işletmecisi, geminin teknik özelliklerini, sefer rotalarını, mürettebat sayısını ve diğer risk faktörlerini eksiksiz beyan etmelidir. Sigortacı veya P&I kulübü, bu bilgileri temel alarak teklif sunar.Poliçe imzalandıktan sonra devam eden süreçte prim ödemesi ve klozlara uyum yükümlülüğü devreye girer. Hull & Machinery sigortasında prim genellikle yıllık olarak belirlenir ve taksitlere bölünebilir. P&I kulüplerinde ise üyelik ücreti ve ek katkı payları (calls) şeklinde ödeme metotları uygulanır. Gemi sahibi, poliçe koşullarında belirtilen bütün teknik ve yasal gereklilikleri yerine getirmekle sorumludur. Özellikle mürettebatın eğitim ve sertifikasyon durumu, geminin klas kuruluşları tarafından uygun bulunması ve düzenli bakımların yapılması, poliçenin devamlılığı açısından kritiktir.
Hasar veya zarar meydana geldiğinde sigortalı, derhal sigortacıya veya P&I kulübüne bildirim yapmakla yükümlüdür. Hasarın boyutu, oluş şekli ve tarihine ilişkin gerekli belgeler ve kanıtlar sunulmalıdır. Aksi takdirde, geç bildirime veya eksik bilgiye dayanan red ve kısmi red durumlarıyla karşılaşmak mümkündür. Bu bildirim sonrasında sigortacı veya P&I kulübü ekspertiz raporu hazırlatır; gemide veya olay mahallinde gerekli incelemeleri yaptırır. Hasarın teminat kapsamında olup olmadığı, sigorta bedelinin hangi oranda karşılanacağı gibi hususlar bu rapor temelinde karara bağlanır.
Yargı Uygulamaları ve Mevzuat Analizi
Türk hukukunda deniz sigortası uyuşmazlıkları, genel sigorta hukuku prensipleriyle birlikte, TTK hükümleri çerçevesinde değerlendirilmektedir. Türkiye’de meydana gelen uyuşmazlıklar ağırlıklı olarak Türk mahkemelerinde görülmekle beraber, bazı poliçeler tahkim şartı içerebilir. Özellikle uluslararası denizcilik faaliyetlerine yönelik poliçelerde Londra Tahkim Mahkemesi (LMAA) gibi uluslararası tahkim merkezlerine yönlendirme yapılır.Deniz sigortasına dair yargı kararlarında, haksız fiil ile sözleşmesel sorumluluk arasındaki ayrım ve menfaat prensibi ön plandadır. Geminin kasıtlı zarara uğratılması, yük hasarlarının ihmale dayanması veya mürettebatın yeterince eğitilmemesi gibi durumlar, yargı organları nezdinde sorumluluk dağılımının belirlenmesinde önemli rol oynar. P&I sigortalarında mahkemenin veya tahkim heyetinin takdir edeceği tazminat miktarı, sözleşmede belirlenen limitlerle ve uluslararası sözleşme hükümleriyle sınırlandırılabilir.
6102 sayılı TTK, deniz sigortasına ilişkin birtakım yeni düzenlemeleri de beraberinde getirmiştir. Örneğin, zorunlu sorumluluk sigortaları arasında yer alan çevre kirliliği teminatları, bu kapsamda incelenebilir. Bazı uluslararası sözleşmelerin (CLC, Bunker Convention vb.) iç hukuka aktarılması, deniz kirliliğinden kaynaklı sorumluluk ve tazminat konusunun deniz sigortası poliçelerinde daha ayrıntılı yer almasına yol açmıştır.
Türk yargı mercileri, deniz sigortası alanında sıklıkla Londra tahkim kararları ve İngiliz yargı içtihatlarını da dikkate almaktadır. Zira, deniz sigortası sektörü tarihsel olarak İngiltere’de gelişmiş ve birçok standart klozun yorumlanması bu içtihatlar çerçevesinde yapılmaktadır. Dolayısıyla, Türkiye’de görülen davalarda da istikrarlı ve uluslararası uygulamayla uyumlu kararlar verilebilmesi için yabancı içtihatlara atıf yapmak olağan bir yöntem haline gelmiştir.
Sigorta Primlerinin Belirlenmesi
Prim hesaplaması, deniz sigortasının en önemli aşamalarından biridir. Geminin risk profilini yansıtan teknik, coğrafi ve hukuki unsurlar, prim seviyesini doğrudan etkiler. Özellikle Hull & Machinery sigortasında, geminin yaşı ve klas kuruluşu raporları kritiktir. Yüksek yaşlı gemiler veya sık sefer yapan gemiler daha yüksek risk grubuna girer. Bu durumda prim de artar.P&I sigortasında ise geminin taşıdığı yükün niteliği, mürettebat sayısı, sefer güzergahları ve gemi sahibinin geçmiş talep performansı (claim record) göz önüne alınır. Her P&I kulübü, üyelerinin hasar istatistiklerini titizlikle değerlendirerek bir sonraki dönem için primlerini veya ek katkı paylarını (calls) belirler. Kaza ve uyuşmazlık oranı yüksek olan gemi sahipleri, kulüp tarafından daha yüksek bir ödeme yükümlülüğüyle karşı karşıya kalabilir.
Deniz sigortası sektöründe, prim belirleme sürecinde aktüeryal modeller ve istatistiksel analizler sıklıkla kullanılmaktadır. Sigorta şirketleri, geçmiş hasar verilerini, geminin teknik parametrelerini ve pazar koşullarını değerlendirerek geleceğe dönük bir fiyatlama yapar. Bazı durumlarda, broker aracılığıyla pazarlık usulü de gündeme gelebilir. Brokerler, gemi sahibinin adına en avantajlı prim ve kapsam koşullarını sağlayabilecek sigortacılar veya P&I kulüpleriyle bağlantı kurar.
Reasürans ve Ortak Klozlar
Büyük ölçekli deniz risklerinin tek bir sigorta şirketi veya P&I kulübü tarafından üstlenilmesi, şirketin finansal istikrarını tehlikeye atabilir. Bu nedenle reasürans, deniz sigortası sektörünün vazgeçilmez mekanizmalarından biridir. Reasürans, sigorta şirketinin kabul ettiği riskin bir kısmını başka bir sigorta veya reasürans şirketine devretmesidir. Böylelikle, büyük kayıplar durumunda risk paylaşılır ve tazminatın tüm yükü tek bir kuruma düşmez.Reasürans anlaşmalarında da farklı türler söz konusudur. Oransal reasürans, riskin belirli bir oranda paylaşılmasını öngörürken, eksedan reasürans (excess of loss) büyük hasarlar için özel limitler belirlenmesini sağlar. Deniz sigortasında, özellikle yüksek tonajlı gemiler ve büyük tankerler için reasürans kritik öneme sahiptir.
Ortak klozlar (standard clauses), deniz sigortası sözleşmelerinde tipik olarak kullanılan ve uluslararası piyasalarda kabul görmüş hükümleri ifade eder. Londra merkezli Institute Clauses, en yaygın kullanılanlardan biridir:
- Institute Time Clauses (Hulls)
- Institute Time Clauses (Freight)
- Institute Protection & Indemnity Clauses
Bu klozlar, teminatın kapsamını, hasar bildirimini, rücu haklarını ve diğer önemli hususları detaylı biçimde düzenler. Ortak klozlar sayesinde deniz sigortası uygulamalarında uluslararası standartlar korunur ve tarafların beklenmeyen risklerle karşılaşma olasılığı azaltılır.
Tazminat ve Hasar Tespiti
Tazminat süreci, hasarın meydana gelmesiyle başlar. Sigortalı, sigortacı veya P&I kulübüne hasarın meydana geldiğini derhal bildirmelidir. Bu bildirimi takip eden aşamada, ekspertiz veya survey olarak adlandırılan teknik inceleme süreci başlar. Uzmanlar gemide veya olay yerinde gerekli tespitleri yapar; hasarın niteliğini, meydana geliş sebeplerini ve yaklaşık maliyetini raporlar.Hasar tespit raporu, tazminat miktarının belirlenmesinde yol gösterici belgedir. Hull & Machinery sigortasında hasar tespit raporu, geminin gövdesi veya makinelerindeki zararın onarım maliyetini ortaya koyar. P&I sigortasında ise zarar gören üçüncü kişinin talebinin hukuki dayanağı, tazminatın miktarı ve varsa ek maliyetler (avukat masrafları, yargılama giderleri vb.) değerlendirmeye alınır.
Tazminat ödeme aşamasında, sigortalı değerin poliçede önceden sabitlenmiş olması büyük kolaylık sağlar. Değer sigortası kapsamında, hasar tam (total loss) ise poliçede yazan bedel üzerinden ödeme yapılır. Kısmi hasarlarda ise onarım maliyetleri, amortisman ve muhtemel ek masraflar da hesaba katılır. P&I sigortasında, ödeme genellikle talep eden üçüncü kişiye yapılır veya gemi sahibine/işletmecisine rücu edilebilir. Bazı durumlarda, tazminat talepleri mahkeme kararı veya tahkim hükmüyle kesinleştikten sonra ödenir.
Deniz sigortası mevzuatında, sigortalının mutad bakım yükümlülüklerini yerine getirmemesi gibi ihmaller, tazminatın kısmen veya tamamen reddine yol açabilir. Ayrıca poliçede tanımlanmış kapsama girmeyen durumlarda (hariç tutulan haller), sigortacı veya P&I kulübü tazminat ödemekle yükümlü değildir.
Gemi Çatması ve Çıkarma Hasarları
Denizcilik sektöründe gemi çatması, gemilerin birbirine çarpması sonucu ortaya çıkan büyük ölçekli maddi ve hukuki sorumluluk risklerini gündeme taşır. Çatma halinde, Hull & Machinery sigortası, geminin gövdesindeki hasarı karşılamaya odaklanır. Eğer gemi, diğer gemiye veya liman tesislerine zarar vermişse, bu noktada P&I teminatı devreye girer. P&I kulübü, üçüncü kişilere verilen zararın tazminini üstlenir.Çatma durumunda ortaya çıkan çıkarma (refloating) masrafları da önemli bir kalemdir. Geminin karaya oturması veya çatma sonucu suda kalamayacak durumda olması durumunda, gemiyi yüzdürmek veya enkazı çıkarmak için yapılan maliyetler gündeme gelir. Hull & Machinery poliçeleri, genellikle sözleşmede yer alan kurtarma masraflarını da teminat altına alır. P&I sigortası ise bu kurtarma operasyonu sırasında üçüncü kişilere verilen zararları ve olası sorumlulukları karşılamak üzere tasarlanmıştır.
Çatma ve çıkarma hasarlarında sorumluluğun nasıl dağıtılacağı, bazen uluslararası düzenlemelerle veya mahkeme/tahkim kararlarıyla belirlenir. Özellikle çarpışma tazminatına ilişkin (Collision Liability Clause) hükümler, standart klozlar içerisinde detaylı biçimde düzenlenir. Gemilerin kusur oranı, sefer rotası ve hız gibi teknik veriler dikkate alınarak paylaştırılabilir. Bu kapsamda, hem H&M hem de P&I poliçesinde ortak avarya ilkeleri de devreye girebilir.
Ortak Avarya
Ortak avarya (general average), deniz hukukunun köklü kurumlarından biri olup, gemi, yük ve navlun gibi menfaatlerin ortak bir tehlikeden kurtarılması amacıyla yapılan fedakarlıkların, tüm menfaat sahiplerince ortaklaşa paylaşılmasını öngörür. Gemi kaptanının, gemi ve yükü kurtarmak için bazı yüklerin denize atılması veya geminin rotasının değiştirilmesi gibi olağanüstü önlemler alması durumunda, bu fedakarlıktan kaynaklanan zararlar ortak avarya prensipleri çerçevesinde paylaştırılır.H&M sigortası, geminin yapacağı avarya masraflarını büyük ölçüde karşılar. Bununla birlikte, yük sahipleri de kurtarma operasyonunda geminin ve yükün birlikte kurtarılması amacıyla yapılan harcamalara katılmak durumundadır. Yük sahibi, bu maliyet payını Ortak Avarya Garanti Mektubu (Average Bond) veya benzeri teminatlarla güvence altına alır. Eğer yük de ayrıca sigortalıysa, yük sigortası poliçesi de ortak avarya payını ödeyebilir.
Ortak avarya uygulamasında York-Antwerp Kuralları, uluslararası standartları belirler. Taraflar, sözleşmede bu kurallara atıf yaparak ortak avaryanın hesaplanmasında ve paylaştırılmasında uluslararası kabul görmüş esasları benimseyebilir. Böylelikle, denizcilik sektöründe sıkça karşılaşılan bu tür riskler, sistematik ve adil bir şekilde çözülür.
Sorumluluk Kapsamının Daraltılması ve Hariç Tutulan Haller
Deniz sigortası poliçelerinde, hem Hull & Machinery hem de P&I açısından çeşitli istisnalar ve sorumluluk sınırlamaları bulunur. Bu istisnalar, sigorta şirketleri veya P&I kulüplerinin üstleneceği riskleri kontrol altına almak ve beklenmeyen devasa sorumluluk yüklerini azaltmak için oluşturulur. Tipik olarak, aşağıdaki haller hariç tutulabilir:- Savaş, isyan, grev, terör eylemleri
- Nükleer riskler
- Gemi sahibinin kasıt veya ağır kusurundan doğan zararlar
- Geçersiz lisans veya sertifikalarla geminin işletilmesi sonucu ortaya çıkan hasarlar
Hull & Machinery poliçesinde, bazen makine hasarlarının belirli bir bölümü hariç tutulur veya ek prim ödemesiyle teminat kapsamına alınabilir. P&I sigortasında ise cezai yaptırımlar, para cezaları ve kasıtlı çevre kirliliği gibi konuların tazmini teminat dışında kalabilir. Bununla birlikte, sözleşmeye eklenen klozlarla veya ek sigorta paketleriyle bu istisnaların kapsamı daraltılabilir.
Uluslararası denizcilik uygulamalarında, War Risks (savaş riskleri) veya Strike Risks (grev riskleri) gibi ek teminatlar ayrı poliçeler halinde sunulur. Bu yöntemle, gemi sahibi ihtiyaç duyduğu özel risk teminatını ek bir ücret karşılığında alabilir. Benzer şekilde, siber saldırı riskleri de modern deniz ticaretinde önem kazanmaya başlamış, bu konuda da ayrı klozlar geliştirilmiştir.
P&I Kulüpleri ve Ortak Yaklaşımlar
P&I kulüpleri, gemi sahiplerinin kolektif dayanışma esasına dayanan kuruluşlardır. Bu kulüpler, kâr amacı gütmez ve üyelerinin ödedikleri katkı paylarıyla hasarları finanse eder. Gemi sahiplerinin bir P&I kulübüne üye olması, uluslararası denizcilik faaliyeti yürütebilmek için adeta zorunlu hale gelmiştir. Zira birçok liman devleti, geminin P&I teminatına sahip olmasını talep eder.Kulüpler, sadece hasar tazminatı sağlamakla kalmaz; aynı zamanda hukuki danışmanlık, eğitim programları ve risk önleme stratejileri gibi hizmetler de sunar. Bu hizmetler arasında mürettebat eğitimi, kazaların nasıl raporlanacağına dair prosedürler ve çevre koruma önlemleri yer alır. Gemi sahipleri, P&I kulübünün geniş uluslararası ağından da faydalanarak, herhangi bir olay durumunda dünya genelinde hızlı ve etkin çözümler alabilirler.
Kulüpler arasında International Group of P&I Clubs, en önde gelen çatı organizasyondur. Bu grup, üyeleri arasında pooling anlaşmaları yaparak, çok büyük tazminat taleplerinin bile paylaşılarak karşılanmasını sağlar. Örneğin, büyük bir petrol sızıntısı veya ciddi bir yolcu gemisi kazası durumunda, tek bir kulübün zararları üstlenmesi finansal açıdan riskli olabilir. Pooling anlaşmaları sayesinde, zarar tüm kulüpler arasında dağıtılır ve sistemin sürdürülebilirliği korunur.
Güncel Gelişmeler ve Dijital Dönüşüm
Denizcilik sektöründe dijitalleşme, gemi sigortası süreçlerini hızla dönüştürmektedir. Otomasyon, yapay zeka ve veri analizi gibi teknolojiler, hem risk değerlendirmesinde hem de hasar tespitinde daha etkin yöntemler sunar. Gemi operasyonlarından elde edilen gerçek zamanlı veriler (yolculuk rotaları, hava durumu, hız, yakıt kullanımı vb.), sigortacıların ve P&I kulüplerinin risk modellemesini daha hassas hale getirmesine imkan tanır.Dijital platformlar üzerinden sigorta ve reasürans işlemleri de yaygınlaşıyor. Blockchain teknolojisi, sözleşme süreçlerinin şeffaf ve güvenli şekilde takip edilmesine imkan verirken, akıllı sözleşmeler (smart contracts) sayesinde tazminat süreçlerinde otomasyon artmaktadır. Böylece, geminin çarpışma veya hasar durumunda, olayın doğrulanmasıyla birlikte otomatik olarak ödeme veya tahsilat yapılması bile söz konusu olabilir.
P&I kulüpleri de dijital altyapılarına yatırım yaparak üyelere daha hızlı hizmet sunmayı hedefliyor. Online portallar üzerinden gemi sahipleri, poliçe bilgilerine, hasar durumlarına ve potansiyel risk analizlerine anlık erişim sağlayabilir hale geldiler. Bunun yanı sıra, dijitalleşme süreci, siber güvenlik risklerini de gündeme taşıyor. Gemi operasyon sistemlerine yapılan siber saldırılar, sadece ticari kayıplara değil, çevre ve insan güvenliği açısından da ciddi sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle, siber risklerin P&I veya ayrı sigorta poliçeleriyle teminat altına alınması, güncel tartışma konuları arasında yer alır.
Son Gelişmeler Işığında Değerlendirme
Uluslararası düzenlemelerin sıkılaşması, deniz sigortası poliçelerinin içeriğini ve uygulama şeklini doğrudan etkiler. Deniz kirliliği konusundaki katı regülasyonlar, P&I kulüplerinin ve H&M sigortalarının kapsamını genişletme yönünde baskı yaratır. Söz konusu düzenlemelerin yürürlüğe girmesiyle beraber, gemi sahiplerinin daha detaylı çevre koruma önlemleri alması beklenir. Bu, sigorta primleri üzerinde de etkili olur; riskli bölgelerde faaliyet gösteren veya yeterli çevresel önleme sahip olmayan gemiler, daha yüksek primlerle karşı karşıya kalabilir.Uluslararası ticaretin ve lojistiğin artan hızına paralel olarak, gemi boyutları ve kargo kapasiteleri sürekli büyür. Büyük ölçekli gemilerde meydana gelen bir hasar veya kaza, çok daha yüksek maliyetler doğurabilir. Bu durum, hem H&M hem de P&I poliçelerinde daha geniş teminat ihtiyaçlarını beraberinde getirir. Dolayısıyla, reasürans piyasalarının kapasitesinin artması ve yeni finansal enstrümanların devreye girmesi kaçınılmaz hale gelir.
Türkiye açısından bakıldığında, İstanbul ve diğer Türk limanlarının lojistik anlamda büyüyen önemi, deniz sigortası piyasasını canlandırır. Türk deniz filosunun güncellenmesi ve modernizasyonu için atılan adımlar, sigorta sektöründeki rekabeti de artırır. Uluslararası P&I kulüplerine ek olarak, yerli şirketlerin bu alanda daha aktif rol almak isteği, sektördeki çeşitliliği besler.
Doktrindeki Yaklaşımlar
Akademik literatürde, deniz sigortası ve özellikle H&M ile P&I sigortalarının sözleşmesel yapısı ve sorumluluk sınırları üzerine yoğun tartışmalar vardır. Bazı doktrin yazarları, deniz sigortasının tam tazmin prensibi ile serbest rekabet arasındaki dengeyi sorgular. Özellikle büyük deniz kazalarında sigorta sektörünün üstlendiği rolün, gemi sahiplerini yeterince “tedbirli” davranmaya teşvik edip etmediği üzerinde durulmaktadır.Bir diğer tartışma konusu, sorumluluk limitleri ve bu limitlerin temel insan hakları ve çevre koruma prensipleriyle uyumu üzerinedir. Liman devletleri, çevresel zararların telafisinde üst sınır konmasının, mağdur haklarını kısıtladığını ileri sürebilir. Buna karşılık, denizcilik sektörü temsilcileri, çok yüksek sınırsız sorumlulukların, sektörün sürdürülebilirliğini ve gemi işletmeciliğinin ekonomik fizibilitesini zora sokabileceğini belirtir.
Doktrinde ayrıca, teknik gelişmelerin deniz sigortası hukukuna entegrasyonu da mercek altına alınır. Otonom gemiler, yapay zeka destekli navigasyon sistemleri, insansız yükleme-boşaltma operasyonları gibi yeniliklerin H&M ve P&I poliçelerinde nasıl düzenleneceği, yeni hukuki soru işaretlerini beraberinde getirmektedir. Otonom geminin deniz kazasına neden olması durumunda kusur ve sorumluluk dağılımının nasıl yapılacağı, modern literatürde tartışılan başlıca meselelerden biridir.
Uyuşmazlık Çözüm Yolları
Deniz sigortası uyuşmazlıklarında taraflar genellikle arabuluculuk, tahkim ve yargı yollarına başvurur. Ticari uyuşmazlıkların hızlı ve uzmanlaşmış bir şekilde çözümlenmesi, özellikle uluslararası denizcilik sektöründe büyük önem taşır. İngiltere, denizcilik uyuşmazlıklarında önde gelen tahkim merkezidir ve Londra Denizcilik Tahkim Birliği (LMAA) bu alanda yoğun iş yüküne sahiptir.Türkiye’de ise İstanbul Tahkim Merkezi (ISTAC) deniz ticareti ve sigorta uyuşmazlıklarında aktif bir rol üstlenmeye başlar. Taraflar, sözleşmelerine koyacakları tahkim şartıyla ISTAC’ı yetkili kılabilir. Tahkimin avantajları arasında, süreç gizliliği, uzman hakemlerin varlığı ve görece daha hızlı bir karar mekanizması sayılabilir.
Adli yargı sürecine gidildiğinde ise davalar genellikle Denizcilik İhtisas Mahkemeleri veya bu alanda uzmanlaşmış ağır ticaret mahkemelerinde görülür. Ancak uluslararası boyutu olan vakalarda, yetki ve uygulanacak hukuk konusundaki uyuşmazlıklar süreci uzatabilir. Bu nedenle, taraflar sözleşmede genellikle tahkim veya belirli bir ülke mahkemesini yetkili kılan hükümler koyarak öngörülebilirliği artırmaya çalışır.
Sigorta Bilinci ve Sektörel Farkındalık
Türkiye’de ve dünya genelinde denizcilik sektörü, büyük ölçekli ticaretin ve ekonomik kalkınmanın vazgeçilmez bir unsurudur. Buna karşın, deniz sigortası ve özellikle P&I konularında yeterli bilincin ve farkındalığın oluşması uzun bir süreç gerektirmiştir. Gemi sahiplerinin, mürettebatın ve diğer paydaşların, sigorta poliçelerinin kapsamını ve şartlarını doğru şekilde anlaması, hem işletme güvenliği hem de yasal uyuşmazlıkların önlenmesi için önem taşır.Gelişen teknoloji ve yasal düzenlemeler ışığında, eğitim ve danışmanlık hizmetlerine yatırım yapmak, sektörün genel risk profilini düşürmeye yardımcı olur. Denizcilik fakülteleri ve meslek yüksekokullarında deniz sigortası hukuku ve risk yönetimi konularının müfredata eklenmesi, yetişen uzman insan kaynağı ihtiyacını karşılamaya yöneliktir. Sektörel kuruluşlar, konferanslar, seminerler ve çalıştaylar organize ederek güncel uygulamaları paylaşıyor ve mesleki standartların yükselmesini hedefliyor.
P&I kulüplerinin sunduğu eğitim programları ve rehberler, mürettebatın ve idari personelin operasyonel riskleri minimize etmesine yardımcı olur. Hasar sayısının ve tazminat miktarının azalması, primlerin de düşmesine katkı sağlayarak sektör genelinde maliyetleri kontrol altına alır. Bu döngü, deniz sigortası piyasasında istikrarı ve sürdürülebilirliği artırır.
Kaynakça
- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu
- York-Antwerp Rules (Son revizyon tarihli kurallar)
- Institute Time Clauses – Hulls (ITC-Hulls)
- American Institute Hull Clauses
- International Convention on Civil Liability for Oil Pollution Damage (CLC)
- Marine Insurance Act 1906 (İngiltere)
- International Group of P&I Clubs Resmi Yayınları
- LMAA Kuralları ve Karar Örnekleri
- MARPOL (International Convention for the Prevention of Pollution from Ships)
- Doktrin ve yargı kararları: Prof. Dr. Ekrem Çetintürk, Deniz Hukuku ve Sigorta Uyuşmazlıkları, 2015; Dr. Ayşe Gün, Uluslararası Deniz Sigortalarında Risk Yönetimi, 2020.