Neler yeni
HukukiSözlük.com

Ücretsiz bir hesap oluşturarak hemen üye olun! Üye girişi yaptıktan sonra, bu sitede kendi konu ve gönderilerinizi ekleyerek tartışmalara katılabilir, ayrıca özel mesaj kutunuzu kullanarak diğer üyelerle iletişime geçebilirsiniz. Böylece tüm forum özelliklerinden tam olarak yararlanabilir ve deneyiminizi dilediğiniz gibi özelleştirebilirsiniz!

İdari İşlem ve İdari Eylemler

hukukisozluk

Yönetim
Personel

İdari İşlemler ve İdari Eylemler​

Türk idare hukukunda devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin toplumsal düzeni sağlamak, kamu hizmetlerini yürütmek ve kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla gerçekleştirdiği faaliyetlerin incelenmesi, hukukun en önemli çalışma alanlarından birini oluşturur. İdare bu faaliyetleri yaparken çeşitli araçlar kullanır. Bu araçlar arasında en temel olanlar “idari işlem” ve “idari eylem” biçiminde kategorize edilebilir. Modern idare hukukunda, idarî işlem ve idarî eylem ayrımı, hem teoride hem de yargısal uygulamada büyük önem taşır. İdarenin hukukî tasarruflarını anlamak, bu tasarrufların hangi şartlar altında geçerli olduğunu tespit etmek, sorumluluk mekanizmasını doğru çalıştırmak ve nihayetinde hukuk devleti ilkesine uygun bir idare düzeni kurabilmek açısından bu ayrımın kavranması zorunludur.

Aşağıdaki bölümlerde, önce idari işlemin tanımı, unsurları, türleri ve hukuki sonuçları ayrıntılı şekilde ele alınacaktır. Ardından idari eylemlerin neler olduğu, hangi türlere ayrıldığı, hangi kriterlerle sorumluluk doğurduğu ve nihayetinde yargısal denetimin nasıl işlediği üzerinde durulacaktır. Ayrıca idari işlemler ile idari eylemler arasındaki ilişkiler, kesişen ve ayrışan noktalar çeşitli örnekler eşliğinde incelenecektir. Böylelikle idare hukukunun iki önemli konseptinin hem teorik hem de pratik açıdan nasıl işlediği konusunda kapsamlı bir bakış açısı sunulacaktır.

İdare Hukukunun Temel Fonksiyonu​

İdare hukukunun en temel amacı, devlet ile birey arasındaki ilişkinin belirli ilke ve kurallara dayanarak düzenlenmesidir. Kamu gücü ayrıcalıklarını elinde tutan idare, faaliyetlerini genellikle tek yanlı iradeyle gerçekleştirir. Bu irade beyanı, toplumsal düzenin sağlanması ve bireylerin haklarının korunması açısından sıkı ölçütlere tâbidir. İdare, yetkilerinin kaynağını anayasa, kanunlar ve diğer mevzuattan alır. Dolayısıyla idari faaliyetlerin sınırları da normatif düzen içinde çizilmiş olur.

İdare hukukunun temel fonksiyonu şöyle özetlenebilir:
  • Kamu yararını gerçekleştirmek
  • Birey hak ve özgürlüklerini güvence altına almak
  • İdari organların faaliyetlerinin hukuka uygunluğunu sağlamak
  • Yargısal denetim yoluyla hukuk devleti ilkesini işler kılmak

İdare, bu fonksiyonları çeşitli araçlarla yerine getirir. Norm koyma yetkisi (tüzük, yönetmelik çıkarma), idari işlem tesis etme (ruhsat verme, izin verme, memur atama, disiplin cezası uygulama vb.), kamu hizmeti sunma ve idari eylemlerde bulunma (ihale yapma, imar faaliyetlerini yürütme, altyapı çalışmaları, güvenlik önlemleri vb.) bunların temel örnekleri arasındadır.

İdari İşlem Kavramı ve Hukuki Niteliği​

“İdari işlem”, idarenin tek taraflı irade açıklaması sonucunda, hukuksal sonuç doğurmaya yönelik, kamu gücü ve yetkisi kullanılarak gerçekleştirilen tasarrufları ifade eder. Bu tanıma göre bir işlemin “idari işlem” sayılabilmesi için;
  • İşlemi tesis edenin “idare” olması
  • Tek taraflılık unsurunun bulunması
  • Hukuksal sonuç doğurma iradesinin varlığı
  • Kamu gücü ayrıcalıklarının kullanılması
gerekir.

İdari işlemler, idarenin hukuki bağlamda en yaygın görülen faaliyet türlerinden biri olduğundan, hem doktrinde hem de yargısal içtihatta üzerinde en çok durulan konulardan biridir. İdari işlemlerle, bireylerin hak ve yükümlülüklerinde artış veya azalma olabilir. Örneğin bir memurun ataması, bir işyeri ruhsatının verilmesi veya iptal edilmesi, disiplin cezaları, imar plan değişiklikleri, kamulaştırma kararları gibi işlemler, hep idarenin tek yanlı ve bağlayıcı irade açıklamasının tipik örnekleridir.

İdare, işlemlerini kurarken geniş bir takdir yetkisine sahip olabilir, ancak bu yetki sınırsız veya keyfi değildir. Mevzuat ve yargısal denetim mekanizmaları bu takdir yetkisinin “kamu yararı” ve “ölçülülük” ilkeleriyle uyumlu kullanılmasını zorunlu kılar. Aksi durumda işlem, hukuka aykırı sayılabilir ve yargı organları tarafından iptal edilebilir.

İdari İşlemin Unsurları​

İdari işlemin bir hukuk kuralına göre geçerli ve bağlayıcı olabilmesi için taşıması gereken belirli unsurlar vardır. Doktrinde ve yargısal kararlarda genellikle beş unsur öne çıkar: yetki, şekil, sebep, konu ve amaç.

Yetki​

Yetki, idarenin bir işlemi yapma hususundaki kanuni dayanağını ifade eder. İdare ancak kanunla belirlenmiş sınırlar içinde hareket edebilir ve yetkisini kullanarak işlem tesis edebilir. Kanunsuz bir yetki söz konusu olamayacağı gibi, yetki devri kuralları da burada önem taşır. Özellikle “yetki saptırması” (yetkinin, asıl amacı dışında kullanılması) idarenin işlemini sakat hale getirir ve yargı organları tarafından iptal sebebi olarak değerlendirilir.

Şekil​

Şekil unsuru, işlemin tesis edilme biçimini ve prosedürünü kapsar. İdari işlemlerde çoğu zaman yazılı şekil esastır; ancak kimi durumlarda sözlü veya fiili şekiller de mümkün olabilir. Mevzuatta öngörülen usul kuralları (örneğin disiplin cezası vermeden önce savunma alınması, belirli kurulların görüşünün alınması vb.) işlem şeklinin hukuka uygunluğunu etkiler. Şekil kurallarına aykırılık, işlemin iptalini gerektirebilecek ölçüde önem taşıyabilir.

Sebep​

Sebep, işlemi ortaya çıkaran hukuki veya fiili durumu ifade eder. Örneğin bir memura disiplin cezası veriliyorsa, bu işlemin sebebi memurun mevzuata aykırı eylemi olabilir. Sebep, işlemin gerekçe kısmını da şekillendirir. Hukuk düzeni, idarenin işlemlerinde gerekçenin gösterilmesini ister. Gerekçe yoksa veya gerçek sebep saklanıyor, farklı bir amaç için sebep göstermeden işlem tesis ediliyorsa (yetki saptırması), işlem hukuka aykırı hale gelir.

Konu​

Konu, işlemin doğurduğu hukuksal sonuç veya düzenlediği menfaat ilişkisine işaret eder. İdari işlemle bireyin hak ve yükümlülüklerinde hangi değişikliğin gerçekleştiği, işlemin konusunun kapsamını belirler. Konu, hukuka uygun olmalı ve mümkün (icra edilebilir) olmalıdır. Hukuken imkânsız veya kanunlara aykırı konularda işlem tesis edilemez.

Amaç​

Amaç, işlemin nihai olarak gerçekleştirmek istediği kamu yararını ifade eder. Anayasal düzende idari işlem, kamu yararı dışında bir amaç güdemez. Kişisel çıkar sağlama veya siyasi intikam alma gibi kanuna aykırı veya kamu yararından sapan amaçlar, işlemin sakatlığını doğurur. Bu ilkeyle idarenin tüm tasarruflarının yalnızca toplumsal ihtiyaçlar ve menfaatler çerçevesinde değerlendirilmesi güvence altına alınır.

UnsurlarÖrnek Durumlar
YetkiBakanlık kararı, belediye encümeni kararı, valilik onayı
ŞekilYazılı emir, yönetmelik, genelge, sözlü talimat
SebepDisiplin cezası için memurun fiili, ruhsat iptali için mevzuata aykırılık
KonuHak tesis etme, yükümlülük getirme, yasaklama
AmaçKamu yararı, hizmetin sürekliliği, toplumsal ihtiyaç

İdari İşlem Türleri​

İdari işlemler, çeşitli ölçütlere göre sınıflandırılabilir. Bu sınıflandırma, işlemlerin doğurduğu sonuçları ve yargısal denetim mekanizmalarını daha iyi anlamak için yararlıdır.

Bireysel İşlemler​

Bireysel işlemler, belirli bir kişi veya kişi grubuna yönelik yapılan ve somut etki doğuran işlemlerdir. Memur ataması, ruhsat verme, emekli maaşı bağlama, disiplin cezası uygulama gibi işlemler bu kapsamdadır. Bireysel işlemler, muhataplarının hak ve yükümlülüklerini doğrudan etkiler.

Düzenleyici İşlemler​

Düzenleyici işlemler, genel ve soyut nitelikli olup, geniş bir kitleyi etkiler. Tüzükler, yönetmelikler ve genelgeler bu kapsamda sayılabilir. Bu tür işlemler, kanunların uygulanmasını kolaylaştırmak, detaylarını belirlemek amacıyla yapılır ve çoğunlukla yürütme organının norm koyma yetkisine dayanır. Düzenleyici işlemlere karşı açılan iptal davaları, bazen soyut denetim niteliği kazanabilir çünkü işlemin kendisi herkes için geçerli normatif bir düzen getirir.

İcrai (Yürütülebilir) İşlemler​

İcrai işlemler, tek yanlı olarak kamu gücünü kullanarak bireylerin hukukî durumlarında değişiklik yaratan işlemlerdir. İdarenin uygulamaya koyduğu, itiraz edilmediği veya yargı kararıyla durdurulmadığı sürece sonuç doğurmaya devam eden işlemler bu gruba girer. İcrai olmayan işlemler ise sadece hazırlık niteliğindeki işlemlerdir (ara kararlar, görüş yazıları vb.) ve doğrudan hukukî sonuç doğurmazlar.

Olumlu ve Olumsuz İşlemler​

Olumlu işlemler, idarenin bir talebi kabul etmesi, bir ruhsat vermesi veya olumlu bir icrai tasarrufta bulunmasıdır. Olumsuz işlemler ise idarenin talebi reddetmesi ya da mevcut bir ruhsatı iptal etmesi gibi, birey aleyhine etki yaratan tasarrufları içerir. Her iki durumda da hukuksal sonuç doğar. Bu bakımdan hem olumlu hem de olumsuz işlemler yargısal denetime tabidir.

İdari İşlemin Geçerliliği ve Yargısal Denetimi​

İdari işlemlerin geçerli olabilmesi için anayasa, kanunlar ve diğer mevzuatla belirlenmiş kurallara uygun şekilde tesis edilmeleri zorunludur. Geçerlilik, idari işlemin yürürlükte olmasını ve bağlayıcı sonuç doğurmasını ifade eder. Hukuka aykırı işlemler ise “iptal davası” yoluyla yargı denetimine tabi tutulabilir. Türk hukuk sisteminde, idari işlemlere karşı 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümlerine göre dava açılır. Bu bağlamda, dava açma süresi genel olarak işlem tebliğinden itibaren 60 gündür (farklı kanunlarla değişebilecek özel süreler saklı kalmak kaydıyla).

İptal davası sonucunda idari yargı organı (idarî mahkeme, bölge idare mahkemesi veya Danıştay) işlemin hukuka aykırılığını tespit ederse iptal kararı verir. Bu karar, işlemi tesis edildiği andan itibaren ortadan kaldırır. Böylece işlemin tüm hukuki sonuçları da geriye dönük olarak geçersiz hale gelir. Bununla birlikte, yargısal süreçte verilen iptal kararlarının uygulanmaması veya geç uygulanması gibi sorunlar da pratikte ortaya çıkabilmektedir. İdare, iptal kararı üzerine eski hale getirme yükümlülüğü altındadır. Ayrıca işlemin hukuka aykırı olması dolayısıyla ortaya çıkan zarardan dolayı, idare tazminat sorumluluğu ile de karşılaşabilir.

İdari Eylem Kavramı​

İdari eylem, idarenin somut bir edimde bulunması veya bir durumu icra etmesi anlamına gelen fiili faaliyetlerini ifade eder. İdari işlemden farklı olarak, idari eylem genellikle tek yanlı irade açıklaması ile sınırlı kalmaz; bir fiilin icrası veya ihmalinden doğar. İmar faaliyetleri, yol yapımı, kamu hizmetlerinin sunulması, kolluk kuvvetlerinin fiziki müdahaleleri veya bakım-onarım çalışmaları gibi geniş bir yelpazede görülür. İdari eylemlerin hukuka uygunluğu ve sorumluluk doğurup doğurmayacağı, “hizmet kusuru” ve “kusursuz sorumluluk” ilkeleri çerçevesinde değerlendirilir.

Doktrinde ve yargı içtihatlarında, “idari eylem” kavramı, idarenin tüm fiili faaliyetlerini kapsayacak şekilde geniş yorumlanır. Örneğin belediyenin çöp toplama hizmeti, hastanelerin sağlık hizmeti sunumu, kamu güvenliği için polislerin yol kontrolü yapması idari eylem niteliğindedir. Eğer bu eylemler hukuka aykırı bir zarara yol açarsa, idarenin tazmin yükümlülüğü gündeme gelir.

İdari Eylem Türleri​

İdari eylemler de çeşitli ölçütlere göre farklı alt kategorilere ayrılabilir. Bu kategoriler, idarenin sorumluluğunu tespit etmek açısından önemli bir işleve sahiptir.

Hizmet Eylemleri​

Hizmet eylemleri, idarenin kamu hizmetini yerine getirirken gerçekleştirdiği fiilî tasarrufları kapsar. Karayolları bakım ve onarım faaliyeti, itfaiye hizmetleri, kamu hastanelerinin sağlık hizmetleri tipik örneklerdendir. Eğer bu eylemler sırasında veya sonucunda bir zarar doğarsa, “hizmet kusuru” ilkesi çerçevesinde sorumluluk incelenir. Hizmet kusuru, genel olarak “kamu hizmetinin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi” durumlarında söz konusu olur.

Fiili Yol​

Fiili yol, idarenin yetkisini ve görevini açıkça aşarak veya hiçbir hukuki dayanağı olmaksızın gerçekleştirdiği eylemleri ifade eder. Örneğin tamamen kanunsuz şekilde özel mülkiyete el konulması ya da aşırı ve orantısız güç kullanılması bu kapsamdadır. Fiili yol, idare hukukunun en ağır sakatlıklarından biridir ve genellikle yargı organları tarafından tazminat ve iptal davasına konu edilir.

Kolluk Eylemleri​

Kolluk eylemleri, genel güvenlik ve asayişi sağlamakla görevli kolluk kuvvetlerinin (polis, jandarma vb.) yaptığı fiilî müdahaleleri içerir. Gösterilerde güç kullanılması, trafikte denetim yapmak için araç durdurma gibi uygulamalar kolluk faaliyetleri kapsamındadır. Bu eylemler sırasında ortaya çıkan zararlar, orantılılık ilkesi ve kamu yararı çerçevesinde değerlendirilir. Aşırı güç kullanımı veya yetki dışına çıkma hâlinde idarenin sorumluluğu gündeme gelir.

İhale ve Satın Alma Eylemleri​

İhale ve satın alma eylemleri, idarenin mal ve hizmet alımları yaparken gerçekleştirdiği süreçleri kapsar. Kamu ihale mevzuatına uygunluk bu eylemlerin hukuka uygunluğunun temelini oluşturur. İhale sürecinde usulsüzlük, haksız rekabet veya hile söz konusu olduğunda idare hem idari hem de cezai yönden sorumlulukla karşılaşabilir. Ayrıca ihale sürecinde mağdur olan tarafların tazminat talepleri doğabilir.

İdari Eylemlerde Sorumluluk ve Kusur İlkeleri​

İdare, eylemleri sonucunda bireylere veya topluma zarar verirse, hukuk devleti ilkesi çerçevesinde sorumluluk taşır. İdarenin sorumluluğu, kusur sorumluluğu veya kusursuz sorumluluk ilkeleri temelinde ortaya konur.

Hizmet Kusuru​

Hizmet kusuru, idari bir hizmetin “hiç işlememesi, geç işlemesi, kötü işlemesi” gibi durumlarda ortaya çıkan kusur türüdür. Danıştay uygulamalarında, hizmet kusurunun varlığı halinde idare tazminat ödemekle yükümlü tutulur. Örneğin, belediyenin yol çalışması sırasında gerekli güvenlik önlemlerini almaması nedeniyle meydana gelen bir trafik kazasında yaralanan kişilerin zararını tazmin etme yükümlülüğü belediyeye aittir. Bu durumlarda idarenin kusurunu kanıtlamak genellikle zarar gören tarafa düşer, ancak idarenin “kamu hizmetinin gerekliliğini” yerine getirme yükümlülüğü açık olduğu için yargı süreçlerinde geniş yorum yapılır.

Kusursuz Sorumluluk​

Kusursuz sorumluluk, idarenin zararı doğuran eyleminde kusur aranmaksızın sorumlu tutulabilmesini ifade eder. Türk idare hukukunda “risk ilkesi” ve “kamu külfetlerine katlanma ilkesi” olarak iki temel dayanağı bulunur. Örneğin, tehlikeli faaliyetler yürüten idarenin (askeri tatbikatlar, patlayıcı madde depolaması vb.) bu faaliyetler sırasında oluşan zararlardan kusur aranmaksızın sorumlu olması risk ilkesine dayanır. Kamu külfetlerine katlanma ilkesi ise “toplum yararına yürütülen bir faaliyetin yükünü, belirli bir kişinin tek başına çekmemesi” gerektiği mantığıyla, ortaya çıkan zararların idare tarafından tazminini gerektirir.

Yargısal Denetim ve Tazminat Davaları​

İdari eylemlerde, zararın tespiti ve tazmin yükümlülüğü için öncelikle idari yargıda “tam yargı davası” açılır. Bu davalarda davacı, zararın varlığını, idarenin eylem veya işlemiyle bu zarar arasında illiyet bağını, son olarak idarenin kusurunu (veya kusursuz sorumluluk hâlinde sorumluluk ilkesini) ispatlamaya çalışır. Tam yargı davalarında yargılama usulü, iptal davalarından farklı olup, hem davanın hazırlanışı hem de delil sunulması bakımından daha geniştir. Hakim, gerek gördüğünde keşif yapabilir, bilirkişi incelemesine başvurabilir.

İdari İşlem ve Eylemlerin Karşılaştırılması​

İdari işlem ve eylemler arasındaki farklar, teorik temeller kadar pratik sonuçlar da doğurur. İdari işlem çoğunlukla tek yanlı ve doğrudan hukukî sonuç yaratır. Eylem ise çoğu zaman fizikî bir faaliyet veya somut bir müdahale şeklinde gerçekleşir. Hukuksal denetim açısından her ikisi de yargıya taşınabilir, ancak dava türleri ve istenen sonuçlar farklılık gösterebilir.

  • Tek yanlı irade açıklaması: İdari işlemler tek yanlı irade beyanı ile kurulur. İdari eylemlerde ise fizikî fiil veya somut faaliyet ön plandadır.
  • Sorumluluk ve sonuçlar: İdari işlemin iptali, geriye dönük olarak işlem ve sonuçlarını ortadan kaldırır. İdari eylemde ise hukuka aykırılık söz konusu olduğunda, tazminat sorumluluğu veya eylemin durdurulması gündeme gelir.
  • Dava türleri: İdari işlemlere karşı genellikle iptal davası açılır. İdari eylemler söz konusu olduğunda ise tam yargı davası veya iptal-tam yargı karma davaları (önce işlemin iptali, ardından tazminat) gündeme gelebilir.
  • Zararın varlığı: İdari işlem iptal davalarında zarar aranmaksızın, sırf hukuka aykırılık gerekçesiyle iptal talep edilebilir. İdari eylemlerde ise zarar ve illiyet bağı, sorumluluğun temelini oluşturur.

İdari İşlem ve Eylemlerde Yargısal Koruma Mekanizmaları​

Türk hukuk sisteminde, idari faaliyetlere karşı etkin yargısal denetim mekanizmaları öngörülmüştür. Bu mekanizmaların temelinde, Anayasa’nın 125. maddesindeki “İdarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır” hükmü yer alır. İdari yargı; idari mahkemeler, bölge idare mahkemeleri ve Danıştay’dan oluşur. Bazı özel durumlarda, vergi mahkemeleri ve ilgili diğer yargı mercileri de idari davalara bakar.

İptal Davası​

İptal davası, idari işlemin hukuka aykırı olması hâlinde, işlemin ortadan kaldırılmasını sağlamak amacıyla açılır. Genellikle işlemin muhatabı veya menfaati doğrudan etkilenen kişiler dava açma hakkına sahiptir. Dava süresi dolmadan dava açılmaması hâlinde işlem kesinleşir. İdari yargı, işlemi iptal ederse işlem en başından itibaren hükümsüz hale gelir.

Tam Yargı Davası​

Tam yargı davası, idarenin eylem veya işlemlerinden kaynaklanan zararın giderilmesi için açılır. Bu davalarda davacı, zarar ve illiyet bağını kanıtlamak yükümlülüğündedir. Eğer işlemin iptali aynı zamanda tazminat için bir ön koşul ise, iptal ve tam yargı davaları birlikte veya art arda açılabilir. Tam yargı davalarında tazminatın miktarı, zarar kapsamı ve kusur değerlendirmesi mahkeme tarafından belirlenir.

İdari Yargılama Usulü İlkeleri​

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK), idari davaların hangi şekil ve usullerle yürütüleceğini düzenler. Buna göre:
  • Dava açma süresi, işlemin tebliğinden veya ilanından itibaren 60 gündür (özel kanunlarla değişiklik olabilir).
  • Mahkeme, yürütmenin durdurulmasına karar vererek dava konusu işlemin ya da eylemin sonuçlarını geçici olarak askıya alabilir.
  • İptal kararı, işlemin tesis edildiği tarihten itibaren tüm sonuçlarıyla ortadan kalkmasını sağlar.
  • Tam yargı davalarında mahkeme, idarenin kusur durumunu, zararı ve illiyet bağını inceler.

İdari İşlem ve Eylemlerin Hukuka Uygunluk Denetimi​

İdari işlem ve eylemler, gerek ulusal yargı organları gerekse uluslararası denetim mekanizmaları (örneğin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) tarafından hukuka uygunluk açısından incelenebilir. Aşağıdaki ölçütler, yargı denetiminde sıklıkla dikkate alınır:

Yetki Yönünden Denetim​

İşlemi veya eylemi gerçekleştiren idari makamın yetkili olup olmadığı, yetkisini aşan veya yetki gaspına giren durumlar olup olmadığı incelenir. Ayrıca yetkinin devri, devredilmez yetkiler ve hiyerarşik denetim mekanizmaları da bu başlık altında değerlendirilir.

Şekil ve Usul Yönünden Denetim​

İşlem tesis edilirken veya eylem gerçekleştirilirken uyulması gereken şekil şartlarına riayet edilip edilmediği araştırılır. Tebliğ süresi, hukuki dinlenme hakkı (savunma hakkı), karar verme süreçlerinde gerekli kurullardan görüş alma gibi konular burada ele alınır.

Sebep ve Amaç Yönünden Denetim​

İdari işlemin ve eylemin altında yatan gerçek sebebin hukuka uygunluğu, amacıyla çelişip çelişmediği incelenir. Yetki saptırması, yanılgıya düşme veya keyfi uygulama gibi hususlar tespit edilirse, işlem veya eylem iptale veya tazminata tabi tutulabilir.

Konu Yönünden Denetim​

İdari tasarrufun düzenlediği konunun hukuka uygunluğu, mümkün olup olmadığı değerlendirilir. Kanuna aykırı veya imkânsız konular söz konusuysa işlem veya eylem geçersiz hale gelir.

Karşılaştırmalı Hukukta İdari İşlem ve Eylem​

Farklı hukuk sistemlerinde idari işlem ve eylem ayrımı benzer şekilde tanımlanmakla birlikte, bazı ülkelerde detaylı tasnifler ve farklı kavramlar da görülür. Örneğin, Fransız idare hukukunda “acte administratif unilatéral” (tek yanlı idari işlem) kavramı, Türk hukukundaki idari işlem kavramına büyük ölçüde benzer. Almanya’da ise “Verwaltungsakt” terimi, idari işlem için temel yasal dayanak olup, çok ayrıntılı şekil ve usul kuralları içerir. İdari eylemler ise fiili tasarruflar olarak ayrı kategorilerde düzenlenir ve sorumluluk rejimleri detaylandırılır.

Anglo-Amerikan hukuk sistemlerinde idari işlem kavramı sıklıkla “administrative decision” veya “rulemaking” şeklinde geçer. Eylemler ise “executive actions” olarak nitelenir. Yargısal denetim açısından ise “judicial review” mekanizması devreye girer. Bu sistemlerde, özellikle idarenin düzenleme yapma yetkisi (rulemaking authority) ve idari eylemler üzerindeki denetim (executive accountability) bakımından farklı metodolojik yaklaşımlar görülür. Buna karşın, temel prensipler –hukuk devleti, adil yargılanma, ölçülülük, hukuki güvenlik– büyük ölçüde ortaktır.

İdarenin Sorumluluğu ve Tazminat Rejimi​

Türk idare hukukunda sorumluluk rejimi, temel olarak “idarenin kusurlu veya kusursuz sorumluluğu” üzerinde şekillenir. Hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ayrımına göre, zarar gören tarafın yargı yoluna başvurarak zararını talep etmesi mümkündür.

  1. Hizmet Kusuru: İdarenin ihmali, dikkatsizliği veya mevzuata aykırı davranışı nedeniyle doğrudan kusurundan kaynaklanan sorumluluktur.
  2. Kusursuz Sorumluluk: Kamu külfetlerinin adil dağıtılması veya risk teorisi gibi nedenlerle, idarenin kusuru aranmaksızın yükümlü tutulmasıdır.

Zararın tespiti için bilirkişi incelemesi, keşif ve uzman görüşü gibi araçlara başvurulur. Mahkeme, kararında hak ve nesafet ilkelerini de dikkate alabilir. Böylece idare, bazen kısmen bazen tamamen tazmin yükümlülüğüne tabi tutulabilir. Ayrıca sorumluluk sadece maddi zararlarla sınırlı değildir; manevi zararlar için de tazminat söz konusu olabilir. Örneğin, idarenin hukuka aykırı bir eylemi dolayısıyla kişinin psikolojik rahatsızlık yaşaması veya itibarının zedelenmesi hâlinde manevi tazminat davaları açılabilir.

İdari İşlem ve Eylemlerin Etkileri​

İdari işlem ve eylemler, bireylerin ve toplumun günlük hayatında doğrudan etkili olabilir. Örneğin bir ruhsatın iptali, işyeri sahibinin ekonomik faaliyetini sonlandırabilirken; belediyenin altyapı eylemleri, tüm mahalle sakinlerinin ulaşımını değiştirebilir. Kamu yararı ilkesine dayanarak yapılan bu tasarrufların, bireysel hak ve özgürlüklerle çelişmediğinin veya bu hakları ölçüsüz biçimde sınırlandırmadığının denetimi, idari yargı aracılığıyla sağlanır.

İdari işlem ve eylemlerin, kamu hizmetlerinin sunumu, kentleşme, çevre düzeni, sosyal politikalar, eğitim ve sağlık gibi pek çok alanda belirleyici olduğu görülür. Bu etki alanının genişliği, idarenin faaliyetlerinin hukuk çerçevesinde kalmasını zorunlu kılar. İdarenin demokratik denetimi, hem meclis (siyasal denetim) hem de bağımsız yargı (yargısal denetim) eliyle gerçekleştirilir. Böylece toplumun gereksinimleri ile bireylerin hakları arasında denge kurulmaya çalışılır.

Esneklik ve Disiplin Mekanizmaları​

İdari işlem ve eylemlerde, idarenin takdir yetkisi sıklıkla gündeme gelir. Takdir yetkisi, idarenin kanun tarafından belirlenen sınırlar içinde farklı seçenekler arasında seçim yapabilmesidir. İdare, bu yetkiyi kullanırken aşağıdaki ilkelere uygun davranmak zorundadır:

  • Kamu Yararı: İşlemin veya eylemin öncelikli hedefi kamu yararı olmalıdır.
  • Orantılılık (Ölçülülük): Alınan tedbir, ulaşılan amaç ile orantılı olmalı, en az sınırlayıcı yöntem seçilmelidir.
  • Hakkaniyet ve Eşitlik: Aynı durumda olanlara aynı muamele yapılmalı, ayrımcılık teşkil edecek tasarruflardan kaçınılmalıdır.
  • Kanunilik ve Hukuk Devleti İlkesi: Üst normlarca çizilen sınırların dışına çıkılmamalıdır.

Eğer idare bu takdir yetkisini aşar veya kötüye kullanırsa, işlem veya eylem yargı organları tarafından iptal edilebilir veya tazminata tabi tutulabilir. Bunun yanında idarenin iç denetim mekanizmaları da (mülkiye müfettişlikleri, Sayıştay denetimi, kamu denetçiliği vb.) bu alanları disipline etmeye çalışır.

Uygulamada Görülen Sorunlar ve Çözüm Önerileri​

İdari işlem ve eylemlerin uygulamasında çeşitli aksaklıklar ve sorunlar gözlenebilir. Bunların başında, idarenin hukuka aykırı işlemlerinin geç veya hiç iptal edilmemesi, yargı kararlarının uygulanmasında yaşanan gecikmeler ve eksik tazminatlar gelir. Bu tür sorunlar, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı gibi, bireylerin idareye duyduğu güveni de zedeler. Aşağıdaki konular, uygulamada sık sık tartışma konusu olur:

Yargı Kararlarının Geç veya Eksik Uygulanması​

İdari yargının verdiği iptal kararlarının uygulamaya geçirilmesinde bazen idare tarafından isteksiz veya gecikmeli davranılır. Bu durum, kararların fiilen etkisiz kalmasına ve bireyin mağduriyetinin sürmesine yol açar. Çözüm için, mahkeme kararlarının uygulanmaması hâlinde yöneticilere doğrudan yaptırım öngörülmesi ve idarenin sorumluluğunun genişletilmesi önerileri gündeme gelir.

Tam Yargı Davalarında Delil Toplama Zorlukları​

İdari eylemlere karşı açılan tam yargı davalarında davacı, çoğu zaman idarenin elinde bulunan belge ve bilgilere ulaşmakta zorluk yaşayabilir. Bu da zararın ve illiyet bağının ispatını güçleştirir. Bu sorunu hafifletmek için “bilgi edinme hakkının” kapsamının genişletilmesi, idarenin şeffaflık ilkesine sıkı şekilde bağlı kalması gerekir.

Takdir Yetkisinin Kötüye Kullanılması​

İdare, takdir yetkisini kullanarak farklı seçenekler arasında tercihte bulunabilir. Ancak bu yetkinin “objektif ölçütlere göre” değil de keyfi kullanılması, haksız uygulamalara neden olur. Bu konuda, idari yargının özenli bir denetim yapması ve idarenin her kararını somut gerekçelerle savunmasını zorunlu kılması gerekir.

İdari Yargılamanın Uzun Sürmesi​

İdari yargılamanın, özellikle karmaşık davalarda uzun sürmesi, hem idarenin hızlı karar alma ihtiyacını hem de mağduriyetlerin çabuk giderilmesi gereğini olumsuz etkiler. Yargı reformları, dijital yargılama süreçlerinin geliştirilmesi ve uzmanlaşmış mahkemelerin oluşturulması gibi çözümlerle bu sürecin kısalması amaçlanmaktadır.

İdari İşlemlerde Vesayet ve Hiyerarşi Denetimi​

İdarenin bütünlüğü ilkesi kapsamında, üst makamların alt makamlardaki işlemleri denetlemesi, bunları onaylaması veya iptal etmesi “hiyerarşi denetimi” olarak adlandırılır. Ayrıca yerel yönetimler üzerindeki merkezi idarenin denetimi ise “idari vesayet” olarak bilinir. Vesayet ve hiyerarşi mekanizmaları, idari işlemlerin hukuka uygunluğunu sağlamak ve kamu yararını korumak için öngörülmüştür. Ancak bu denetim araçlarının aşırı kullanımı, yerel yönetimlerin özerkliğini ve yetki genişliğini zayıflatabilir. Dolayısıyla idare hukukunda, vesayet ve hiyerarşi denetiminin sınırları özenle çizilmiştir.

İdari İşlem ve Eylemde Form ve Gerekçe Gösterme Yükümlülüğü​

Türk idare hukukunda idarenin, tesis ettiği işlemlerde ve gerçekleştirdiği eylemlerde, mümkün olduğunca gerekçe gösterme yükümlülüğü vardır. Gerekçe, işlemin dayandığı hukuki ve fiili sebeplerin açıklanmasını sağlar. Bu, hem işlemin denetimi hem de muhatapların savunma hakkını kullanması açısından önemlidir. Yargı organları da çoğu zaman, işlemde gerekçe bulunmamasını ciddi bir şekil eksikliği olarak değerlendirir. İdari eylemlerde ise yazılı bir metin olmayabileceği için eylemin dayandığı mevzuat ve amaç, eylemin türüne göre inceleme konusu yapılır.

İdari Faaliyetlerin Geleceği: Dijital Dönüşüm ve Akıllı Teknolojiler​

Günümüzde idarenin faaliyetleri dijitalleşme sürecinden büyük ölçüde etkilenmektedir. Elektronik belge yönetim sistemleri, e-devlet uygulamaları, yapay zekâ destekli karar verme süreçleri, idari işlem ve eylemlerin çehresini değiştirmektedir. Dijitalleşmenin idari işlemlere yansıması, işlemlerin hızını ve şeffaflığını artırmakla birlikte, yeni hukuki sorunlar da doğurur. Örneğin:
  • Elektronik imza veya dijital onay süreçlerinde yetkinin doğrulanması
  • Kamu veri tabanlarında kişisel verilerin korunması
  • Otomasyonun hata yapması halinde sorumluluk rejiminin nasıl işleyeceği
gibi konular, idare hukukunun yeni inceleme alanları arasında yer alır. İdari eylemlerde de robotik teknolojilerin kullanımı, insansız hava araçları ile yapılan denetimler veya dijital alt yapı hizmetleri, hukuksal açıdan yeni düzenlemeleri gerektirmektedir. Yakın gelecekte, idare hukukunun bu yeni teknolojilere uyarlanması ve yargının da bu alanda uzmanlaşması beklenmektedir.

Örnek Olay Analizi​

Yol çalışması yapan bir belediyenin, gerekli uyarı levhalarını koymaması nedeniyle gece saatlerinde bir aracın çukura düşerek hasar görmesi, tipik bir idari eylem sorumluluk örneğidir. Bu eylem, hizmet kusuru kapsamında değerlendirilir. Araç sahibi, belediyeye karşı tam yargı davası açarak maddi zararının giderilmesini talep edebilir. Mahkeme, olayın oluş şeklini, kusurun derecesini ve belediyenin tedbir alma yükümlülüklerini inceleyerek bir karar verir. Eğer mahkeme, belediyenin gerekli önlemleri almamış olduğunu tespit ederse tazminat ödemesine karar verir.

Bir başka örnek olarak, bir valilik tarafından yayınlanan ve kamu düzenini koruma amacıyla belirli günlerde toplantı ve gösterileri yasaklayan bir karar, idari işlem niteliği taşır. Bu karardan etkilenenler, kararın hukuka aykırı olduğunu düşünüyorlarsa iptal davası açabilir. Mahkeme, kararın ölçülülük ilkesine uyup uymadığı, kamu düzeni ile ifade özgürlüğü arasında denge kurup kurmadığı gibi hususları değerlendirerek işlem hakkında iptal veya onama kararı verir.

Genel Değerlendirme​

Türk idare hukukunda idari işlem ve idari eylem ayrımı, idarenin tüm faaliyetlerinin anlaşılmasında ve denetiminde merkezi bir rol oynar. İdari işlemler, tek yanlı irade açıklamalarıyla doğrudan hukuki sonuç doğururken; idari eylemler, fizikî veya uygulamaya dönük faaliyetlerdir. Her iki kategoride de kamu yararı ve hukuk devleti ilkeleri ışığında, yetki, şekil, sebep, konu ve amaç unsurları incelenir. Hukuka aykırılık tespiti hâlinde iptal davaları veya tam yargı davaları gündeme gelir. İdare, eylem ve işlemlerinden doğan zararları kusurlu veya kusursuz sorumluluk ilkelerine göre tazmin etmekle yükümlüdür.

Bu kapsamlı sistem, teorik temelleri ve yargı içtihatlarıyla birlikte gelişmiş bir yapıya sahiptir. Uygulamada ortaya çıkan zorluklar, idari yargılamanın uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik uygulanması, takdir yetkisinin kötüye kullanılması gibi konularda yoğunlaşır. Ancak genel olarak, idare hukuku mekanizmalarının amacı, bireylerin hak ve özgürlükleriyle kamu yararının dengeli biçimde korunmasıdır. İlerleyen dönemde dijital dönüşüm ve yeni teknolojilerin devreye girmesiyle, idari işlem ve eylem kavramları farklı boyutlar kazanacak, buna paralel olarak yasal düzenleme ve doktrin de gelişmeye devam edecektir.
 
Geri
Tepe