Neler yeni
HukukiSözlük.com

Ücretsiz bir hesap oluşturarak hemen üye olun! Üye girişi yaptıktan sonra, bu sitede kendi konu ve gönderilerinizi ekleyerek tartışmalara katılabilir, ayrıca özel mesaj kutunuzu kullanarak diğer üyelerle iletişime geçebilirsiniz. Böylece tüm forum özelliklerinden tam olarak yararlanabilir ve deneyiminizi dilediğiniz gibi özelleştirebilirsiniz!

Haciz Süreci ve İstihkak Davaları

hukukisozluk

Yönetim
Personel

Haciz Süreci ve İstihkak Davaları​


İcra ve İflas Hukukunun Genel Yapısı​

İcra ve iflas hukuku, alacaklının devlet gücünü kullanarak alacağını tahsil edebilmesi için öngörülmüş kuralları düzenleyen bir hukuk dalıdır. Borçlu, borcunu rızasıyla ödemediğinde devreye giren cebri icra mekanizması, çeşitli yöntemlerle alacaklının hakkını elde etmesine imkân tanır. Bu mekanizma içinde en çok uygulama alanı bulan işlemlerden biri hacizdir. Haciz, borçlunun malvarlığının, belirli kurallara uygun şekilde zorla alınarak paraya çevrilmesini ve bu yolla alacaklının tatmin edilmesini amaçlar.

Bu çerçevede, icra ve iflas hukukunun temel amaçlarından biri, alacaklının korunması kadar borçlunun da haksız uygulamalara karşı korunmasını sağlamaktır. Çünkü cebri icra süreci içerisinde yapılacak işlemlerde, borçlunun mülkiyet hakkı ve temel hak ve özgürlükleri de dikkate alınmalıdır. Haczin koşulları, konusu, hangi malların haczedilebileceği veya haczedilemeyeceği gibi hususlar kanunla net olarak düzenlenmiştir. Böylece hem alacaklının hem de borçlunun menfaatleri arasında bir denge kurulmaya çalışılır.

İcra ve iflas hukuku içerisindeki davalardan biri olan istihkak davası ise, haczedilen ya da haczedilmek istenen mal üzerindeki mülkiyet iddiasını ileri süren üçüncü kişilerin haklarını koruma amacı güder. Başka bir deyişle, “haczedilen mal bana aittir ya da üzerinde rehin/diğer ayni haklarım vardır” diyen kişinin talebini konu alan davalardır. Bu davaların doğru şekilde açılabilmesi ve sonucunda adil bir karar verilebilmesi, hem yargının iş yükünü azaltır hem de toplumsal adalet algısına katkı sağlar.

İcra ve iflas hukuku uygulaması, takip yolları, haciz süreçleri, itiraz ve şikâyet mekanizmaları gibi birçok usul ve kuralı içerdiğinden oldukça teknik bir yapıya sahiptir. Bu teknik yapıda özellikle haciz ve istihkak davaları, borçlu-alacaklı-üçüncü kişi üçgeninde hak uyuşmazlıklarının sıklıkla yaşandığı bir alan olarak öne çıkar. Her ne kadar kanun koyucu mümkün olduğunca açık düzenlemeler yapmaya çalışsa da, uygulamada ortaya çıkan farklı durumlar, yargısal içtihatlar ve doktrindeki tartışmalar, bu alandaki hukuk kurallarının gelişimini sürekli olarak besler.

Haciz Sürecinin Amaç ve Kapsamı​

Haciz, bir icra takibi sonucunda, borçlunun malvarlığının cebri icra yoluyla teminat altına alınarak alacaklının alacağını elde edebilmesi için yürütülen işlemleri ifade eder. Amaç, borçlunun rızasıyla ödemediği veya ödeyemediği borcu, devlet gücü aracılığıyla tahsil etmektir. Bu sürecin kapsamı, yalnızca borçlunun mülkiyetinde bulunan ya da borçluya ait olduğu kabul edilen malların belirlenmesi ve üzerlerine haciz şerhi konulmasıyla sınırlı kalmaz. Haciz süreci aynı zamanda, alacaklının alacağını tahsil etmesini sağlayacak aşamalardan oluşur: Haciz kararı, haciz zaptının düzenlenmesi, malların muhafazası veya yediemine teslimi, kıymet takdiri ve nihayetinde satışa çıkarılmasını da içerir.

Bu kapsam içinde borçlunun temel hakları ile alacaklının alacağını tahsil hakkı arasında denge sağlanmaya çalışılır. Haciz sırasında kanunla korunmuş bazı istisnalar söz konusudur. Örneğin, borçlunun yaşamını sürdürebilmesi için zorunlu olan eşyalar veya belirli koşulları taşıyan maaş ve gelirler, tamamen veya kısmen haczedilemez. Aynı şekilde, bazı malların niteliği gereği (kamu malları, borçlunun meslek icrasında zorunlu araç gereçleri gibi) haczi mümkün değildir. Bu istisnaların amacı, cebri icra sürecinin bireyin hayatını tümüyle ortadan kaldıran bir araç hâline gelmesini engellemektir.

Haczin bir diğer amacı, sadece alacaklının tatmini değil, aynı zamanda diğer alacaklıların haklarının korunmasıdır. Bir borçluya karşı birden fazla alacaklı takip başlatabilir ve bu alacaklılar borçlunun aynı mallarına haciz koydurabilir. Bu durumda alacaklıların yarışı söz konusu olur; paylaştırma ve rüchan hakları devreye girer. Dolayısıyla haciz sürecinin kapsamı, sadece borçlu ile alacaklı arasında dar bir ilişki olmaktan ziyade, tüm alacaklıların menfaatlerini ilgilendiren kolektif bir yöne sahiptir.

Haczin Aşamaları​

Haciz, icra takibinin bir aşaması olarak, belirli prosedürlerin takip edilmesini gerektirir. İcra müdürü veya icra dairesi tarafından yürütülen bu aşamalarda, tarafların itiraz ve şikâyet hakları da saklıdır. Haczin başlıca aşamaları şunlardır:
1. Haciz Talebi: Alacaklı, kesinleşmiş bir icra takibi sonucunda haciz talebinde bulunur. Haciz talep edilmediği sürece icra müdürlüğü kendiliğinden haciz uygulamaz. Talep, icra dairesine yazılı veya sözlü olarak yapılabilir; ancak genellikle yazılı yapılması tercih edilir.
2. Haczin Gerçekleştirilmesi: İcra müdürü, haciz talebi üzerine borçlunun adresinde veya mallarının bulunduğu diğer yerlerde haciz işlemini yapar. Bu aşamada borçlunun malvarlığına ilişkin tespitler yapılır, hangi malların haczedilebileceği değerlendirilir. Haciz memuru, borçlunun beyanlarını da dikkate alarak tespit edilmiş mallar üzerinde haciz uygular ve haciz tutanağı düzenlenir.
3. Haczedilemeyecek Mallar: Borçlunun hayatını sürdürebilmesi, mesleki faaliyetini devam ettirebilmesi gibi sebeplerle kanunda belirli mallar haczedilemez veya kısmen haczi mümkün değildir. Örneğin, borçlunun mesleğini icra etmek için zaruri olan aletler, aile bireylerinin kişisel kullanımına özgülenmiş bazı eşyalar ve borçlunun asgari geçimini sağlayacak maaşının belli bir kısmı gibi örnekler, haczedilemeyen ya da kısıtlı olarak haczedilebilen mallardır.
4. Haczin Kesinleşmesi: Haciz tutanağının düzenlenmesiyle birlikte haciz işlemi gerçekleşir. Borçlunun veya üçüncü kişilerin bu işleme yönelik şikâyet veya itirazları olabilir. Bu itirazlar süresi içinde yapılmazsa veya reddedilirse, haciz kesinleşmiş sayılır.
5. Satış Süreci: Haczedilen mallar, belirlenmiş usuller dâhilinde satılarak paraya çevrilir. Elde edilen para icra dosyasına ödenir ve alacaklıya hak ettiği miktar ödenir. Artan kısım varsa borçluya iade edilir. Satış aşaması, icra dairesi tarafından yapılan kıymet takdiri, ilan süreci ve açık artırma gibi prosedürleri içerir.

İstihkak Davalarının Hukuki Niteliği​

Haciz sırasında sıklıkla rastlanılan durum, borçlunun malı gibi görünen bir mal üzerinde üçüncü bir kişinin de mülkiyet veya sınırlı ayni hak iddiasında bulunmasıdır. Üçüncü kişi, “haczedilen mal aslında bana ait” veya “benim rehin hakkım var” gibi iddialarla icra takibini durdurmaya ya da en azından malın haciz kapsamından çıkarılmasını sağlamaya çalışır. Bu durumda başvurulacak hukuki yol, istihkak davasıdır.

İstihkak davası, haciz edilmiş bir malın mülkiyetinin veya mal üzerinde bir ayni hakkın üçüncü kişiye ait olduğunu ileri sürmeye yönelik davadır. Üçüncü kişi, haczin kendisine zarar vereceğini, malın kendisine ait olduğunu veya mal üzerinde daha üstün bir hakkı bulunduğunu ispatlamak zorundadır. İspat yükü, davanın türüne ve davayı açan tarafın konumuna göre değişebilir.

Bu davaların açılması, icra hukukunda “istihkak prosedürü” olarak özel hükümlerle düzenlenmiştir. Çünkü amaç, haciz yoluyla devletin zor kullanma yetkisiyle işlettiği bir sürece müdahale etmek ve gerçekten kime ait olduğu tartışmalı olan bir malın icra kapsamından çıkarılmasını sağlamaktır. Dolayısıyla istihkak davasının hukuki niteliği, klasik bir tazminat veya eda davasından farklı olup malın mülkiyetinin tespitine yöneliktir.

İstihkak Davasının Türleri​

İstihkak davaları genel olarak iki ana grupta incelenir:
1. Borçlu Huzurunda Bulunan Mallarla İlgili İstihkak Davası (Üçüncü Kişinin İddiası): Bu tür davalar genellikle haciz memurunun borçlunun ev veya işyeri gibi mahalline girerek yaptığı haciz işlemi sonrasında açılır. Haciz memuru, fiilen borçlunun zilyetliğinde olan malları haczeder. O sırada üçüncü bir kişi, “bu mal bana aittir” diyerek istihkak iddiasında bulunabilir. İcra müdürü malı yine de haczederse, üçüncü kişi istihkak davası açarak mal üzerindeki mülkiyet hakkını ispatlamaya çalışır.
2. Borçlu Huzurunda Olmayan Mallarla İlgili İstihkak Davası (Borçlunun İddiası veya Üçüncü Kişinin İddiası): Bazı durumlarda haciz, borçlu olmayan bir üçüncü kişinin elindeki mal üzerinde uygulanabilir. Örneğin, borçlunun malı üçüncü kişide rehin ya da emanet olarak bulunuyor olabilir. Haciz memuru bu malı haczettiğinde, malın gerçek sahibi veya hakkı bulunan başka bir üçüncü kişi istihkak iddiasında bulunabilir. Burada davayı kimin açacağı, olayın somut koşullarına göre değişebilir.

Her iki durumda da amaç, hacze konu malın kime ait olduğunun tespiti ve eğer gerçekten üçüncü kişiye aitse haczin kaldırılmasıdır. Davanın sonucunda hâkim, malın mülkiyet hakkının kime ait olduğunu belirler. Eğer üçüncü kişinin talebi haklı bulunursa haciz işlemine son verilir. Aksi durumda malın haczi kesinleşmiş olur.

İstihkak Davasının Şartları​

İstihkak davası açılabilmesi için bazı şartların bir arada bulunması gerekir. Bu şartlar hem kanunda düzenlenmiş hem de yargısal içtihatlarla şekillenmiştir:
1. Haczin Gerçekleşmiş Olması: İstihkak davası, hâlihazırda yapılmış ya da yapılmak üzere olan bir haciz işlemine dayanır. Haciz söz konusu olmadan istihkak talebinde bulunulamaz.
2. Malın Üçüncü Kişiye Ait Olduğuna Dair İddia: Davayı açan kişi, haczedilen malın kendisine ait olduğu veya üzerinde üstün bir hakka sahip bulunduğunu ileri sürmelidir. Bu iddia somut delillerle desteklenmelidir.
3. Yetkili Mahkemeye Başvuru: İstihkak davaları, icra hukukunda öngörülen süre ve usul kurallarına uygun olarak açılmalıdır. Yetkili mahkeme, çoğu durumda icra takibinin yapıldığı yer mahkemesidir. Zaman bakımından da belirli süreler içinde davanın açılması gerekir; aksi takdirde hak düşebilir.
4. Taraf Ehliyeti ve Husumet: Dava, doğru taraflara yöneltilmelidir. Üçüncü kişi, davayı icra dosyasındaki alacaklıya ve borçluya karşı birlikte açar. Çünkü davanın sonucu hem alacaklının hem de borçlunun menfaatlerini doğrudan etkiler.

Bu şartların eksik olması hâlinde, mahkeme davayı reddeder veya şekil eksikliği sebebiyle usulden red kararı verebilir. Ayrıca, istihkak davasında öngörülen süreler oldukça önemlidir. Örneğin, haciz tutanağında üçüncü kişinin istihkak iddiasında bulunması hâlinde, bu iddiasını belirli süre içinde dava yoluna taşımazsa, hakkını kaybedebilir.

İstihkak Davası Süreci​

İstihkak davasında izlenecek süreç, icra hukuku ve genel hukuk usul kuralları çerçevesinde belirlenir. Bu süreçte hem davayı açan üçüncü kişinin hem de alacaklı ile borçlunun ileri süreceği deliller, hâkimin kararı bakımından önem taşır.
1. Dava Dilekçesi: Üçüncü kişi, haczedilen mala ilişkin istihkak davasını süre ve usul şartlarına uygun bir dilekçeyle açmalıdır. Dava dilekçesinde, malın kendisine ait olduğunu veya üzerinde ayni hakka sahip bulunduğunu detaylı şekilde açıklamalı ve delillerini sunmalıdır.
2. Süreç: Mahkeme, davalı sıfatındaki alacaklı ve borçludan savunma dilekçelerini ister. Taraflar arasında istihkak uyuşmazlığı somut deliller üzerinden değerlendirilir. Zilyetlik karinesi, mülkiyet sözleşmeleri, rehin senetleri, faturalar, tanık beyanları gibi deliller önemlidir.
3. Deliller ve İspat: Üçüncü kişi, mal üzerinde mülkiyet hakkına sahip olduğunu veya haciz işlemine konu olmayacak derecede üstün bir hakkı bulunduğunu ispatla yükümlüdür. Borçlunun veya alacaklının bu delillere karşı itirazları mahkeme tarafından değerlendirilir. İcra dosyasındaki belgeler de incelemeye tabi tutulur.
4. Karar ve Hüküm: Mahkeme, delillerin değerlendirilmesi sonucunda malın mülkiyetini veya hakkını üçüncü kişinin mi, yoksa borçlunun mu haiz olduğu konusunda karar verir. Davacının iddiası kabul edilirse haczin kaldırılmasına karar verilir. İddia reddedilirse malın haczi kesinleşmiş olur ve icra takibi kaldığı yerden devam eder. Karara karşı istinaf ve temyiz gibi kanun yolları açıktır.

Haciz Süreci ve İstihkak Davaları Arasındaki İlişki​

Haciz süreci ile istihkak davaları arasındaki en temel ilişki, mülkiyet veya ayni hak iddialarının haczin devam edip edemeyeceği üzerinde yarattığı etki etrafında şekillenir. Haciz, borçlunun malvarlığına el konulması işlemi olmakla birlikte, o malın gerçekten borçluya ait olup olmadığı kesin şekilde belirlenmeyebilir. Haciz memuru, haciz sırasında tarafların beyanlarına ve görünürdeki zilyetliğe dayanarak işlem yapar. Bu nedenle, üçüncü kişiye ait bir mal da borçlunun malı zannedilerek haczedilebilir.

İstihkak davaları, bu noktada haczedilen malın gerçekten kime ait olduğunu tespit ederek haczin kaderini belirler. Davaya konu mal üzerindeki mülkiyet hakkının üçüncü kişiye ait olduğunun tespiti hâlinde, bu mal artık icra takibinin dışında kalmalıdır. Aksi takdirde, alacaklının hakkını elde etme çabası, gerçekte o mala sahip olmayan borçlunun değil, üçüncü kişinin mülkiyet hakkını ihlâl etmiş olur. Hukuk sistemi, bu haksızlığı önlemek adına istihkak iddiasına dayanan davalara özel bir önem verir.

İcra takip dosyasıyla mahkemedeki istihkak davası arasındaki etkileşim de önemlidir. İstihkak davası açıldıktan sonra çoğunlukla malın satışı ertelenebilir veya mal üzerinde muhafaza tedbirleri uygulanır. Böylece dava sonuçlanana kadar alacaklı ile borçlu arasındaki takip işlemleri, en azından o mala özgü olarak durdurulabilir. Eğer dava sürerken mal paraya çevrilmişse ve üçüncü kişi haklı çıkarsa, alacaklının veya borçlunun haksız eylemi sebebiyle tazminat sorumluluğu gündeme gelebilir.

Uyuşmazlık Çözümleri ve Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar​

Uygulamada en sık rastlanan sorunlardan biri, borçlunun haciz sırasında malları üçüncü kişilere devretmiş gibi göstermesidir. Bu davranış, malın üzerinde istihkak iddiasında bulunarak hacizden kurtulmaya çalışma amacıyla yapılır. Yargı mercileri, bu gibi muvazaalı işlemleri tespit etmek için tarafların beyanları, ticari kayıtlar, düzenlenmiş belgeler ve tanık ifadeleri gibi birçok delili inceler.

Bazen de gerçek bir mülkiyet devri söz konusu olduğu hâlde, icra memuru malın borçluya ait olduğunu düşünerek haciz uygular. Özellikle taşınır mallarda zilyetlik karinesi oldukça güçlüdür. Zilyetlik genellikle mülkiyetin kimde olduğu konusunda bir ön kabul yaratsa da, sözleşmeler veya fiilî kullanım hakkına ilişkin farklı senaryolar bu karineyi geçersiz kılabilir.

Diğer bir sorun da haciz tutanağının düzenlenme anında üçüncü kişinin orada bulunmaması, bu nedenle istihkak iddiasının geç ileri sürülmesidir. Bu tür durumlarda kanunda öngörülen sürelerin kaçırılması davacının hak kaybına neden olabilir. Mahkemeler bu konuda oldukça katı durabilmekte, süreler konusunda istisnai durumları sınırlı şekilde kabul etmektedir.

Çeşitli Yargı Kararları ve Doktrinsel Yaklaşım​

Yargıtay kararları, istihkak davaları bakımından önemli içtihatlar oluşturmuştur. Mahkemeler, üçüncü kişinin mülkiyet iddiasını ispat etmesi için hangi belge veya beyanların yeterli olacağı konusunda farklı yorumlar yapabilir. Özellikle fatura, tapu kaydı, resmi evraklar gibi yazılı delillerin yanında, tanık beyanlarının da değerlendirmeye alınması gerektiği yönünde kararlar mevcuttur.

Doktrinde ise konuyla ilgili farklı görüşler ileri sürülmektedir. Bazı yazarlar, zilyetlik karinesinin istihkak davalarında çok katı uygulanmaması gerektiğini savunur. Çünkü modern ticari ilişkilerde, malın kimin elinde veya kim adına kayıtlı olduğundan çok, gerçekte kimin mülkiyet hakkına sahip olduğu önemlidir. Diğer yandan, alacaklıların hakkını korumak için zilyetlik karinesinin asgari düzeyde güvence vermesi gerektiğini ileri süren görüşler de vardır. Her iki yaklaşım da icra hukukundaki dengenin bozulmaması için kıymetlidir.

Yargı kararlarında ayrıca istihkak davasının reddi hâlinde üçüncü kişinin yapacağı kanun yolu başvurularında süre ve usul kurallarının sıkı takibi göze çarpar. Uygulamada mahkemeler, şekil ve süre kurallarına oldukça önem verir. Bu nedenle, istihkak davasına ilişkin bir başvuru yapılırken, yasal sürelerin kaçırılması veya eksik bilgi ve belgeyle dava açılması sonucu hak kayıpları yaşanabilir.

Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar​

İcra ve iflas hukukunda haciz ve istihkak davalarına ilişkin birçok pratik husus, tarafların hak kaybına uğramaması açısından önemlidir. Bu hususlardan bazıları şunlardır:
1. Takip Yetkisi: İcra takibini başlatan alacaklının yetkili icra dairesine başvurması ve doğru takip yolunu seçmesi gerekir. İcra yetkisi bakımından borçlunun yerleşim yeri veya sözleşmenin ifa yeri gibi hususlar önem taşır.
2. Haciz Zaptı ve Tutanaklar: Haciz memurunun düzenlemesi gereken tutanak, haczin geçerliliği bakımından kritik bir belgedir. Tutanakta haczedilen malların açıkça belirtilmesi, üçüncü kişinin istihkak iddiası varsa bunun not edilmesi ve tarafların imzalarının alınması gerekir. Bu tutanak, daha sonra açılacak davalarda en önemli delillerden birini oluşturur.
3. Yedieminlik Sistemi: Haczedilen malların korunması için yediemin tayin edilebilir. Yediemin, malı koruma sorumluluğunu üstlenir ve mal üzerinde tasarrufta bulunamaz. Borçlu, alacaklı veya üçüncü kişi de yediemin olabilir; ancak bu durumda sorumlulukları artar. Yediemin, malı zayi ederse hukuki ve cezai sorumluluk altına girer.

Uygulamada bu noktalara dikkat etmek, hem alacaklının hakkını korumak hem de borçlunun ve olası üçüncü kişilerin mağduriyetini önlemek açısından önemlidir. Aksi hâlde, usulsüz tutanaklar, geçersiz yediemin sözleşmeleri veya yetkisiz icra dairelerinde başlatılan takipler, sürecin başa dönmesine ve yargılamaların uzamasına neden olabilir.

Rehin Hakkının Etkisi​

Haciz işlemi sırasında mal üzerinde bir rehin hakkının bulunması, özel bir durum olarak karşımıza çıkar. Rehinli alacaklılar, diğer alacaklılara göre öncelik hakkına sahip olabilir. Bu durumda, haciz uygulandığında rehinli alacaklılar da sürece dâhil olurlar ve malın satışı hâlinde rehinli alacaklının rüchan hakkı söz konusu olabilir.

Rehin hakkı, borçlu veya üçüncü kişi tarafından verilmiş olabilir. Üçüncü kişinin rehin verdiği bir mal üzerinde haciz uygulanması hâlinde, malın mülkiyeti üçüncü kişide kalmaya devam eder, ancak mal üzerinde alacaklının lehine rehin hakkı oluşur. Haciz memuru, rehin hakkı olduğunu tespit ettiğinde, bu hakkı saklı tutarak malı haczeder. Bu durumda rehin hakkı sahibi, alacak tahsiline geldiğinde öncelikle tatmin edilir. Eğer rehin hakkı üçüncü kişiye aitse, o kişi aynı zamanda istihkak davası açarak mal üzerindeki mülkiyet hakkını veya rehin hakkını korumaya çalışabilir.

Rehinli Malın Haczedilmesi​

Bir mal rehinliyken, aynı mal üzerinde haciz uygulanması mümkündür. Fakat bu haczin sonuçları, rehin hakkının varlığından etkilenir. Çünkü öncelikle rehin hakkı bulunan alacaklı tatmin edilecek, artan kısım varsa diğer alacaklılara dağıtılacaktır. Malın mülkiyeti kime ait olursa olsun, rehin hakkı geçerli olduğu sürece malın satışı sırasında elde edilecek gelir öncelikle rehin alacaklısına ödenir.

Rehinli malın haczinde dikkat edilmesi gereken husus, rehnin geçerli olup olmadığı ve alacak miktarının net olarak belirlenmesidir. Uygulamada, rehin sözleşmesinin kanuni şekil şartlarına uyulmamış olması veya rehin hakkının tescil edilmemesi gibi konular, rehin hakkının geçersiz olduğu itirazını gündeme getirebilir. Yine de alacaklı, geçerli bir rehin sözleşmesini sunarak veya sicil kayıtlarıyla rehin hakkını ispat edebiliyorsa, satış gelirinden öncelikle pay alır.

Kıymet Takdiri ve Satış Prosedürleri​

Haczedilen malların satışından önce kıymet takdiri yapılması gerekir. Bu takdir, icra müdürlüğü tarafından atanan bilirkişilerce gerçekleştirilir. Bilirkişi, piyasa değerini, malın yıpranma durumunu, güncel ekonomik koşulları göz önüne alarak bir rapor düzenler. Bu rapora itiraz etmek mümkündür. İtiraz hâlinde, yeniden bilirkişi incelemesi yapılabilir veya mahkeme yeni bir takdir işlemi yaptırabilir.

Satış prosedürü, kanunda belirtilen usullerle yürütülür. Genellikle ilk ihale ve ikinci ihale olmak üzere iki aşamalı açık artırma söz konusudur. İlk ihalede, malın muhammen bedelinin en az yüzde 50’si teklif edilmezse satış yapılamaz ve ikinci ihaleye geçilir. İkinci ihalede bu oran bazı durumlarda değişiklik gösterebilir. İhaleyi kazanan alıcı, satış bedelini ödedikten sonra malın mülkiyetini devralır. Satıştan elde edilen para, icra dosyasına girer ve alacaklılara paylaştırılır. Eğer istihkak davası açılmışsa ve süreç devam ediyorsa, mahkeme kararına bağlı olarak malın satılması durdurulabilir veya satış bedeli emanette bekletilebilir.

Paraya Çevirme Süreci​

Haciz, sadece malın tespit ve muhafaza altına alınması aşamalarını değil, esasen alacaklının tahsili yönünde sonuç doğurması gereken paraya çevirme aşamasını da kapsar. Paraya çevirme, icra dairesi tarafından yürütülen satış ve ihale işlemleriyle olur. Bu aşamada da tarafların itiraz veya şikâyet hakları bulunmaktadır. İhalenin feshi davası, en sık kullanılan yollardan biridir. İhale sürecinde usulsüzlük, malın değerinin çok altında satılması veya tebligat eksiklikleri gibi durumlar, ihalenin feshi sebebi olarak gösterilebilir.

Bununla birlikte, paraya çevirme aşaması, alacaklının tahsilat beklentisinin de somutlaştığı noktadır. Yetersiz talep veya ekonomik durgunluk gibi nedenlerle malın değerinde alıcı bulamaması hâlinde, satış gecikebilir ya da malın gerçek değerinin altında satılmasına yol açabilir. Bu durumda borçlunun mağduriyeti artabilirken, alacaklının da tahsil imkânı azalabilir.

Hacizde İyiniyet ve Kötüniyet Halleri​

Haciz işlemlerinde tarafların davranış biçimleri ve beyanlarının gerçeği yansıtması önem taşır. İyi niyet, hukuki işlemlerin sağlıklı yürümesini sağlar; kötü niyet ise hak kayıplarına sebep olabilir. Alacaklının kötü niyetli olması, örneğin zaten borçlunun ödeme gücü varken sırf borçluya zorluk çıkarma amacıyla aşırı hacizler yaptırması şeklinde ortaya çıkabilir. Borçlu da kötü niyetli davranarak, gerçekte kendisine ait olan malları üçüncü kişilere devretmiş veya sahte belge düzenlemiş gibi gösterebilir.

Kötü niyet, istihkak davalarında özellikle önem kazanır. Üçüncü kişi ile borçlu arasında gizli anlaşmalar yapılması sıkça görülebilir. Mahkemeler bu ihtimali göz önünde bulundurarak delillerin gerçekliği ve ilişkilendirilebilirliğini inceler. Kötü niyetin tespiti, dava sonucunu doğrudan etkileyebilir; zira muvazaalı işlemlere dayalı istihkak iddiası reddedilebilir ve bu davranışları gerçekleştiren taraflar tazminat ödemekle yükümlü hâle gelebilir.

Tebligat ve Bilgilendirme Yükümlülüğü​

Haciz işlemlerinde tebligat kurallarına uymak, takip sürecinin sıhhatini doğrudan etkiler. İcra müdürlüğü, haciz yapılacağına dair borçluya yasal tebligat yapmakla yükümlüdür. Tebligat, borçlunun adresine, tebligat kanununda belirtilen usule uygun şekilde yapılmalıdır. Tebligatın usulsüz olması, haciz sürecini baştan geçersiz kılabilecek kadar önemli sonuçlar doğurabilir.

Ayrıca üçüncü kişilerin haklarının zedelenmemesi için, haczin yapılacağı yerin ve haczedilecek malın fiilî durumu göz önünde bulundurulmalıdır. İstihkak iddiasında bulunacak üçüncü kişi, çoğunlukla hacizden haberdar olmazsa hak kaybı yaşayabilir. Bu nedenle, haciz tutanağının düzenlenmesi sırasında orada bulunan kişilerin kimlik bilgileri alınır ve mümkünse üçüncü kişilerin beyanları da zapta geçirilir.

Tarafların Bilgilendirilme Yükümlülüğü​

İcra müdürlüğü ve haciz memurları, haciz süreci hakkında tarafları bilgilendirmekle de yükümlüdür. Özellikle borçlu, hangi malların haczedildiğini, bu malın hangi değerde olduğunu, ihalenin ne zaman ve nerede yapılacağını bilme hakkına sahiptir. Aynı şekilde, istihkak iddiasında bulunmayı düşünen üçüncü kişi de bu süreç hakkında bilgi alma hakkına sahiptir.

Uygulamada, bazen taraflar resmi bilgilendirmeyi beklemeden harekete geçmelidir; zira süreler çok kısadır. İcra müdürlüğündeki dosyaları düzenli takip etmek, haciz kararı çıktıysa buna itiraz veya şikâyet haklarını kullanmak için gecikmemek, tarafların sorumluluğundadır. Tebligatın geç veya eksik yapılması hâlinde hak kayıplarının telafisi, genellikle dava yolu ile mümkün olur.

Alacaklıların Yarışması ve Paylaştırma​

Borçluya karşı birden fazla alacaklının aynı anda haciz talebinde bulunması mümkündür. Bu durumda, haciz konulan malların satışı sonrası elde edilecek gelir, alacaklılar arasında belli öncelik kuralları çerçevesinde paylaştırılır. Burada devreye “rüchan hakları” girer. Rehin alacaklısı, kamu alacağına ilişkin alacaklılar, işçi alacakları gibi öncelikli alacak türleri kanunda düzenlenmiştir.

Paylaştırma, icra müdürlüğü tarafından yapılır ve paylaştırma cetveli hazırlanır. Bu cetvelde hangi alacaklının ne kadar pay alacağı gösterilir. Cetvele itiraz eden alacaklı, paylaştırma cetveline karşı şikâyet yoluna gidebilir. Mahkeme, şikâyeti haklı bulursa cetvelin değişmesini emredebilir veya bazı alacaklıların öncelik sıralamasını düzeltebilir.

Rüchan Hakkı​

Rüchan hakkı, belli alacaklıların, icra satış bedelinin dağıtımında diğer alacaklılara nazaran öncelikli olmasını ifade eder. Örneğin, rehinli alacaklılar, taşınmaz rehni veya taşınır rehni söz konusuysa, satış bedelinden kendi alacağını almakta önceliklidir. Bunun yanı sıra, işçi alacakları veya devlet alacakları gibi kamu hizmetleri bakımından öncelik tanınan alacak türleri de mevcuttur. Rüchan hakkının varlığı, diğer alacaklılar açısından tahsil imkânını sınırlayabilir. Bu nedenle sıklıkla paylaşıma ilişkin itiraz ve şikâyetler yapılır.

Paylaştırma Emrinin Uygulanması​

Satış işlemi tamamlandıktan ve satış bedeli icra kasasına girdikten sonra, icra müdürlüğü her alacaklının dosyasını inceleyerek alacak miktarlarını, faiz ve masrafları hesaplar. Ardından paylaştırma cetvelini düzenler. Rüchan hakkı olan alacaklılar, önceki sıralarda yer alır. Kalan kısım diğer alacaklılara dağıtılır. Bu işlem, “paylaştırma emri” olarak adlandırılan resmi bir yazıyla duyurulur.

Alacaklılar, paylaştırma emrine karşı yedi gün içinde şikâyette bulunabilir. Şikâyet üzerine, icra mahkemesi paylaştırma emrini inceler ve gerekli görürse paylaştırma cetvelinde değişiklik yapabilir. Şikâyet süresinin kaçırılması, alacaklının paylaştırma cetvelini kesinleştireceğinden, hatalı bir dağıtıma rağmen alacaklı hak kaybına uğrayabilir.

Görüş Önerileri​

Haciz süreci ve istihkak davaları, birçok ayrıntının aynı anda yönetilmesini gerektiren, oldukça karmaşık bir hukuk alanıdır. Alacaklının, borçlunun ve üçüncü kişilerin uyuşmazlıkları, çoğu zaman teknik ve maddi gerçekliklerin iç içe geçmesiyle daha da girift hâle gelir. Bu noktada olası düzenleme ve uygulama önerileri bulunabilir:
1. Dijital Kayıt Sistemlerinin Geliştirilmesi: Taşınır malların mülkiyetini daha net şekilde belirleyebilmek için, araçlar, elektronik cihazlar veya değerli eşyalar üzerine kayıt sistemleri geliştirilebilir. Bu sistemler sayesinde borçlunun gerçekte hangi mallara sahip olduğu daha kolay saptanabilir ve muvazaalı işlemler azalabilir.
2. İstihkak Davalarında Özel Mahkeme Yapılanması: İcra hukukunun genel yoğunluğu içinde istihkak davaları çok uzun sürebilir. Bazı hukuk sistemlerinde olduğu gibi, icra hukuku alanında ihtisas mahkemeleri kurulması veya hâkimlerin belli konularda uzmanlaşması sağlanarak yargılamaların hızlandırılması mümkün olabilir.
3. Sürelerin Gözden Geçirilmesi: İstihkak iddiasının ileri sürülmesi ve davaların açılması için öngörülen süreler, uygulamada hak kaybına neden olabilecek ölçüde kısa kalabilir. Bu nedenle, istihkak iddia sahiplerinin gerçekten haberdar olmaları ve delillerini toplama imkânı bulmaları için sürelerin bir miktar esnetilmesi düşünülebilir.
4. Uzlaşma Mekanizmalarının Geliştirilmesi: Haciz süreci ve istihkak davalarında, tarafları uzlaştıracak arabuluculuk benzeri yöntemler geliştirilebilir. Böylece uzun yargı süreçlerinin önüne geçilebilir ve taraflar daha kısa sürede, daha az masrafla anlaşmaya varabilirler.
5. Yargılamada Elektronik Delil Düzenlemeleri: Günümüzde ticari ilişkiler ağırlıklı olarak elektronik ortamda yürütüldüğünden, elektronik delillerin istihkak davalarında da geçerli ve daha etkin kullanılabilmesi büyük önem taşır. Yazışmalar, dijital imzalı belgeler, kayıtlar gibi unsurların yargılamada net şekilde düzenlenmesi, hakikate hızlı ulaşmayı sağlayabilir.

Haciz süreci ve istihkak davaları, her ne kadar icra hukuku içerisinde yer alsa da, borçluların ekonomik varlığını, alacaklıların tahsil güvencesini ve hatta üçüncü kişilerin temel mülkiyet haklarını doğrudan ilgilendirir. Bu nedenle, sürekli gelişen ekonomik ve teknolojik koşullara paralel olarak, kanun ve yargı içtihatlarının da kendini yenilemesi beklenir. Bu yenilenme sürecinde, teorik ve pratik çalışmaların birlikte değerlendirilmesi önemlidir. Özellikle uyuşmazlık çözümünde kullanılan yöntemlerin çeşitlendirilmesi ve yargı sisteminin elektronik ortamlara entegrasyonunun artırılması, hem alacaklı hem de borçlu ve üçüncü kişiler açısından daha etkin bir icra sisteminin inşasına katkı sağlayabilir.
 
Geri
Tepe