Neler yeni
HukukiSözlük.com

Ücretsiz bir hesap oluşturarak hemen üye olun! Üye girişi yaptıktan sonra, bu sitede kendi konu ve gönderilerinizi ekleyerek tartışmalara katılabilir, ayrıca özel mesaj kutunuzu kullanarak diğer üyelerle iletişime geçebilirsiniz. Böylece tüm forum özelliklerinden tam olarak yararlanabilir ve deneyiminizi dilediğiniz gibi özelleştirebilirsiniz!

Geri Gönderme Yasağı (Non-Refoulement)

hukukisozluk

Yönetim
Personel

Mülteci Hukukunda Geri Gönderme Yasağı (Non-Refoulement) Kapsamının Genel Çerçevesi​

Geri gönderme yasağı (non-refoulement), mülteci hukuku ve uluslararası insan hakları düzenlemelerinin en temel ilkelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Mülteci statüsünde olan ya da uluslararası koruma arayan kişilerin, zulüm, işkence veya insanlık dışı muameleye maruz kalabilecekleri yere gönderilmesini engellemeyi amaçlayan bu ilke, çeşitli uluslararası sözleşmeler ve devletlerin iç hukuk düzenlemeleriyle güvence altına alınmaktadır. Bu metinde geri gönderme yasağının ortaya çıkışı, hukuksal dayanakları, uygulama pratikleri ve tartışmalı noktaları ayrıntılı biçimde irdelenmektedir. Ayrıca bu ilkenin uluslararası düzenlemelerde nasıl yer aldığına, uygulamada hangi sorunlarla karşılaşıldığına ve devletlerin sorumluluklarının hangi çerçevede şekillendiğine dair kapsamlı bir değerlendirme sunulacaktır.

Geri gönderme yasağı, 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin mülteci statüsünün temelini oluşturan hükümlerinden yola çıkılarak günümüze kadar gelişmiş; ek protokoller, bölgesel sözleşmeler ve içtihatlarla genişlemiş bir nitelik kazanmıştır. Aynı zamanda devletlerin egemenlik yetkileri ile uluslararası toplumun ortak sorumluluk anlayışının kesişim noktasında bulunmaktadır. Bu anlamda, devletlerin sınır kontrolleri, sığınma prosedürleri, göç politikaları ve insan hakları hukukuyla ilgili düzenlemelerinin tamamı geri gönderme yasağının uygulanmasında belirleyici rol oynamaktadır.

Tarihsel Arka Plan ve Kavramsal Temeller​

Geri gönderme yasağının tarihteki ilk önemli yansıması, 20. yüzyılın başlarında yaşanan kitlesel sığınma dalgaları dönemine kadar uzanmaktadır. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan devasa nüfus hareketleri, devletleri ve uluslararası kuruluşları mülteci hukuku alanında yeni düzenlemeler yapmaya itmiştir. Bu bağlamda, 1930’ların sonunda ve 1940’ların başlarında çok sayıda Yahudi ve diğer topluluklar sınır dışı tehdidi ile karşı karşıya kalmış, bu trajik deneyimler “geri gönderme yasağı” ilkesinin uluslararası topluma zorunlu bir etik ve hukuki standart olduğunu göstermiştir.

Mülteci hukukunun temelleri, Milletler Cemiyeti döneminde oluşturulmaya başlanan bazı düzenlemelere dayansa da asıl çerçeve II. Dünya Savaşı sonrasında atılmıştır. 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi ile mültecilerin hakları ve devletlerin yükümlülükleri ayrıntılı biçimde belirlenmiştir. Bu sözleşmenin 33. maddesi, geri gönderme yasağını açıkça düzenleyerek, mülteciyi hayatı veya özgürlüğü tehdit altında olan bir yere göndermeyi yasaklamaktadır. Bu kritik madde, “Non-refoulement” teriminin uluslararası hukuk terminolojisinde yerleşmesini sağlamış ve zaman içinde de mutlak bir ilke olarak kabul görmeye başlamıştır.

Uluslararası Düzenlemelerde Hukuki Dayanak​

1951 Cenevre Sözleşmesi ve 1967 Protokolü​

1951 Cenevre Sözleşmesi, mülteci statüsünün tanımı ve mültecilerin haklarıyla ilgili en kapsamlı uluslararası belgedir. Bu sözleşmenin 33. maddesi, geri gönderme yasağının çekirdeğini oluşturmaktadır. İlgili hüküm şöyledir:

  • Bir mültecinin ırkı, dini, milliyeti, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri dolayısıyla hayatı veya özgürlüğü tehdit altındaysa, söz konusu kişi zorla sınır dışı edilemez veya menşe ülkesine iade edilemez.

1967 Protokolü ise, 1951 Sözleşmesi’nde yer alan zamansal ve coğrafi kısıtlamaları ortadan kaldırarak mülteci korumasını evrenselleştirmeyi amaçlar. Bu protokolle birlikte geri gönderme yasağının uygulama alanı sadece Avrupa’daki belirli nüfus hareketleriyle sınırlı olmaktan çıkmış; dünya genelindeki her bölge ve tarihe yayılmıştır. Böylece geri gönderme yasağının evrensel bir nitelik kazandığı söylenebilir.

Bölgesel İnsan Hakları Sözleşmeleri ve Diğer Metinler​

Cenevre Sözleşmesi haricinde, geri gönderme yasağı ilkesi çeşitli bölgesel sözleşmelerde ve insan hakları metinlerinde de vurgulanmaktadır. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve ek protokolleri, Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesi, Afrika Birliği Örgütü Mülteciler Sözleşmesi ve benzeri bölgesel düzenlemeler, geri gönderme yasağının kapsamına dair önemli hükümler içermektedir. AİHS’de “işkence ve kötü muamele yasağı”na ilişkin 3. madde, bireyin işkence veya insanlık dışı muamele göreceği yere iade edilmesini yasaklayan bir içtihat geliştirmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bu içtihadı giderek genişletmiş ve birçok vaka üzerinden devletlerin sınır dışı politikalarına sınırlamalar getirmiştir.

Uluslararası Adalet Divanı ve Diğer Yargı Organlarının Yaklaşımı​

Uluslararası Adalet Divanı (UAD), mülteci ve sığınmacıların korunmasına dair doğrudan birçok davaya bakmamış olmakla birlikte, göç ve insan hakları konularında bazı genel ilkeleri açıklığa kavuşturmuştur. Benzer şekilde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, İşkenceye Karşı Komite gibi uluslararası denetim mekanizmaları, geri gönderme yasağını güçlendirici karar ve yorumlar yaparak devletlerin sorumluluk alanlarını genişletmiştir.

Uluslararası Belgeİlgili Madde/Hüküm
1951 Cenevre SözleşmesiMadde 33 (Geri Gönderme Yasağı)
1967 Protokolü1951 Sözleşmesi’nin kapsamını genişletir
AİHSMadde 3 (İşkence ve Kötü Muamele Yasağı)

Geri Gönderme Yasağının Kapsamı ve Uygulama Alanı​

Geri gönderme yasağının uygulanmasında temel kıstas, kişinin menşe ülkesinde veya gönderileceği yerde zulüm, işkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleye maruz kalma riskinin bulunup bulunmadığıdır. Sözleşmeler ve yargı organlarının kararlarına göre bu riskin gerçek ve ciddi olması, geri gönderme yasağının devreye girmesi için yeterli görülmektedir. Ayrıca “zulüm” kavramı, sadece fiziksel işkenceyi değil, ağır psikolojik baskı, cinsel şiddet, toplumsal linç, keyfi tutuklamalar ve benzeri insan hakları ihlallerini de içermektedir.

Kimler Korunma Altındadır?​

Geri gönderme yasağından yararlanacak kişilerin belirlenmesi, devletlerin sığınma prosedürlerinde kritik bir aşamadır. 1951 Sözleşmesi’ne göre mülteci statüsü için belli kriterlerin (ırk, din, milliyet, sosyal gruba mensubiyet, siyasi düşünce) mevcut olması gerekse de uluslararası hukuktaki gelişmeler ve insan hakları normlarının genişlemesiyle birlikte, sığınma arayan herkesin geri gönderme yasağından prensipte faydalanabileceği düşüncesi hakimdir. Bu çerçevede şu gruplar, uygulamada sıklıkla korunma talep etmektedir:

  • Savaştan kaçan siviller
  • İşkence veya insanlık dışı muameleye maruz kalma riski bulunanlar
  • Ayrımcılık veya zulüm gördüğü belgelenebilen topluluklara mensup kişiler
  • Siyasi muhalifler ve gazeteciler
  • Cinsel yönelim veya cinsiyet kimliği nedeniyle tehdit altındaki bireyler

Zorla Geri Gönderme Biçimleri ve Sorumluluk Alanı​

Devletlerin, sığınmacı ve mültecileri sınır dışı etmesi veya ülkeye girişine izin vermeden sınırda geri çevirmesi, geri gönderme yasağının ihlaline yol açabilecek en temel uygulamalardır. Benzer şekilde, dolaylı geri gönderme (chain refoulement) olarak adlandırılan; bir kişinin önce güvenli olmayan bir üçüncü ülkeye, oradan da asıl menşe ülkesine gönderilmesi de aynı şekilde yasaktır. Uluslararası hukukta her devlet, kendi toprakları ve yetki alanı içinde bulunan kişilerin geri gönderme yasağına tabi olduğu kabul edilmekle birlikte, devletlerin fiili kontrol sağladığı başka bölgeler veya uluslararası kuruluşlarla işbirliği halinde yürüttüğü operasyonlarda da sorumluluk payı bulunmaktadır.

Devletlerin Yükümlülükleri ve Prosedürel Garantiler​

Geri gönderme yasağına ilişkin devlet yükümlülükleri, yalnızca bireylerin sınır dışı edilmesini doğrudan engellemekle sınırlı değildir. Bu ilke, kapsamlı bir koruma mekanizmasının varlığını gerektirir. Devletler, etkin bir sığınma prosedürü oluşturmak, uluslararası normlara uygun değerlendirmeler yapmak, itiraz ve yargısal denetim imkânları sunmak ve sığınmacıların temel haklarını koruma altına almakla yükümlüdür. Bu bölümde, devletlerin geri gönderme yasağı çerçevesindeki yükümlülükleri detaylı olarak ele alınmaktadır.

Etkin Sığınma Prosedürü Oluşturma​

Bir devletin, geri gönderme yasağına uygun davranması için öncelikle adil, hızlı ve etkin bir sığınma prosedürüne sahip olması gerekir. Başvuru sahibi, ülkeye giriş yaptıktan ya da sınırda tespit edildikten sonra kendisine uygun hukuki yollar gösterilmeli ve başvurusunu sunması için yeterli imkân tanınmalıdır. Sığınma başvurusu sırasında:

  • Kişinin menşe ülkesindeki durumu değerlendirilmeli
  • Zulüm riskine ilişkin somut ve güncel bilgiler toplanmalı
  • Gerekirse uzman görüşlerine, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) raporlarına veya diğer uluslararası kuruluşların verilerine başvurulmalı
  • Dil engelleri ve kültürel farklılıklar göz önünde bulundurulmalı
  • Kişiye hukuki danışmanlık hakkı tanınmalı

Sığınma prosedürüne dair yapılan değerlendirmede, başvuru sahibinin beyanları detaylı incelemeye tabi tutularak çelişkili bilgiler gözden geçirilmeli, gerekirse ek mülakatlar yapılmalıdır. Böylelikle, kişinin geri gönderilmesi halinde karşılaşacağı risklerin gerçekliği yargısal veya idari mekanizmalar aracılığıyla tespit edilebilir.

Yargısal Denetim ve İtiraz Mekanizmaları​

Geri gönderme kararı verilen kişinin, bu karara karşı etkili bir itiraz mekanizmasına başvurma hakkı uluslararası hukukta önemlidir. AİHM içtihatlarında, bireyin başvurusunun sonucunu beklemeden sınır dışı edilmesi, geri gönderme yasağı ihlaline yol açabilmektedir. Bu nedenle, devletler yargısal ya da bağımsız idari bir denetim mekanizması tesis etmek zorundadır. İtiraz süreci boyunca kişinin ülkeden çıkartılması, kural olarak geçici olarak durdurulmalı; kişinin temel ihtiyaçları (barınma, sağlık, gıda) garanti altına alınmalıdır.

İdari Uygulamalarda Standartlar​

Sığınmacılar veya mülteciler, başvurularını beklerken gözaltı veya idari gözetim altına alınabilmekte; kamplarda veya özel merkezlerde tutulabilmektedir. Bu uygulamalar sırasında devletler, temel insan hakları standartlarına uymak, ayrımcılıktan kaçınmak ve kötü muamele iddialarını önlemek zorundadır. Özellikle hassas gruplar (çocuklar, kadınlar, yaşlılar, engelliler ve cinsel azınlıklar) için daha yüksek koruma önlemleri alınmalıdır.

İstisnalar ve Tartışmalı Noktalar​

Uluslararası hukuka göre, belirli durumlarda geri gönderme yasağının uygulanması kısıtlanabilir. Örneğin 1951 Sözleşmesi madde 33(2), “mültecinin ulusal güvenlik veya kamu düzenine yönelik ciddi bir tehlike oluşturması” hâlinde geri gönderme yasağının devre dışı kalabileceğini öngörmektedir. Ancak bu istisna, uygulamada oldukça sınırlı tutulmalıdır; zira keyfi ve geniş yorumlar, temel koruma ilkesini işlevsiz kılabilir. Bu bölümde, geri gönderme yasağının uygulanmadığı veya istisna olarak görülebilecek durumlar ve bunlara ilişkin eleştiriler ele alınacaktır.

Ulusal Güvenlik Gerekçesi​

Devletler, ulusal güvenlik gerekçesiyle bazı sığınmacıları terör örgütü bağlantısı, organize suç faaliyetleri veya ciddi asayiş ihlalleri gibi durumlar nedeniyle sınır dışı edebilmektedir. Ancak bu tür durumlarda, devletin kişinin gerçek risk durumunu göz ardı etmemesi gerekir. Yani uluslararası hukuk, ulusal güvenliği koruma ihtiyacını kabul etmekle birlikte, kişinin iade edileceği ülkede işkence veya ölüm riski varsa, geri gönderme yasağı yine de öncelikli olarak uygulanmalıdır.

Ciddi Suç İşleme ve Kamu Güvenliği​

Ciddi bir suç işlemiş olanlar veya kamu güvenliğini tehdit edenler, mülteci statüsünden yararlanamayabilir. Burada önemli nokta, suçun niteliği ve risk değerlendirmesinin ayrıntılı yapılmasıdır. Örneğin, sadece adi suçlar nedeniyle iade kararı almak, kişinin işkence veya insanlık dışı muamele göreceği bir yere gönderilmesinin önünü açmamalıdır. Devletlerin bu konuda takdir yetkisi bulunsa da uluslararası normlar, her durumda geri gönderme yasağının temel bir insan hakkı unsuru olduğunu hatırlatmaktadır.

Geçici Koruma ve Diğer Alternatif Statüler​

Bazı devletler, mülteci statüsü vermeden, “geçici koruma” veya “insani koruma” gibi daha düşük koruma statüleri tesis edebilmektedir. Bu uygulamalar, yoğun sığınma hareketleri veya kitlesel göç durumlarında hızlı çözümler üretilmesini amaçlar. Ancak geçici koruma statüsü altındaki bireylerin de geri gönderme yasağı ilkesinden yararlanabileceği gözden kaçırılmamalıdır. Zira uluslararası korumanın temel dayanağı, kişinin hayatı veya özgürlüğünün tehdit altında olmasıdır ve bu tehdit mevcutsa hangi statüde olduğuna bakılmaksızın geri gönderme yasağı uygulanmalıdır.

Örnek Davalar ve Mahkeme Kararları​

Geri gönderme yasağının yorumlanması ve uygulanmasında içtihat, uluslararası hukuk için belirleyici bir işleve sahiptir. Çeşitli bölgesel ve uluslararası yargı organlarının kararları, ilkenin kapsamı ve istisnaları hakkında daha net ölçütler ortaya koymaktadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Örnekleri​

AİHM, 3. madde çerçevesinde geliştirdiği içtihatla, bir kişinin sınır dışı edilmesi halinde kötü muamele veya işkence riski taşıması durumunda, bu sınır dışının AİHS’yi ihlal edeceğine hükmetmiştir. Mahkeme, bu tip vakalarda kişinin kişisel durumunu, ülke koşullarını ve dosyada sunulan kanıtları inceleyerek değerlendirmekte; “gerçek risk” standardının somut örneğini oluşturmaktadır. Mahkeme içtihadına göre:

  • Başvuru sahibinin beyanları tutarlı ve inandırıcı olmalıdır
  • Resmi raporlar ve bağımsız sivil toplum kuruluşu bilgileri değerlendirilmeli
  • Devletin risk değerlendirmesi yaparken tarafsız kaynaklara başvurduğu doğrulanmalıdır
  • Kişinin özel durumu (sağlık, aile bağları, travma geçmişi) dikkate alınmalıdır

Örneğin Saadi v. İtalya davasında, AİHM İtalya’nın ulusal güvenlik iddiasına rağmen başvuru sahibinin Tunus’a iade edilmesinin AİHS 3. maddeyi ihlal edeceğine karar vermiştir. Mahkeme, kişi terör şüphesi taşısa bile geri gönderileceği ülkede işkence veya kötü muamele riski varsa iadenin yapılamayacağını ortaya koymuştur.

Birleşmiş Milletler Denetim Organları​

BM İşkenceye Karşı Komite (CAT), 1984 tarihli İşkenceye Karşı Sözleşme’de yer alan geri göndermeme ilkesine (madde 3) dayanarak birçok karar vermiştir. Komite, düzenli olarak devletlerin raporlarını inceler ve bireysel başvuruları karara bağlar. Bu süreçte, kişinin işkence riskini destekleyen delillerin varlığı, menşe ülkesindeki insan hakları sicili ve devlet yetkililerinin yapabilecekleri potansiyel kötü muameleler ana inceleme konularını oluşturur.

Uygulamadaki Zorluklar ve Eleştiriler​

Geri gönderme yasağının teoride genel kabul görmesine karşın, uygulamada birçok sorun yaşanmaktadır. Devletler, göç akışlarını kontrol etmek veya güvenlik politikalarını ön planda tutmak amacıyla, çoğu zaman sığınma başvurularını hızlı ve yüzeysel incelemekte ya da sınırda geri çevirme politikalarına başvurmaktadır. Bu durum, geri gönderme yasağı ilkesinin etkisini zayıflatmakta ve ciddi insan hakkı ihlallerine neden olabilmektedir.

Sınır Güvenlik Politikaları​

Artan küresel göç dalgaları karşısında birçok ülke, sınırlarını “dışsallaştırma” veya “korunaklı hale getirme” politikasına yönelmektedir. Bu kapsamda bazı devletler, üçüncü ülkelerle “geri kabul anlaşmaları” yapmakta ya da denizlerde sığınmacı teknelerini engellemeye yönelik tedbirler almaktadır. Bu tür uygulamalarda geri gönderme yasağına uygunluk sıkça ihlal edilebilmekte, çünkü sığınmacılara taleplerini sunma ve riski ortaya koyma fırsatı tanınmadan geri çevrilmektedirler.

Hızlandırılmış Prosedür ve İdari Önlemler​

Birçok ülkede, “hızlandırılmış sığınma prosedürü” ya da “güvenli ülke” uygulaması adı altında, başvuru sahiplerinin durumu yeterince incelenmeden karar verilebilmektedir. Özellikle “güvenli üçüncü ülke” kavramı, başvuru sahibinin ilk sığındığı ülkenin yeterli koruma sağlayacağı varsayımına dayanmaktadır. Ancak pratikte, bu ülkelerin de tam anlamıyla güvenli olmaması veya yeterli sığınma mekanizmaları sunmaması sebebiyle, kişiler zincirleme geri gönderme (chain refoulement) riskiyle karşılaşabilmektedir.

Gözetim Merkezleri ve İnsani Koşullar​

Sığınma talebinde bulunanların tutulduğu gözetim merkezleri, yerel mevzuata bağlı olarak değişen koşullara sahiptir. Kimi ülkelerde bu merkezler uluslararası standartlara uygun şekilde yönetilmekteyse de bazılarında ciddi hak ihlalleri yaşanmakta; sığınmacılar yeterli beslenme, sağlık ve hukuki destekten mahrum kalmaktadır. Bu koşullar, dolaylı olarak geri gönderme yasağının işleyişini de etkilemektedir; zira adil bir süreç olmadan veya insanlık dışı koşullara sahip merkezlerde tutulan kişiler, haklarını etkin biçimde arayamamaktadır.

Geri Gönderme Yasağının Genişleyici Yorumlanması​

Uluslararası hukukta geri gönderme yasağı, her ne kadar mülteci statüsü ile sıkı biçimde bağlantılı olsa da yalnızca mültecilerle sınırlı olmayan geniş bir insan hakları ilkesine dönüşmüştür. İşkenceye Karşı Sözleşme, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Bölgesel İnsan Hakları Sözleşmeleri gibi belgelerin içtihadı, bu ilkenin kapsamını önemli ölçüde genişletmiştir. Örneğin AİHM, AİHS’nin 3. maddesinde öngörülen işkence ve kötü muamele yasağını, geri gönderme yasağının temel referans noktalarından biri haline getirmiştir. Aynı şekilde BM gözetimindeki organlar da, “ciddi insan hakları ihlali” riskini geri gönderme yasağının devreye girmesi için yeterli görmektedir. Bu genişlemeci yaklaşımın sonucu olarak:

  • Sırf mülteci statüsü elde edemese de, işkence veya kötü muamele görme ihtimali olan herkes geri gönderme yasağından faydalanabilir
  • Devletler, sığınmacıların başvurusunu reddetseler bile, gönderilecek ülkede riskin varlığını yeniden değerlendirmek zorundadır
  • Yeterli koruma sağlamayan transit ülkeler veya üçüncü ülkeler vasıtasıyla geri gönderme de yasak kapsamına alınmıştır

Kadınlar, Çocuklar ve Hassas Grupların Korunması​

Uluslararası hukukta, hassas grupların korunmasına ilişkin özel düzenlemeler mevcuttur. Kadınlar ve çocuklar, silahlı çatışma bölgelerinde veya cinsel şiddet riski olan coğrafyalarda özel koruma altına alınmaktadır. Çocuk hakları sözleşmeleri, çocuğun üstün yararı ilkesini öne çıkartarak, sınır dışı süreçlerinde çocuğun psikolojik, fiziksel ve eğitimsel ihtiyaçlarının dikkate alınmasını zorunlu kılar. Geri gönderme yasağı, bu gruplar için daha titizlikle uygulanması gereken bir norm olarak ortaya çıkmaktadır. Çocukların ebeveynlerinden ayrı tutulması, kamplarda tek başına yaşamak zorunda bırakılması veya insanlık dışı muameleye maruz kalabileceği yerlere gönderilmesi, uluslararası alanda ağır biçimde eleştirilen uygulamalardır.

İklim Mültecileri ve Geleceğe Yönelik Genişleme​

Küresel ısınma ve iklim krizinin sonucu olarak deniz seviyesinin yükselmesi, kuraklık, doğal afetler ve benzeri nedenlerle yerinden olan kişilerin sayısı giderek artmaktadır. Uluslararası hukukta “iklim mültecileri” kavramı henüz tam olarak kabul görmese de, bazı yargı organları bu yönde genişleyici içtihatlar geliştirmeye başlamıştır. Kişinin geri gönderilmesi halinde yaşamsal koşullarının insani standartların altında kalması veya yaşamını tehdit edecek düzeye ulaşması durumunda, geri gönderme yasağının devreye girebileceği tartışılmaktadır. Bu tartışma, önümüzdeki yıllarda geri gönderme yasağının kapsamının iklim temelli göçmenleri de kapsayacak şekilde daha da genişlemesini gündeme getirecektir.

Devletlerin Egemenliği ve Uluslararası Sorumluluk İkilemi​

Devletler, topraklarına giriş yapacak yabancıları belirleme ve göç politikalarını şekillendirme hakkına sahiptir. Ancak bu egemenlik yetkisi, uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan insan hakları yükümlülükleriyle sınırlanmaktadır. Geri gönderme yasağı, tam da bu ikilemin ortasında yer almaktadır. Devletler, bir yandan sığınmacıları, mültecileri ve diğer uluslararası koruma ihtiyacı duyanları kabul etmek zorunda kalırken; öte yandan kamu düzeni, güvenlik ve ekonomik kaygılar nedeniyle sınırlarını kontrol altına alma eğilimindedir. Bu denge, uluslararası hukukta yoğun bir şekilde tartışılan ve uygulamada birçok çatışmaya neden olan bir konudur.

İç Hukuk Düzenlemeleri ve Yorum Farklılıkları​

Birçok ülke, geri gönderme yasağını iç hukukuna çeşitli şekillerde yansıtmıştır. Bazı ülkeler, anayasalarında doğrudan işkence ve kötü muamele yasağına atıfta bulunarak bu ilkeyi güvence altına alırken; bazıları mülteci kanunlarında veya yabancılar ve uluslararası koruma mevzuatında detaylandırmıştır. Uygulamada, farklı ülkelerin yargı organları veya idari makamları, geri gönderme yasağının kapsamını dar veya geniş biçimde yorumlayabilmektedir. Bu durum, uluslararası hukukta ortak bir standardın gelişmesini zorlaştırmakta; benzer durumdaki sığınmacılar farklı ülkelerde farklı muamelelere tabi kalabilmektedir.

Uluslararası Yargı Birliği ve Tutarsızlıklar​

Avrupa düzeyinde AİHM, Avrupa Adalet Divanı; Amerika kıtasında Amerikan İnsan Hakları Mahkemesi; Afrika’da Afrika İnsan ve Halkların Hakları Mahkemesi; Asya’da ise çeşitli bölgesel mekanizmalar farklı karar ve içtihatlar üretmektedir. Bu farklılık, geri gönderme yasağının küresel ölçekte yeknesak bir koruma mekanizması olarak işletilmesini engelleyebilmektedir. Ancak genel eğilim, bireyin temel insan haklarının korunması yönünde genişleyici bir yorum yapılmasıdır. Devlet uygulamalarındaki farklılıklar zamanla azalsa da halen tutarsızlıklar yaşanmaktadır.

Uluslararası Toplumun Rolü ve Kolektif Sorumluluk​

Geri gönderme yasağının işlerliği, büyük ölçüde uluslararası toplumun ve bölgesel kuruluşların desteğine bağlıdır. Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), ülkeler arasındaki koordinasyonu sağlamak, mültecilere dair istatistiksel verileri derlemek ve sığınma süreçlerini izlemekle görevli ana kuruluştur. Bunun yanı sıra, uluslararası sivil toplum kuruluşları (STK’lar), medya ve insan hakları aktivistleri de geri gönderme yasağı ihlallerinin raporlanmasında önemli rol oynarlar.

Maliyetin Paylaşılması ve İşbirliği Anlaşmaları​

Sığınmacı ve mülteci akınlarının yoğun olduğu dönemlerde, yükün yalnızca coğrafi konumları itibarıyla geçiş noktası konumundaki ülkelerin omzuna binmesi, geri gönderme yasağı uygulamasını zora sokabilir. Bu nedenle uluslararası işbirliği anlaşmaları, mültecilerin adil bir biçimde paylaşılmasını, maddi ve lojistik desteğin koordine edilmesini ve sığınmacıların temel ihtiyaçlarının karşılanmasını hedefler. Özellikle Avrupa Birliği içerisinde “yük paylaşımı” mekanizmaları tartışılmış, ancak uygulamada ciddi sorunlar yaşanmıştır. Benzer şekilde, komşu ülkeler arasında ortak sınır yönetimi politikaları geliştirilmekte, ancak geri gönderme yasağına ilişkin farklı yasal standartlar işbirliği sürecini güçleştirmektedir.

Bölgeler Arası Farklı Uygulamalar​

Afrika, Asya, Orta Doğu ve Latin Amerika gibi bölgelerde, geri gönderme yasağının tanınırlığı ve uygulama düzeyi farklılık gösterir. Bazı bölgelerdeki savaşlar, iç çatışmalar veya siyasi istikrarsızlıklar nedeniyle büyük mülteci kampları kurulmuştur. Bu kamplarda ise çoğu zaman uluslararası kuruluşların yardımı ve takibi olmaksızın temel hakların korunması zor olabilmektedir. Bölgesel örgütler, kendi yetki alanları dahilinde geri gönderme yasağını içeren ek protokoller veya sözleşmeler yaparak yasal zemini güçlendirmeye çalışmaktadır.

Yeni Teknolojiler ve Sığınma Süreçleri​

Dijital çağda, sığınma başvurularının kaydedilmesi, biyometrik verilerin toplanması ve sınır güvenlik teknolojilerinin kullanımı hızla yaygınlaşmaktadır. Bu durum, geri gönderme yasağının uygulanması açısından hem fırsatlar hem de riskler yaratmaktadır.

Veri Paylaşımı ve Mahremiyet​

Devletler arasında sığınmacıların parmak izleri, yüz tanıma verileri veya diğer biyometrik bilgilerinin paylaşılması, güvenlik süzgecinden geçmek için fayda sağlarken, aynı zamanda mahremiyet hakkı ihlallerini de gündeme getirebilir. Özellikle, göçmen ve sığınmacıların bilgilendirilmeden uluslararası veri tabanlarında fişlenmesi veya bu verilerin menşe ülke yetkilileriyle paylaşılması, geri gönderme yasağının ihlaline dair riskleri artırır. Zira menşe ülke, sığınmacının kimliğini öğrendiğinde, misilleme yapma ihtimali doğabilir.

Dijital Mülakat Yöntemleri ve Uzaktan Değerlendirme​

Kimi ülkeler, son yıllarda sığınma mülakatlarını uzaktan yapmaya yönelik pilot projeler geliştirmiştir. Online platformlar üzerinden yapılan mülakatlar, kaynak ve zaman tasarrufu sağlasa da başvuru sahibinin ifade özgürlüğünü, psikolojik durumunu ve güvenlik endişelerini yeterince göz önünde bulundurmama riski taşımaktadır. Dolayısıyla bu yöntemlerin kullanılmasında geri gönderme yasağıyla uyumlu olacak standartlara ihtiyaç vardır. Özellikle, sığınmacıların tercüman hakları, teknik altyapıya erişim sorunları, veri güvenliği ve kişisel bilgilerinin korunması konularında titizlikle hareket edilmelidir.

İçtihat Gelişiminin Devamlılığı ve Normatif Güvence​

Geri gönderme yasağı, uluslararası hukukun en dinamik alanlarından biridir. Sürekli artan göç dalgaları, yeni ortaya çıkan tehdit türleri (iklim krizi, bölgesel çatışmalar, kitlesel hak ihlalleri), uluslararası mahkemelerin ve komitelerin önüne yeni tür davalar getirmektedir. Bu davalar, mevcut normların yorumlanmasında genişleyici bir çizgiye işaret etmektedir. Geri gönderme yasağının normatif olarak korunmaya devam etmesi, şu faktörlerle yakından ilişkilidir:

  • Uluslararası sözleşmelerin güncellenmesi ve ek protokollerle güçlendirilmesi
  • Mahkemeler ve komiteler arası diyalog ve tutarlı içtihat oluşturma çabası
  • Sivil toplum ve medya baskısının sürmesi
  • Devletlerin insan hakları mekanizmalarına düzenli raporlama yapması
  • Bölgesel ve küresel işbirliği platformlarının etkin hale getirilmesi

Değerlendirme ve Gelecek Perspektifleri​

Geri gönderme yasağı, mülteci hukukunun omurgasını oluşturan, insan haklarının evrenselliğini yansıtan bir ilkedir. Kişilerin zulüm, işkence ve insanlık dışı muameleye maruz kalabileceği yerlere dönmelerini engelleyerek uluslararası toplumun “asgarî vicdanı” olarak kabul görmüştür. Ancak devletler tarafından uygulanan sınır dışı ve göç yönetimi politikaları, sık sık bu ilkeyi sınamaya devam etmektedir. Özellikle kitlesel göç akınları, güvenlik kaygılarının yükselmesi, yabancı düşmanlığının artması ve ekonomik krizler gibi etkenler, geri gönderme yasağının ihlal edilmesini kolaylaştırabilmektedir.

Uluslararası hukuk düzeni içerisinde, geri gönderme yasağının daha da güçlenmesi için kapsamlı ve bütüncül bir yaklaşım gereklidir. Devletlerin ulusal yasalarında ve uygulamalarında bu ilkeyi tam olarak yansıtmaları, etkin bir sığınma prosedürü kurmaları, şeffaf ve hızlı itiraz mekanizmaları sağlamaları ve insani standartlara uygun gözaltı ve gözetim koşulları sunmaları zorunludur. Aynı zamanda bölgesel ve uluslararası işbirliği, yük paylaşımı ve finansman konularında daha somut adımlar atılması, uluslararası koruma arayan bireylerin temel haklarının korunmasında hayati önem taşımaktadır.

Mevcut küresel konjonktürde, iklim değişikliği ve çevresel felaketler de göç hareketlerini tetiklemekte, yeni bir sığınmacı profili ortaya çıkmaktadır. Bu durum, halihazırda mülteci hukukunun kapsamına tam olarak girmeyen ancak yaşamsal tehditlerle karşı karşıya kalan geniş kitlelerin hukuki statüsünü belirsizleştirmektedir. Geri gönderme yasağının bu tür vakalara uygulanması, uluslararası yargı organlarının ve sözleşmelerin genişleyici yorumuna bağlıdır. Her ne kadar henüz tam yerleşmiş bir içtihat bulunmasa da, geri gönderme yasağının özünde bulunan insan haklarına saygı ilkesinin, iklim kaynaklı veya çevresel nedenli göçmenler için de bir çıkış yolu sunabileceği öngörülmektedir.

Öte yandan, uluslararası hukuka hakim olan egemenlik prensibi, devletlere göç ve iltica politikalarını belirlemede geniş bir serbesti tanımaktadır. Devletler, ulusal güvenlik ve kamu düzeni gibi gerekçeleri öne sürerek geri gönderme yasağını sınırlandırmaya çalışsa da uluslararası sözleşmeler ve denetim organları bu girişimlere karşı güçlü bir hukuki zemin sunmaktadır. Bu denge, muhtemelen önümüzdeki yıllarda da sığınmacılar, mülteciler ve iklim göçmenleri ile devletler arasında yaşanan hukuki ve siyasi çatışmaların odağında yer alacaktır.

Sonuç olarak, mülteci hukukunun gelişimi, insan hakları ilkeleriyle yakından bağlantılıdır. Geri gönderme yasağı, bu bağlantının en net şekilde hissedildiği alanlardan biridir. Tarihsel deneyimler, uluslararası sözleşmeler, yargı kararları ve akademik çalışmalar, bu ilkenin yalnızca bir “mülteci” koruma normu değil, aynı zamanda evrensel insan haklarının ayrılmaz bir parçası olduğunu göstermektedir. Uygulamada yaşanan tüm zorluklara rağmen, geri gönderme yasağının gelecek dönemde de uluslararası hukukta merkezi bir konuma sahip olacağı ve sürekli gelişerek daha geniş kitlelere koruma sağlamaya devam edeceği beklenmektedir.
 
Geri
Tepe