Neler yeni
HukukiSözlük.com

Ücretsiz bir hesap oluşturarak hemen üye olun! Üye girişi yaptıktan sonra, bu sitede kendi konu ve gönderilerinizi ekleyerek tartışmalara katılabilir, ayrıca özel mesaj kutunuzu kullanarak diğer üyelerle iletişime geçebilirsiniz. Böylece tüm forum özelliklerinden tam olarak yararlanabilir ve deneyiminizi dilediğiniz gibi özelleştirebilirsiniz!

Evlilik Sözleşmesi (Mal Rejimi)

hukukisozluk

Yönetim
Personel

Evlilik Sözleşmesinin Hukuki Niteliği​

Evlilik, toplumun en temel kurumsal yapılarından biri olarak, hukuki boyutuyla da önemini daima korur. Bu kurumun düzenlenmesi ve korunması amacıyla çeşitli yasal düzenlemeler getirilmiştir. Bu düzenlemelerin içeriği, yalnızca evliliğin sosyal ve manevi yönünü değil, aynı zamanda malvarlığı ilişkilerini de yakından ilgilendirir. Çiftlerin evlilik birliği boyunca ve evliliğin sona ermesi hâlinde hangi mal rejimine tabi olacakları, hak ve yükümlülüklerin nasıl paylaşılacağı gibi konular, evlilik kurumunun hukuki çerçevesini şekillendirir. Modern hukuk sistemlerinde, tarafların özgür iradeleri doğrultusunda mal rejimi seçebilmelerine veya belirli sınırlamalar dâhilinde mal rejimini düzenleyebilmelerine olanak tanıyan evlilik sözleşmesi kurumu, geniş kapsamlı ve detaylı normatif düzenlemelere tâbidir.

Evlilik sözleşmesi, kanunun öngördüğü çerçevede taraflara, kişisel ve ortak malvarlıklarını düzenleme fırsatı sunar. Bu sözleşmenin hukuki niteliği, edimlerin karşılıklı olup olmaması, kişisel haklar ve borçlar arasındaki ilişki, aile hukukuna dair emredici hükümlerle çatışmama gibi ölçütler göz önünde bulundurularak açıklanır. Evlilik sözleşmesi, özel hukuk sözleşmesi niteliği taşımakla birlikte, aile hukuku alanında yer aldığı için kamu düzenine ilişkin pek çok hükümle iç içedir. Dolayısıyla bu sözleşme, tamamen sözleşme özgürlüğüne dayalı bir ilişki olarak görülmez; aksine, yasaların emredici kuralları çerçevesinde şekillenmek zorundadır.

Mal Rejimi Kavramına Genel Bakış​

Mal rejimi, evli eşlerin malvarlığına ilişkin düzenlemelerin bütünü olarak tanımlanır. Hangi malların eşler arasında ortak sayılacağı, hangi malların kişisel mal niteliği taşıyacağı, evlilik birliği içerisinde edinilen mülkiyet haklarının hangi hukuki esaslara göre paylaşılacağı gibi hususlar, mal rejimi kavramı kapsamında değerlendirilir. Tarihsel süreçte çeşitli mal rejimi türleri benimsenmiş ve zaman içinde kanun koyucular, toplumsal ihtiyaçlara göre bu türlerin kapsamını ve uygulanma şeklini değiştirmiştir.

Türk Hukukunda, 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle yasal mal rejimi olarak edinilmiş mallara katılma rejimi kabul edilmiştir. Bu rejime ek olarak paylaşmalı mal ayrılığı, mal ayrılığı ve mal ortaklığı gibi sözleşmesel mal rejimleri de düzenlenmiştir. Taraflar arzu ederlerse, kanunda belirtilen sınırlamalara uyarak bu alternatif rejimlerden birini seçebilir veya kısmen farklı düzenlemeler içeren bir evlilik sözleşmesi yapabilirler. Her halükârda, evlilik sözleşmesinin geçerli olabilmesi için hukukun emredici kurallarına ve şekil şartlarına uyulması gereklidir.

Mal rejimi türlerinin hukuk sistemlerinde nasıl düzenlendiği, toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel yapısıyla yakından ilişkilidir. Yasal mal rejimi, çoğunlukla adalet ve denge prensiplerine dayanarak oluşturulur. Kanun koyucu, evlilik birliğinde katkı sunan eşlerin, evlilik sona erdiğinde adil biçimde pay almalarını amaçlar. Evlilik sözleşmesi ise tarafların yasal mal rejiminin dışında farklı bir paylaşım esasını benimsemelerine imkân tanır. Bu nedenle evlilik sözleşmeleri, özgür irade prensibini güçlendiren, aynı zamanda aile içi finansal ilişkilerin daha öngörülebilir ve planlı yönetilmesini sağlayan önemli hukuki araçlardır.

Türk Hukukunda Evlilik Sözleşmesinin Yasal Temelleri​

Türk Medeni Kanunu, evlilik sözleşmesini ayrıntılı bir biçimde düzenler. 4721 sayılı Kanun’da, eşlerin yasal mal rejimi dışında farklı bir mal rejimini seçmek istemeleri durumunda nasıl bir yol izlemeleri gerektiği belirtilmiştir. Kanun’un aile hukuku kısmında yer alan “Eşler Arasındaki Mal Rejimleri” başlıklı bölümde evlilik sözleşmesinin konusu, kapsamı ve şekli açıkça ifade edilir.

Bu sözleşmenin hangi şartlarda yapılacağı ve hangi sınırlar içerisinde kalması gerektiği, kamu düzenini korumak amacıyla oldukça ayrıntılı biçimde belirlenmiştir. Özellikle şekil şartları, tarafların ileride yaşayabileceği olası uyuşmazlıkları önlemeye yönelik önlemler içerir. Noter huzurunda yapılması ve resmi şekilde düzenlenmesi, sözleşme özgürlüğünün aile hukuku gibi hassas bir alanda suiistimal edilmemesi ve sözleşmenin geçerliliğinin net biçimde ortaya konulması için zorunludur.

Evlilik sözleşmesini düzenleyen maddeler, kanunun emredici hükümlerine aykırı düzenlemeler içeremez. Örneğin, eşlerden birinin diğerine karşı bakım yükümlülüğünü ortadan kaldıran veya tamamen devreden bir hüküm, kamu düzeni ve aile hukukunun temel prensipleriyle çatıştığı için geçersiz sayılabilir. Aynı şekilde, sözleşmenin taraflardan birini ölçüsüz biçimde zarara uğratacak düzenlemeler içermesi de hakkaniyetle bağdaşmayabilir. Mahkemeler, bu tür hükümleri re’sen geçersiz kabul etme yetkisine sahiptir.

Türk hukukunda evlilik sözleşmesi yapabilme serbestisi, eşlerin evlilik öncesi ve evlilik süresince malvarlığı düzenlemelerini özgürce kararlaştırabilmeleri açısından önem taşır. Ancak bu sözleşme ile kanunda belirlenen asgari koruma düzeneklerinin dışına çıkılması mümkün değildir. Devlet, aile kurumunu koruma ve destekleme görevini üstlendiği için, evlilik sözleşmesinde aile bütünlüğünü tehdit edici veya eşlerin temel haklarını ihlal edici hükümlere yer verilmesi mümkün olmaz.

Evlilik Sözleşmesinde Hukuki Geçerlilik Şartları​

Bir evlilik sözleşmesinin geçerli sayılması için hem maddi hem de şekli koşulların yerine getirilmesi gerekir. Maddi koşullar, tarafların ehliyeti ve sözleşme özgürlüğü çerçevesinde oluşan iradeye dair unsurları içerir. Şekli koşullar ise sözleşmenin mutlaka kanunun belirlediği biçimde yapılmasını gerektirir.

Maddi açıdan bakıldığında, evlilik sözleşmesi yapabilmek için tarafların tam fiil ehliyetine sahip olması önemlidir. Fiil ehliyeti, ayırt etme gücüne sahip olmak ve ergin olmak şeklinde tanımlanır. Ergin olmayan kişiler, ancak yasal temsilcilerinin izniyle evlilik akdi kurabilir. Fakat evlilik sözleşmesinin müstakbel eş tarafından reşit olmadan imzalanması, hukuken geçerlilik sorunu doğurur. Dolayısıyla evlilik sözleşmesinin her iki tarafça da ayırt etme gücüne sahip olarak ve irade sakatlığı bulunmaksızın imzalanmış olması şarttır.

Şekli açıdan ise noter huzurunda yapılması, evlilik sözleşmesinin en belirgin geçerlilik koşuludur. Evlilik sözleşmesi, ya evlenmeden önce düzenlenir ya da evlilik birliği devam ederken yapılabilir. Hangi zamanda yapılırsa yapılsın, ilgili kanun maddeleri uyarınca resmi şekil şartının yerine getirilmesi zorunludur. Bu düzenleme, tarafların iradelerini net bir şekilde beyan etmelerini sağladığı gibi, ileride yaşanabilecek hukuki ihtilaflarda da ispat kolaylığı sağlar.

Bunun yanında, evlilik sözleşmesiyle getirilecek düzenlemelerin kanunun emredici hükümlerine aykırı olmaması gerekir. Aile hukukunun temel ilkeleri çerçevesinde değerlendirildiğinde, eşlerin karşılıklı sadakat yükümlülüğü, aile konutu üzerindeki koruma, çocuğun bakımı ve yükümlülüklerin paylaşımı gibi konularda sınırsız düzenleme yapmak mümkün değildir. Mahkemeler, kamu düzenine aykırılık tespit ettiklerinde sözleşme hükümlerini tamamen veya kısmen geçersiz sayabilir.

Sözleşmenin İçeriği ve Sınırları​

Evlilik sözleşmesi kapsamında düzenlenecek konular, genellikle malvarlığı ile ilgili hususlara yoğunlaşır. Buna karşın, aile hukukunun geniş yelpazesinden kaynaklanan diğer hususlara ilişkin bazı kayıt ve hükümler de kural olarak sözleşme konusu olabilir. Ancak bu hususların, kanunun öngördüğü çerçeveyi aşmaması ve emredici hükümleri ihlal etmemesi gerekir.

Çiftler, hangi malların kişisel mal, hangilerinin ortak mal olarak kabul edileceği; evlilik birliği içinde edinilen gelirlerin nasıl paylaşılacağı; borçlardan hangi eşin sorumlu olacağı; aile konutunun mülkiyet veya kullanım haklarına ilişkin düzenlemeler; evlilik sırasında ortaya çıkan menkul veya gayrimenkullerin tasfiyesi gibi konuları evlilik sözleşmesine dahil edebilir. Bunun yanı sıra, miras hukuku boyutuna temas eden düzenlemeler de dikkat çeker. Miras hukukundan doğan haklar kural olarak evlilik sözleşmesi ile tamamen kaldırılmaz; ancak taraflar, mal rejimiyle miras haklarına dolaylı olarak etki edebilecek hükümler öngörebilir.

Bu tür düzenlemeler, aile hukukunun çekirdek ilkelerini zedelememelidir. Örneğin, bir eşin diğer eşten nafaka isteyemeyeceğini veya hiçbir şekilde katkı payı almayacağını öngören mutlak yasaklayıcı kayıtlar, kamu düzeniyle çatışabilir. Aynı şekilde, taraflardan birine fiziksel veya duygusal şiddet içeren, insan onuruyla bağdaşmayan koşullar getirilen maddeler de geçersiz sayılır. Evlilik sözleşmesi, temelinde özgür iradeye dayanır; bununla birlikte taraflar, bu sözleşme kapsamında dahi hukukun koruduğu asgari hak ve yükümlülükleri ortadan kaldıramaz.

Yasal Mal Rejimi ve Sözleşmesel Mal Rejimleri Arasındaki Farklar​

Türk Medeni Kanunu’nda, yasal mal rejimi olarak “edinilmiş mallara katılma rejimi” öngörülmüştür. Bu rejime göre, evlilik birliği içinde her eşin edindiği mallar, evlilik sona erdiğinde kural olarak yarı yarıya paylaşılır. Eşlerden birinin kişisel malları, tasfiye sırasında hesaba katılmaz. Kişisel mal kavramı ise kanunda ayrıntılarıyla tanımlanmıştır: Eşin sahip olduğu kişisel eşyalar, miras yoluyla kazandığı mallar, manevi tazminat alacakları gibi kalemler bu kapsama dahildir.

Sözleşmesel mal rejimlerinde ise taraflar, belirli çerçevede farklı bir yol izleyebilir. Mal ayrılığı rejimi, eşlerin her birinin kazandığı malın yalnızca kendisine ait olduğu ve diğeriyle paylaşılmadığı bir düzenleme öngörür. Paylaşmalı mal ayrılığı rejiminde, belirli türden mallar (örneğin, aile konutu) ortak kabul edilirken diğer mallar ayrılır. Mal ortaklığı rejiminde ise kural olarak eşlerin malları ortak kabul edilir; ancak kanun bazı istisnalar getirerek kişisel mal alanı yaratır.

Evlilik sözleşmesi ile taraflar, bu rejimlerden birini seçebilir veya kendi özgün paylaşım biçimlerini, kanunun emredici hükümlerini ihlal etmeden, detaylandırabilir. Genellikle sözleşme yoluyla yasal mal rejimindeki bazı paylaşım kuralları değiştirilmeye çalışılır. Örneğin, eşlerden biri belirli bir malın edinilmesinde daha fazla katkı yapmışsa ve bu katkının tasfiye sırasında göz önünde bulundurulmasını istiyorsa, evlilik sözleşmesiyle bu konu açıkça hükme bağlanabilir.

Bu farklar, çiftlere geniş bir tercih alanı sunar. Ne var ki, toplumun büyük çoğunluğu, söz konusu farklar hakkında yeterli bilinç sahibi olmadığından yasal mal rejimini seçmiş gibi kabul edilir. Yasal mal rejimi, kanunda ifade edildiği üzere, evlilik yapılırken farklı bir rejim seçilmemişse kendiliğinden uygulanır. Bazı durumlarda, evlilik sırasında tarafların malvarlığı durumunda değişiklikler meydana geldiği için çiftler, ilerleyen dönemde sözleşme yaparak farklı bir mal rejimine geçmek isteyebilir. Kanun bu imkânı da tanımakla birlikte, sürecin usulü ve geçerlilik şartları yine şekil kurallarına tabi kalır.

Evlilik Sözleşmesinin Hazırlanması ve Uygulanması​

Evlilik sözleşmesinin hazırlanması, usulen ve içerik bakımından titiz bir çalışmayı gerektirir. İlk olarak çiftler, kendi istek ve ihtiyaçlarını gözden geçirerek hangi mal rejimini benimsemek istediklerine karar verir. Burada, evlilik birliği içinde ortak hedefleri ve mali durumlarını geleceğe yönelik planlama ihtiyacı öne çıkar. Örneğin, eşlerden biri girişimci ve yüksek risk içeren işlerle uğraşıyorsa, diğer eş, mallarının bu risklerden korunmasını sağlamak isteyebilir. Aynı şekilde, aileden kalan mülklerin korunması veya doğacak çocukların maddi güvenliğinin teminat altına alınması gibi endişeler de sözleşmenin içeriğini belirler.

Hazırlık süreci, çoğu kez hukuki danışmanlık alınmasını gerektirir. Avukatlar veya bu alanda uzman noterler, çiftlerin mal rejimleri hakkında bilinçlenmesini ve olası risklerin değerlendirilmesini sağlayarak uygun bir taslak metin oluştururlar. Bu metin, tarafların karşılıklı iradeleri doğrultusunda şekillendirilir. Metin son halini aldığında, noter huzurunda resmi şekilde düzenlenir veya onaylanır. Tarafların evlilik birliği içinde veya öncesinde imzalayabilecekleri bu sözleşme, gelecekteki hukuki uyuşmazlıkların büyük ölçüde önüne geçmeyi amaçlar.

Sözleşmenin uygulanması, evlilik birliği boyunca çoğu zaman fiilî olarak gündeme gelmeyebilir. Zira taraflar, günlük yaşam içinde birikimlerini ve harcamalarını birlikte yürütürler. Uygulama genellikle evliliğin boşanma, ölüm ya da geçersiz sayılma gibi nedenlerle sona ermesi sırasında ortaya çıkar. Bu aşamada, sözleşmede hangi usullerin öngörüldüğüne göre mallar tasfiye edilir. Eşlerden birinin kişisel mallarının belirlenmesi, ortak veya edinilmiş malların paylaşımı ve varsa bedel ödemeleri bu kapsamda gündeme gelir. Kanun, tarafların farklı bir tasfiye yöntemi kararlaştırması hakkını sınırlı da olsa tanır; ancak bu yöntemlerin hakkaniyete ve emredici hükümler çerçevesine uygun olması aranır.

Evlilik Sözleşmesi Uyuşmazlıklarında Uygulanan Çözüm Yolları​

Evlilik sözleşmesinin varlığı, tüm uyuşmazlıkları ortadan kaldırmaz. Bazı durumlarda, sözleşmenin yorumu veya geçerliliği konusunda taraflar arasında anlaşmazlıklar doğabilir. Böyle bir uyuşmazlık mahkemeye taşındığında, hâkim sözleşmeyi değerlendirerek irade sakatlığı veya kamu düzenine aykırılık olup olmadığına bakar. Eğer sözleşme, şekil şartlarına uygun düzenlenmemişse, yetkili mahkeme sözleşmeyi geçersiz kabul edebilir.

Geçerlilikle ilgili anlaşmazlıkların dışında, sözleşmenin yorumuna ilişkin ihtilaflar da sıklıkla görülür. Eşlerin, sözleşmede kullanılan bazı hukuki terimleri veya maddeleri farklı anladığı durumlarda, mahkemenin sözleşme metnini yorumlayarak tarafların gerçek iradesini tespit etmesi gerekir. Burada, sözleşme yapılırken tarafların beyan ettikleri amaç ve niyetler de dikkate alınır. Çelişen veya muğlak hükümler, hakkaniyete uygun biçimde ve medeni kanunun genel ilkeleri çerçevesinde değerlendirilir.

Hak arama yolları, aile mahkemeleri üzerinden işletilir. Aile mahkemesi hâkimi, evlilik sözleşmesini aile hukukunun genel prensipleri ve ilgili kanun hükümleri doğrultusunda inceler. Kamu düzenine aykırı bir hüküm tespit ederse, yalnızca o hükmü geçersiz sayabileceği gibi, sözleşmenin tamamını da hükümsüz kılabilir. Diğer yandan, taraflar aralarındaki uyuşmazlığı mahkeme sürecine gitmeden, arabuluculuk veya uzlaşma yoluyla da çözebilir. Arabuluculuk, tarafların kendi çözümlerini üretmesine imkân tanıyacağından, çatışmayı yumuşatıcı bir etki yaratabilir.

Evlilik Sözleşmesinin Boşanma Sürecine Etkisi​

Boşanma, evlilik birliğinin sona ermesi sürecinde en sık rastlanan hukuki işlem olarak öne çıkar. Boşanma davası açıldığında, eşlerin malvarlığının nasıl paylaşılacağı, nafaka yükümlülüğü ve tazminat konuları gündeme gelir. Evlilik sözleşmesi, bu noktada çiftlerin işini kolaylaştıracak veya bazen daha da karmaşık hale getirecek şekilde etki gösterir.

Eğer taraflar, evlilik sözleşmesinde mal paylaşımına dair net hükümler belirlediyse, hâkimler genellikle bu hükümleri dikkate alır. Sözleşmede boşanma sonrasında hangi malların kime ait olacağı, eşlerin evlilik birliği içinde oluşan borçlarda hangi oranda sorumlu tutulacağı gibi konulara dair düzenlemeler bulunabilir. Bu tür hükümler, açık ve kanuna uygun ise boşanma sürecinde sorun yaratmaksızın uygulanabilir.

Bununla birlikte, evlilik sözleşmesinin içeriğindeki bazı maddelerin, özellikle boşanma halinde devreye girmesi öngörülmüş hükümlerinin hukuka uygunluğu her zaman tartışmaya açıktır. Örneğin, eşlerin biri aleyhine aşırı ölçüde cezai şart öngörülmüşse veya evlilik birliğinin çekilmez hale gelmesinde eşit oranda kusuru olmayan bir eşin mağduriyetine yol açan bir düzenleme yer alıyorsa, hâkim bu hükümleri geçersiz sayabilir.

Boşanma süreci, tarafların psikolojik ve duygusal açıdan yoğun bir baskı altında olduğu bir dönemdir. Evlilik sözleşmesinin varlığı, hukuki açıdan bazı belirsizlikleri ortadan kaldırarak sürecin daha hızlı ve öngörülebilir biçimde yürütülmesini sağlayabilir. Ne var ki, sözleşmede öngörülmeyen özel koşullar veya sonradan ortaya çıkan beklenmedik durumlar, tarafların yeniden müzakere talep etmesine yol açabilir. Genelde sözleşmeye, beklenmeyen durumlar için revizyon yapılabileceğine dair bir kayıt konulmamışsa, mahkeme bu konuda takdir yetkisini kullanarak hakkaniyete uygun bir sonuca ulaşmaya çalışır.

Yargısal İçtihat ve Uygulamalara Örnekler​

Türk yargı mercilerinin evlilik sözleşmelerine dair verdiği kararlar, genellikle sözleşme özgürlüğü ile aile hukukunun emredici hükümlerinin çatıştığı noktalarda şekillenir. Yargıtay, birçok kararında, evlilik sözleşmesinin geçerli olabilmesi için aranan temel ölçütleri tekrar hatırlatır: Sözleşmenin noter huzurunda yapılması, tarafların gerçek iradelerinin yansıması, kamu düzenine ve ahlaka aykırı olmama vb.

Uyuşmazlıkların önemli bir kısmı, sözleşmedeki hükümlerinin aşırı veya ölçüsüz nitelik taşıması ile ilgilidir. Örneğin, sözleşmede “Evlilik sona ererse tüm mallar diğer eşe ait olacaktır” şeklinde tek taraflı ve orantısız bir yükümlülük getirilmişse, Yargıtay bu tür bir maddenin geçersiz olduğunu kabul eder. Çünkü böyle bir kayıt, Medeni Kanun’un eşitlikçi paylaşım prensibi ve tarafların malvarlığına ilişkin temel haklarıyla bağdaşmaz.

Aynı şekilde, sözleşmede evlilik süresince eşlerden birinin tüm gelirini tamamen diğer eşe devredeceğine dair mutlak nitelikli bir hüküm yer almışsa, yargı organları bu hükmün de geçerliliğini tartışabilir. Eğer böyle bir devir, eşin ekonomik özgürlüğünü ortadan kaldırıyorsa veya aile hukukunun öngördüğü birlikte yaşam ve dayanışma ilkesini sekteye uğratıyorsa, mahkeme müdahalesi devreye girebilir.

Bunun yanı sıra, sözleşmenin yorumu konusunda da yargısal içtihatlar önem taşır. Tarafların sözleşmede açıkça düzenlemediği bazı hususlarda, yargı, genel hukuk kuralları ve geçmiş içtihatlar ışığında bir değerlendirme yapar. Örneğin, katkı payı alacağına ilişkin düzenlemelerin muğlak kaldığı durumlarda, hâkim, yasal mal rejimindeki katkı payı ilkelerini kıyasen uygulayarak bir sonuca varabilir.

Ek Değerlendirmeler ve Olası Reform Önerileri​

Evlilik sözleşmesi, teoride eşlere geniş bir özgürlük alanı sunan önemli bir araç olmakla birlikte, pratikte yeterince yaygın kullanılmayabilir. Bunun başlıca nedenleri arasında toplumsal algılar, hukuki okuryazarlık seviyesinin düşüklüğü ve tarafların evlilik öncesi veya evlilik sırasındaki ilişkilerinde bu konuyu gündeme getirmeyi etik veya duygusal açıdan zor bulmaları sayılabilir. Bazı kültürel kodlar, evlilik sözleşmesini “güvensizlik” veya “ayrılık ihtimalini peşinen düşünme” olarak değerlendirir. Bu nedenle taraflar, evlilik sözleşmesi yapmaktan kaçınabilir ya da konuyu yeterince irdelemeyebilir.

Mevcut yasal çerçevenin bazı alanları, sözleşme yapmayı düşünen eşler için karmaşık olabilir. Kanun maddelerinin detaylılığı yanında, noter işlemleri ve masrafları da sözleşme yapma arzusunu etkileyen faktörler arasındadır. Uygulamada, evlilik sözleşmelerinin nispeten az olmasının bir nedeni de çiftlerin hukuki danışmanlık masraflarından çekinmesidir. Oysa evlilik sözleşmesi, ileride doğabilecek çok daha büyük maddi ve manevi zararların önüne geçebilir. Dolayısıyla, sözleşmenin hazırlanması sürecinde ortaya çıkan maliyetlerin, uzun vadede taraflar için koruyucu bir etkisi olduğu kabul edilmelidir.

Bu çerçevede, olası reform önerileri arasında, evlilik sözleşmesine dair bilgilendirici metinlerin resmî nikâh öncesinde veya sırasında taraflara sunulması, bu konuda rehberlik hizmeti verilmesi, hukuki yardım erişiminin daha kolaylaştırılması yer alabilir. Ayrıca, sözleşmenin taraflarca belirli aralıklarla güncellenebilmesi ve değişen koşullara uyarlanabilmesini teşvik eden yasal düzenlemeler, sözleşmenin işlevselliğini artırabilir. Aile mahkemelerinin yoğun iş yükü göz önünde bulundurulduğunda, arabuluculuk gibi alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin daha etkin kılınması ve tarafların sözleşme hükümlerine dair anlaşmazlıklarını yargı dışında çözmelerine yardımcı olacak mekanizmaların geliştirilmesi de dikkate alınabilir.

Evlilik sözleşmesi, basit bir hukuk belgesi olmaktan ziyade, evlilik kurumu içindeki malvarlığı ilişkilerini düzenleyen, aile içi huzur ve adaleti sağlamaya yönelik bir araçtır. Aynı zamanda, bireylerin mülkiyet haklarını korurken, ailenin ortak menfaatlerini de gözetir. Modern toplumlarda, kişisel özgürlük alanlarının genişlemesi ve ekonomik faaliyetlerin çeşitlenmesi ile evlilik sözleşmesinin önemi artar. Her ne kadar toplumsal önyargılar veya bilgi eksikliği nedeniyle yaygınlık kazanmakta zorlanıyor olsa da hukuki güvenlik açısından büyük katkılar sunduğu açıktır.

Hukuki düzenlemelerin, evlilik sözleşmesinin daha anlaşılabilir ve ulaşılabilir olmasını sağlamak için geliştirilmesi, sadece eşlerin malvarlığı haklarının korunması değil, aynı zamanda boşanma süreci ve sonrası için de daha hızlı ve barışçıl çözümlerin üretilmesine katkı sağlar. Bu katkı, aile içi ilişkilerdeki menfaat dengesinin korunması ve toplumsal huzurun sağlanması açısından son derece önemlidir. Evlilik sözleşmesinin doğru ve şeffaf düzenlenmesi, tarafların mali konulardaki konumlarını netleştirdiği gibi, evlilik birliği içindeki sorumlulukları da daha anlaşılır kılar. Böylece, evlilik müessesesi daha sağlam temeller üzerinde kurulur ve beklenmeyen durumlarda bile taraflar, öngörülebilir hukuki sonuçlarla karşılaşır.

Toplumun gelişimine paralel olarak, kanun koyucuların ve yargı organlarının da evlilik sözleşmesinin uygulama alanlarını ve geçerlilik kriterlerini sürekli gözden geçirmesi gerekir. Aile hukuku dinamik bir alandır; bireylerin ekonomik ve sosyal yaşamdaki rolü, teknolojinin gelişimi ve farklı yaşam biçimlerine yönelik artan kabul, hukuki ihtiyaçları da dönüştürür. Bu dönüşüm sürecinde, evlilik sözleşmesi uygulamalarıyla ilgili yargısal içtihatların güncel kalması, kamu düzenine aykırı sayılabilecek hükümlerin sınırlarının netleştirilmesi ve tarafların iradelerine daha fazla alan tanınması yönünde düzenlemeler yapılması, adaletin gerçekleşmesi bakımından önem arz eder.

Evlilik sözleşmesi, sadece boşanma sonrasını değil, evlilik devam ederken ortaya çıkabilecek malvarlığı anlaşmazlıklarını da önleme potansiyeli taşır. Her ne kadar kültürel nedenler veya romantik kaygılarla geri planda kalsa da aile hukukunun koruyucu ve düzenleyici misyonu içinde değerli bir enstrüman olduğu unutulmamalıdır. Taraflar, bu sözleşme ile geleceğe ilişkin ekonomik planlamalarını net bir çerçevede yapma imkânı bulur. Böylelikle evlilik, saydam ve huzurlu bir birlikteliğe zemin hazırlayacak şekilde desteklenebilir.

Evlilik sözleşmesinin amacı, “ayrılığı planlamak” değil, aslında sağlam bir birlikteliğin maddi zeminini oluşturmaktır. Taraflar, birbirlerinin bireysel haklarına ve ekonomik özgürlüklerine saygı gösterdiği ölçüde, ailenin bir arada kalma ihtimali artar. Anlaşmazlıklar her zaman çıkabilir; ancak sözleşmeyle belirlenen kurallar, bu anlaşmazlıkların büyümeden veya taraflar arasında derin çatışmalara neden olmadan giderilmesini kolaylaştırır. Yargı sisteminin yükünü hafifletmesi bakımından da evlilik sözleşmesine önem verilmesi, toplumsal maliyetleri azaltabilecek bir çözümdür.

Aile hukukunun geleceği açısından, evlilik sözleşmesinin yaygınlaşması ve daha etkin uygulanması, çiftlerin mali bilince sahip olmasını ve birbirlerine karşı sorumluluklarının farkında olmalarını sağlar. Bu bağlamda, hukukun diğer dallarında olduğu gibi, aile hukukunda da toplumsal değişim göz önünde bulundurulmalıdır. Evlilik sözleşmesinin gerekliliği, ekonomik bağımsızlığın artması, kadınların iş hayatındaki rolünün güçlenmesi, çeşitli risklerin varlığı (iflas, borçlar, ticari riskler, sağlık sorunları vb.) ve boşanma oranlarının yükselmesiyle daha fazla hissedilir hale gelmiştir.

Evlilik, özel ve kamusal alanın kesiştiği bir kurumdur. Devletin aile kurumunu koruma yükümlülüğü ile bireylerin özgür iradeleri arasındaki dengenin sağlanması, evlilik sözleşmesi gibi araçların doğru şekilde düzenlenmesiyle mümkün olur. Hem geleneksel hukuk anlayışı hem de çağdaş ihtiyaçlar, evlilik sözleşmesinin itina ile ele alınmasını zorunlu kılar. Toplumda, sözleşme yapmanın güveni zedeleyen bir unsur olduğu algısının yıkılması ve bunun yerine, karşılıklı hakkaniyet ve netlik sağlaması nedeniyle ilişkiyi güçlendirebileceği bilincinin yerleşmesi uzun vadede fayda getirir.

Bu sözleşmenin hayata geçmesi sürecinde, bilhassa maddi ve şekli geçerlilik koşullarına dikkat edilmesi gerektiği açıktır. Noter huzurunda yapılmayan veya tarafların tam fiil ehliyeti olmadan imzalanan sözleşmeler, hukuki olarak tartışmalı hale gelir. Ayrıca, kamu düzenine aykırılık, sözleşmelerin iptalinin en güçlü gerekçelerinden biridir. Kanun koyucu, aile birliğinin korunması ve zayıf eşin mağduriyetinin önlenmesi amacıyla bu tip düzenlemelerde dikkatli ve sınırlayıcı davranır. Bu yüzden sözleşmeyi hazırlarken, mutlaka bir hukukçuya danışılması tavsiye edilir.

Evlilik sözleşmesinde tarafların mal rejimi seçimi veya ayrıntılı düzenlemeleri, tam anlamıyla özgür bir alan yaratmaz. Çünkü aile hukuku, genel sözleşme hukukuna göre daha fazla kamu düzeni denetimine tabidir. Kamu düzeni denetimi, aile içerisindeki güç dengesi, ekonomik bağımlılık, yükümlülüklerin adil paylaşımı gibi hususları içerir. Bu nedenle, aile hukukundaki sözleşme serbestisi, emredici normlar ve hakkaniyet ölçüleriyle sınırlanır. Mahkemeler, sözleşmenin uygulama aşamasında bu hususlara özel dikkat göstererek taraflardan birinin temel haklarını ihlal edecek sonuçlara meydan vermez.

Bazı çağdaş hukuk sistemlerinde, evlilik sözleşmesi bir formaliteye indirgenmeyerek, tarafların bireysel ve ortak menfaatlerini nasıl koruyacaklarını etraflıca düzenleyen kapsamlı bir metin şeklinde hazırlanır. Taraflar, sağlık sigortası, eğitim giderleri, yaşlılık döneminde bakım gibi konuları da sözleşmeye dahil edebilir. Türk hukukunda da gelişen ihtiyaçlar doğrultusunda, evlilik sözleşmesinin kapsamının sadece mal rejimiyle sınırlı kalmaksızın, aile yaşamını etkileyen diğer hususları da belli ölçüde düzenleyebilmesi yönündeki uygulamalar artabilir. Ancak bu tür genişletmeler, mutlaka hukuk düzeninin belirlediği sınırlar dâhilinde kalmalıdır.

Evlilik sözleşmesinin önemi, günümüzde farklı toplumsal dinamikler ve ekonomik riskler nedeniyle daha da artmıştır. Eşlerin kendi aralarında sağlıklı bir iletişim kurarak, hangi hususları sözleşme konusu yapacaklarını açıkça belirlemeleri, hem evlilik sırasında hem de evliliğin sona ermesi durumunda büyük kolaylık sağlar. Taraflar, evlilik sözleşmesiyle ilgili kararlarını verirken duygusal nedenler yerine, rasyonel değerlendirmeler yapmalıdır. Böylelikle sözleşmenin yapılma amacı, hak ve yükümlülüklerin şeffaf biçimde ortaya konması ve mümkün olduğunca uzun vadede huzurlu bir aile yaşamı sağlaması olur.

Hukuk düzeni ve toplumsal etik değerler, her ne kadar evlilik sözleşmesini belli kısıtlamalara tâbi tutsa da sözleşme özgürlüğü ilkesi, aile hukukunda da geçerliliğini korur. Aile hayatının temel taşlarından biri olan güven olgusunun zarar görmemesi için, evlilik sözleşmesinin taraflarca ortak rıza ve anlayış içinde yapılması gerekir. Zorla veya yanıltıcı şekilde imzalatılan metinler, esasen taraflar arasında daha büyük güvensizliklere yol açabilir. Bu nedenle, bu sözleşmenin gerçek bir anlaşma olduğunu gösteren en önemli unsur, özgür irade ve açık bilgilendirme sürecidir.

Her hukuk sistemi, aile yapısını kendi değerleri doğrultusunda düzenlese de evlilik sözleşmesinin varlığı ve işlevi, küresel ölçekte yaygın bir uygulamadır. Gelişmiş ülkelerde, evlilik sözleşmeleri yalnızca üst gelir grupları için değil, her sosyo-ekonomik kesimden çift için gündeme gelebilir. Özellikle her iki eşin de çalıştığı, her iki eşin de önemli ölçüde malvarlığına sahip olduğu veya eşler arasında büyük gelir farklarının bulunduğu durumlarda, evlilik sözleşmesi mal paylaşımında adaleti sağlamaya yönelik önemli bir tedbir olarak görülür.

Türk hukukunda, evlilik sözleşmesine dair yapılan düzenlemelerin amacı da benzer bir korumayı sağlamaktır. Ancak bu koruma tek taraflı değil, karşılıklı menfaat dengesini gözetir. Biri diğerine nazaran ekonomik olarak daha zayıf durumda olan eşin haklarını korumak, aile hukukunun önde gelen prensiplerindendir. Bu sebeple, evlilik sözleşmesi yapılırken dahi zayıf olan tarafın mağdur olmaması için bazı emredici kurallar devreye girer. Kanun koyucunun getirdiği şekil şartları, içerik denetimi ve yargısal denetim mekanizmaları, eşler arasındaki adaleti temin etmek içindir.

Günümüzde, ekonomik faaliyetlerin çeşitlenmesiyle birlikte, evlilik içerisinde eşlerin farklı iş kollarında ayrı ayrı kazanç sağlaması ve bunun nasıl paylaşılacağının öngörülmesi, evlilik sözleşmesinin reel ihtiyaçlara cevap verme kapasitesini arttırır. Bir eşin ilerleyen zamanlarda miras kalacağı veya ciddi yatırımlar yapacağı bilinerek, bunun diğer eşle hangi koşullarda paylaşılacağı baştan belirlenebilir. Bu tür planlama, boşanma durumunda taraflar arasındaki çatışmanın şiddetini azaltabileceği gibi, evlilik sürdükçe de tarafların hangi mali hak ve sorumluluklara sahip olduklarını bilerek hareket etmelerini sağlar.

Evlilik sözleşmesi, her zaman malvarlığı paylaşımından ibaret bir belge olarak görülmemelidir. Eşlerin birbirlerine karşı anlayış ve adalet duygusu çerçevesinde düzenledikleri bir metin olduğu ölçüde, evlilik kurumunu güçlendirebilir. Görülmektedir ki toplumsal değişim, hukuksal enstrümanların kapsamının genişlemesini ve tarafların bilinçlenmesini zorunlu kılar. Evlilik sözleşmesi de bu çerçevede, aile hukukunda dengeli ve koruyucu bir yaklaşımın önemli bir parçası haline gelir.

Evlilik sözleşmesinin bağlayıcılığı, tarafların o sözleşmeyi ihlal etmeleri halinde ortaya çıkan hukuki yaptırımlarla desteklenir. Burada, hem tazminat hem de sözleşmenin iptaline ilişkin süreçler gündeme gelebilir. Eğer sözleşmede “cezai şart” gibi özel düzenlemeler bulunuyorsa, bunun aile hukukunun koruduğu menfaatlerle çelişmediğinden emin olmak gerekir. Bu tür hükümler, eşit koşullarda imzalanmadığı veya taraflardan biri için ölçüsüz bir zarar doğurduğu gerekçesiyle iptal edilebilir.

Netice itibariyle, evlilik sözleşmesi, kanunların belirlediği çerçevede ve tarafların özgür iradeleriyle oluşturulan bir metindir. Kanun koyucunun temel hedefi, aile kurumunun korunmasıdır. Bu nedenle, evlilik sözleşmesinde bireylerin özgürce düzenleme yapabilmeleri teşvik edilirken, diğer yandan emredici hükümler aracılığıyla kamu düzeni ve zayıf eşin korunması gözetilir. Modern hukuk, bu dengeyi sağlamak amacıyla hem ayrıntılı düzenlemeler hem de sıkı şekil şartları benimser.

Evlilik sözleşmesinin toplumsal kabulünün ve hukuki etkinliğinin artması, aile hukukunun sağlıklı işlemesine katkı sunar. Tarafların birbirlerinin ekonomik haklarına duydukları saygı, aile içi güven ortamını güçlendirebilir. Aynı zamanda, muhtemel uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözüme kavuşturulmasını kolaylaştırır. Dolayısıyla, evlilik sözleşmesinin bir “ayrılık sözleşmesi” gibi damgalanması yerine, “aile dayanışmasının hukuki zeminini güçlendiren bir araç” olarak görülmesi gerekir. Bu yaklaşım, tarafların birlikteliğini daha planlı ve istikrarlı hale getirebilir, toplumsal açıdan da boşanma vakalarının yargıya getirdiği mali ve manevi yükleri azaltabilir.

Bu sözleşmenin dayandığı en önemli hukuki ilke, tarafların geleceği planlama ve malvarlıklarını diledikleri gibi tasarruf etme özgürlüğüdür. Eşlerin birlikte veya ayrı şekilde tasarrufta bulunmaları, ekonomik güçlerini paylaşmaları veya bireysel kaynaklarını korumaları, evlilik kurumunun doğası gereği mutlaka belirli kurallara bağlanır. Evlilik sözleşmesi, bu kuralları tarafların bizzat belirleyebilmeleri yönünde bir fırsat sunar. Ancak kanunun belirlediği sınırlara uyulmaması halinde, sözleşmenin geçerliliği her zaman tartışma konusu yapılabilir.

Bütün bu hususlar değerlendirildiğinde, evlilik sözleşmesi, çiftlere ekonomik özerklik sunarken aile kurumunu korumayı da amaçlayan çifte bir işlev üstlenir. Ne tamamen serbestçe ne de tamamen devlete bırakılmış şekilde düzenlenir; ikisi arasında bir denge gözetilerek hazırlanmış kanun hükümlerine tabidir. Bu kapsamda, uygulamanın doğru anlaşılması, tarafların bilinçlendirilmesi ve sözleşme taslaklarının profesyoneller aracılığıyla hazırlanması, evlilik sözleşmesinin yargısal süreçlerde sorgulanmadan hayata geçirilebilmesi için önemlidir.

Evlilik, her ne kadar duygusal bir temele dayansa da bu duygusallığın hukuki ve mali sorumluluklar boyutu da vardır. Evlilik sözleşmesi, aile içindeki mali konuların daha saydam ve düzenli biçimde yönetilmesine katkı sağlayarak, pek çok uyuşmazlık kaynağının en baştan önüne geçebilir. Türk aile hukukunda, evlilik sözleşmesinin dayandığı ilke ve düzenlemelerin, gelecekte toplumsal ve hukuki ihtiyaçlar doğrultusunda daha da çeşitleneceği öngörülebilir. Bu süreçte, aile hukukunun temel prensiplerinden ödün vermeden sözleşme özgürlüğünü genişletecek reformların gündeme gelmesi, evlilik müessesesine ve toplumsal yapıya olumlu katkılar sunacaktır.
 
Geri
Tepe