Devletlerin Sorumluluğu Kavramının Çerçevesi
Devletler, uluslararası toplumun temel aktörleri olarak kabul edilir ve bu konumları nedeniyle uluslararası hukuktan kaynaklanan hak ve yükümlülüklere sahiptir. Uluslararası hukuk düzeni, devletlere tanınan ayrıcalıklı konumu belirli kurallarla sınırlamakta ve bu kuralların ihlal edilmesi hâlinde ortaya çıkabilecek sorumluluk mekanizmalarını öngörmektedir. Uluslararası kamu hukuku literatüründe “devletlerin sorumluluğu” başlığı altında incelenen bu mekanizmalar, bir devletin uluslararası hukuku ihlâl eden eylem veya ihmallerine ilişkin sonuçları ortaya koyar. Bu sonuçlar, tazminattan müzakere süreçlerine, ihlalin giderilmesinden diplomatik korumaya kadar geniş bir yelpazeye yayılmaktadır.Devletin uluslararası alanda sorumlu tutulabilmesi için öncelikle o devlete atfedilebilen, uluslararası hukuka aykırı bir fiilin (eylem veya ihmal) bulunması gerekir. Ayrıca sorumluluğu doğuran fiilin haksızlığını ortadan kaldıran gerekçelerin (örneğin meşru müdafaa veya zaruretin varlığı) olmaması hâlinde devletin sorumluluğu tam anlamıyla oluşur. Uluslararası hukuk düzeni, devletlerin sorumluluğunu genel ilkeler çerçevesinde düzenlerken, bu alana ilişkin en kapsamlı çalışma Birleşmiş Milletler Uluslararası Hukuk Komisyonu (International Law Commission – ILC) tarafından hazırlanmış olan “Devletlerin Uluslararası Haksız Fiilden Doğan Sorumluluğuna İlişkin Maddeler” (Articles on Responsibility of States for Internationally Wrongful Acts) metninde yer almaktadır.
Sorumluluk rejimi, devletin hangi şartlar altında ve nasıl sorumlu tutulacağı, sorumluluğun sonuçları, zarar gören tarafların hakları ve uluslararası topluma karşı işlenen ihlallerde uygulanacak süreçleri kapsar. Bu kapsamda, devlet sorumluluğunun uluslararası hukuk bakımından en önemli yönlerinden biri, ihlalin niteliğine göre değişebilen yaptırımlar veya sonuçlar bütünüdür. Bu yaptırımların ve sonuçların uygulanması, bazı durumlarda diğer devletlerin veya uluslararası kuruluşların iş birliğini gerektirebilir. Ayrıca, devlet sorumluluğunun doğmasına yol açan eylemlerin uluslararası alandaki boyutu, ihlallerin siyasi, ekonomik ve toplumsal sonuçlarıyla da doğrudan ilişkilidir.
Tarihi Arka Plan ve Gelişim Süreci
Devletlerin sorumluluğu fikri, uluslararası hukukun köklerinin dayandığı antik döneme kadar uzanır. Uluslararası ilişkilerin kurumsallaşması ve modern devlet anlayışının yerleşmesiyle birlikte, devlet eylemlerinin yarattığı olumsuz sonuçların giderilmesi ve kontrol altına alınması gereği daha açık bir biçimde ortaya çıkmıştır. Erken dönemlerde uluslararası hukuk, egemenlik kavramına büyük önem atfetmekle birlikte, devletler arasındaki ilişkileri düzenleyen bir dizi kuralın varlığı kabul edilmekteydi. Bu kuralların ihlal edilmesi durumunda, ihlalde bulunan devletin “sorumluluğu” söz konusu olmaktaydı.Orta Çağ’dan itibaren giderek gelişen egemenlik anlayışı, başlangıçta devletlerin sorumluluğunu sınırlandıran bir faktör olarak görülmüştür. Ancak ticaret yollarının genişlemesi, diplomatik ilişkilerin artması, imparatorlukların parçalanması ve yeni devletlerin ortaya çıkmasıyla uluslararası hukuk kuralları çeşitlenmiş ve derinleşmiştir. Özellikle 18. ve 19. yüzyıllarda, devletlerin savaş açma, barış yapma, toprak ilhak etme gibi konulardaki yetkileri daha belirgin bir hukuki çerçeveye oturtulmuştur. Bu dönemde, hukuka aykırı eylemlerde bulunan devletlerin tazminat ve diplomatik müzakereler yoluyla sorumluluk üstlenmesi prensibi kabul görmüştür.
20. yüzyılın ilk yarısında yaşanan iki dünya savaşı, uluslararası kuruluşların kurulmasına ve savaş hukuku dâhil pek çok konuda hukuki düzenlemeye zemin hazırlamıştır. Milletler Cemiyeti döneminde devletlerin sorumluluğuna ilişkin düşünceler şekillenmeye başlamış, Cemiyet’in kuruluş felsefesi barışı korumak ve uluslararası anlaşmazlıkları çözmek olduğu için devletlerin sorumluluk üstlenmesi fikri daha çok diplomatik girişimler düzeyinde ele alınmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise Birleşmiş Milletler’in (BM) kurulması ve evrensel anlamda uluslararası hukukun güçlenmesiyle birlikte “Devletlerin Uluslararası Sorumluluğu” kavramının kapsamı da genişlemiştir.
1960’lardan itibaren, Birleşmiş Milletler Uluslararası Hukuk Komisyonu (ILC) devlet sorumluluğuyla ilgili kapsamlı bir çalışma başlatmıştır. Bu çalışma uzun yıllar sürmüş, taslak metinler üzerine akademik çevrelerde ve devletler düzeyinde tartışmalar yapılmıştır. Nihayet 2001 yılında “Devletlerin Uluslararası Haksız Fiilden Doğan Sorumluluğuna İlişkin Maddeler” (Articles on Responsibility of States for Internationally Wrongful Acts) BM Genel Kurulu’na sunulmuştur. Her ne kadar bu metin uluslararası bağlayıcı bir antlaşma niteliği taşımasa da, devletlerin sorumluluğuna dair uluslararası örf ve âdet kurallarını büyük ölçüde yansıttığı kabul edilmekte ve geniş ölçüde uygulanmaktadır.
Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun Katkıları
Uluslararası Hukuk Komisyonu, 1947 yılında BM Genel Kurulu tarafından kurulmuş olup amacı uluslararası hukukun ilerletilmesi ve kademeli olarak kodifikasyonunu sağlamaktır. Devlet sorumluluğu, Komisyon’un uzun süreli ve yoğun çalışmalarının en somut çıktılarından birini oluşturur. İlk taslak çalışmalar 1950’li yıllarda başlamış, çalışmaların büyük bölümü 20. yüzyılın ikinci yarısında yoğunlaşmış ve 2001’de nihai metin şekillenmiştir.Komisyon’un yaptığı bu çalışmalar sayesinde “Devletlerin Uluslararası Haksız Fiilden Doğan Sorumluluğu” konusu; fiilin atfedilmesi, ihlalin niteliği, zarar ve tazminat ilişkisi, sorumluluğu ortadan kaldıran veya hafifleten durumlar, sorumluluğun uluslararası ve bölgesel düzeyde ortaya çıkardığı sonuçlar gibi pek çok alt başlıkta ayrıntılı şekilde ele alınmıştır.
- Komisyon, uluslararası sorumluluğu doğuran temel ilkelerin çerçevesini belirlemiştir.
- Atfedilebilirlik (attribution) kavramını, devlet organlarının eylemlerinden özel kişilerin eylemlerine kadar genişleterek pratik örneklerle açıklamıştır.
- Uluslararası hukuka aykırılık hâllerinin tanımı, hangi ihlallerin uluslararası toplumun tamamına karşı işlenen ağır ihlaller olarak nitelendirileceği ve bunların sonuçları hakkında yol gösterici hükümler getirmiştir.
- Sorumluluğu ortadan kaldıran veya haksız fiil niteliğini yumuşatan haller (örneğin meşru müdafaa, zaruret, rıza) kodifiye edilmiştir.
Böylece devlet sorumluluğunun genel çerçevesi uluslararası hukukun istikrarını artıran bir etken hâline gelmiş, devletler arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde ortak bir zeminin oluşmasına katkı sunmuştur.
Uluslararası Haksız Fiil ve Şartları
Devletlerin sorumluluğu, “uluslararası hukuka aykırı fiil” kavramının varlığına dayanır. Devletin sorumlu tutulabilmesi için uluslararası hukuku ihlal eden bir eylem veya ihmalin gerçekleşmiş olması gerekir. İhlal niteliği taşıyan fiil, devletin uluslararası hukuk düzeni içinde sahip olduğu hak ve yükümlülüklerin herhangi birine aykırılık teşkil edebilir. Bu bağlamda, Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun hazırladığı maddelerde iki temel unsur öne çıkar:- Davranışın Devlete Atfedilebilirliği (Attribution): İlgili fiil veya ihmalin, devletin bir organı ya da devlet adına hareket eden bir kişi veya kurum tarafından gerçekleştirilmesi zorunludur. Devlet organları, anayasal sisteme göre yasama, yürütme veya yargı organları olabilir. Ayrıca belirli koşullarda özel kişilerin eylemleri de devlete atfedilebilir. Örneğin, devletin kontrolü altındaki silahlı grupların eylemleri, koşulları oluştuğunda devlete atfedilebilmektedir.
- Uluslararası Yükümlülüğün İhlâli (Breach): Devletin taraf olduğu bir antlaşma, uluslararası örf ve âdet kuralı veya genel hukuk ilkesi uyarınca üstlendiği yükümlülüğün ihlali söz konusu olduğunda haksız fiil durumu ortaya çıkar. Bu ihlalin mevcut ve geçerli olması, yani ilgili kuralın fiilin işlendiği sırada devleti bağlaması gerekir.
Bu iki koşul bir arada gerçekleştiğinde, devlete atfedilebilen ve uluslararası hukuka aykırı bir fiil ortaya çıkmış olur. Böylece devletin sorumluluğu temelde bu fiil üzerinden şekillenir.
Atfedilebilirlik Teorileri
Bir fiilin devlete atfedilmesi, uluslararası sorumluluğun belirlenmesinde en önemli adımlardan biridir. Uluslararası yargı organları ve doktrin, atfedilebilirliğin tespitinde çeşitli ilkeler ve testler benimsemiştir. Bu teorilerden bazıları şunlardır:- Etkin Kontrol Testi: Devletin, söz konusu eylemi gerçekleştiren kişiler veya gruplar üzerinde “etkin kontrol” (effective control) sahibi olması gerekir. Bu test, Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından “Nikaragua Davası”nda kullanılmış, daha sonra eski Yugoslavya’nın dağılması sürecinde “Tadić Davası”nda Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından farklı bir yoruma tâbi tutulmuştur.
- Genel Kontrol Testi: Devletin, eylemi gerçekleştiren grup üzerinde “genel kontrol” (overall control) sahibi olması durumunda da atfedilebilirlik ortaya çıkabileceği fikri savunulur. Bu yaklaşım, Tadić Davası’nda kabul görmüş olup, daha geniş bir biçimde devlete atfedilebilmeye kapı aralar.
- Devlet Organı Olarak Tanımlama: Anayasaya veya kanunlara göre devletin bir organı konumunda bulunan kişilerin veya kurumların eylemleri, herhangi bir ek teste gerek duyulmaksızın devlete atfedilir. Örneğin, kolluk kuvvetleri, silahlı kuvvetler, yargı mensuplarının eylemleri.
Atfedilebilirlik kavramı uluslararası hukuka aykırılık tespitinde kritik bir rol oynar. Bu nedenle devletlerin sorumluluğu incelemelerinde, fiilin hangi şartlar altında, kim tarafından ve ne tür bir yetkiyle gerçekleştirildiği titizlikle araştırılır.
Uluslararası Yükümlülüğün İhlâli
Devletin sorumluluğu için ikinci temel koşul, uluslararası yükümlülüğün ihlâl edilmesidir. Devletlerin, örf ve âdet hukukundan kaynaklanan veya taraf oldukları antlaşmalardan doğan pek çok yükümlülüğü bulunmaktadır. İhlal, şu durumlarda ortaya çıkar:- Antlaşma Yükümlülüklerinin İhlâli: Devlet, taraf olduğu bir antlaşmada üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmediğinde veya bu yükümlülüklere aykırı davrandığında ihlal gerçekleşir. Örneğin, insan haklarına dair bir sözleşmenin öngördüğü standartları koruyamayan veya bilfiil ihlal eden devlet, sorumluluk riskiyle karşılaşır.
- Örf ve Âdet Hukukunun İhlâli: Belirli bir süreklilik ve uygulama birliği içinde kabul edilen, hukuki bağlayıcılığa sahip örf ve âdet kurallarına aykırı eylemler de sorumluluğu doğurur. Örneğin, diğer devletin toprak bütünlüğüne saygı gösterme yükümlülüğü, bir örf ve âdet kuralı olarak kabul edilir. Devlet bu kuralı ihlal ederse sorumluluk gündeme gelir.
- Genel Hukuk İlkelerinin İhlâli: Uluslararası toplum tarafından tanınmış temel ilkelerin, hakkaniyet ve adalet kriterlerinin ağır ihlali durumunda da sorumluluk tartışmaları devreye girer.
Bu yükümlülükler, devletin eylem veya ihmalleri ile doğrudan bağlantılı olarak şekillenir. İhmal (bir yükümlülüğü yerine getirmemek) de eylem gibi sorumluluk doğurabilir. Örneğin, sivil nüfusu koruma yükümlülüğü bulunan bir devlet, bu konuda ihmalkâr davrandığında uluslararası hukuk ihlali söz konusu olur.
Sorumluluğu Etkileyen Durumlar ve İstisnalar
Her ne kadar devlete atfedilen ve uluslararası hukuka aykırı bir fiil genelde sorumluluğu doğursa da, bazı özel durumlar sorumluluğu ortadan kaldırabilir veya haksız fiil niteliğini hukuka uygun bir fiile dönüştürebilir. Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun hazırladığı maddelerde, bu hâller detaylı biçimde sıralanmıştır.Rıza
Uluslararası hukukta, ihlale maruz kalabilecek devletin “rıza” göstermesi durumunda haksız fiil niteliği ortadan kalkar. Buradaki temel mantık, bir eylemin ancak rızası bulunmayan taraf için ihlal oluşturabileceğidir. Örneğin, bir devlet topraklarını başka bir devletin askerî geçişine açarsa, bu durum ihlal değil, tarafların rızasına dayalı hukuki bir işlem kabul edilir.Meşru Müdafaa
Bir devletin silahlı saldırıya maruz kalması durumunda, BM Antlaşması’nın 51. maddesinde belirtilen “doğal meşru müdafaa hakkı” çerçevesinde kendini savunma eylemleri, uluslararası hukuka aykırı sayılmaz. Bu durumda saldırıya uğrayan devletin gerçekleştirdiği eylemler, silahlı saldırıyı püskürtmek amacıyla, orantılılık ilkesine uygun olmak kaydıyla meşru görülür.Karşı Önlem (Countermeasure)
Bir devletin, başka bir devletin hukuka aykırı fiiline tepki olarak belli ölçüler içinde uluslararası hukuka aykırı olabilecek önlemler alması durumunda, bu önlemler “karşı önlem” olarak değerlendirilir ve sorumluluk doğurmaz. Ancak karşı önlemlerin de orantılılık, geçicilik ve nihai amacın ihlali sona erdirmek olması gibi koşullara uyması zorunludur.Zaruret (Necessity)
Zaruret hâlinde, devletin hayati bir menfaati ağır ve yakın bir tehlikeden korumak için uluslararası hukuka aykırı görünen bir eyleme başvurması söz konusu olabilir. Bu durum, sorumluluğu ortadan kaldırabilir. Ancak zaruret hâli dar yorumlanır ve devletin kendi fiillerinden kaynaklanan bir tehlike varsa bu durum ileri sürülemez. Ayrıca, uluslararası topluma karşı ağır bir ihlale yol açacak şekilde zaruret hâli öne sürülemez.Mücbir Sebep (Force Majeure)
Devletin kontrolü dışında gerçekleşen bir olay veya güç (doğal afet, salgın, beklenmeyen büyük felaketler) nedeniyle yükümlülüğünü yerine getirememesi hâlinde mücbir sebep söz konusu olur. Burada devletin eylemine ilişkin kast veya ihmalin bulunmaması önemlidir. Mücbir sebebin geçerli olabilmesi için, olayın tamamen devletin irade ve kontrolü dışında gerçekleşmesi ve bu koşullarda edimin ifasının imkânsız hâle gelmesi gerekir.Ciddi İhlâller ve Erga Omnes Yükümlülükler
Uluslararası hukukun gelişimiyle birlikte, bazı yükümlülüklerin doğrudan tüm uluslararası topluma karşı korunduğu kabul edilmiştir. Bu tip yükümlülüklere “erga omnes” denir. Örneğin, soykırım yasağı, insanlığa karşı suç işleme yasağı, işkence yasağı, deniz haydutluğu yasağı gibi normlar, yalnızca belirli bir devlete yönelik değil, tüm devletlerin menfaatine yönelik koruma sağlar.Erga omnes yükümlülüklerin ihlâli durumunda, zarar gören ya da tehlikeye maruz kalan sadece belirli bir devlet olmayabilir. Bu nedenle, bu tür ihlallerde tüm devletlerin veya uluslararası toplumun tamamının harekete geçme hakkı doğabilir. Örneğin, Güvenlik Konseyi kararları, bölgesel organizasyonların yaptırımları veya kolektif diplomatik yaptırımlar devreye girebilir. Bu tip ihlâller, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisine de konu olabilir.
Ağır İhlâllerin Sonuçları
Ağır uluslararası suçlar olarak da adlandırılabilecek bu ihlallerde, sorumluluğun doğurduğu sonuçlar daha kapsamlıdır. Uluslararası Hukuk Komisyonu’na göre, ağır ihlâl hâllerinde diğer devletler:- İhlal eden devleti tanımama veya işbirliği yapmama yükümlülüğü altına girebilir.
- Durumu mümkün olan tüm hukuki yollarla sona erdirmek için çaba göstermekle yükümlü olabilir.
- Diplomatik veya ekonomik yaptırımlar uygulama hakkına sahip olabilir.
Erga omnes nitelikteki normların ihlâli, uluslararası toplumun kolektif güvenlik mekanizmaları üzerinden karşılık verme imkanını genişlettiği için, devletlerin sorumluluk hukukuna önemli bir boyut kazandırır.
Hukuka Aykırı Fiilin Sonuçları
Devlet sorumluluğunun en önemli aşamalarından biri, hukuka aykırı fiilin sonuçlarının belirlenmesidir. İhlal gerçekleştiğinde, zarar gören devlet veya diğer ilgili aktörler çeşitli talep ve haklara sahip olur. Bu haklar, genellikle haksız fiilin giderilmesine veya ortaya çıkan zararın tazmin edilmesine yöneliktir.Durdurma (Cessation)
İlk olarak, uluslararası hukuka aykırı eylem devam ediyorsa bu eylemin derhal durdurulması istenir. Devlet, fiilini sonlandırarak uluslararası hukuka uygun bir duruma geri dönmeli ve benzer ihlallerin tekrarlanmaması için gerekli önlemleri almalıdır. Bu zorunluluk, devletin devam eden ihlalini ivedilikle sona erdirme yükümlülüğünü ifade eder.Tekrar Etmeme Garantisi (Assurances and Guarantees of Non-Repetition)
Zarar gören taraf veya uluslararası toplum, benzer ihlallerin gelecekte tekrar etmeyeceğine dair güvence ve taahhüt isteyebilir. Bu, genellikle diplomatik yollarla veya uluslararası anlaşmalarla sağlanır. Özellikle insan hakları ihlalleri gibi kronik problemler söz konusu olduğunda, uluslararası kuruluşların gözetiminde denetim mekanizmaları devreye sokulabilir.Onarım ve Tazmin (Reparation)
“Reparation” kavramı, haksız fiilin neden olduğu zararın giderilmesi için kullanılan genel bir terimdir ve farklı biçimleri mevcuttur:- Restitüsyon (Restitution): Mümkün olduğu ölçüde, ihlalden önceki duruma geri dönülmesidir. Örneğin, gasp edilen bir mülkün iade edilmesi.
- Tazminat (Compensation): Zararın maddi olarak telafi edilmesidir. Taraflar arasındaki anlaşma veya uluslararası mahkeme kararlarıyla tazminat miktarı belirlenir.
- Manevi Tatmin (Satisfaction): Bazı durumlarda, zararın maddi karşılığı bulunmayabilir ya da yeterli görülmeyebilir. Özür dileme, uluslararası alanda ihlali kınama, anıt dikme veya belli bir program uygulama gibi sembolik eylemlerle zarar gören tarafın tatmin edilmesi amaçlanır.
Bu onarım yöntemleri, uygulamada genellikle bir arada kullanılır. Özellikle ağır insan hakları ihlalleri veya silahlı çatışmalarda ortaya çıkan zararların giderilmesi süreçleri, maddi tazminat ile birlikte manevi tatmin mekanizmalarını da içerebilir.
Karşı Önlemler (Countermeasures)
Zarar gören devlet, tazmin veya ihlalin durdurulması taleplerine karşılık alamadığında, uluslararası hukuk çerçevesinde geçici olarak hukuka aykırı olabilecek eylemlerde bulunabilir. Örneğin, ticari ambargo, diplomatik ilişkileri askıya alma, sınır geçişlerini kısıtlama gibi önlemler devreye sokulabilir. Ancak karşı önlemlerin:- İhlali sona erdirmeye yönelik olması,
- Orantılı olması,
- İnsan haklarını veya zorunlu hukuku (jus cogens) ihlal etmemesi
gerekir. Ayrıca karşı önlemler daimi değil, geçici önlemlerdir ve ihlal sona erdiğinde kaldırılmaları beklenir.
Uluslararası Yargı Organlarının Rolü
Devletlerin sorumluluğu konusunda uluslararası yargı organları, uyuşmazlıkların çözümünde ve normların geliştirilmesinde belirleyici bir konuma sahiptir. Bu organlar, devletler arasındaki uyuşmazlıklarda yetkili kılındıklarında, sorumluluğun varlığını ve sonuçlarını tespit edebilir, tazminata hükmedebilir veya tarafları belli eylemlerde bulunmaya veya kaçınmaya zorlayabilir.Uluslararası Adalet Divanı (UAD)
Birleşmiş Milletler’in ana yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı, devletler arasındaki uyuşmazlıkları, tarafların rızası üzerine çözüme kavuşturur. Divan, sorumluluğun tespitinde çığır açan birçok karara imza atmıştır. Örneğin:- Nikaragua Davası (Nicaragua v. United States): ABD’nin, Nikaragua’daki silahlı gruplara verdiği desteğin uluslararası hukuka aykırılığı tartışılmış; Divan, “etkin kontrol” kriterini geliştirerek, bu fiillerin ABD’ye atfedilebilmesi için kontrolün derecesinin önemini vurgulamıştır.
- Bosna-Hersek v. Sırbistan-Karadağ Davası: Soykırım suçuna ilişkin sorumluluk ele alınmış; Devletin soykırım fiillerini doğrudan işlemesi veya bu fiilleri işleyen gruplar üzerinde etkin kontrol uygulaması olup olmadığı incelenmiştir.
Bu davalar, devletlerin sorumluluğunun uluslararası hukukta nasıl somutlaştığını ve Divan’ın içtihadının önemini gösterir.
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve Diğer Ceza Mahkemeleri
Devletler sorumluluğu kavramı esasen devletlerin uluslararası hukuku ihlal eden eylemlerine odaklanır. Ancak ağır ihlaller söz konusu olduğunda, bireysel cezai sorumluluk devreye girebilir. Uluslararası Ceza Mahkemesi, soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçu gibi en ciddi suçları işleyen kişileri yargılama yetkisine sahiptir. Bir devletin yöneticilerinin veya askerî yetkililerinin sorumluluğu, devlet sorumluluğundan bağımsız olarak ceza yargısı sürecine tâbi tutulabilir.Devlet sorumluluğuyla bireysel cezai sorumluluk arasındaki ilişki, uluslararası hukukun bütünlüğünü sağlama açısından önem taşır. Devlet sorumluluğu devletin, cezai sorumluluk ise ilgili fiilleri gerçekleştiren bireylerin yükümlülüğünü ortaya koyar.
Bölgesel Yargı Organları
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Afrika İnsan ve Halkların Hakları Mahkemesi ve Amerikan Devletleri İnsan Hakları Mahkemesi gibi bölgesel yargı organları, insan hakları ihlalleri özelinde devlet sorumluluğunu tespit etme yetkisine sahiptir. Bu mahkemelerde açılan davalar, daha çok sözleşmesel yükümlülüklerin ihlali üzerinden incelenir. Özellikle AİHM kararları, devletlerin sorumluluğu bakımından pek çok örnek içerir. Mahkeme, ihlalin tespiti yanında “hakkaniyete uygun tatmin” (Just Satisfaction) adı altında tazminata hükmederek fiilin sonuçlarını da düzenlemektedir.Uyuşmazlıkların Çözümü ve Yaptırım Mekanizmaları
Devlet sorumluluğu, yalnızca hukuki bir kavram olmayıp, uluslararası ilişkilerdeki siyasi ve diplomatik unsurlarla da iç içedir. Sorumluluğun tespiti ve yaptırımların uygulanması sürecinde çeşitli çözüm mekanizmaları devreye girer.Diplomatik Çözüm Yolları
Diplomatik müzakereler, arabuluculuk (mediation), iyi niyet girişimleri (good offices) ve uzlaştırma (conciliation) yöntemleri, devletler arasındaki uyuşmazlıkların barışçıl biçimde çözülmesinde öncelikli olarak başvurulan yollardır. Bu mekanizmalar, taraflara sorumluluk tespiti ve zararların giderilmesi konusunda esnek çözümler bulma imkânı tanır. Resmî bir yargı sürecine gitmeden, dostane bir uzlaşma arayışı içinde hak ve yükümlülükler belirlenir.Tahkim (Arbitration)
Devletler, uyuşmazlıklarını uluslararası tahkim yoluyla çözmek için anlaşabilirler. Tahkim, tarafsız hakem veya hakem heyeti tarafından çözümlenen bir yargısal süreçtir. Devletler, tahkim anlaşması yoluyla hangi konularda hangi hakemlerin yetkili olacağını belirleyebilirler. Tahkim kararları bağlayıcı olup, devletler sorumluluğun varlığına ve sonuçlarına ilişkin hakemlerin kararlarını yerine getirmek zorundadır.Uluslararası ve Bölgesel Mahkemeler
Daha önce bahsedildiği üzere, Uluslararası Adalet Divanı ve bölgesel insan hakları mahkemeleri, uyuşmazlıkların yargısal çözümü açısından kritik öneme sahiptir. Devletler, bu mahkemelerin yargı yetkisini kabul ettiğinde, mahkeme kararlarına uyma yükümlülüğü doğar. Kararın bağlayıcı niteliği, uluslararası hukukun istikrarı ve öngörülebilirliği açısından büyük önem taşır.Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Rolü
BM Güvenlik Konseyi, uluslararası barış ve güvenliğin tehdit altında olduğunu tespit ettiği hâllerde yaptırım uygulama yetkisine sahiptir. Bu yaptırımlar:- Ekonomik yaptırımlar (ambargolar, ticari kısıtlamalar),
- Diplomatik yaptırımlar (diplomatik ilişkilerin kesilmesi, seyahat yasakları),
- Askerî müdahale (BM Antlaşması’nın VII. Bölümü uyarınca, son çare olarak kuvvet kullanımına izin veren kararlar)
olabilir. Güvenlik Konseyi kararları, BM üyesi tüm devletler için bağlayıcı niteliktedir. Dolayısıyla Konsey, devlet sorumluluğu kapsamında ağır ihlallerde etkili bir uygulama organı işlevi görür.
Devlet Uygulamaları ve Örnek Olaylar
Devletlerin sorumluluğunu somut bir şekilde incelemek açısından tarihsel örnekler ve yargı kararları yol gösterici niteliktedir. Bu örnekler, uluslararası hukukun nasıl uygulandığını ve devletlerin sorumluluğa ilişkin pratik tutumlarını göstermesi bakımından önemlidir.Nikaragua Davası
1980’li yıllarda ABD’nin Nikaragua’daki kontraları (Contras) desteklemesi, Mayın Döşeme Olayları ve diğer askeri eylemler söz konusu olmuş, Nikaragua bu durumu Uluslararası Adalet Divanı’na taşımıştır. Divan, ABD’nin Nikaragua içişlerine müdahalesini uluslararası hukuka aykırı bulmuştur. Kararda:- Devlete atfedilebilirlik için “etkin kontrol” testinin uygulanması,
- Zor kullanma yasağının ihlali ve iç işlerine karışmama ilkesine aykırılık,
- Tazminat yükümlülüğünün doğması
gibi konular ayrıntılı şekilde ele alınmış, bu da uluslararası sorumluluk hukukuna önemli bir yön vermiştir.
Gabčíkovo–Nagymaros Projesi Davası
Macaristan ve Çekoslovakya (daha sonra Slovakya) arasında imzalanmış olan bir baraj inşa projesi kapsamındaki uyuşmazlık, Uluslararası Adalet Divanı’nda görülmüştür. Macaristan çevre endişeleri nedeniyle projeyi durdurmuş, Slovakya ise tek taraflı eylemlerle barajın inşasını sürdürmüştür. Divan, tarafların uluslararası sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlâl ettiği sonucuna varmıştır. Kararda mücbir sebep ve zaruret gibi kavramlar değerlendirerek, tarafların öngörülemeyen koşulları nasıl yönetmeleri gerektiğine dair ilkeler de belirlenmiştir.Bosna-Hersek v. Sırbistan-Karadağ
Bosna Savaşı sırasında Sırp güçlerinin soykırım eylemlerine karıştığı iddiası üzerine Bosna-Hersek, eski Yugoslavya’nın devamı olarak kabul edilen Sırbistan-Karadağ’ın sorumluluğuna ilişkin davayı UAD’ye taşımıştır. Divan, Srebrenitsa’daki katliamı “soykırım” olarak nitelemiş, ancak Sırbistan’ın doğrudan sorumlu olmadığı, ancak “ihmalle” katkı sunmuş olabileceği kanaatine varmıştır. Bu davada, devletin kendi fiilleri dışında gerçekleşen eylemler üzerinde ne ölçüde sorumlu tutulacağına dair önemli bir içtihat oluşmuştur.AİHM Kararları
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de devletlerin sorumluluğunu tespit eden çeşitli kararlar vermiştir. Örneğin, güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımı, adil yargılanma hakkının ihlali, toprak bütünlüğü sorunları gibi konularda AİHM, Sözleşme’ye taraf devletlerin sorumluluğunu doğrudan inceleyebilir. Mahkemenin kararları, devletlerin insan haklarına saygı yükümlülüğüne ilişkin sorumluluğunu ortaya koyar ve tazminata hükmedebilir.Sorumluluk ve Devletin Egemenliği İlişkisi
Devletler, egemen nitelikleri gereği kendi toprakları, halkları ve iç düzenleri üzerinde tam yetki sahibi olduklarını iddia ederler. Ancak uluslararası hukuk, devletlerin egemenlik alanlarını, diğer devletlerin ve uluslararası toplumun haklarını ihlal etmeyecek biçimde sınırlandırır. Bu nedenle, “Devlet Sorumluluğu” kavramı, egemenliğe bir sınırlama mı getiriyor sorusunu gündeme taşır. Modern uluslararası hukuk anlayışında, egemenlik mutlak bir kavram değil, diğer devletlerin ve uluslararası toplumun meşru menfaatleriyle denge içinde ele alınması gereken bir hukuki-statüsel çerçevedir. Sorumluluk hukuku, bu dengeyi korumayı amaçlar:- Devlet, egemenliği çerçevesinde kararlar alabilir, politikalar yürütebilir. Ancak bu politikalar uluslararası yükümlülükleri ihlal ettiğinde, sorumluluk doğar.
- Egemenlik, devletin uluslararası hukuktan bağımsız hareket edebileceği anlamına gelmez; aksine, egemenlik bir devletin uluslararası hukuka taraf olarak yükümlülükler üstlenebilmesi ve bu yükümlülüklere uyma güvencesi vermesini de ifade eder.
Bu ilişki, özellikle insan hakları, silahlı çatışmalar ve çevre hukuku gibi konularda belirgin şekilde kendini gösterir. Devletler, iç mesele olarak gördükleri pek çok alanda uluslararası normların bağlayıcılığını kabul etmek durumundadırlar.
Devlet Dışı Aktörlerin Etkisi ve Sorumluluk Teorileri
Geleneksel uluslararası hukukta “devletlerin sorumluluğu” esastır. Ancak günümüzde çok uluslu şirketler, uluslararası örgütler ve hatta bireyler, uluslararası ilişkilerde önemli roller üstlenmektedir. Bu durum, sorumluluğun devlet dışı aktörlere nasıl atfedileceği sorusunu gündeme getirir. Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun 2011 tarihli “Uluslararası Örgütlerin Sorumluluğuna İlişkin Maddeler” çalışması, örgütlerin de tıpkı devletler gibi uluslararası sorumluluğa tâbi olabileceğini belirtir. Buna göre:- Örgüt bünyesinde karar alan ve uygulayan organların eylemleri örgüte atfedilebilir.
- Örgüt, kendi yetki alanı dışında kalan bir eylemi üstlenirse veya yetki alanı içinde haksız fiil niteliği taşıyan kararlar alırsa sorumluluk doğar.
Öte yandan, çok uluslu şirketler veya bireylerin eylemlerinin devletin sorumluluğuna yol açıp açmayacağı ise atfedilebilirlik testine bağlıdır. Devlet, bu aktörler üzerindeki “etkin kontrol” veya “genel kontrol” gibi kriterleri karşılıyorsa sorumlu hâle gelebilir. Aksi durumda bu eylemlerden devlet direkt sorumlu tutulamaz, ancak devletin denetim zafiyeti, ihmali veya ortaklığı söz konusu olduğunda farklı hukuki sonuçlar gündeme gelebilir.
Özel Aktörlerin Eylemlerine İlişkin Güncel Tartışmalar
Özellikle siber saldırılar, terör eylemleri ve çevre kirliliği gibi konularda özel aktörlerin faaliyetleriyle devletlerin sorumluluğu arasındaki sınırlar belirsizleşmektedir. Siber saldırı örneğinde, saldırının kaynağı belirsiz olduğunda veya bir hacker grubunun devlet desteği alıp almadığı noktasında netlik bulunmadığında, atfedilebilirlik sorunu doğar. Terör eylemlerinde ise örgütlerin devlet desteği veya barınma bulduğu topraklardaki devletin sorumluluğu gündeme gelebilir.Uluslararası toplum bu konularda henüz tam anlamıyla oturmuş normlar geliştirmemiş olsa da, devletlerin “özen yükümlülüğü” (due diligence) altında kendi topraklarından çıkıp diğer devletlere zarar veren faaliyetleri engellemekle yükümlü oldukları görüşü giderek kabul görmektedir. Devletin bu yükümlülüğü yerine getirmemesi veya örgütleri bilfiil desteklemesi hâlinde sorumluluk gündeme gelebilir.
Devletlerin Sorumluluğunda Örnek Bir Tablo
Aşağıdaki tablo, sorumluluğun doğuş süreci ve sonuçlarına ilişkin temel kavramları özetler:Aşama | Ana Unsurlar ve Sonuçlar |
---|---|
Atfedilebilirlik |
|
İhlal |
|
Sorumluluk İstisnaları |
|
Sonuçlar |
|
Devletlerin Sorumluluğunun Uygulamadaki Zorlukları
Uluslararası hukukun zorlayıcı bir “üst” otoritesinin bulunmaması, devletlerin sorumluluğunun fiilen uygulanması konusunda çeşitli zorluklara yol açmaktadır. Devletler, uluslararası yükümlülükleri ihlal ettiklerinde, yaptırımların devreye girmesi çoğu zaman siyasi dengelere, büyük güçlerin tutumlarına, bölgesel jeopolitik çıkarlara bağlı hâle gelir. Bu durum, sorumluluk mekanizmasının “etkili ve eşit” biçimde uygulanmasını zorlaştırır.Uygulamadaki Engeller
- Siyasi Çıkar Çatışmaları: Güvenlik Konseyi kararlarında veto hakkına sahip üyelerin siyasi öncelikleri, ağır ihlallerde dahi yaptırım uygulanmasının önüne geçebilir.
- Delil Yetersizliği: Atfedilebilirlik testini uygularken, özellikle gizli operasyonlar veya siber saldırılarda somut delillere ulaşmak güç olabilir.
- Devletlerin Korumacı Tavrı: Egemenlik ve içişlerine karışmama ilkesi, uluslararası soruşturma süreçlerini zorlaştırabilir.
Uluslararası Toplumun Gelişen Rolü
Artan küreselleşme ve uluslararası iş birliği mekanizmaları, devlet sorumluluğunun uygulanmasında olumlu gelişmeler de sağlamaktadır. Sivil toplum kuruluşları, uluslararası medya ve insan hakları odaklı izleme mekanizmaları, devletlerin hukuka aykırı eylemlerini daha görünür kılabilmekte, uluslararası kamuoyu baskısını artırabilmektedir. Ayrıca Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi yapılar, ağır insan hakları ihlallerinde bireylerin sorumluluğunu tespit ederek bir tür caydırıcılık işlevi görmektedir.Devletlerin Sorumluluğuna İlişkin Eleştirel Yaklaşımlar
Devletlerin sorumluluğu alanı, uluslararası hukuk kuramcıları tarafından çeşitli açılardan eleştirilir ve farklı yorumlar öne sürülür. Bazı eleştirel noktalar şunlardır:Egemenlik Vurgusu ve Adaletsizlik
Egemenliğin korunması ilkesinin, güçlü devletlerin ihlallerine karşı etkili önlem alınmasını güçleştirdiği öne sürülür. Çok taraflı yaptırım mekanizmaları, büyük güçlerin desteği olmadan genellikle işlemez hâle gelir. Bu da uluslararası hukukun “herkese eşit” uygulanmadığı eleştirisini güçlendirir.Siyasi Pazarlıkların Etkisi
Uluslararası hukuka aykırı fiillerin diplomatik pazarlıklara konu edilebilmesi, adalet ilkesini zedelediği iddia edilir. Bazı uzmanlar, devletler arası ilişkilerdeki güç dengesinin, hukuki süreçleri çoğu zaman işlevsiz bıraktığını savunur.Kurumsal Yetersizlik
Birleşmiş Milletler gibi uluslararası örgütlerin, devlet sorumluluğu alanında “yaptırım uygulayıcı” ve “uygulamayı denetleyici” rollerini tam anlamıyla yerine getiremediği görüşü yaygındır. Özellikle Güvenlik Konseyi’nin daimî üyelerinin veto yetkisi, uluslararası sorumluluk mekanizmalarının siyasallaşmasına yol açmaktadır.Özel Aktörlerin Artan Gücü
Devlet dışı aktörlerin (çok uluslu şirketler, silahlı örgütler, uluslararası kuruluşlar) küresel siyasette ve ekonomide artan etkisi, sorumluluk hukukunun devlet merkezli yapısını sorgulatmaktadır. Devletlerin bu aktörler üzerindeki kontrol düzeyi belirgin olmadığında, uluslararası hukukun etkili bir yaptırım uygulama kapasitesi de zayıflamaktadır.Çağdaş Eğilimler ve Geleceğe Yönelik Beklentiler
Uluslararası toplumun giderek birbirine bağımlı hâle gelmesi, iklim değişikliği, küresel salgınlar, ekonomik krizler gibi sınır aşan sorunların devletlerin tekil çabalarıyla çözülemeyeceğini göstermektedir. Bu durum, devlet sorumluluğu konusunu daha da önemli kılar. Zira uluslararası iş birliği gerektiren konularda sorumluluk bilinci ve yükümlülüklerin ihlali, yalnızca iki devlet arasındaki ilişkileri değil, tüm dünyayı etkileyebilir.Çevre Hukuku Bağlamında Sorumluluk
Günümüzde çevresel felaketler, sadece bir devleti değil tüm küresel ekosistemi etkiler. Bu nedenle, çevre hukuku alanında devletlerin “özen gösterme yükümlülüğü” (duty of care) ve “kirleten öder” (polluter pays) ilkesi giderek ön plana çıkmıştır. Uluslararası antlaşmalar (Paris Anlaşması, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi vb.) aracılığıyla, devletler iklim krizinin sorumluluğunu paylaşmakta; sera gazı emisyonlarını azaltma yükümlülükleri belirlenmektedir. İhlal hâlinde sorumluluk gündeme gelse de, bu alanda henüz bağlayıcı ve etkin bir yargısal mekanizma bulunmamaktadır.Uluslararası Sağlık Krizleri ve Devlet Sorumluluğu
Küresel salgın hastalıklar, devletlerin sınırları ötesinde etkilere yol açabilmekte ve devletlerin hazırlık ve müdahale kapasiteleri, diğer ülkelerin güvenliği bakımından kritik önem taşımaktadır. Salgınlara dair uluslararası düzenlemeler, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) çerçevesinde şekillense de, devletlerin sorumluluğu daha çok diplomatik düzeyde veya ekonomik yaptırımlarla tartışılmaktadır.Siber Alan ve Sorumluluk Hukuku
Siber saldırıların devlet destekli olması, kritik altyapıların (enerji, sağlık, finans) hedef alınması, uluslararası hukukun yeni sınav alanlarından biridir. NATO’nun ve bazı bölgesel örgütlerin siber savunma stratejileri, devletleri sorumluluk altına sokan düzenlemeler önermekte, ancak uluslararası düzeyde hâlâ kodifiye olmuş ve bağlayıcı kurallar bütünü bulunmamaktadır. Etkin kontrol testinin siber alana nasıl uygulanacağı, saldırının kaynağına dair delil standardının ne olması gerektiği gibi konular belirsizliğini korumaktadır.Uluslararası Mahkemelerin ve Komisyonların Gelişimi
Devletlerin sorumluluğu alanındaki en kapsamlı çalışma olarak kabul edilen ILC’nin “Devletlerin Uluslararası Haksız Fiilinden Doğan Sorumluluğuna İlişkin Maddeler” metni, ilerleyen dönemlerde daha fazla bağlayıcı güce sahip bir antlaşmaya dönüşebilir. Bazı hukukçular, bu metnin devletler tarafından onaylanarak, bir “Sorumluluk Sözleşmesi” (Convention on State Responsibility) hâline getirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Böyle bir gelişme, devlet sorumluluğu alanında daha net ve uygulanabilir kurallar seti oluşturabilir.Ayrıca, deniz hukuku, hava hukuku, uzay hukuku gibi spesifik alanlarda da benzer “sorumluluk” düzenlemelerinin artması beklenir. Deniz kirliliği, uzay enkazı ve uçuş güvenliği gibi konularda da devletlerin sorumluluk mekanizmalarının devreye girmesi giderek önem kazanmaktadır.
Kavramsal Çerçevenin Genişlemesi ve Değerlendirme
Devletlerin sorumluluğu, uluslararası hukukun temel konularından biridir ve devletlerin birbirleriyle, uluslararası örgütlerle ve kendi halklarıyla olan ilişkilerini doğrudan etkiler. Tarihsel süreç içinde şekillenen bu kavram, egemenliğin mutlak olmaktan çıkıp sorumluluk bilinciyle sınırlandığı modern uluslararası hukuk düzeninin başlıca unsurlarından biridir.Uluslararası Hukuk Komisyonu’nun çalışmaları, devlet sorumluluğunu tanımlayan ve sistematik bir çerçeveye oturtan en önemli metinleri yaratmıştır. Buna göre, sorumluluk doğuran fiilin atfedilebilir olması ve uluslararası hukuka aykırılık taşıması gerekir. Ancak rıza, meşru müdafaa, zaruret ve benzeri hâller, fiilin haksız niteliğini ortadan kaldırabilir. Devletin gerçekleştirdiği veya doğrudan kontrol edemediği halde sorumluluğunu ortaya çıkarabilecek eylemler (devlet dışı silahlı gruplar, çok uluslu şirketler, uluslararası örgütlerle iş birliği vb.) giderek artan bir öneme sahiptir.
Devletlerin sorumluluğu, hukukî olmaktan çok siyasi nüanslar da barındırır. Yaptırım mekanizmalarının işleyişi, büyük ölçüde uluslararası siyasetteki güç dengesine ve kurumların etkinliğine bağlıdır. Bununla birlikte, insan hakları koruma rejimleri, çevre hukuku ve silahlı çatışma hukuku gibi alanlardaki gelişmeler, devletlerin hesap verebilirliğini artırmaya yönelik önemli adımlar olarak görülmektedir. Bu alanlardaki uluslararası mahkemelerin içtihadı, devletlerin sorumluluğunu somut örnekler üzerinden pekiştirir.
Günümüzdeki eğilimler, devletlerin tek taraflı egemenlik anlayışını yumuşatarak “devletin egemenliği ve uluslararası toplum karşısındaki sorumluluğu” arasında bir denge arayışına işaret etmektedir. Bu bağlamda, devletlerin sorumluluğunun uluslararası barış, güvenlik ve adaletin sağlanmasına katkı sunan bir enstrüman olarak güçleneceği öngörülebilir. Özellikle küresel sorunların artması, devletler arası iş birliğinin gerekliliğini vurgulamaktadır. Devletler, sorumluluk hukuku sayesinde, ortak problemlere karşı ortak çözümler üretme sorumluluğunu da üstlenmektedir.
Bütün bu analiz, devletlerin sorumluluğu konusunun, uluslararası hukukun merkezinde duran, kapsamlı ve dinamik bir alan olduğunu göstermektedir. Zira bu alan, hem hukuk teorisine hem de uluslararası ilişkiler pratiğine yön veren bir çatı kavramdır. Devletlerin sorumluluğu, uluslararası düzenin meşruiyetini güçlendirirken, aynı zamanda uluslararası aktörlerin davranışlarını hukuka uygun tutma yükümlülüğünü pekiştirir. Bu mekanizmaların fiiliyatta ne ölçüde etkili olduğu sorusu ise, uluslararası hukukun daimi tartışma konularından biri olmaya devam etmektedir.