İdari Yargılama Hukukunun Genel Esasları
İdari yargılama hukuku, idarenin işlem ve eylemlerinin hukuka uygunluğunu denetlemeyi amaçlayan kuralları ve ilkeleri kapsar. İdari yargı düzeni, kamu gücünün denetiminde uzmanlaşmış, özel bir yargı türü olarak şekillenmiştir. Bu yapı içerisinde kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması ile idarenin hukuka uygun davranma yükümlülüğü temel amaç olarak öne çıkar. İdari yargı yoluyla bireyler, idarenin hukuka aykırı saydıkları işlemlerine karşı “iptal davası” veya idarenin eylem ya da işlemlerinden doğan zararları gidermek amacıyla “tam yargı davası” açabilirler. Bu iki dava türü, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) belirlediği esaslar doğrultusunda incelenmekte ve karara bağlanmaktadır.İdari yargı alanında temel ilke, “idarenin her türlü eylem ve işleminden doğan uyuşmazlıkların idari yargıda görüleceğidir.” Ancak hangi davanın ne zaman ve nasıl açılacağı, görevli ve yetkili mahkemelerin hangi kriterlere göre belirleneceği, davalarda uygulanacak süreç ve kararların etkileri gibi hususlar ayrıntılı düzenlemelere tabidir. Bu bakımdan, iptal davaları ve tam yargı davaları arasındaki farkların kavranması, idari yargılama hukukunun daha doğru uygulanmasını sağlar.
İdari yargılama hukukunda iptal davalarının amacı, hukuka aykırı idari işlemlerin ortadan kaldırılması, tam yargı davalarının amacı ise idarenin eylem veya işlemlerinden doğan zararın tazmini olarak özetlenebilir. Ancak her iki dava türünün açılabilmesi için ön koşullar, dava açma süreleri ve usulü şartlar farklı olabilir. Uyuşmazlığın niteliğine göre davacının hangi dava türünü seçeceği veya bazen her iki talebi birlikte ileri sürebileceği durumlar ortaya çıkabilir.
İdari yargının kendine özgü nitelikleri, Anayasa’da yer alan “idarenin yargısal denetimi” ilkesiyle de yakından bağlantılıdır. Anayasa’nın 125. maddesinde, “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” ifadesi, bireylerin idare karşısında etkin bir koruma mekanizmasına sahip olması için anayasal güvencedir. Aynı maddeye göre, “idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” Bu düzenlemeler, iptal davaları ile tam yargı davaları arasındaki temel ayrımı da pekiştirmektedir.
İdari işlemler, idarenin tek taraflı irade beyanı ile hukuk düzeninde değişiklik yapan tasarruflardır. Kanun, tüzük, yönetmelik gibi düzenleyici işlemlerden bireysel işlemlere kadar uzanan geniş bir yelpazede ortaya çıkabilirler. Bu işlemlerin hukuka aykırılığı halinde, iptal davası en yaygın başvuru yolu olabilmektedir. Buna karşılık idarenin haksız fiil, kusurlu işlem veya sözleşme ilişkisi içinde neden olduğu zararlar için tam yargı davaları söz konusu olur.
İdari eylem veya işlemden doğan zararların tazmini, sadece maddi zararlarla sınırlı değildir; aynı zamanda manevi zararlar da talep edilebilir. Yargı mercileri, davanın niteliğine göre, hem idari işlemin iptaline hem de zararların giderilmesine karar verebilir. Uygulamada sıkça görülen durum, bir davanın hem iptal hem de tam yargı niteliği taşıyan istekleri içermesidir. Böyle bir birleşik talepte, önce iptal istemi değerlendirilir ve iptal kararı verilmesi halinde idari işlemin yarattığı zararların tazminine karar verilir.
İdari yargılama hukukunda “yetki, şekil, sebep, konu ve amaç” unsurları, bir idari işlemin hukuka uygunluğunun temel ölçütleridir. Davacı, bu unsurlardan birinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek iptal davası açabilir. Mahkeme, dava konusu işlemi incelerken işlemin idarenin yetkisine, doğru usule, meşru sebebe, uygun konuya ve kanuni amaca dayanıp dayanmadığını araştırır. İdarenin takdir yetkisi geniş olsa dahi, yetkinin kamu yararı doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığı ve hukuka aykırılık iddiaları bir bütün olarak değerlendirilir.
İdari yargıda önemli bir kavram olan “yürütmeyi durdurma,” telafisi güç veya imkânsız zararların doğabileceği durumlarda mahkemeden talep edilebilir. Özellikle iptal davalarında, dava sürecinde idari işlemin yürütülmesinin durdurulması, davacının mağduriyetini önlemeyi amaçlar. Tam yargı davalarında ise yürütmeyi durdurma kararı, daha çok zarar doğuran eylemin devamının engellenmesi veya benzer eylemlerin tekrarlanmasının önlenmesi bakımından işlevseldir.
İdari yargı düzeni içerisinde Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemeleri yer alır. Uyuşmazlığın niteliğine, davanın konusuna ve miktarına göre görevli mahkeme belirlenir. Bazı durumlarda ilk derece mahkemesi olarak Danıştay görev yaparken, genellikle iptal ve tam yargı davaları idare mahkemelerinde açılır. Dava yolu, istinaf ve temyiz aşamalarına göre farklılık gösterebilir. Bu süreçte yerel mahkemelerin kararlarına karşı bölge idare mahkemesine (istinaf) ve oradan da Danıştay’a (temyiz) başvuru yapılabilir.
İptal Davaları
İptal davaları, idari işlemlerin hukuka aykırılığı ileri sürülerek bu işlemlerin ortadan kaldırılmasını amaçlayan dava türüdür. İdari yargı sisteminde en sık karşılaşılan dava türlerinden biri olan iptal davaları, hukuk devletinin temel gereklerinden biri olan “idarenin denetlenmesi” işlevini somut olarak gerçekleştirir. İptal davasında mahkeme, dava konusu işlemin hukuka uygunluk denetimini yaparak işlemi ya iptal eder ya da davayı reddeder.İptal Davalarının Koşulları
Bir iptal davasının açılabilmesi için belirli koşulların gerçekleşmiş olması gerekir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu çerçevesinde, iptal davalarının genel koşulları şu şekilde belirlenebilir:- Ehliyet: Davayı açan kişinin, dava konusu işlemin hukuki sonuçlarından etkilenen veya meşru, güncel ve kişisel bir menfaati bulunan kimse olması gerekir. İdare hukukunda “menfaat ihlali” ilkesi, iptal davalarında davacının ehliyetini belirler.
- Kesin ve Yürütülebilir Bir İşlem: Dava konusu işlem, kesinleşmiş ve icrai nitelikte olmalıdır. Hazırlık niteliğindeki veya tavsiye, görüş bildirme gibi işlemler kural olarak iptal davasına konu edilemez.
- Dava Açma Süresi: İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda genel olarak iptal davalarında 60 günlük dava açma süresi öngörülmüştür. Bu süre, işlem tebliğ edildiği veya öğrenildiği günden başlar.
- İdari Başvuru Usulü: Bazı idari işlemlere karşı dava açılmadan önce idari makamlara itiraz veya üst makama başvuru yapılması gerekebilir. Bu husus, özel kanunlarla veya İYUK’ta düzenlenebilir. Başvuru sonucuna göre dava hakkı doğar.
- Görevli ve Yetkili Mahkeme: Dava, işlem hangi idari merciin yetki alanına giriyorsa o yerdeki yetkili idare mahkemesinde (veya kanunla belirlenmişse vergi mahkemesinde) açılmalıdır. Büyükşehir belediye sınırları içindeki davalarda, hukuki konuda uyuşmazlık söz konusuysa bölge idare mahkemelerinin görevi de gündeme gelebilir.
İptal Davalarında Hukuka Aykırılık Nedenleri
İptal davalarında bir idari işlemin iptalini sağlayacak hukuka aykırılık nedenleri genellikle “yetki, şekil, sebep, konu ve amaç” unsurlarının eksik veya hatalı olması çerçevesinde değerlendirilir. İdari yargıda mahkeme, dava dilekçesinde açıkça belirtilmeyen hukuka aykırılık iddialarını da re’sen dikkate alabilmektedir. Bu incelemede öne çıkan unsurlar şunlardır:- Yetki Unsuru: İşlemi yapan idari makamın, konuyla ilgili kanunla kendisine verilmiş bir yetkisinin bulunmaması veya yetkide hiyerarşik yanlışlık olması hukuka aykırılık teşkil eder.
- Şekil Unsuru: İdari işlemin, kanunen öngörülen usul ve şekil kurallarına uygun olarak tesis edilmemesi de iptal sebebidir. Bu kapsamda ilgililerin dinlenilmemesi, gerekçe gösterilmemesi, olması gereken imzaların eksikliği gibi durumlar sayılabilir.
- Sebep Unsuru: İşlemin gerisindeki vakıa veya hukuki dayanaklar hatalı veya hukuka aykırı ise sebep unsuru sakatlanmış sayılır. Örneğin işlem dayanağı olan kanunun iptal edilmiş olması, dayanak yönetmeliğin hukuka aykırı olması gibi haller, işlemi sakat hale getirir.
- Konu Unsuru: İşlemle ulaşılmak istenen sonucun hukuka veya kamu düzenine aykırı olması durumunda konu unsuru bakımından sakatlık doğar.
- Amaç Unsuru: İdari işlemin, kamu yararı yerine özel veya siyasi menfaat gözetme amacıyla tesis edilmesi, amaç unsurunun sakatlığına yol açar. İdarenin takdir yetkisi olsa bile bu yetkinin hukuka uygun amaçlarla kullanılması gerekir.
İptal Davasının Etkileri
Mahkeme, idari işlemi iptal ettiğinde o işlem hukuk âleminden geriye dönük olarak ortadan kalkar. “Geriye yürüyen etki” olarak adlandırılan bu sonuç, işlemin tesis edildiği andan itibaren hiç doğmamış sayılmasını ifade eder. Bu nedenle, iptal kararları sadece ileriye dönük değil, geriye dönük de sonuçlar doğurur. Bununla birlikte, uygulamada idarece işlemden doğan sonuçların ortadan kaldırılması için ek idari tasarruflara ihtiyaç duyulabilir.İptal davası sonucunda verilen kararda, mahkeme ayrıca işlemden kaynaklanan zararların giderilmesine doğrudan hükmetmez; bunun için tam yargı davası açılması veya aynı davada tazminat talebinde bulunulması gerekir. Eğer davacı aynı anda tazminat talebinde de bulunmuşsa, mahkeme hem iptal hem de tazminat yönünden inceleme yapabilir. Ancak genellikle uygulamada ayrı davalar açılabildiği de görülmektedir.
Uygulamada İptal Davalarının Önemi
İptal davaları, idarenin hukuka bağlılığını temin etmesi bakımından kritik role sahiptir. Hukuk devleti ilkesi gereğince, idarenin tüm işlemleri yargısal denetime tabidir ve hukuka aykırı olduğu tespit edilen işlemlerin iptal edilmesi, bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunmasını sağlar. Ayrıca iptal davaları, idarenin gelecekte tesis edeceği işlemlere yön veren, caydırıcı etkisi olan bir denetim mekanizması işlevi de görür.İptal Davalarında Süre ve Usul Kuralları
İptal davalarında dava açma süresi, tebliğ veya işlemden haberdar olunduğu tarihten itibaren başlar. Genel kural olarak 60 günlük süre öngörülmüştür. Ancak vergi davaları gibi özel kanunlarla farklı süreler de düzenlenmiş olabilir. Dava dilekçesinde dava konusu işlemin dayandığı hukuki ve fiili sebeplerin açıkça belirtilmesi gerekir. Mahkeme, dava dilekçesini ön incelemeden geçirerek usule dair eksiklikleri tespit eder. Gerekli görülürse eksikler tamamlatılır veya dava reddedilir. Yürütmeyi durdurma talebi varsa, mahkeme bu talebi de inceleyerek şartları oluşmuşsa işlemin yürütmesini durdurabilir.İptal davalarında, davanın esası incelenirken idari işlem üzerinde “hukuka uygunluk denetimi” yapılır. Mahkeme, olayda yetki ve şekil gibi formel unsurları incelerken aynı zamanda sebep, konu, amaç bakımından da denetim yapar. İşlemin kamu yararı dışındaki amaçlarla tesis edildiği yönünde somut emareler varsa veya işlem açıkça hukuka aykırı ise iptal kararı verilir.
Tam Yargı Davaları
Tam yargı davaları, idarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararın karşılanmasını amaçlar. Burada dava konusu olabilecek durumlar, idarenin kusurlu işlemleri, eylemleri veya sözleşmeye dayalı ilişkilerden kaynaklanan zararlar olabilir. İptal davasından farklı olarak, tam yargı davasının odağında davacının uğramış olduğu somut bir zarar ve bu zararın tazmini talebi yer alır. Maddi zararın yanı sıra manevi zarar talebi de söz konusu olabilir.Tam Yargı Davalarının Niteliği
Tam yargı davaları, özel hukuk alanındaki tazminat davalarına benzerlik göstermekle birlikte, taraflardan biri her zaman kamu gücü niteliğindeki idaredir. Bu nedenle, söz konusu davalar idari yargı düzeninde görülür. İdarenin haksız fiili, kusuru, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk hallerinden doğan her türlü zarar talebi, tam yargı davası kapsamında ileri sürülebilir.Tam yargı davalarında davacı, idari işlem veya eylemin ortadan kaldırılmasını değil, bundan doğan maddi veya manevi zararın karşılanmasını ister. Mahkeme, inceleme sonucunda idarenin hukuka aykırı eylem veya işlemini tespit eder ve talep edilen zararı somut olgularla uygun bulursa, tazminata hükmeder. Ancak aynı yargılamada, davacı iptal talebinde de bulunmuşsa, mahkeme işlemin iptaline karar verdikten sonra tazminat istemini değerlendirir.
Tam Yargı Davalarının Koşulları
Bir tam yargı davasının incelenebilmesi için belirli koşullar söz konusudur:- Davacının Zarar Görmesi: Gerçek veya tüzel kişilik, idari eylem veya işlemin doğrudan veya dolaylı etkisiyle bir zarar görmüş olmalıdır. Bu zarar maddi olabileceği gibi manevi de olabilir.
- İdari Eylem veya İşlemin Hukuka Aykırılığı: Zararın kaynağı olan eylem veya işlemin hukuka aykırılığı veya en azından idarenin sorumluluğunu gerektiren bir durum olması gerekir. Hizmet kusuru, ağır kusur, risk sorumluluğu gibi farklı hukuki sorumluluk ilkeleri burada devreye girer.
- Uygun İlliyet Bağı: Ortaya çıkan zarar ile idari eylem veya işlem arasında illiyet bağı olmalıdır. Zararın, idarenin işleminden veya eyleminden kaynaklandığı kanıtlanmalıdır.
- Dava Açma Süresi: İYUK gereği tam yargı davalarında, zararın öğrenildiği tarihten veya eylemin sona ermesinden itibaren 1 yıl içinde; her halde eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren 5 yıl içinde idari başvuru yoluna gidilmesi gerekir. İdari başvurunun cevabına göre veya süresinde cevap verilmezse 60 gün içinde dava açılabilir.
Tam Yargı Davalarında Tazminat Türleri
Tam yargı davasında talep edilebilecek tazminat türleri, idari yargının kendine has niteliği göz önüne alınarak çeşitlilik gösterir. Genel olarak iki ana başlıkta incelenir:- Maddi Tazminat: Kişinin malvarlığında azalma meydana getiren zararların karşılanmasıdır. Örneğin, idarenin kusurlu olarak yıktığı bir yapının değeri, tedavi masrafları, iş gücü kaybı gibi somut parasal zararlar bu kapsama girer.
- Manevi Tazminat: Kişinin yaşadığı üzüntü, psikolojik sıkıntı, onur ve şerefine yönelik ihlaller gibi maddi olarak ölçülmesi zor zararlardır. İdarenin işlemi veya eylemi nedeniyle kişinin itibar kaybına uğraması, ağır elem ve üzüntü duyması gibi durumlarda manevi tazminat talep edilebilir.
Tam Yargı Davalarında İspat Yükü
Tam yargı davalarında, idarenin sorumluluğuna gidilebilmesi için idari eylem veya işlemin hukuka aykırı olduğu ve zararın bu eylem veya işlem nedeniyle doğduğu ispat edilmelidir. Davacı, eğer hizmet kusurunu ileri sürüyorsa, idarenin görevini gereği gibi yerine getirmediğini veya geç ifa ettiğini, hiç ifa etmediğini ispat etmeye çalışır. Bazı hallerde, kusursuz sorumluluk ilkesi devreye girer. Bu durumda idarenin kusuru olmasa bile, risk prensibi veya kamu külfetleri karşısında eşitlik prensibi gereği zararları tazmin etmesi gerekebilir.Tam Yargı Davalarının Sonuçları
Mahkeme, tam yargı davasının kabulü halinde idarenin tazminat ödemesine karar verir. Tazminat, davacının zararını karşılama amacına yöneliktir. Karar kesinleştiğinde idare, mahkemece belirlenmiş tazminat miktarını ödemekle yükümlüdür. İdarenin karara uymaması halinde, genel icra yolları veya zorla icra gibi yöntemler söz konusu olabilir. Ancak idari yargıda genellikle idare, yargı kararlarını uygulamakla yükümlü olduğu için zorla icra nadiren gündeme gelir.Tam Yargı Davalarında İdari Başvuru Süreci
Tam yargı davalarının en önemli aşamalarından biri olan idari başvuru, idareye zararın giderilmesi yönünde yapılan bir taleptir. Bu başvuru süresi içinde idare, talebi kabul ederek zararı kısmen veya tamamen karşılayabilir ya da talebi reddedebilir. Talebin reddedilmesi veya belirli bir süre içinde cevap verilmemesi durumunda dava yolu açılır. İdari başvuru süreci, idarenin kendi hatalarını düzeltmesi ve yargı yükünün hafifletilmesi amacı güder.Tam yargı davaları, uygulamada en sık, trafik kazalarında görevli araçların neden olduğu zararlar, kamu hizmetinin aksaması nedeniyle uğranılan zararlar, haksız tutuklama veya gözaltı gibi özgürlük ihlalleri nedeniyle yaşanan manevi zararlar, kamulaştırma işlemlerinin usulsüzlüğü gibi konularda görülür. Yüksek yargı organlarının içtihatları, idarenin kusurlu davranışı ile kusursuz sorumluluğu arasındaki ayrımın yerleşmesi açısından büyük önem taşır.
İptal Davaları ve Tam Yargı Davalarının Karşılaştırılması
İki dava türü de idare hukukunun temel mekanizmaları arasında yer almakla birlikte, amaç, konu, taraf ehliyeti, zamanlama ve sonuçlar bakımından farklılıklar içerir. Aşağıdaki tabloda iki dava türü genel hatlarıyla karşılaştırılmaktadır.Kriter | İptal Davası | Tam Yargı Davası |
---|---|---|
Amaç | Hukuka aykırı idari işlemin ortadan kaldırılması | İdari eylem veya işlemin doğurduğu zararın giderilmesi |
Konu | İdari işlemin hukuka uygunluk denetimi | Maddi veya manevi tazminat talebi |
Taraf Ehliyeti | Menfaati ihlal edilen kişi veya idare | Zarar gören kişi veya idare |
Dava Açma Süresi | Genelde 60 gün (özel durumlar hariç) | 1 yıllık idari başvuru süresi + 60 gün (cevap verilmemesi hâlinde veya ret hâlinde) |
Sonuç | İşlemin geriye dönük ortadan kalkması | Davacıya tazminat ödenmesi |
Dava Açılış Sebepleri Açısından Farklar
İptal davasının çıkış noktası, idari işlemin hukuka aykırılığıdır. Amaç, işlemi hukuk âleminden kaldırmaktır. Bu sebeple iptal davası, genellikle düzenleyici işlemler (yönetmelik, genelge vb.) ve birel işlemler (atama, tayin, disiplin cezası vb.) için söz konusudur. Tam yargı davası ise işlemin kendisinden çok, onun sonucu olarak ortaya çıkan zararın giderilmesini hedef alır. Örneğin, hukuka aykırı bir atama kararı nedeniyle memur mahrum kaldığı maaş farkını veya özlük haklarını talep etmek için tam yargı davası açabilir.Yargılama Süreci ve Delillerin Değerlendirilmesi
İptal davalarında yargılama, idari işlemin tüm hukuka uygunluk unsurlarını kapsar. Genellikle iptal davalarında somut olayın incelenmesinden ziyade, işlemin tesis edildiği hukuki çerçeve ve idarenin takdir yetkisinin sınırları öne çıkar. Tam yargı davalarında ise zarar ve illiyet bağı gibi tazminat hukukunun temel unsurları daha çok önem kazanır. Maddi zararlar için faturalar, bilirkişi raporları, kayıtlar, sözleşmeler veya tanık beyanları incelenir; manevi zararlar içinse olayın ağırlığı, kişinin konumu, zarar görenin psikolojik durumu gibi unsurlar değerlendirilir.Birleşik Davalar
Uygulamada davacılar, hukuka aykırı olduğunu iddia ettikleri idari işlem için hem iptal hem de zararlarının giderilmesini talep edebilirler. Bu gibi hallerde, mahkeme önce iptal istemini değerlendirir. İşlem iptal edilirse, doğan zararın boyutu ve kapsamı incelenir. İdare mahkemesi, tek kararla hem iptal hem de tazmin yönünde karar verebilir. Bununla birlikte, davacıların istemleri mahkemece ayrılabileceği gibi, bazen iptal davası ile tam yargı davası farklı zamanlarda da açılabilir.İdari Yargıda Görev ve Yetki Dağılımı
İdari yargıda görevli mahkemeler Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemeleridir. 2575 sayılı Danıştay Kanunu ve 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun, bu mahkemelerin görev ve yetkilerini düzenler.Danıştay’ın Görevleri
Danıştay, idarî yargı düzeninin en yüksek mahkemesi olarak hem ilk derece yargı yeri hem de temyiz mercii olarak faaliyet gösterir. Bazı önemli davalar, doğrudan Danıştay’da ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülür. Örneğin, bakanlar kurulu kararlarına veya yüksek derecedeki idari işlemlere karşı açılan iptal davalarında Danıştay ilk derece mahkemesi olarak yetkilidir. Ayrıca bölge idare mahkemelerinin verdiği kararların temyiz incelemesini yapar.Bölge İdare Mahkemeleri
Bölge idare mahkemeleri istinaf mercii olarak görev yapar. İdare mahkemeleri veya vergi mahkemelerince verilen kararların istinaf başvurularını inceler. İstinaf incelemesi, hem hukuka hem de olaya yönelik denetimi içerir. Bölge idare mahkemeleri, kanunda belirtilen durumlarda ilk derece mahkemesi sıfatıyla da yargılama yapabilir.İdare ve Vergi Mahkemeleri
İdare mahkemeleri, idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıklarda genel görevli ilk derece yargı yerleridir. Vergi mahkemeleri ise vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklara bakmakla görevlidir. Uygulamada iptal davalarının büyük bir kısmı idare mahkemelerinde açılırken, mali konularla ilgili iptal veya tam yargı davaları vergi mahkemeleri tarafından görülür.Görev ve Yetki Uyuşmazlıkları
İdari yargıda görevli mahkemelerin sınırları, kanunlarla belirlenmiştir. Buna rağmen, bazen uyuşmazlık konusunun hangi mahkemede çözümleneceği tartışmalı olabilir. Görev uyuşmazlığı, idari yargı düzeni içindeki mahkemeler arasında veya adli yargı ile idari yargı arasında ortaya çıkabilir. Bu durumda, görev uyuşmazlığının çözümü için Uyuşmazlık Mahkemesi devreye girer.İptal ve Tam Yargı Davalarındaki Yürütmeyi Durdurma Kararları
Yürütmeyi durdurma, idari yargıda önemli bir geçici hukuki koruma kurumudur. Mahkeme, davanın sonunda verilecek kararın etkisiz hale gelmesini veya davacının telafisi güç zararlar görmesini engellemek amacıyla yürütmeyi durdurabilir. İdari işlemin yürütülmesinin durdurulması, iptal davalarında daha sık başvurulan bir yöntemdir. Tam yargı davalarında ise idari eylemin durdurulması veya zarar veren işlemin askıya alınması söz konusu olabilir.Yürütmeyi durdurma kararı verilebilmesi için İYUK madde 27’ye göre iki şart aranır:
- İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması
- İdari işlemin açıkça hukuka aykırı olması
İptal Davası ve Tam Yargı Davasında Süre Aşımı ve Hukuki Sonuçlar
İdari yargılamada süreler, hak düşürücü nitelik taşır. Belirlenen süreler içinde dava açılmaması, davacının o davayı açma hakkını kaybetmesi anlamına gelir. İptal davalarında genellikle 60 gün olan dava açma süresinin kaçırılması, idari işlemi kesinleştirir ve hukuka aykırı olsa bile o işlemin yargısal denetim yolu kapanır. Tam yargı davalarında ise zararın öğrenilmesinden itibaren 1 yıl içinde idareye başvuru yapılmaması veya idareye başvuru yapıldıktan sonra 60 gün içinde dava açılmaması dava hakkının düşmesine yol açabilir.Sürelerin hukuki niteliği, idari istikrar ve kamu düzeni bakımından önemlidir. İdari işlemlerin sonsuza kadar iptal davasına konu edilememesi, hukuk düzeninde kesinliğin sağlanması açısından gereklidir. Tam yargı davalarında ise zararın ortaya çıkmasından uzun süre geçmesine rağmen dava açılabilmesi, idarenin savunma hakkını ve belgelere erişimini zorlaştırabileceğinden, kanun koyucu süre sınırlaması getirmiştir.
Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Yolları
İdari yargılama hukukunda iptal ve tam yargı davalarının uygulanması sırasında çeşitli sorunlar ortaya çıkabilir. Bu sorunların bir kısmı mevzuattan, bir kısmı ise yargısal uygulamalardan kaynaklanır.İdari İşlemlerin Belirginleştirilmesi
İptal davasına konu olacak idari işlemin “kesin ve yürütülebilir” olup olmadığı bazen tartışma yaratır. Özellikle hazırlık aşamasındaki işlemler, görüş yazıları veya genelge niteliğindeki belgeler iptal davasına konu edilmek istenebilir. Ancak bunlar “icrai işlem” niteliğini taşımıyorsa, mahkeme esastan inceleme yapmadan davayı reddedebilir. Bu belirsizlik, kişileri gereksiz başvurular yapmaya ve yargı yükünü artırmaya itebilir.Zararın Tespiti ve Hesaplanması
Tam yargı davalarında en büyük zorluklardan biri, zarar miktarının tespit edilmesi ve illiyet bağının ortaya konmasıdır. Özellikle manevi tazminat taleplerinde somut bir ölçüt bulunmaması ve hâkimin takdir yetkisinin geniş olması, içtihatlarda farklı sonuçlara yol açabilir. Uygulamada bilirkişi raporları, emsal kararlar ve yargı içtihatları yol gösterici olmakla birlikte, kesin bir standardizasyonun olmaması davalar arasında farklı kararlar çıkmasına neden olabilir.İdari Başvuru ve Uzun Süreli Cevapsızlık
İdari yargılama usulünde, tam yargı davası açmadan önce idareye başvuru zorunluluğu kişilere bazen “idareden cevap gelmemesi” veya “geç cevap” gibi engellerle karşılaşma riski doğurur. İdarenin 60 gün içinde cevap vermemesi “zımni ret” anlamına geldiğinden, davacının dava açma hakkı bu andan itibaren doğar. Ancak uygulamada kişilerin bu süreci takip etmesi güç olabilir. Çoğu zaman idare, zımni ret süresini dolaylı bir cevapla uzatmaya çalışabilir. Bu durum, davacıların dava açma süresi hesaplamasında hataya düşmesine ve hak kayıplarına sebep olabilir.Kararların Uygulanması
İptal davaları sonucunda verilen iptal kararlarının uygulanması, idarenin bu kararlara uyma zorunluluğuna rağmen kimi zaman gecikmeli veya eksik yapılabilmektedir. Tam yargı davalarında hükmedilen tazminat ödemeleri ise genellikle idare bütçesinden veya ilgili kurumun ödeneğinden karşılanır. Uygulamadaki sorunlar, kararların geç uygulanması veya hiç uygulanmaması gibi konulardan kaynaklanmaktadır. Bu durum Anayasa’nın 138. maddesinde düzenlenen “yargı kararlarına uyma” ilkesine aykırı sonuçlar doğurabilir.İstinaf ve Temyiz Aşamasındaki Gecikmeler
Bölge idare mahkemelerinde ve Danıştay’da iş yükünün fazlalığı, karara bağlama sürelerinin uzamasına yol açabilir. Yıllarca süren yargılamalar, davacının hakkını geç elde etmesine neden olmakta, hukuk güvenliği ilkesini zayıflatmaktadır. Bu gecikmeler, özellikle tam yargı davalarında zarar gören kişinin daha büyük mağduriyetler yaşamasına sebebiyet verebilir. Bazı düzenlemelerle iş yükünün hafifletilmesi, alternatif çözüm yollarının geliştirilmesi ve elektronik tebligat sistemlerinin yaygınlaştırılması gibi önlemler alınsa da sorunun tamamen çözülemediği görülmektedir.İptal ve Tam Yargı Davalarında Yargılama Usulünün Temel Aşamaları
İdari yargılamada açılan bir davanın genel olarak geçirdiği aşamalar, hem iptal hem de tam yargı davaları için benzerlik gösterir. Ancak her dava türüne özgü kendine has özellikler mevcuttur.Dava Dilekçesi ve İncelemesi
Davacı, dava dilekçesinde davalı idareyi, dava konusu işlemi veya eylemi, hukuka aykırılık gerekçelerini ve talebini (iptal veya tazminat) açıkça belirtmek zorundadır. Dilekçe, görevli ve yetkili mahkemeye verilir. Mahkeme, ön inceleme sırasında dava dilekçesini şekil ve süre yönünden inceler. Eksiklik varsa tamamlanmak üzere davacıya süre verilir.Savunma Dilekçesi ve Karşılıklı Cevaplar
Davanın açılmasından sonra mahkeme, davalı idareye savunma yapması için süre tanır. Davalı, idari işlemin veya eylemin hukuka uygun olduğunu, davacının zararının olmadığını veya illiyet bağının bulunmadığını iddia edebilir. Mahkeme, gerekli gördüğü takdirde ikinci savunma veya karşılıklı cevap aşamasına geçer.Delil Toplama ve İnceleme
Taraflar, dava dilekçelerinde veya savunmalarında dayandıkları delilleri sunarlar. Deliller, resmi belgeler, tanık ifadeleri, bilirkişi raporları ve keşif sonuçları olabilir. Mahkeme, delilleri serbestçe değerlendirir ve gerek duyarsa ek delil isteyebilir. Bilirkişi incelemesi özellikle tam yargı davalarında önem taşır, çünkü zararın niteliği ve miktarının belirlenmesi teknik bilgi gerektirebilir.Karar ve Gerekçelendirme
Mahkeme, esasa ilişkin incelemesini tamamladıktan sonra kararını verir. İptal davasında, işlemin hukuka aykırı olduğuna kanaat getirilirse iptal kararı; hukuka uygun olduğuna kanaat getirilirse red kararı verilir. Tam yargı davasında, idarenin sorumluluğu tespit edilirse tazminata hükmedilir. Kararlar gerekçeli olmak zorundadır. Gerekçe, idari işlemin veya eylemin hukuka aykırılık nedenlerini veya sorumluluk esaslarını ortaya koyar.Kanun Yolları
Mahkeme kararlarına karşı istinaf ve temyiz yolları açıktır. İstinaf başvurusu bölge idare mahkemesine, temyiz başvurusu Danıştay’a yapılır. Kanun yolları, kararların hem hukuki hem de maddi yönden denetimini sağlayarak yargılama sürecinin sağlıklı işlemesine katkıda bulunur. Uygulamada, miktar veya uyuşmazlığın niteliği bakımından belirli sınırların altında kalan davalarda temyiz yolu kapalı olabilir veya istinaf incelemesi yeterli görülebilir.İdari Yargılama Hukukunun Gelişiminde İptal ve Tam Yargı Davalarının Rolü
İptal ve tam yargı davaları, idarenin hukuka uygun işleyişini denetleme ve bireylerin anayasal haklarının korunması açısından kritik önem taşır. Tarihsel süreçte, idari yargının güçlenmesiyle birlikte iptal davaları ve tam yargı davalarının etkinliği artmıştır. Modern idare hukukunda, idarenin faaliyet alanının genişlemesiyle birlikte ihtilaf konuları da çeşitlenmiş, buna bağlı olarak yeni dava türleri ve kanun yolları (istinaf, bireysel başvuru vb.) gündeme gelmiştir.İptal davaları, idarenin düzenleyici işlemlerini de kapsadığından, toplumsal etkiye sahip birçok düzenleme mahkeme denetimine tabi olabilmektedir. Bu durum, idarenin hukuka bağlılığını ve normlar hiyerarşisini koruma açısından işlevseldir. Tam yargı davaları ise bireyin zararını tazmin eden bir işlev üstlenir. Bu iki dava türü arasındaki denge, idare hukuku sisteminin bütünlüğünü ve etkinliğini sağlar.
İçtihat Gelişimi ve Doktrinsel Katkılar
Danıştay ve bölge idare mahkemeleri kararları, iptal ve tam yargı davalarının uygulamasında yol gösterici içtihatlar oluşturur. Özellikle Danıştay kararları, idari yargılama hukukunun yorumlanması, ilkelerin somut olaylara uygulanması ve mevzuatın geliştirilmesi konularında önemli rehber niteliğindedir. Doktrinde yapılan çalışmalar, yargı kararlarıyla birleşerek idare hukukunun temel ilkelerinin biçimlenmesine katkıda bulunur.Günümüzde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları ve uluslararası hukukun etkileri de idari yargılama hukukunun şekillenmesinde rol oynamaktadır. Özellikle adil yargılanma hakkı, makul sürede yargılama ve mülkiyet hakkı gibi ilkeler, idari yargının tazminat mekanizmaları üzerinde doğrudan veya dolaylı etkiye sahiptir.
Yeni Eğilimler ve Elektronik Yargılamanın Etkisi
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte “elektronik tebligat,” “UETS” (Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi) ve “e-duruşma” gibi uygulamalar hayata geçirilmiştir. Bu yenilikler, iptal ve tam yargı davalarının açılması ve takip edilmesi süreçlerini hızlandırmayı amaçlar. Elektronik yargılama, delil sunma, dilekçe verme ve karar tebliğinin dijital ortamda yapılabilmesini sağlayarak zaman ve maliyet tasarrufu yaratır. Ancak altyapı eksiklikleri ve hukuki uyum süreçleri, elektronik yargılamanın tam anlamıyla yerleşmesini geciktirebilir.İptal ve Tam Yargı Davalarının Uygulamadaki Yeri
İdari yargı sisteminde, açılan davaların büyük bir kısmını iptal davaları oluşturur. Bu davalar, idarenin işlem tesis etme yetkisini doğrudan denetlediği için kamusal açıdan önemlidir. Tam yargı davaları ise daha çok bireysel zararları konu alır. Her ne kadar sayıları iptal davalarına göre daha az olsa da, kişilerin doğrudan maddi veya manevi kayıplarının giderilmesi bakımından kritik rol oynarlar.- Kamu personel rejiminde atama, terfi, disiplin cezaları gibi pek çok işlem iptal davasına konu olur.
- Kamulaştırma veya imar uygulamalarından doğan zararlar tam yargı davasına konu edilebilir.
- Düzenleyici işlemlerin iptali, toplumsal etki alanı geniş davalara örnektir (örneğin, yönetmeliklerin iptali).
Bireylerin idare karşısında hak arama yolları ve bu yolların etkinliği, demokratik devletin ve hukuk devletinin ölçütlerinden biridir. İptal ve tam yargı davaları, sadece uyuşmazlıkları çözmekle kalmayıp, idari uygulamaların hukuki standartlara uyma zorunluluğunu da sürekli biçimde hatırlatır. Dolayısıyla bu dava türleri, kamu yönetimi pratiği üzerinde doğrudan ve dolaylı etkiler yaratır.
Usuli Güvenceler ve Reform İhtiyacı
İdari yargının yavaş işleyebildiği, kararların bazen yeterince etkin uygulanamadığı eleştirileri mevcuttur. Bu sorunları gidermek için çeşitli reform girişimleri zaman zaman gündeme gelmektedir. İstinaf sisteminin yaygınlaştırılması, yargılama sürelerinin kısaltılması, uzmanlaşmış mahkemelerin kurulması ve uzlaştırma gibi alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının geliştirilmesi, gündemde olan bazı çözüm önerileridir.Örneğin, çevre uyuşmazlıkları veya insan hakları boyutu ağır basan konularda özel yetkili idare mahkemelerinin kurulması, yargılamanın hızlandırılması ve kalite standardının yükseltilmesi bakımından önerilmektedir. Bununla birlikte, her reformun başlıca amacı, idari yargının iptal ve tam yargı davalarıyla ilgili işlevini güçlendirmek olmalıdır. Bu işlev, bireylerin haklarını etkili biçimde korurken, idarenin de hukuka bağlı kalmasını sağlayan çift yönlü bir etki yaratır.
İptal ve Tam Yargı Davalarında Yargısal Denetimin Geleceği
İdari yargı, toplumun demokratik gelişimine ve idarenin hukuk denetimine açık olmasına paralel olarak, sürekli değişim ve gelişim içinde olan bir alandır. İptal ve tam yargı davaları, bu sürecin merkezinde bulunur. Gelişen teknoloji, artan nüfus ve karmaşıklaşan idari işlemler, gelecekte de bu davaların önemini artıracaktır.İptal davalarının kapsamı, idarenin faaliyet alanlarının genişlemesiyle birlikte büyümekte, tam yargı davaları ise özellikle kamu hizmetlerinin özelleşmesi ve farklı iş birliği modellerinin doğması sonucunda çeşitlenmektedir. Hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanması, uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla daha da zenginleşmektedir.
İdari yargılama hukukunun, bireylerin haklarını korumak ve idarenin hatalarını düzeltmek adına geliştirdiği bu iki temel dava türü, hukuk devletinin garantisi olarak varlığını sürdürmektedir. İdare hukuku doktrini ve yargısal içtihatlar, yeni sorun alanları belirledikçe iptal ve tam yargı davalarının sınırlarını ve usul hükümlerini daha da netleştirecektir. Bu doğrultuda, idari yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle güçlendirilmesi, hukuk güvenliğinin tesisinde kritik önem taşımaya devam edecektir.