Neler yeni
HukukiSözlük.com

Ücretsiz bir hesap oluşturarak hemen üye olun! Üye girişi yaptıktan sonra, bu sitede kendi konu ve gönderilerinizi ekleyerek tartışmalara katılabilir, ayrıca özel mesaj kutunuzu kullanarak diğer üyelerle iletişime geçebilirsiniz. Böylece tüm forum özelliklerinden tam olarak yararlanabilir ve deneyiminizi dilediğiniz gibi özelleştirebilirsiniz!

Görev Uyuşmazlıkları

hukukisozluk

Yönetim
Personel

Kavramsal Çerçeve​

Türk idari yargılama hukukunda görev uyuşmazlığı, esasen yargı organları veya idari birimler arasında ortaya çıkan ve hangi makamın, hangi tür mahkemenin ya da hangi yargı çevresinin belirli bir uyuşmazlığı çözmeye yetkili olduğunu saptama ihtiyacından kaynaklanan bir hukuki sorundur. Bu mesele, özellikle yargı örgütlenmesinin karmaşık yapısından ve yargının farklı kollara ayrılmasından doğar. Türk hukuk sisteminde adli yargı, idari yargı ve askerî yargı (askerî yargının büyük ölçüde kaldırılmasıyla birlikte artık daha dar kapsamda) gibi alanlar arasındaki ayrım, idari yargılama hukukunda görev konusunun özel bir öneme sahip olmasını gerektirmiştir. Bu çerçevede, bir davanın hangi yargı kolunda görüleceğine ilişkin tereddütlerin ortaya çıkması, görev uyuşmazlığı kavramına ve bu uyuşmazlığın çözüm yollarına dair ayrıntılı bir mevzuat ve kurumsal yapı oluşturulmasını sağlamıştır.

Kamunun düzeni ve bireylerin hak arama özgürlüğü göz önüne alındığında, bir uyuşmazlığın yanlış yargı kolunda veya yanlış derecede görülmesi, hem hukukun genel ilkelerine hem de yargılamanın etkinliği ilkesine aykırıdır. Bu nedenle, görev uyuşmazlığı daha dava açılırken veya davanın görülmesi sırasında ortaya çıkabilir. Görev uyuşmazlığı sonucunda mahkemelerce yapılan incelemelerde, uyuşmazlığın hangi kolluğa ait olduğu tespit edilmekte ve varsa diğer mahkemeler arasında olumlu ya da olumsuz nitelikteki görev çatışmaları giderilmektedir.

Genel Tanım ve Unsurlar​

Görev uyuşmazlığı, belirli bir hukuki sorunun hangi yargı mercii tarafından çözümlenmesi gerektiğine ilişkin görüş ayrılığıdır. Bir mahkeme, kendisini görevli sayarken diğer bir mahkeme de aynı davanın kendisinin yetkisinde bulunduğunu iddia edebilir veya tam tersi şekilde, hiçbir mahkeme davaya bakmak istemeyip diğerinin görevli olduğunu düşünebilir. Bu farklı türlerdeki ihtilaflar, “olumlu görev uyuşmazlığı” ve “olumsuz görev uyuşmazlığı” olarak sınıflandırılmaktadır.

Görev uyuşmazlığının ortaya çıkışında üç temel unsur göze çarpar:
  • Aynı ya da benzer hukuki soruna ilişkin birden fazla yargı merciinin görev iddiasında bulunması veya tam tersi bir şekilde kendisini görevli addetmemesi
  • Görevli olmayan bir mahkemenin dava hakkında karar vermesi hâlinde doğacak hukuki sakıncalar
  • Adalet ve hukuki güvenlik ilkelerine uygun bir yargı sürecinin sağlanması amacıyla özel bir uyuşmazlık giderme yoluna duyulan ihtiyaç

Bu unsurlar, görev uyuşmazlığının sadece teknik bir konu olmayıp aynı zamanda yargı erkinin düzenli işleyişi açısından önem taşıdığını ortaya koyar. Görevli olmayan bir mahkemenin uyuşmazlığı incelemesi, yargılamanın geçerliliğini ve hukuka uygunluğunu tehlikeye atar. Bu nedenle, idari yargılama hukuku içinde görev kavramı oldukça ayrıntılı şekilde düzenlenmiş olup gerek doktrinde gerekse uygulamada kapsamlı bir şekilde ele alınır.

Görev Kavramının İdari Yargıdaki Önemi​

İdari yargıda, kamu gücü ve birey arasındaki uyuşmazlıkların çözümlenmesi esastır. İdare, yapısal olarak üstün yetkilerle donatıldığı için, bu yetkilerin bireylerin haklarıyla çeliştiği noktalarda ortaya çıkan uyuşmazlıkların idari yargı kolları tarafından çözümlenmesi beklenir. Ancak idareyle ilgili uyuşmazlıkların tamamının idari yargıya gittiğini söylemek de mümkün değildir; zira bazı konular ceza mahkemeleri veya hukuk mahkemeleri tarafından da görülebilir. Özellikle idare eylemlerinin özel hukuk hükümlerine tabi olduğu durumlarda adli yargının görev alanı devreye girebilir.

İdare hukuku kaynaklı uyuşmazlıkların hangi ölçülerde idari yargıda, hangi ölçülerde adli yargıda görüleceğinin tespiti, görev kavramının hassasiyetine işaret eder. Anayasa’da ve yasalarda yer alan düzenlemeler, hangi tür uyuşmazlıkların hangi yargı kolunda görüleceğini belirlemede temel alınır. Her ne kadar kanun koyucu genel çerçeveyi çizmiş olsa da her somut olaya uygulanacak kuralların tayini ve o olayda idari yargının mı adli yargının mı görevli olduğunun saptanması, zaman zaman güçleşebilir.

Tarihsel Gelişim​

Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan hukuk geleneğinde, yargı kolları ayrımının modern anlamda ortaya çıkışı Tanzimat dönemine kadar uzanır. Tanzimat Fermanı ve devamındaki Islahat Fermanı ile birlikte devletin yargı alanını düzenleme konusundaki yaklaşımı daha kurumsal bir nitelik kazanmaya başlamış; farklı alanlarda uzmanlaşmış mahkemeler oluşturulmuştur. Ancak bu mahkemelerin yetki ve görev alanlarının keskin çizgilerle belirlendiğini söylemek zordur. Bu dönemde gerek idari işlem ve eylemlerin denetimi gerekse özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümü tek bir sistem içinde yürütülmüş, tam anlamıyla ayrışma sağlanamamıştır.

Cumhuriyet’in ilanından sonra, modern hukuk sistemi inşa edilirken idari yargı alanı da ayrı bir kolluk olarak düzenlenmiş ve Danıştay (o zamanki adıyla Şûrâ-yı Devlet) idari yargılama konusunda en yüksek yargı merci hâline getirilmiştir. Buna karşın, hangi uyuşmazlıkların Danıştay önünde görüleceği, hangi uyuşmazlıkların mahkeme-i tevzi makamları tarafından adli yargıya sevk edileceği ve benzeri konularda kurumsal yapının zaman zaman yetersiz kaldığı gözlenmiştir.

Görev uyuşmazlıklarının çözümü için kurulan Uyuşmazlık Mahkemesi ise 2247 sayılı kanun çerçevesinde faaliyet göstermekte ve farklı yargı kolları arasında ortaya çıkan yetki çatışmalarını gidermekle görevlidir. Mevzuat değişiklikleri, Danıştay Kanunu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu ve 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu gibi düzenlemeler, tarihsel süreç içerisinde görev konusuna açıklık getirmeye çalışmıştır. Her yeni düzenleme, görev uyuşmazlığına ilişkin prosedürde bazı düzeltmeler veya eklemeler yapmış; ancak uygulamada yine de çözüm bekleyen sorunlar ortaya çıkmıştır.

Hukuki Niteliği ve Türleri​

Görev uyuşmazlıkları, temelde kamusal kuralları ilgilendirdiğinden kamu hukuku çerçevesinde değerlendirilir. Bu uyuşmazlıkların nihai amacı, hangi mahkemenin uyuşmazlık konusu davaya bakacağına ilişkin belirsizliği ortadan kaldırmaktır. Görev uyuşmazlıklarının niteliği, mahkemeler arasındaki ilişkiler bakımından önem arz eder. Yargı birliği sistemine sahip ülkelerde görev uyuşmazlığı çok daha dar kapsamda ortaya çıkarken, Türkiye gibi yargı ayrılığı sistemini benimsemiş ülkelerde daha sık gündeme gelir.

Görev uyuşmazlıkları genel olarak olumlu ve olumsuz olmak üzere ikiye ayrılır:
  • Olumlu Görev Uyuşmazlığı: Birden fazla yargı mercii, aynı davaya bakmak konusunda kendisini görevli sayar. Örneğin, idari yargı mahkemesi ile adli yargı mahkemesi aynı dava hakkında yetki iddia ettiğinde olumlu görev uyuşmazlığı doğar.
  • Olumsuz Görev Uyuşmazlığı: Hiçbir mahkeme davaya bakmak istemez; yani her yargı mercii, konunun kendi görev alanına girmediğini iddia eder. Bu durumda da davanın yargı mercii adeta “sahipsiz” kalır.

Görev uyuşmazlığı konusu, sadece adli yargı ile idari yargı arasındaki uyuşmazlıklara özgü değildir. İdari yargı içindeki ilk derece mahkemeleri ve Danıştay arasında veya idari yargının kendi içindeki çeşitli mahkemeler arasında da görev çatışmaları olabilir. Ancak Türkiye’de genel uygulamada, görev uyuşmazlığı denildiğinde en sık rastlanan örnek, idari yargı ile adli yargı arasında yaşanan veya eskiden askerî yargı ile sivil yargı arasında çıkabilen durumdur.

Olumlu Görev Uyuşmazlığı​

Olumlu görev uyuşmazlığı hâlinde davaya bakmak isteyen iki ya da daha fazla mahkeme bulunur. Burada mahkemelerden biri, söz konusu davanın idari yargıda görülmesi gerektiğini savunurken, diğeri adli yargıda görülmesi gerektiğini ileri sürebilir. Olumlu görev uyuşmazlığı genellikle tarafların davayı farklı mahkemelerde açmaları veya aynı davada taraf olan kurumlardan birinin farklı yargı yoluna başvurması neticesinde doğar. Ayrıca mahkemeler resen de kendilerini görevli görebilirler.

Olumlu görev uyuşmazlığında, bir yargı mercii diğer yargı merciinin de davaya bakmak istediğini fark edince meseleyi Uyuşmazlık Mahkemesi’ne taşıyabilir. Bu süreçte dava dosyalarının birleşmesi ve tek elden incelenmesi mümkündür. Hangi merciin son tahlilde görevinin bulunduğuna Uyuşmazlık Mahkemesi karar verir ve bu karar kesindir.

Olumsuz Görev Uyuşmazlığı​

Olumsuz görev uyuşmazlığı, yargı erkinin “top”u birbirine atması olarak basitçe nitelendirilebilir. Hiçbir mahkeme konunun kendi yetki ve görev alanına girmediğini düşünür. Bu durumda da davanın görüleceği merci belirlenene kadar tarafların adalet arayışı kesintiye uğrar. Olumsuz görev uyuşmazlığı, içtihat birliğinin bulunmadığı konularda ya da kanunlardaki boşluklar nedeniyle ortaya çıkabilir.

Bu tür uyuşmazlıkta yargı kolları, görevsizlik kararı vererek dosyayı birbirlerine gönderir. Dosya iki farklı mahkemenin görevsizlik kararı vermesiyle adeta “yetim” kalırsa, konu Uyuşmazlık Mahkemesi’ne intikal eder. Böylelikle en yüksek düzeyde görev tespiti yapılarak dava süreci nihayetinde doğru yargı koluna yönlendirilir. Uyuşmazlık Mahkemesi kararları, derhâl uygulanması gereken ve ilgili mahkemelerin de bağlı olduğu nitelikte kararlardır.

İç Uyuşmazlık ve Dış Uyuşmazlık Ayrımı​

Görev uyuşmazlığı çoğunlukla yargı kolları arasında ortaya çıksa da bazen iç uyuşmazlık olarak adlandırılan bir durum, idari yargı kolları içinde de yaşanabilir. Örneğin, bir vergi mahkemesi ile idare mahkemesi arasında görev konusunda bir farklılık çıkabilir. Aynı şekilde Danıştay da ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalarda yetki açısından tereddüt yaşayabilir. Bu tarz uyuşmazlıklar, idari yargının kendi iç mekanizmalarıyla veya Danıştay’ın ilgili dairesi aracılığıyla giderilebilir. Ancak yargı kolları arasındaki uyuşmazlıklar dış uyuşmazlık olarak nitelendirilir ve bunların çözümü Uyuşmazlık Mahkemesi’nin görev alanına girer.

Uyuşmazlık Mahkemesinin Rolü​

Görev uyuşmazlıklarını çözmek üzere özel olarak yetkilendirilmiş olan Uyuşmazlık Mahkemesi, Anayasa’nın 158. maddesinde yer alan düzenleme ve 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu çerçevesinde çalışır. Türkiye’de yargı ayrılığı sisteminin sonucu olarak farklı kollardaki mahkemelerin görev alanlarının çakışması veya kesişmesi ihtimaline binaen kurulan bu mahkeme, aynı zamanda görevli yargı kolunun tespitinde “en yüksek otorite” konumundadır.

Kuruluş ve Yapısı​

Uyuşmazlık Mahkemesi, bir başkan ve belirli sayıda üyeden oluşur. Başkan, Anayasa Mahkemesi üyeleri arasından seçilir. Üyeler ise Yargıtay, Danıştay ve diğer yüksek mahkemelerden gelen temsilcilerden oluşabilir. Bu mahkemenin yapısı, yargı kolları arası eşgüdümü sağlama amacına uygun şekilde tasarlanmıştır. Yargıtay üyeleri adli yargı alanındaki, Danıştay üyeleri idari yargı alanındaki uzmanlıklarını, mahkemenin karar süreçlerinde ortaya koyarlar.

Uyuşmazlık Mahkemesi, hem olumlu hem de olumsuz görev uyuşmazlıklarını karara bağlama yetkisine sahiptir. Aynı zamanda, yargı kollarının verdiği kararlar arasında çelişkili sonuçlar doğuran durumlar da bu mahkemenin gündemine getirilebilir. Mevzuata uygun olarak belirli usul şartları yerine getirildikten sonra mahkeme, dosya üzerinden veya duruma göre sözlü savunma alarak inceleme yapar.

Görev Uyuşmazlığının Çözüm Süreci​

Bir görev uyuşmazlığı çıktığında, öncelikle ilgili mahkemeler kendi aralarında yazışmalar yaparak olayı netleştirmeye çalışırlar. Eğer mahkemelerden biri, kendisini görevli sayarken diğeri de aynı iddiada bulunuyor ya da tam tersi bir tutum sergiliyorsa, konuyu Uyuşmazlık Mahkemesi’ne taşımak mümkündür. 2247 sayılı kanun çerçevesinde, görev uyuşmazlığını mahkemeler veya savcılık makamları öne sürebilir. Bazen taraflar da itiraz yolu ile konuyu gündeme getirerek, ilgili yargı merciini uyuşmazlık hakkında karar almaya sevk edebilirler.

Uyuşmazlık Mahkemesi, dosya geldiğinde uyuşmazlığın varlığını ve mahkemenin yetkisini inceler. Eğer bir “görev uyuşmazlığı” yoksa veya başvuru usul eksikleri taşıyorsa geri çevirme yoluna gidebilir. Başvuru usulüne uygun ise, mahkeme incelemeye geçer ve ilgili tarafların iddia ve savunmalarını değerlendirir. Karar verildikten sonra, hangi yargı kolunun uyuşmazlığı çözeceği netleşir ve taraflar bu kolun ilgili mahkemesinde yargılamaya devam eder.

Mevzuat ve Yargısal Süreç​

Görev uyuşmazlıklarının hukuki çerçevesi, büyük ölçüde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK), 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu ve yargı kollarını düzenleyen diğer kanunlar (Yargıtay Kanunu, Danıştay Kanunu vb.) aracılığıyla belirlenir. Bu kanunlar, hangi tür davaların idari yargıda, hangi tür davaların adli yargıda görüleceğine dair esaslar sunar. Ayrıca yasal düzenlemelerdeki boşlukları doldurmaya yönelik olarak Anayasa Mahkemesi içtihatları ve Uyuşmazlık Mahkemesi kararları da yol gösterici niteliktedir.

2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu​

İdari yargıda usul kurallarını belirleyen 2577 sayılı kanun, esasen görev ve yetki konularına ilişkin temel ilkeleri de içerir. İYUK’un ilk maddelerinde, idari davaların hangi mahkemelerde görüleceği ve Danıştay’ın ilk derece mahkemesi sıfatıyla ne tür davalara baktığı düzenlenmiştir. Kanunun devam eden hükümlerinde, görev itirazı hâlinde nasıl bir yol izleneceği, farklı yargı çevrelerinin yetki alanları ve benzeri hususlara dair yönlendirmeler bulunmaktadır.

Madde 2’de düzenlenen dava türleri (iptal davaları, tam yargı davaları ve idari sözleşmeden kaynaklanan davalar), genel olarak idari yargının görev alanını çizer. Bununla birlikte, kimi zaman özel düzenlemeler (örneğin Kamu İhale Kanunu, İmar Kanunu gibi) başka yargı kollarına ilişkin istisnalar içerebilir. Bu noktada ortaya çıkan çelişki, görev uyuşmazlığının zeminini oluşturur. İYUK, bu tür durumlarda mahkemelerin nasıl davranması gerektiğine dair genel çerçeveyi belirlemiş, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin yetkisine ilişkin atıflar yapmıştır.

2247 Sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu​

Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu, görev uyuşmazlığına ilişkin prosedürü ayrıntılı biçimde düzenler. Kanun, mahkemenin kuruluşunu, yapısını, kararlarının niteliğini ve hangi usullerle uyuşmazlıklara bakacağını belirtir. Özellikle:
  • Görev uyuşmazlığının hangi hâllerde ortaya çıktığı
  • Başvurunun hangi makamlar tarafından yapılabileceği
  • Başvuru süreleri ve şekli
  • Mahkemenin inceleme usulü
  • Kararların bağlayıcılığı ve uygulanması
gibi konular 2247 sayılı kanunda düzenlenmiştir. Kanuna göre, olumlu veya olumsuz görev uyuşmazlığı için başvuru yapıldığında, Uyuşmazlık Mahkemesi dosyayı inceleyerek bir ön karar verir. Bu ön kararda uyuşmazlığın gerçekten var olup olmadığı ve mahkemenin yetkisinin bulunup bulunmadığı sorgulanır. Mahkeme, devam etmeye karar verirse esas inceleme safhasına geçer. Bu aşamada, ilgili yargı mercilerinin görüşleri, tarafların beyanları ve mevcut yasal düzenlemelerin analizleri dikkate alınarak bir karar oluşturulur.

Bu kanun çerçevesinde alınan kararlar, kesin niteliktedir. Yani Uyuşmazlık Mahkemesi, görev konusunda bir karar vermişse bu karar artık diğer mahkemeleri ve tarafları bağlar. Böylece yargılamada hız ve kesinlik sağlanmaya çalışılır.

Doktrindeki Görüşler​

Görev uyuşmazlıklarına ilişkin doktrinde farklı bakış açıları mevcuttur. Kimileri, görev kavramının Anayasa düzeyinde daha ayrıntılı düzenlenmesi gerektiğini, böylece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne her defasında başvurunun önüne geçilebileceğini ileri sürer. Bazı yazarlar ise görev uyuşmazlığının belirli bir esneklik payı taşımasının yararlı olduğunu belirtir; zira yargı sisteminin dinamik yapısına uyum sağlamak ve yeni çıkan kanunların nasıl uygulanacağına dair zaman içinde şekillenebilecek ihtiyaçlar olduğunu savunurlar.

Bir diğer tartışma noktası, idari yargı ile adli yargı arasındaki sınırın netleştirilmesinde mahkemelerin uygulamasına dair standardın gerekliliğidir. Örneğin, kamulaştırma davası gibi bazı alanlarda uzun süre davaların adli yargıda mı yoksa idari yargıda mı görüleceği tartışma konusu olmuştur. Doktrinde bu konularda yeknesak bir görüşün oluşması, görev uyuşmazlığı davalarının ve Uyuşmazlık Mahkemesi incelemelerinin azalmasına katkı sağlayabilir. Ancak Türkiye’de farklı yasal düzenlemelerin sık sık değişmesi, yeni mevzuatın eklenmesi ve Anayasa değişiklikleri nedeniyle bu konudaki tartışmalar güncelliğini korur.

Görev uyuşmazlıklarının çözümünde doktrin genellikle şu ilkelerin önemini vurgular:
  • Mahkemeler, görev itirazını re’sen dikkate almalı ve davanın doğru yargı kolunda açılmasını sağlamalıdır.
  • Tarafların itirazlarına açıklık getirilecek bir dille yanıt verilmeli, yasal dayanaklar kesin biçimde belirtilmelidir.
  • Görev kuralı, kamu düzenine ilişkin olduğu için bu konuda bir esneklik yerine kesin kurallar uygulanmalıdır.
  • Uyuşmazlık Mahkemesi kararları, içtihat birliği sağlamada rehber olmalıdır.

Yargı Kararlarından Örnekler​

Görev uyuşmazlıklarının uygulamadaki yansımalarını görmek adına Uyuşmazlık Mahkemesi ile Danıştay veya Yargıtay kararları incelenebilir. Özellikle sınır bölgelerinde bulunan belediyelerin yaptığı işlemler, kamulaştırma süreçleri, kamu personel rejimine ilişkin davalar, kolluk kuvvetlerinin eylemlerinden doğan zararların tazmini gibi alanlarda sıkça görev uyuşmazlıkları gündeme gelmektedir.

Örneğin, kolluk görevlilerinin haksız fiilinden kaynaklanan tazminat davalarında uzun süre, eylemin kamu gücü kullanımı niteliğinde olup olmadığı, dolayısıyla adli yargıya mı yoksa idari yargıya mı ait olacağı tartışılmıştır. Bazı kararlarda, fiilin kişisel kusur niteliğinde görülmesi hâlinde adli yargı görevli sayılmış, kamu gücünü temsil eden bir eylem olarak nitelendirilmesi durumunda ise idari yargının görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Bir başka örnek, kamu ihalelerinde ortaya çıkan uyuşmazlıklarda hangi mahkemenin görevli olacağı meselesidir. Kamu İhale Kurumu’nun düzenleyici işlemleri genellikle idari yargıda iptal davasına konu olurken, ihale sözleşmesinden doğan ve özel hukuk hükümlerine tâbi kabul edilen bazı ihtilaflar adli yargıda çözümlenebilmektedir. Bu ayrım her somut olayın niteliğine bakılarak saptanır ve sıkça görev uyuşmazlıklarına neden olur.

Uygulamadaki Sorunlar ve Değerlendirmeler​

Görev uyuşmazlığı meselesi, yargının bütününü ilgilendirdiği için uygulamada çeşitli sorunlar ve tartışmalar doğurur. Bunlar arasında en önemlisi, usuli sürelerin işleyişine ilişkin belirsizliklerdir. Bir davada görev itirazı yapıldığında, bu itirazın ne zaman ve nasıl öne sürülebileceği, bu itiraz üzerine nasıl bir karar verileceği, yargılama süresini ciddi ölçüde etkileyebilir. Yanlış merciye açılan bir dava süreci uzatmakta, gereksiz masraf yaratmakta ve hak arama özgürlüğünü engelleyen faktörlerden biri olarak görülmektedir.

Usuli Sürelerin Etkisi​

Görev uyuşmazlıklarının çözümünde en sık rastlanan sorun, yargılama süreci içerisinde usuli sürelerin kesilip kesilmeyeceği, yeniden başlayıp başlamayacağı ve tarafların bu süreleri nasıl kullanacağı hususudur. Örneğin, davanın görevli olmayan bir mahkemede görülmesi durumunda, bu mahkeme görevsizlik kararı verdiğinde, davacıya tekrar bir süre tanınır. Bu süre zarfında davacı, görevsizlik kararı veren mahkemenin işaret ettiği mahkemede davasını açar. Fakat burada görev uyuşmazlığı sürecinin devreye girmesi halinde, hak kayıpları meydana gelebilir. Mahkemeler arasındaki uyuşmazlık çözümlenene kadar asıl davanın esası hakkında ilerleme kaydedilemez.

Bu noktada, İYUK ve ilgili mevzuat, tarafların hak kaybına uğramaması için bazı koruyucu hükümler getirmiştir. Ancak yine de görevsizlik kararları ile beraber işlemeyen veya yeniden işlemeye başlayan sürelerin karmaşık yapısı, davacı ve davalı taraflar için belirsizlik yaratabilir.

Yetki Genişliği ve Sorumlulukların Dağılımı​

İdari yargıda, örneğin valilik ve kaymakamlık gibi makamların yetki genişliği ilkesi kapsamında aldıkları kararlar, hangi ölçüde idare mahkemesinin, hangi ölçüde Danıştay’ın görev alanına gireceği gibi tartışmaları doğurabilir. Danıştay, bazı konularda ilk derece mahkemesi olarak görev yaparken, bazı konularda temyiz merciidir. Bu çok katmanlı yapı, görev uyuşmazlığı riskini artırmaktadır.

Ayrıca uzmanlaşmış mahkemelerin (örneğin bölge idare mahkemeleri, vergi mahkemeleri, tüketici mahkemeleri vb.) artmasıyla birlikte, hangi davanın hangi uzman mahkemede görüleceği hususu da yeni uyuşmazlık türlerini beraberinde getirmektedir. İdari yargıda vergi mahkemeleri, vergiyle ilgili her uyuşmazlığı görmekle görevlidir; ancak bazen bir uyuşmazlık, hem vergi hukuku hem de idare hukuku genel ilkelerini ilgilendirebilir. Böyle durumlarda, vergi mahkemesi ile idare mahkemesi arasında görev çatışmasına dair sorunlar ortaya çıkmaktadır.

Çözüm Önerileri​

Görev uyuşmazlıklarını azaltmak ve yargılama süreçlerini hızlandırmak adına çeşitli çözüm önerileri sunulmaktadır. Bu öneriler, hem mevzuat düzeyinde hem de uygulama pratikleri açısından önem taşır.

  • Mevzuatın Netleştirilmesi: Görev alanları konusunda çelişkiye müsait kanun hükümlerinin daha açık düzenlenmesi önerilir. Böylece mahkemeler arasındaki yetki çekişmesi asgariye iner.
  • Kapsamlı Eğitim ve İçtihat Birliği: Hakim, savcı ve avukatların mesleki eğitimlerinde görev konusunun önemi vurgulanmalı; yeni çıkan mevzuatın ışığında ortak içtihatlar oluşturulmalıdır.
  • Davaların İlk Aşamada Saptanması: Dava açıldığında mahkemeler, görev konusunu hızlı bir şekilde re’sen incelemeli ve gerekirse ilk inceleme safhasında uyuşmazlık giderilmelidir.
  • Teknolojik Altyapı: UYAP benzeri elektronik sistemler aracılığıyla, açılan davanın konusuna göre hangi mahkemeye düşeceği önceden belirlenebilir; böylece hatalı başvuru oranı düşer.
  • Uyumlu İşleyiş için Kurumlararası Koordinasyon: Adli ve idari yargı mercileri arasında iletişimi güçlendiren düzenli toplantılar, ortak rehber dokümanlar ve veri paylaşımı yapılabilir.
  • Uyuşmazlık Mahkemesi’nin Yetkisinin Genişletilmesi: Bazı yazarlar, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin sadece klasik görev uyuşmazlıkları değil, aynı zamanda yargısal farklılıkların yarattığı diğer problemlerde de daha aktif rol almasını savunurlar.

Yukarıdaki öneriler, sistemin bütüncül bir şekilde ele alınmasıyla ilgilidir. Uygulamaya geçiş ise siyasi, hukuki ve idari iradeyi gerektirir.

Tablo ile Görev Uyuşmazlığı Çerçevesi​

KriterAçıklama
Görev Ayrımıİdari yargı – Adli yargı – Uzmanlık mahkemeleri
Olumlu Görev UyuşmazlığıBirden fazla mahkeme kendini görevli sayar
Olumsuz Görev UyuşmazlığıHiçbir mahkeme davaya bakmak istemez
Çözüm MakamıUyuşmazlık Mahkemesi
Bağlayıcı KararKesin nitelik taşır, diğer mahkemeler uymak zorundadır
Dayanak Kanunlar2577 (İYUK), 2247 (Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu), Danıştay Kanunu

Bu tablodan da görüleceği üzere, görev uyuşmazlığına ilişkin kriterler ve mevzuattaki temel hükümler netleşmiş durumdadır. Ancak her somut olayda uygulanacak yasal çerçeve, olayın niteliğine göre değişebildiğinden, uygulamada hâlâ belirsizlikler yaşanabilmektedir.

Uygulamada Ortaya Çıkan Ek Hususlar​

Görev uyuşmazlığı hususuna ilişkin genel çerçeve çizildikten sonra, uygulamada sık karşılaşılan ve yargısal süreçlerde önemli yer tutan bazı konular mevcuttur. Bu konular, görev uyuşmazlığının niteliğini ve çözüm yöntemlerini daha da somutlaştırır.

Yönetmelik ve Genelgelerin Yargısal Denetimi​

İdarenin düzenleyici işlemleri olan yönetmelik, genelge, tebliğ gibi normlar iptal davasına konu olduğunda, genel olarak idari yargı görevlidir. Ancak ilgili yönetmelik ya da genelge, bazı durumlarda özel hukuk ilişkilerini doğrudan etkiliyor veya ceza yaptırımına yol açan bir düzenleme getiriyorsa, adli yargıda da değerlendirme konusu yapılabilmektedir. Bu tür durumlarda, mahkemelerin kendilerini görevli sayıp saymaması hususunda tereddütler çıkabilir.

Örneğin, bir yönetmelik, idarenin kendi personeliyle ilgili hususlara dair düzenleme getiriyorsa idari yargının görev alanına girer. Fakat aynı yönetmelik, özel sektör çalışanlarının hakları üzerinde de etkiliyse, iş mahkemelerine veya tüketici mahkemelerine intikal edebilecek davalara temel oluşturabilir. Böyle bir belirsizlik, iki mahkemenin de yetki iddiasında bulunması veya her birinin yetki iddiasından kaçınması şeklinde tezahür edebilir.

Özel Hukuk Sözleşmeleri ile İdari Hizmet Sözleşmelerinin Ayrımı​

İdare tarafından yapılan sözleşmelerin niteliği, idari yargının mı yoksa adli yargının mı görevli olduğunu belirleme konusunda kritik bir rol oynar. İdari hizmet sözleşmeleri, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamındaki personel istihdamını veya 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname gibi özel mevzuata tabi personeli ilgilendirebilir. Bu tür sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar genellikle idari yargıda görülür. Ancak idare, bazı alanlarda tamamen özel hukuk sözleşmeleri de yapabilir (örneğin kira sözleşmeleri, mal alım sözleşmeleri vb.). Bu takdirde, adli yargı devreye girebilir.

Uygulamada, bir sözleşmenin idari nitelikte mi yoksa özel hukuk niteliğinde mi olduğuna dair tartışmalar, sıklıkla görev uyuşmazlıklarına yol açar. Danıştay içtihatları, “idarenin üstlendiği kamusal görevle doğrudan ilgili olup olmadığı” kriterini öne çıkarır. Eğer sözleşme, kamu hizmetini yürütmek ve idarenin kamu gücü ayrıcalıklarını kullanarak kurduğu bir ilişkiyi düzenliyorsa idari sözleşme; aksi hâlde özel hukuk sözleşmesi olarak kabul edilir. Bu kriter de her somut olayda yeniden değerlendirilmelidir.

Danıştay’ın İlk Derece ve Temyiz Görevleri Arasındaki Farklılıklar​

Danıştay hem bir yüksek yargı organı hem de belirli davalarda ilk derece mahkemesi sıfatıyla hareket edebilen karmaşık bir kurumsal yapıya sahiptir. Danıştay Kanunu’nda hangi konularda Danıştay’ın ilk derece mahkemesi sıfatıyla davaya bakacağı sıralanır. Örneğin, Cumhurbaşkanlığı kararlarına veya bakanlıklar arası uyuşmazlıklara ilişkin bazı davalar doğrudan Danıştay’da açılabilir.

Ancak, tarafların Danıştay yerine başka bir idare mahkemesinde dava açması veya tam tersi bir durumda, görev uyuşmazlığı ortaya çıkar. Burada, Danıştay da kendini görevli sayıyorsa olumlu görev uyuşmazlığı, Danıştay görevsiz olduğunu düşünüyorsa ve dosyayı idare mahkemesine gönderiyorsa olumsuz görev uyuşmazlığı gündeme gelebilir. Bu tarz durumlarda çoğunlukla bir iç uyuşmazlık durumu oluşur ve Danıştay kendi içinde de daireler arasında yetki ve görev paylaşımı konusunda farklı görüşler belirtebilir. Neticede, çözümsüzlük hâlinde Uyuşmazlık Mahkemesi değil, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu gibi organlar devreye girerek konuyu karara bağlayabilir.

Dava Ekonomisi Bakımından Önemi​

Görev uyuşmazlığı, sadece usul hukuku açısından değil, aynı zamanda dava ekonomisi ve yargının hızlandırılması bakımından da önem arz eder. Yanlış mahkemede açılan veya görevsiz mahkemenin uzun süre incelediği davaların, üst mahkemenin bozma kararı vermesiyle tekrar başa dönmesi, yargılama sisteminde gereksiz iş yüküne neden olur. Tarafların maddi ve manevi kayıpları artar. Bu nedenle, görev uyuşmazlıklarını en az düzeye indirmek, yargının temel hedeflerinden biri olmalıdır.

Avukatların ve dava açan kişilerin davayı baştan doğru yargı kolunda açmaları, mahkemelerin de görev denetimini re’sen hızlı biçimde yapmaları gerekir. Uyuşmazlık Mahkemesi gibi uzman bir kurumun varlığı, bu amaca hizmet etse de asıl hedef, uyuşmazlık sayısını azaltacak şekilde yasal düzenleme ve uygulama standartlarını geliştirmektir.

Disiplin Cezaları ve Görev Uyuşmazlığı​

Disiplin cezaları da görev uyuşmazlığına konu olan diğer bir alandır. Kamu görevlilerine uygulanan disiplin cezaları, kural olarak idari yargının denetimindedir. Ancak ceza hukuku kapsamında suç teşkil eden fiiller nedeniyle görülen davalar, adli yargıda ele alınır. Bazen aynı fiil hem idari hem de cezai yönden soruşturmaya konu olabilir. Kamu görevlisinin yaptığı fiilin niteliğine bağlı olarak görevli yargı kolunun tespiti önem kazanır.

Örneğin, bir kamu personeli görevi sırasında rüşvet aldıysa, idari yönden meslekten çıkarma cezasına tabi tutulabilir ve bunun iptali için idari yargıya başvurulabilir. Aynı fiil nedeniyle ceza davası açıldığında, cezanın verileceği yer adli yargıdır. Burada görev uyuşmazlığı, aynı fiilden farklı yargı kollarının yetkili olup olmaması konusunda değil, herhangi bir mahkemenin yetki ve görev alanını aşan bir karar verme girişiminin söz konusu olup olmamasıyla ilgili olarak ortaya çıkabilir.

Çeşitli Görüş ve Uygulamaların Yansıması​

Görev uyuşmazlığının kapsamı yalnızca dava süreciyle sınırlı değildir. İdari başvuru yolları, itiraz ve temyiz mekanizmaları da görev konusuyla yakından ilişkilidir. Üst mercilere yapılan başvuruların hangi merciye yapılacağı veya bir idari işlemin iptali için öncelikle hangi kuruma müracaat edilmesi gerektiği, görev kurallarıyla sıkı sıkıya bağlantılıdır. Pek çok uyuşmazlık, idarenin yetkili makama başvuru zorunluluğu (idari merci tecavüzü) ilkesine uyulmamasından veya yanlış makama yapılan başvurudan doğar.

İdari yargılama hukukunun temel ilkeleri arasında yer alan idari mercii tecavüzü, dava açmadan önce yetkili idari makama başvurma zorunluluğunu ifade eder. Eğer kişi, dava açmadan önce idari itiraz yollarını tüketmemişse, mahkeme “idari merci tecavüzü” nedeniyle dosyayı ilgili idari makama gönderir. Burada da bir anlamda “görev” meselesi gündeme gelir. Zira idari itiraz merciinin de yetki alanının doğru belirlenmesi gerekir. Yanlış merciye başvurulması, sürecin uzaması ve hak düşürücü sürelerin kaçırılması riskini doğurabilir.

Son Değinilen Bazı Kanun Hükümleri ve İçtihadın Rehberliği​

Uyuşmazlık Mahkemesi ile yüksek mahkemelerin (Danıştay ve Yargıtay) içtihatları, görev uyuşmazlıkları konusunda emsal teşkil eder. Bu içtihatlar, sıkça rastlanan uyuşmazlık tiplerine ilişkin kriterlerin somutlaşmasını sağlar. Örneğin bir iptal davasında idarenin eyleminin kamu gücü ayrıcalığı kullanılarak yapılmış bir işlem olup olmadığı, hizmet kusuru kavramının alanına girip girmediği, ya da özel hukuk ilişkisi şeklinde değerlendirilebilecek bir ticari faaliyetin söz konusu olup olmadığı gibi hususlar içtihatlarda etraflıca ele alınır.

Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kararları da benzer olaylarda hangi yargı merciinin görevli olacağını netleştiren bağlayıcı nitelikte içtihatlar oluşturmaktadır. Bu içtihatların derli toplu bir şekilde takip edilmesi, gerek hâkim ve savcıların gerek avukatların görev konusunda hızlı ve doğru karar vermesine imkân tanır.

Değerlendirme Çerçevesi​

Görev uyuşmazlığı, kamu düzenine ilişkin bir mesele olduğu için mahkemeler bu konuyu re’sen inceleyebilir. Taraflar ileri sürmese bile, mahkeme kendisinin görevli olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Bu ilke, hem idari yargıda hem de adli yargıda kabul görmektedir. İlgili kanunların emredici hükümleri, görev bakımından yanlış bir yol izlenmesini engellemeye yöneliktir.

Mevcut uygulamada, görev uyuşmazlığı çıktığında, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne intikal ettirilmesi ve buradan gelen karara göre yargılamaya devam edilmesi, en yaygın prosedürdür. Ancak bu süreç zaman alıcıdır. Bu nedenle, yargılama sisteminin modernizasyonu ve dijitalleşmesiyle birlikte, yanlış mahkemede açılan davaların önceden filtrelenmesi ve taraflara rehberlik edilmesi için çeşitli elektronik başvuru sistemlerinin devreye sokulabileceği düşünülmektedir. Örneğin, dava dilekçesi hazırlanırken sistemin kişiye hangi mahkemenin görevli olduğunu belirlemek üzere sorular sorması ve yönlendirmelerde bulunması gibi uygulamalar, pek çok ülkede test edilmekte veya uygulanmaktadır.

Ayrıca, istinaf mahkemelerinin kurulmasıyla birlikte, idari yargıda da bölge idare mahkemeleri devreye girmiştir. İstinaf uygulaması, ilk derece mahkemeler ile Danıştay arasında yeni bir yargı mercii olarak konumlandığından, olası görev uyuşmazlığı durumlarının bir kısmı bu aşamada çözülebilmektedir. Böylelikle Danıştay’ın yükü azaltılmakta ve ilk derece mahkemelerdeki hatalı görevlendirmeler, istinaf incelemesinde bertaraf edilebilmektedir. Bu, sistemin genel verimliliğini artıran bir yeniliktir.

Çeşitli Sektörlerde Görev Uyuşmazlığı​

Görev uyuşmazlığı, yalnızca genel idari konularla sınırlı değildir. Özelleştirmelerin yoğun olduğu veya karma hukuki statülerin ortaya çıktığı enerji, telekomünikasyon, bankacılık gibi alanlarda da sık görülür. Düzenleyici ve denetleyici kurumların (BDDK, EPDK, RTÜK vb.) işlemleriyle ilgili uyuşmazlıklarda, idari yargının görevli olduğu durumlar genel kural olsa da, özel hukuk ilişkilerine dair konuların ortaya çıkması hâlinde adli yargının görevi söz konusu olabilmektedir. Bu alanlarda hazırlanan sözleşmeler ve lisans anlaşmaları hem idari hem de özel hukuk unsurlarını içerebildiği için görev uyuşmazlığının artabileceği bir karmaşa mevcuttur.

Aynı şekilde, yerel yönetimlerin yaptığı kentsel dönüşüm projeleri ve imar uygulamaları da benzer sorunlara yol açar. İmar davaları kural olarak idare mahkemelerinde görülür. Ancak kentsel dönüşümde kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin devreye girdiği, arsa payı karşılığında özel hukuk ilişkilerinin kurulduğu durumlarda, adli yargının da görevi söz konusu olabilir. Bu ikili yapının birbirine karışması neticesinde, aynı proje için açılan farklı davalarda görev uyuşmazlığı gündeme gelebilir.

Uygulama Perspektifinden Örnek Vaka​

Varsayımsal bir vaka üzerinden görev uyuşmazlığının nasıl doğduğunu göstermek mümkündür. Örneğin, bir belediye meclisi kararıyla belirli bir alandaki yapıları kamulaştırma kararı alsın. Bu karar, idari işlemdir. İlgili kişiler, kamulaştırma kararının iptali için idare mahkemesinde dava açabilirler. Ancak belediye, bu süreçte taşınmaz sahipleriyle yaptığı bir ek sözleşme gereği, bedeli belediye adına tahsil edecek bir müteahhit firmayı devreye sokmuş olsun. Firma, taşınmaz sahipleriyle uyuşmazlığa düşer ve dava açtığında adli yargıda hak talep eder. Bu noktada, kamulaştırma işlemiyle sözleşmenin çakıştığı, kamusal ve özel hukuk ilişkilerinin iç içe geçtiği bir durum ortaya çıkabilir.

Bazen belediye de kendisinin taraf olmadığı bir özel hukuk sözleşmesine dair yetki iddiasında bulunabilir. Taraflar, müteahhit firmanın bir nevi “kamu adına” hareket ettiğini öne sürerek davayı idari yargıya taşımak isteyebilir. Eğer mahkeme, bu sözleşmenin idari sözleşme niteliğinde olduğunu kabul ederse, dosya idari yargıda devam eder. Aksi hâlde, adli yargının görevli olduğuna karar verilir. Taraflardan her biri, kendisi için avantajlı gördüğü yargı koluna gitmeyi tercih edebilir ve burada bir olumlu görev uyuşmazlığı doğabilir. İki farklı mahkeme davaya bakmak isteyebilir veya tam tersine, hiçbir mahkeme kendini görevli saymayabilir.

Kamu Düzeni İlkesine Göre İnceleme​

Görev, kamu düzenine ilişkin olduğu için zaman aşımı veya hak düşürücü süre dolmuş olsa bile mahkeme, resen görevsizlik kararı verebilir. Bu durum, kişilerin davayı yanlış yerde açmasının telafi edilmesi amacını da taşır. Çünkü dava kamu düzenini ilgilendiren bir konuda yanlış mahkemede görülmek isteniyorsa, tarafların anlaşması bile bu görevsizliği “gideremez.” Yargılama hukukunun emredici yapısı, bu konuda mahkemenin inisiyatif almasını ve görevsizlik kararını her aşamada verebilmesini sağlar.

Sürekli Gündemde Kalma Nedenleri​

Görev uyuşmazlığı, Türk idari yargı sisteminin sürekli gündeminde kalmaya devam edecek bir konudur. Bunun nedenleri şöyle özetlenebilir:
  • Yargı ayrılığı sisteminin karmaşık yapısı
  • Çok sayıda özel kanunla düzenlenen alanların olması
  • İdarenin giderek artan faaliyet alanları ve çeşitli özel hukuk ilişkilerine girme eğilimi
  • Sık değişen mevzuat ve Anayasa değişiklikleri
  • Bölge idare mahkemeleri ve istinaf sisteminin yeni yapısının tam oturmaması

Tüm bu nedenler, görev kurallarında yeni yorumlara, yeni içtihatlara ve zaman zaman da mevzuat değişikliklerine yol açar. Görev uyuşmazlığı kurumunun sağlıklı bir şekilde işlemesi, bireylerin yargıya güvenini artıran ve adalete erişimini kolaylaştıran bir faktör olarak değerlendirilmektedir.

Ek Bir Bakış: Mukayeseli Hukuk​

Türkiye’nin aksine yargı birliği sistemini benimseyen bazı Avrupa ülkelerinde (örneğin İngiltere, Hollanda vb.), görev uyuşmazlığı meselesi çok daha dar kapsamlıdır veya hiç ortaya çıkmaz. Çünkü bu ülkelerde adli yargı ve idari yargı şeklinde keskin bir ikili yapı yoktur. Buna karşılık Fransa gibi yargı ayrılığı sistemini benimsemiş ülkelerde, Tribunal des Conflits adı verilen bir mahkeme, görev uyuşmazlıklarını çözmekle görevlidir. Türk sisteminde Uyuşmazlık Mahkemesi ile benzer işleve sahip olan bu kuruluş, benzer sorunların çözümü için yine benzer yöntemler uygular.

Fransız örneğinde, kararların gerekçelerinde kamu hizmeti ve kamu gücü ayrıcalığı kavramları üzerinden yapılan değerlendirmeler, Türkiye’deki yargı uygulamalarına da etki etmiştir. Türk idari yargı sisteminin dayandığı tarihsel temellerin büyük ölçüde Fransız hukukundan esinlendiği düşünülürse, görev uyuşmazlıklarının çözümünde de benzer bir yaklaşımın benimsendiği görülebilir.

Literatürde ve Uygulamada Geleceğe Dönük Eğilimler​

Son yıllarda, idari yargılama alanında uzmanlaşmanın artması ve mahkemelerin belli konularda ihtisaslaşması yönünde eğilimler vardır. Örneğin vergi davalarını uzmanlaşmış vergi hâkimlerinin görmesi, çevre davalarını çevre hukuku konusunda bilgili hâkimlerin incelemesi gibi uygulamalar, hatalı görevlendirmelerin ve uyuşmazlıkların azalmasına katkı sağlayabilir. Ayrıca elektronik ortamda dava açma sistemi (e-dava) gibi uygulamalar, teknik araçlarla davacıyı yönlendirerek hatalı yargı kolu seçme riskini düşürmektedir.

Tüm bu önlemlere rağmen, yargının kendi dinamik yapısı ve mevzuatın sürekli değişimi, görev uyuşmazlığı konusunun tamamen ortadan kalkmasını engelleyecektir. Zira hukuk, toplumsal ihtiyaçlara ve yeni ilişkilere göre kendini yeniden yapılandırır; bu da yeni tip uyuşmazlıklar yaratabilir. Ancak Uyuşmazlık Mahkemesi gibi bir kurumun varlığı, bu sorunu sistematik bir biçimde çözme imkânı sunar.

Çeşitli Kararlarda Gözlemlenen Eğilim​

Uyuşmazlık Mahkemesi ve Danıştay kararlarında, son dönemde kamu yararı ve kamu gücü unsurlarının önemi daha çok vurgulanmaktadır. Mahkemeler, bir işlem veya eylemin idare hukukuna mı, özel hukuka mı tabi olduğunu tespit ederken, bu unsurları merkez alır. Böylelikle söz konusu fiilin idari yargının alanına girmesi veya girmemesi hususu aydınlatılır. Söz gelimi, bir idari sözleşmede kamu gücü imtiyazlarını kullanma yetkisinin verilip verilmediği, bedelin nasıl belirlendiği, sözleşmenin taraflara yüklediği hak ve yükümlülüklerin niteliği değerlendirilerek karar verilir.

Aynı zamanda, idarenin kusursuz sorumluluğu türünden davalarda (örneğin hizmet kusuru, sosyal risk ilkesi, tehlike sorumluluğu vb.), mahkemelerin idare hukuku ilkelerini gözetmesi gerektiği; bu nedenle uyuşmazlığın idari yargıda çözümlenmesi eğilimi ağır basmaktadır. Bu yaklaşım, adli yargının alanının esas olarak özel hukuk ilişkileriyle sınırlandırılması gerektiğini gösterir.

Son Bakış: İdari Yargılama Hukukunda Görev Uyuşmazlıklarının Sürekliliği​

Mevcut hukuki düzenlemeler ve yargı pratiği incelendiğinde, görev uyuşmazlığı kavramının idari yargılama hukukunun temel taşlarından biri olmaya devam ettiği görülür. Mahkemelerin yetki sınırlarının net olmaması, mevzuat hükümlerinin farklı yorumlanabilmesi, idare ile bireyler arasındaki hukuki ilişkilerin giderek çeşitlenmesi, görev uyuşmazlıklarının güncelliğini korumasına yol açar.

Her ne kadar kanunlar ve yüksek yargı kararları bu alanda bir çerçeve oluşturmuş olsa da, uygulama safhasında daima yeni sorunlar belirebilir. Dolayısıyla, görev uyuşmazlıklarının varlığı, dinamik bir hukuk sisteminin kaçınılmaz bir sonucudur. Önemli olan, görev uyuşmazlığıyla karşılaşıldığında süratli, adil ve hukuki güvenliği sağlayıcı bir mekanizmanın devreye sokulmasıdır. Türkiye’de bu görevi Uyuşmazlık Mahkemesi görmektedir. Ayrıca ilk derece ve istinaf mahkemeleri de kendi görev sınırları konusunda sorumluluk bilinciyle hareket etmek, hatalı yargılamaların önüne geçmek için re’sen denetimi etkili şekilde kullanmak durumundadır.

Son kertede, görev uyuşmazlıkları kurumu, idari yargılama hukukunun sistematiği içinde kendine has bir öneme sahiptir. İdare ile birey arasındaki ihtilafların doğru yargı mercisinde hızlı ve etkin bir biçimde çözümlenmesi, hukuk devletinin temel gereklerinden birini oluşturur. Bu nedenle, görev kavramının ve uyuşmazlık giderme yollarının sürekli olarak geliştirilmeye ve güncellenmeye açık bir yapıda tutulması, hem teoride hem de uygulamada benimsenecek ana yaklaşım olarak öne çıkar.
 
Geri
Tepe