Neler yeni
HukukiSözlük.com

Ücretsiz bir hesap oluşturarak hemen üye olun! Üye girişi yaptıktan sonra, bu sitede kendi konu ve gönderilerinizi ekleyerek tartışmalara katılabilir, ayrıca özel mesaj kutunuzu kullanarak diğer üyelerle iletişime geçebilirsiniz. Böylece tüm forum özelliklerinden tam olarak yararlanabilir ve deneyiminizi dilediğiniz gibi özelleştirebilirsiniz!

Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi

hukukisozluk

Yönetim
Personel

Tanım ve Kapsam​

Kadına yönelik şiddet, toplum genelinde cinsiyet temelli ayrımcılığın en görünür ve en ağır sonuçlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Birleşmiş Milletler’e (BM) göre, kadına yönelik şiddet “kadınlara, cinsiyete dayalı olarak uygulanan ve kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik zarar ya da acı veren veya verebilecek olan her türlü davranış, bu tür davranışlarla tehdit, zorlama veya keyfi özgürlükten yoksun bırakma” biçiminde tanımlanır. Bu tanım, hem kamusal alandaki hem de özel alandaki şiddeti kapsar. Aynı şekilde, hukuki literatürde ve insan hakları hukuku metinlerinde de kadına yönelik şiddet kavramı, sadece fiziksel boyutuyla değil, psikolojik, ekonomik, cinsel ve dijital boyutlarıyla da ele alınır.

Kadınların, yalnızca cinsiyetlerinden ötürü maruz kaldıkları şiddet biçimleri, hem uluslararası insan hakları hukuku hem de ulusal hukuk sistemleri açısından önemli bir gündem maddesi haline gelmiştir. Bu şiddetin önlenmesi, yalnızca mağdurların fiziksel veya psikolojik bütünlüğünü korumak için değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanabilmesi ve ayrımcılığın ortadan kaldırılması için de hayati önem taşır. Birçok ülkede bu alanda özel kanunlar, yönetmelikler ve politikalar geliştirilmiş olsa da uygulamadaki sorunlar, toplumsal algılar ve yetersiz denetimler nedeniyle kadına yönelik şiddetin etkin biçimde önlenmesi konusunda eksikler sürmektedir.

Şiddet Türleri ve Temel Kavramlar​

Kadına yönelik şiddetin çok boyutlu yapısı dikkate alındığında, farklı şiddet türlerini tanımlamak büyük önem taşır. En yaygın şiddet türleri arasında fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddet bulunur.

  • Fiziksel şiddet: Tekme, tokat, vurma, silahla yaralama veya öldürmeye varan çeşitli zarar verici eylemleri içerir. Bu tür şiddet, en somut ve kolay tespit edilebilen şiddet biçimidir.
  • Cinsel şiddet: Tecavüz, cinsel saldırı, cinsel taciz, evlilik içi cinsel şiddet gibi, kişinin rızası olmaksızın gerçekleştirilen her türlü cinsel davranışı kapsar.
  • Psikolojik şiddet: Hakaret, tehdit, aşağılama, kontrol edici davranışlar, korku yaratma ve duygusal baskı gibi eylemler yoluyla mağdurun ruh sağlığını hedef alan eylemlerdir.
  • Ekonomik şiddet: Kadının çalışma hayatına katılımını engellemek, maddi kaynaklarını kısıtlamak, mal veya mülkiyet üzerinde söz hakkını elinden almak veya maddi bağımlılık yaratmak suretiyle gerçekleştirilen şiddet biçimidir.

Bu şiddet biçimleri çoğu zaman iç içe geçmiş şekilde deneyimlenebilir. Örneğin, fiziksel şiddet uygulayan bir kişi aynı zamanda psikolojik ya da ekonomik şiddet de uygulayabilir. Bu nedenle kadına yönelik şiddetin önlenmesi için bütüncül politikalar geliştirmek gerekir. Şiddetin belirlenmesi, takibi ve önlenmesi sürecinde, tanımların hukuki netlik kazanması ve uygulayıcıların bu tanımları doğru biçimde kullanmaları da kritik önem taşır.

Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Bağlamı​

Kadına yönelik şiddeti anlamak, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin tarihsel ve sosyolojik temellerini incelemeyi gerektirir. Toplumun çoğu alanında kadınların konumu, yasalarla tanınan haklara rağmen, pratikte çeşitli engellere tabidir. İşgücü piyasasında, eğitimde, siyasette ve sosyal hayatta kadınlar, yapısal ve kültürel dezavantajlarla karşılaşabilir. Bu durum, şiddete karşı korunma imkanlarını da sınırlayabilir.

Cinsiyet eşitliğinin zayıf olduğu toplumlarda, kadına yönelik şiddetin hem görülme sıklığı artmakta hem de mağdurun hakkını arama yolları daralmaktadır. Şiddet gören kadının şikayetçi olamaması, ailesi ya da çevresi tarafından baskıya uğraması, ekonomik bağımlılık nedeniyle şiddet uygulayan kişiden ayrılamaması gibi pek çok faktör, şiddetin sürekliliğine yol açar. Bu nedenle önleme politikalarında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin aşılmasına yönelik eğitim, farkındalık ve hukuki düzenlemelerin güçlendirilmesi büyük önem taşır.

Uluslararası Hukuki Düzenlemeler​

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla, çeşitli uluslararası kuruluşlarca hazırlanan sözleşmeler ve belgeler, devletlere önemli yükümlülükler getirir. Kadınların insan haklarını korumaya yönelik bu metinler, genellikle evrensel veya bölgesel ölçekte bağlayıcı ya da rehber niteliktedir. Uluslararası düzenlemeler, özellikle taraf devletlerin mevzuat uyumlaştırması ve politikalarını gözden geçirmesi açısından önemli bir etkiye sahiptir.

Birleşmiş Milletler Sözleşmeleri​

Birleşmiş Milletler, kadın haklarının korunması ve şiddetin önlenmesi konusunda farklı metinler geliştirmiştir. Bunların başında Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CEDAW) gelir. CEDAW, kadın haklarının uluslararası düzeyde korunması ve kadına yönelik ayrımcılığın her alanda ortadan kaldırılması için devletlere kapsamlı yükümlülükler yükler. Sözleşmenin 1. maddesi, “kadınlara karşı ayrımcılık” kavramını geniş biçimde tanımlar ve bu tanımın şiddet eylemlerini de içerebileceği kabul edilir.

BM’in kadına yönelik şiddet konusundaki diğer önemli belgesi, 1993 tarihli Kadınlara Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılmasına Dair Bildirge’dir. Bu Bildirge, kadına yönelik şiddeti açık bir şekilde tanımlayarak, aile içi şiddet de dahil olmak üzere her türlü şiddet biçiminin önlenmesi ve faillerin cezalandırılması konusunda devletlerin sorumluluklarını vurgular. Bu belge bağlayıcı olmasa da uluslararası kamuoyunda kadına yönelik şiddetle mücadelede önemli bir çerçeve sunmuştur.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1325 sayılı Kararı da kadınların çatışma süreçlerinde korunması ve barış süreçlerine katılımının sağlanması açısından önem taşır. Bu karar, silahlı çatışma bölgelerinde kadınların maruz kaldığı şiddet türlerine dikkat çekmekte ve barış müzakerelerinde kadınların rolünü güçlendirmeyi amaçlamaktadır.

Avrupa Konseyi ve İstanbul Sözleşmesi​

Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan ve 2011 yılında imzaya açılan İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi konusunda en kapsamlı uluslararası düzenlemelerden biri olarak kabul edilir. Sözleşmenin tam adı “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi”dir. Sözleşme, dört temel prensip üzerine kuruludur:

  1. Önleme: Kadına yönelik şiddetin meydana gelmesini engellemek ve toplumsal bilinci artırmak.
  2. Koruma: Şiddet mağdurlarının etkili biçimde korunması ve desteklenmesi.
  3. Kovuşturma: Faillerin cezalandırılması için hukuki ve adli mekanizmaların güçlendirilmesi.
  4. Bütüncül politikalar: Şiddetle mücadele için kurumlar arası işbirliğinin ve ulusal koordinasyonun sağlanması.

İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddetin toplumsal cinsiyet temelli bir ayrımcılık olduğunu açıkça belirterek, taraf devletlerin kadınlara karşı ayrımcılığı önleme ve kadınları güçlendirme amacıyla yasal ve kurumsal düzenlemeler yapmasını zorunlu kılar. Sözleşme kapsamında, mağdurların korunması için 7/24 hizmet veren acil yardım hatları, sığınma evleri, rehberlik ve danışmanlık merkezleri gibi destek mekanizmalarının oluşturulması ve yaygınlaştırılması hedeflenir.

Ulusal Hukuki Düzenlemeler​

Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde ulusal hukuki düzenlemeler, uluslararası çerçeveyi ülke içindeki yasal, kurumsal ve toplumsal yapı ile bütünleştirme işlevi görür. Hukuk sistemi, kadınların temel hak ve özgürlüklerini korumak için çeşitli normatif araçlar sunar; ancak bunların etkili uygulanması da önemlidir.

T.C. Anayasası ve Eşitlik İlkesi​

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 10. maddesi, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep vb. sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” ifadesiyle eşitlik ilkesini vurgular. Aynı maddede kadınlar ve erkeklerin eşit haklara sahip oldukları, bu eşitliğin sağlanması ve korunması için devletin gerekli tedbirleri alacağı hüküm altına alınmıştır. Bu hüküm, kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda devletin pozitif yükümlülüklerini de ortaya koyar. Anayasa, özel ve kamu alanında kadınların korunması için geniş bir çerçeve sunmakla birlikte, toplumsal cinsiyet eşitliğine dair doğrudan atıflar ve politikalar çoğunlukla kanunlar ve yönetmeliklerle düzenlenir.

6284 Sayılı Kanun ve Diğer Mevzuat​

Türkiye’de kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda en önemli yasal düzenlemelerden biri, 6284 sayılı “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun”’dur. Bu kanun, şiddet mağdurlarının korunması, failin etkili biçimde engellenmesi ve önleyici tedbirlerin alınmasına ilişkin hükümler içerir. Kanunun uygulanması, kadına yönelik şiddet vakalarının daha hızlı ve etkin biçimde ele alınmasını sağlayan koruma tedbirleri ile desteklenir. Örneğin, mağdurun geçici koruma altına alınması, failin evden uzaklaştırılması, mağdurun adres bilgilerinin gizlenmesi ve failin elektronik kelepçe takması gibi önlemler bu kanun çerçevesinde uygulanabilmektedir.

Bunun yanı sıra, Türk Ceza Kanunu (TCK) da kadına yönelik şiddet fiillerine ilişkin çeşitli suç tiplerine yer vermektedir. TCK’daki yaralama, öldürme, tehdit, hakaret ve cinsel saldırı suçlarına ilişkin düzenlemeler, kadınların maruz kaldığı şiddet eylemlerini cezalandıran hükümlerdir. Bazı durumlarda bu suçlara “nitelikli hal” eklenerek cezada ağırlaştırıcı sebepler öngörülür.

Önleme ve Koruma Mekanizmaları​

Kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılabilmesi için sadece hukuki yaptırımlar yeterli değildir. Önleyici ve koruyucu mekanizmaların güçlendirilmesi, kurumlar arası işbirliği, mağdur destek hizmetlerinin yaygınlaştırılması gibi alanlarda kapsamlı politikalar gereklidir.

Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM)​

6284 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelikler çerçevesinde kurulmuş olan Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM), mağdurlara rehberlik ve danışmanlık hizmetleri sunar. ŞÖNİM’ler, sadece hukuki değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal destek mekanizmalarını da koordine eder. Bu merkezlerin temel amaçları şunlardır:

  • Mağduru bilgilendirmek ve yönlendirmek
  • Hukuki ve psikolojik destek sağlamak
  • Koruma kararlarının etkin takibini yapmak
  • Gerekli durumlarda sığınma ve barınma imkanı sunmak
  • Kurumsal işbirliği ile mağdurun sosyal haklara erişimini kolaylaştırmak

ŞÖNİM’lerin etkin çalışması, kadına yönelik şiddetin önlenmesinde önemli bir yer tutar. Çünkü mağdurlar, çoğu zaman hakları ve yasal süreçler hakkında yeterli bilgiye sahip değildir. Ayrıca, mağdurun ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarının hızlı biçimde karşılanması, şiddet sarmalından çıkabilmesi için kritik öneme sahiptir.

Adli Yardım ve Diğer Hukuki Destekler​

Şiddet mağdurlarının hukuki süreçlerde etkin biçimde temsil edilmesi için barolar ve sivil toplum kuruluşları tarafından ücretsiz adli yardım ve avukatlık hizmetleri sunulmaktadır. Özellikle baroların adli yardım büroları, mağdurların dava süreçlerini takip etmelerinde destek olur. Ayrıca, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı gibi kurumlar da mağdurlara hukuki danışmanlık hizmeti sağlayabilir.

Hukuki destek mekanizmaları arasında, uzlaştırma veya arabuluculuk gibi yöntemler de tartışma konusu olabilmektedir. Kadına yönelik şiddet suçlarında arabuluculuk veya uzlaştırma süreçlerinin uygulanması, failin cezasızlık riskini artırabileceği ve mağdur üzerinde baskı oluşturabileceği gerekçesiyle eleştirilir. Bu nedenle, kadına yönelik şiddet fiillerinde arabuluculuğun kullanılmaması veya çok sıkı kurallara bağlanması gerektiği sıklıkla vurgulanır.

Uygulamada Karşılaşılan Zorluklar​

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla yürürlüğe giren yasalar ve sözleşmeler, pratikte çeşitli engellerle karşılaşabilir. Toplumsal, kurumsal ve hukuki düzlemde ortaya çıkan bu engeller, şiddet vakalarının tespiti, kovuşturulması ve cezalandırılmasında aksamalara yol açar.

Hukuki Süreçlerde Eksiklikler​

Yasal mevzuatın varlığına rağmen uygulamada yaşanan sorunlar, kadınların etkin biçimde korunmasını güçleştirir. Hakimlerin, savcıların ve kolluk kuvvetlerinin kadına yönelik şiddet konusunda yeterli uzmanlık eğitimine sahip olmaması, koruma kararlarının alınmasında gecikmeler veya etkin denetim eksikliği, mağdurun güvenliğinin sağlanmasında zafiyetler yaratabilir. Ayrıca, adli tıp raporlarının geç düzenlenmesi veya yetersiz olması da soruşturma ve kovuşturma sürecini olumsuz etkiler.

Hukuki süreçte mağdurun yeniden travmatize olması da önemli bir sorundur. Sorgu esnasında defalarca aynı olayları anlatmak zorunda kalması, mahkemeye fiziksel olarak katılma zorunluluğu, basın ve kamuoyu tarafından ikinci kez mağdur edilme riski gibi faktörler, şiddet mağdurlarını yargı süreçlerinden kaçınmaya itebilir.

Toplumsal ve Kültürel Engeller​

Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde toplumsal ve kültürel faktörler de kritik önemdedir. Geleneksel değer yargıları, ataerkil tutumlar, “aile içi mesele” algısı ve kadının rolüne dair kalıplaşmış düşünceler, şiddetin meşrulaştırılmasına veya görülmez kılınmasına neden olabilir. Bazı topluluklarda, kadının aile birliğini korumak adına şiddete katlanması gerektiği yönünde bir baskı söz konusudur. Bu tür inanç ve tutumlar, mağdurları şikayetçi olmaktan alıkoyar ve hukuki süreçleri sekteye uğratır.

Ayrıca, ekonomik bağımlılık ve eğitim düzeyinin düşük olması gibi faktörler, kadının şiddet gördüğü ilişkiyi sonlandırmasını zorlaştırır. Kadın, iş piyasasında tutunamadığı veya kendi ekonomik kaynaklarına sahip olmadığı takdirde, şiddet uygulayan partnerine ya da ailesine bağlı kalabilir. Toplumsal destek ağlarının yetersizliği de bu durumu pekiştirir.

Çok Boyutlu Yaklaşımın Önemi​

Kadına yönelik şiddet ile mücadelede çok boyutlu bir yaklaşım benimsenmesi gerektiği, uluslararası hukuk belgelerinden akademik araştırmalara kadar pek çok kaynak tarafından dile getirilir. Yalnızca cezai müeyyidelerin uygulanması veya kolluk kuvvetlerinin devreye girmesi yeterli değildir. Sosyal, kültürel, ekonomik ve psikolojik faktörlerin bütüncül biçimde ele alınması zorunludur.

Farkındalık Kampanyaları​

Toplumsal algının dönüştürülmesi, kadına yönelik şiddetin önlenmesinde temel adımlardan biridir. Bu nedenle, medya ve sivil toplum kuruluşları öncülüğünde düzenlenen farkındalık kampanyaları, bilgilendirici seminerler ve atölye çalışmaları, şiddet konusundaki tabuları yıkmayı ve mağdurun yanında yer alma bilincini yaygınlaştırmayı hedefler. Kamu spotları, afişler, broşürler ve sosyal medya kampanyaları gibi araçlar, geniş kitlelere ulaşarak şiddete karşı duyarlılık oluşturabilir.

Bazı kampanyalar, şiddetin yalnızca fiziksel boyutla sınırlı olmadığına dikkat çeker ve psikolojik, ekonomik, dijital şiddet gibi farklı boyutlara ilişkin örnekler sunar. Toplumsal bilinç arttıkça, şiddet mağdurları daha kolay destek ve yardım talep edebilir.

Medyanın Rolü​

Medya, kadına yönelik şiddetin kamuoyu gündemine taşınmasında ve toplumsal duyarlılığın artırılmasında önemli bir aktördür. Ancak medya haberlerinin sansasyonel ve mağduru suçlayıcı bir dille verilmesi, şiddetin meşrulaştırılmasına veya normalleştirilmesine katkı sağlayabilir. Bu nedenle medya mensuplarının etik ilkelere dikkat etmesi, mağdurun kişilik haklarını ihlal etmeden haber yapması ve şiddeti kınayan bir üslup benimsemesi büyük önem taşır.

Özellikle televizyon dizileri, sinema filmleri ve internet yayınlarında yer alan kadına yönelik şiddet sahnelerinin nasıl işlendiği, genç nüfusun toplumsal cinsiyet algısına doğrudan etki eder. Bu nedenle medyada cinsiyetçi kalıp yargılar yerine eşitlikçi ve hak temelli bir yaklaşımın benimsenmesi, şiddetin önlenmesine dolaylı olarak katkı sunar.

Destek Mekanizmalarının Geliştirilmesi​

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve mağdurların korunması için mevcut destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, politika yapıcıların ve uygulayıcıların öncelikleri arasında yer almalıdır. Bu mekanizmalar, hukuki yardımdan psikolojik desteğe, barınma imkânından sosyal destek hizmetlerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsar.

Sivil Toplum Kuruluşlarının Katkısı​

Sivil toplum kuruluşları (STK), kadına yönelik şiddetle mücadele alanında hem hizmet sunucu hem de savunuculuk rolü üstlenir. Sığınma evleri, danışma hatları, psikolojik destek ve hukuki yardım gibi hizmetleri sağlayarak devlet kurumlarının yükünü hafifletirler. Aynı zamanda mevzuat değişiklikleri veya politika reformları için lobicilik ve kamuoyu oluşturma faaliyetleri yürütürler. STK’lar ve devlet kurumları arasında kurulan güçlü işbirliği mekanizmaları, mağdurların ihtiyaç duyduğu desteğin daha hızlı ve etkili biçimde sunulmasını sağlar.

Sağlık Sektörünün Rolü​

Sağlık kurumları, kadına yönelik şiddetin tespitinde ve ilk müdahalede kritik bir noktada bulunur. Şiddet mağduru kadınlar çoğu zaman ilk olarak hastanelere veya aile hekimlerine başvurur. Sağlık personelinin şiddet belirtilerini tanıyabilmesi, doğru yönlendirme yapabilmesi ve gerektiğinde hukuki süreci başlatabilmesi için yeterli eğitim alması gerekir. Sağlık Bakanlığı bünyesinde bu konuda hazırlanan protokoller ve rehberler, mağdurların daha etkin korunmasına yardımcı olur.

Sağlık kurumlarında şiddet mağdurlarına özel birimlerin oluşturulması, mağdurların mahremiyetinin korunması ve güvenlik önlemlerinin alınması da önemlidir. Ayrıca, psikolojik destek ve rehabilitasyon hizmetleri de iyileşme sürecinde kritik bir rol oynar.

Veri Toplama, Raporlama ve İzleme​

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi, ancak güvenilir ve kapsamlı verilerin toplanmasıyla sağlıklı bir zemine oturabilir. İstatistiksel veriler, hangi şiddet biçimlerinin daha yaygın olduğunu, hangi bölgelerde ve hangi sosyoekonomik kesimlerde yoğunlaştığını ortaya koyar. Bu sayede, politika yapıcılar somut veriler üzerinden hareket ederek hedefe yönelik çözümler geliştirebilir.

Etkin İstatistiksel Analiz​

Kadına yönelik şiddet verilerinin doğruluğu ve bütünlüğü, mücadele politikalarının başarısını doğrudan etkiler. Kolluk kuvvetlerinin, hastanelerin, adli makamların ve sosyal hizmet kurumlarının topladığı verilerin ortak bir veri tabanında birleştirilmesi, şiddetin yaygınlığı ve türleri hakkında daha net bir tablo sunar. Ayrıca, bu veriler düzenli aralıklarla kamuoyuna açıklandığında, sorun hakkında farkındalık yaratma ve hesap verebilirlik mekanizmalarını işletme açısından önemlidir.

Politika Geliştirmede Veri Tabanlı Yaklaşım​

Veri tabanlı yaklaşım, önleyici politikaların etkisini artırır. Örneğin, belirli bir bölgede kadın cinayetlerinin artış gösterdiği tespit edildiğinde, o bölgeye yönelik özel eğitim programları, denetimler ve sosyal politikalar devreye sokulabilir. Aynı şekilde, psikolojik şiddet vakalarında artış gözlemlendiğinde, yasal düzenlemelerin gözden geçirilmesi veya bu konuda çalışan uzmanların sayısının artırılması gerekebilir.

Kurumlar arası veri paylaşımının yetersiz olması, politika geliştiriciler için önemli bir engeldir. Veri paylaşımının belirli standartlara bağlanması ve kişisel verilerin korunması ilkelerine uygun biçimde yapılması, hem mağdurların mahremiyetini korur hem de ortak bir izleme ve değerlendirme mekanizmasını mümkün kılar.

Eğitim ve Farkındalık Faaliyetleri​

Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde eğitimin rolü çok büyüktür. Eğitim, yalnızca okul müfredatını değil, aynı zamanda toplumun geneline hitap eden yaşam boyu öğrenme faaliyetlerini de kapsar. Kadınların ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğunu benimseyen bir eğitim anlayışı, erken yaşlardan itibaren toplumsal cinsiyet kalıp yargılarını sorgulamayı ve değiştirmeyi amaçlar.

Erken Yaşta Müdahale​

Okul öncesi dönemden itibaren çocuklara, insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi temel kavramların sade bir dille anlatılması, şiddetin normal bir davranış olarak benimsenmesini engelleyebilir. Eğitim programlarında yer alan sosyal beceri dersleri, problem çözme, öfke kontrolü ve empati geliştirme üzerine çalışmaları içerdiğinde, çocukların ileride şiddete eğilimli bireyler olma ihtimali azalabilir. Aynı zamanda bu dersler, şiddet mağduru olma riskini de düşürür. Öğrencilere, şiddet durumlarını tanımlayabilme ve gerektiğinde yardım talep etme becerisi kazandırmak, önleyici etki yaratır.

Özellikle ergenlik döneminde, gençlerin fiziksel ve duygusal değişimlerle birlikte sosyal çevrelerinde de yeni etkileşim biçimleri geliştirdikleri görülür. Bu dönemde akran zorbalığı ve dijital şiddet vakalarının artması, kadına yönelik şiddetin farklı bir boyutunu ortaya koyar. Bu nedenle, okullarda cinsiyet eşitliği temelli eğitim materyallerinin ve rehberlik hizmetlerinin kullanılması, şiddetin erken yaşta önlenmesinde kritik rol oynar.

Aile İçi Eğitimin Önemi​

Aile, çocukların değer yargıları ve davranış kalıplarının ilk şekillendiği ortamdır. Ebeveynlerin, çocuklarına şiddetsiz iletişim ve çatışma çözme yöntemlerini benimsetmeleri, kadına yönelik şiddetle mücadelede uzun vadeli bir yatırımdır. Ataerkil aile yapısında sıklıkla görülen sert disiplin anlayışı veya otoriter tutumlar, kız çocuklarına ve kadınlara yönelik aşağılama, dışlama ve şiddet örüntülerine zemin hazırlayabilir. Bu nedenle, aile içi eğitim programları ve ebeveynlik kursları, hem kamu kuruluşları hem de STK’lar tarafından düzenlenebilir.

Aile içinde cinsiyet rollerinin eşit paylaşımı da kadına yönelik şiddetin önlenmesine katkı sunar. Eşlerin birbirlerine ve çocuklarına karşı saygı, eşit söz hakkı ve ortak sorumluluk temelinde hareket etmesi, çocuğun ilerleyen yaşlarda sağlıklı ilişki modelleri geliştirmesini sağlar. Bu nedenle, kadına yönelik şiddetin önlenmesi, sadece yasal düzenlemelerle değil, aileden başlayan bir bilinçlenme süreciyle desteklenmelidir.

Tablo: Çeşitli Ülkelerde Kadına Yönelik Şiddetle İlgili Kanuni Düzenlemeler​

Ülkeİlgili Kanun veya DüzenlemeYürürlük Tarihi
Türkiye6284 sayılı Kanun (Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun)2012
İspanyaOrganik Yasa 1/2004 (Kadınlara Yönelik Şiddete Karşı Koruma Yasası)2004
FransaAile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Cezalandırılmasına İlişkin Yasal DüzenlemelerFarklı tarihlerde yapılan eklemeler ve revizyonlar
KanadaCriminal Code (Ceza Kanunu) ve ilgili eyalet düzenlemeleriGüncellemelerle devamlı olarak revize ediliyor
BrezilyaMaria da Penha Yasası2006

Yukarıdaki tabloda, farklı ülkelerin kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair yasal düzenlemeleri görülebilir. Her ülkenin kendi hukuki ve kültürel dinamiklerine göre farklı yaklaşımları olsa da genel ilke, kadına yönelik şiddetin insan hakları ihlali ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir yansıması olduğu yönündedir.

Kurumsal ve Toplumsal Dönüşüm İhtiyacı​

Kadına yönelik şiddetin tamamen ortadan kalkması, toplumun genelinde benimsenmiş köklü bir zihniyet değişimini gerektirir. Hukuki düzenlemeler, uygulama ve denetim mekanizmaları, eğitim faaliyetleri, sağlık hizmetleri ve sivil toplumun katkısı birlikte ele alınmadan, sorunun çözümünde sürdürülebilir bir başarı elde edilemez.

Kurumların bu konudaki farkındalığı ve uzmanlığı, çok yönlü bir eğitim ve yeniden yapılandırma sürecini gerektirir. Adalet sisteminde çalışan hakim, savcı, avukat ve kolluk kuvvetleri; eğitim ve sağlık alanında görev yapan profesyoneller; medya ve sivil toplum temsilcileri gibi farklı kesimlerin ortak bir vizyonla hareket etmesi son derece önemlidir. Bu dönüşüm ihtiyacının temelinde, kadına yönelik şiddetin yalnızca bireysel bir sorun değil, yapısal ve toplumsal bir mesele olduğu gerçeği yatar.

Stratejik Öneriler​

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi konusunda uygulanan politikaların ve tedbirlerin daha etkin hale getirilebilmesi için çeşitli stratejik öneriler gündeme getirilebilir:

Hukuk ve Yargı Alanında​

  • Eğitim Programları: Hakimler, savcılar, kolluk kuvvetleri ve adli tıp personeli için düzenli hizmet içi eğitim programları oluşturulmalı. Bu eğitimler, toplumsal cinsiyet eşitliği, travma ve mağdur psikolojisi konularını içermelidir.
  • Özel Mahkemeler: Aile içi şiddet davalarına ve kadına yönelik şiddet vakalarına bakan özel mahkemeler veya ihtisaslaşmış birimler tesis edilebilir. Bu sayede yargı süreci hızlanır ve uzmanlaşma sağlanır.
  • Koruma Tedbirlerinin Etkin Denetimi: Elektronik kelepçe uygulaması, koruma kararlarına uyulmaması halinde hızlı yaptırım mekanizmaları gibi önlemler yaygınlaştırılmalıdır.

Sosyal Politika ve Destek Hizmetlerinde​

  • Sığınma Evlerinin Artırılması: Şiddet mağdurlarının acil barınma ihtiyacını karşılamak üzere sığınma evlerinin sayısı ve kapasitesi artırılmalı, bu evlerde psikososyal destek, mesleki eğitim ve kreş hizmetleri sunulmalıdır.
  • Ekonomik Destek Paketleri: Şiddet mağduru kadınların ekonomik bağımsızlık kazanabilmesi için mikrokredi, iş kurma teşvikleri, istihdam garantili mesleki eğitim programları gibi destekler sağlanabilir.
  • Sosyal Hizmet Uzmanları: Aile, eğitim ve sağlık kurumlarında yeterli sayıda sosyal hizmet uzmanı istihdam edilerek, şiddet vakalarının erken tespiti ve profesyonel müdahalesi sağlanmalıdır.

Toplumsal Farkındalık ve Eğitimde​

  • Müfredat Revizyonu: İlk ve ortaöğretim müfredatında toplumsal cinsiyet eşitliği, insan hakları ve şiddetsiz iletişim konuları işlenmeli, öğretmenlere bu konuda pedagojik formasyon eğitimi verilmelidir.
  • Ebeveynlik Eğitimleri: Kamu kurumları ve STK’lar tarafından ebeveynlere yönelik seminerler düzenlenmeli, aile içi şiddetin çocuklar üzerindeki olumsuz etkileri anlatılmalı, pozitif disiplin yöntemleri tanıtılmalıdır.
  • Yerel Yönetimlerin Rolü: Mahalle düzeyinde kadın danışma merkezleri kurulmalı, belediyeler tarafından kadınlara yönelik ücretsiz hukuk danışmanlığı, psikolojik destek ve mesleki eğitim programları sunulmalıdır.

Medya ve İletişim Stratejilerinde​

  • Etik Rehberlik: Medyada kadına yönelik şiddet haberlerinin veriliş biçimine dair etik kılavuzlar hazırlanmalı, kadın düşmanı veya şiddeti meşrulaştırıcı dilin önüne geçilmelidir.
  • Pozitif Örnekler: Kadınların başarı hikayelerinin ve özgüvenli rollerinin öne çıkarıldığı medya içerikleri artırılmalı, toplumda rol model oluşturacak örnekler paylaşılmalıdır.
  • Dijital Medyanın Kullanımı: Sosyal medya platformları, çevrimiçi istismar ve taciz vakalarını ciddiye alacak politikalar geliştirmeli, mağdurlara yönelik dijital güvenlik rehberleri hazırlanmalıdır.

Kurumlar Arası İşbirliği ve Koordinasyon​

Kadına yönelik şiddetle mücadelede, farklı kurum ve kuruluşlar arasındaki koordinasyon büyük önem taşır. Adalet, İçişleri, Sağlık, Milli Eğitim ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlıklarının yanı sıra yerel yönetimler ve STK’lar ortak projeler geliştirmelidir. Bu işbirliği, bilgi paylaşımı, ortak veri tabanlarının oluşturulması ve eşgüdümlü farkındalık kampanyaları düzenlenmesi gibi alanlarda somut faydalar sağlayabilir.

Ayrıca, akademik kurumların ve araştırma merkezlerinin de bu süreçte aktif rol oynaması gerekir. Üniversiteler, kadına yönelik şiddetle ilgili araştırmalar yürüterek politika yapıcılar için somut veriler ve analizler sunabilir. Sivil toplum kuruluşları da saha deneyimlerini paylaşarak politikaların pratikteki etkisini değerlendirebilir. Böylece teori ve uygulama arasında köprü kurularak daha etkili stratejiler geliştirilebilir.

Kaynakların Etkin Kullanımı​

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve müdahale mekanizmalarının geliştirilmesi, mali kaynaklara ihtiyaç duyar. Devlet bütçesinden kadına yönelik şiddetle mücadeleye ayrılan pay artırılmalı, söz konusu bütçenin etkin kullanımı için şeffaf ve hesap verebilir mekanizmalar oluşturulmalıdır. Bazı ülkelerde kadın haklarına yönelik projeler, uluslararası fonlar veya özel sektör işbirlikleri yoluyla desteklenir. Bu işbirlikleri, kamu kaynaklarının yetersiz kaldığı alanlarda ek finansal olanaklar sunar.

Kamu kaynaklarının ve uluslararası fonların verimli biçimde kullanılması için stratejik planlar hazırlanmalı, hedef ve performans göstergeleri net biçimde tanımlanmalıdır. Böylece, hangi müdahalenin ne ölçüde etkili olduğu ölçülebilir ve kaynaklar en çok ihtiyaç duyulan alanlara yönlendirilebilir.

Faillerle İlgili Rehabilitasyon Programları​

Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde ihmal edilmemesi gereken bir diğer unsur, faillerin rehabilitasyonu ve yeniden topluma kazandırılmasıdır. Cezai yaptırımların yanı sıra, şiddet eğilimli bireylerin davranış değiştirme programlarına katılması, tekrar suç işleme riskini azaltabilir. Bazı ülkelerde mahkeme kararına bağlı olarak zorunlu terapi seansları, öfke kontrolü eğitimleri veya çift terapisi gibi uygulamalar devreye sokulmaktadır.

Ancak, faili rehabilite etme yaklaşımı mağdurun güvenliğini ve korunmasını ikinci plana atmamalıdır. Rehabilitasyon programları, mağdurun veya potansiyel mağdurların güvenliğine yönelik riskleri minimize edecek biçimde tasarlanmalıdır. İlgili kurumlar ve uzmanlar, failin tedavi sürecini yakından izleyerek toplum içinde olası yeniden şiddet vakalarını engellemeye çalışır.

Kriz Merkezi ve Acil Yardım Hatları​

Kadına yönelik şiddetle mücadelede kritik bir hizmet türü de kriz merkezleri ve acil yardım hatlarıdır. Bu merkezler ve hatlar, mağdurların 7/24 ulaşabileceği, anonim ve ücretsiz danışma imkânı sağlar. Kriz merkezlerinde genellikle psikologlar, sosyal hizmet uzmanları, avukatlar ve gönüllü danışmanlar görev yapar. Acil yardım hattına gelen ihbarlar veya destek talepleri, kolluk kuvvetleri ve diğer ilgili birimlerle eşgüdüm halinde değerlendirilir.

Acil yardım hatları, sadece mağdurların değil, şiddet vakasıyla karşılaşan veya bu konuda kaygı duyan tanıkların da başvurabileceği bir platform sunar. Özellikle komşular, arkadaşlar veya akrabalar, şiddete maruz kalan kişiye doğrudan yardım etmekte zorlandıklarında, bu hatlar üzerinden profesyonel destek alabilir. Böylece, şiddet gizli kalmaz ve erken müdahale ile risk daha düşük seviyelere çekilebilir.

Dijital Platformlarda Şiddet ve Siber Taciz​

Teknolojinin gelişmesi, kadına yönelik şiddetin dijital platformlarda da artış göstermesine yol açmıştır. Siber taciz, tehdit, zorbalık ve ifşa gibi eylemler, mağdurun psikolojik ve sosyal bütünlüğünü ciddi biçimde zedeler. Sosyal medya hesaplarının ele geçirilmesi, özel görüntülerin paylaşılması veya tehdit amaçlı kullanılması, kadına yönelik şiddetin yeni yüzleri arasında yer almaktadır.

Bu tür şiddet eylemlerinin önlenmesi için dijital okuryazarlık eğitimlerine önem verilmelidir. Kadınlara, çevrimiçi platformlarda güvenlik ayarları, dijital haklar ve siber şiddetle mücadele yöntemleri hakkında bilgi sunulmalıdır. Sosyal medya şirketleri de kullanıcı şikayetlerini hızla değerlendirebilecek mekanizmalar kurmalı, siber tacize maruz kalan kişilere destek sunmalıdır. Hukuki olarak da siber taciz ve zorbalık, geleneksel şiddet biçimleriyle eşdeğer ciddiyette değerlendirilerek cezalandırılmalıdır.

İzleme ve Değerlendirme Mekanizmaları​

Kadına yönelik şiddetle mücadelede başarıya ulaşmak, düzenli izleme ve değerlendirme mekanizmalarının varlığına bağlıdır. Devlet kurumları, STK’lar ve uluslararası kuruluşlar, alınan tedbirlerin etkinliğini ölçmek ve gerekli iyileştirmeleri yapmak için periyodik raporlar hazırlamalıdır. Bu raporlar, şiddet vakalarının sayısı, türü, mağdur ve fail profili gibi istatistiksel bilgilerin yanı sıra, uygulamadaki sorunları ve iyi örnekleri de içermelidir.

Ulusal Eylem Planları​

Birçok ülke, kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve mağdur destek mekanizmalarının güçlendirilmesi için ulusal eylem planları hazırlar. Bu planlar, sorunun farklı boyutlarını ele alan hedefler ve stratejik eylemler içerir. Eylem planlarının başarısı, planlama aşamasındaki kapsayıcılık, kurumlar arası işbirliği ve izleme-değerlendirme aşamasındaki şeffaflıkla yakından ilişkilidir.

Planların uygulanması sırasında, hangi hedefe ne kadar ulaşıldığı, hangi alanlarda iyileştirmeye ihtiyaç duyulduğu tespit edilir. Bu süreçte STK’ların ve akademik çevrelerin görüşleri ile bağımsız denetim mekanizmalarının bulguları da dikkate alınarak, eylem planlarının güncellenmesi sağlanır. Böylece, sürekli bir iyileştirme döngüsü oluşturulabilir.

Ekonomik Boyut ve Çalışma Hayatındaki Etkiler​

Kadına yönelik şiddet, mağdurun fiziki ve ruhsal sağlığının yanı sıra ekonomik yaşamını da olumsuz etkiler. Şiddet gören kadınlar işgücünden uzaklaşabilir, üretkenlik kaybına uğrayabilir veya işyerinde ayrımcılığa maruz kalabilir. Bu durum, toplumsal refahı ve ekonomik kalkınmayı da sekteye uğratır. Ekonomik bağımsızlığını kazanamayan kadınlar, şiddet içeren ilişkilerden çıkmakta daha fazla zorlanır.

Kadına yönelik şiddetin ekonomik etkilerini azaltmak için, kadın istihdamını destekleyici politikalar uygulanmalıdır. Mesleki eğitim kursları, girişimcilik destekleri ve esnek çalışma modelleri, şiddet mağduru kadınların ekonomik hayata tutunmalarına yardımcı olabilir. Ayrıca, işverenlerin ve sendikaların da kadın çalışanların şiddete maruz kalması durumunda duyarlı bir yaklaşım benimsemeleri gerekir. İşyerinde şiddet ve tacizle mücadele politikaları geliştirilmeli, mağdur kadınların hakları korunmalıdır.

Kriz Zamanlarında Kadına Yönelik Şiddetin Artışı​

Ekonomik krizler, doğal afetler, salgın hastalıklar veya savaşlar gibi toplumsal kriz dönemlerinde kadına yönelik şiddet vakalarının arttığı gözlemlenir. Örneğin, COVID-19 salgını sırasında uygulanan karantina önlemleri, aile içi şiddet riskini yükseltmiştir. Bu tür olağanüstü durumlarda, kadınların koruma mekanizmalarına erişimi zorlaşabilir, sığınma evleri kapasitelerini aşabilir veya kolluk kuvvetleri ve yargı sistemi olağan işleyişine ara vermek zorunda kalabilir.

Kriz dönemlerinde kadınların güvenliğini sağlamak için acil eylem planları hazırlanmalıdır. Uzaktan destek hatlarının devreye sokulması, mobil uygulamalar üzerinden şiddet ihbarının kolaylaştırılması ve sığınma evlerinin kapasitelerinin artırılması gibi önlemler, şiddet riskini azaltabilir. Ayrıca, kriz yönetimi ekiplerinde toplumsal cinsiyet konusunda uzman kişilerin yer alması, bu tür süreçlerin planlanmasında ve uygulanmasında kadınların ihtiyaçlarının göz ardı edilmemesini sağlar.

Profesyonel Meslek Gruplarının Hassasiyeti​

Kadına yönelik şiddet mağdurları, pek çok farklı meslek grubu ile iletişime geçer. Sağlık personeli, öğretmenler, avukatlar, kolluk görevlileri ve sosyal hizmet uzmanları, mağdurların ilk temas noktaları olabilir. Bu nedenle her meslek grubunun, kadına yönelik şiddet konusunda temel bilgi ve duyarlılığa sahip olması gerekir. Hizmet içi eğitim ve farkındalık çalışmaları, mesleki yeterlilik standartlarının bir parçası haline getirilmelidir.

Özellikle sağlık alanında çalışanların, şiddetin fiziksel izlerini tanıma ve mağduru doğru birimlere yönlendirme becerileri hayati öneme sahiptir. Aynı şekilde, öğretmenler de öğrencilerinde gözlemledikleri davranış değişikliklerini veya yaralanmaları doğru teşhis ederek, ilgili kurumları bilgilendirebilmelidir. Bu tür erken uyarı mekanizmaları, şiddetin daha ağır sonuçlar doğurmadan durdurulmasına katkıda bulunur.

Uluslararası İşbirliği ve İyi Uygulama Örnekleri​

Kadına yönelik şiddet küresel bir sorundur ve ülkeler arası işbirliği, başarıya ulaşmada önemli bir enstrüman olabilir. Uluslararası ağlar ve platformlar üzerinden bilgi, deneyim ve en iyi uygulamaların paylaşılması, ortak projeler geliştirilmesi, mevzuat ve politika reformlarına rehberlik edebilir. Avrupa Birliği, BM kuruluşları ve diğer bölgesel organizasyonlar, kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda fonlar ve teknik destekler sağlamaktadır.

İspanya’da uygulanan kapsamlı koruma yasaları, İzlanda’da kadın haklarına ilişkin güçlü sendikal hareketler ve Kanada’da yerel toplulukların dahil edildiği kapsamlı eğitim programları, farklı coğrafyalardaki iyi uygulama örnekleri arasında sayılabilir. Bu ülkelerin deneyimlerinden faydalanmak, Türkiye gibi ülkelerin kendi koşullarına uygun düzenlemeler ve politikalar geliştirmesine yardımcı olabilir.

Yeni Teknolojiler ve İnovasyon​

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi sürecinde, yeni teknolojilerin ve inovatif yaklaşımların kullanımı giderek önem kazanmaktadır. Acil durum butonu veya konum paylaşımı özelliği sunan mobil uygulamalar, mağdurların anında yardım almasına imkan tanır. Yapay zeka tabanlı veri analizi, şiddet eğilimli bireylerin tespitinde ve vakaların daha erken safhada önlenmesinde kullanılabilir. Aynı şekilde, elektronik izleme yöntemlerinin geliştirilmesi, failin mağdurun belirli bir mesafesine yaklaşmasını engellemeyi hedefleyebilir.

Dijital platformlar, danışmanlık hizmetlerinin ve hukuki bilgilendirmenin uzaktan sunulmasına da imkan sağlar. Özellikle kırsal bölgelerde veya engelli kadınlar gibi dezavantajlı gruplarda yaşayanların destek mekanizmalarına ulaşmasını kolaylaştırır. Ancak bu teknolojilerin etkin ve güvenli biçimde kullanılması için düzenleyici çerçevelerin oluşturulması, veri gizliliği ve etik ilkelerin korunması gereklidir.

Kapsayıcı Yaklaşım ve Dezavantajlı Gruplar​

Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde, dezavantajlı konumdaki kadınların (engelli kadınlar, mülteci kadınlar, etnik azınlık mensubu kadınlar, LGBTQ+ bireyler vb.) ihtiyaçlarına da özel önem verilmelidir. Bu gruplar, genellikle birden fazla ayrımcılık katmanına maruz kalır ve şiddete karşı daha korunmasız hale gelir. Buna karşın, mevcut destek mekanizmaları onların özel gereksinimlerini karşılamakta yetersiz kalabilir.

Engelli kadınların fiziksel, zihinsel veya duyusal engelleri nedeniyle şiddeti bildirmede veya yardım almada ekstra engelleri olabilir. Mülteci kadınlar, dil engeli ve hukuki statü belirsizliği nedeniyle şiddetle mücadele mekanizmalarına erişmekte zorlanabilir. Bu nedenle, kapsayıcı bir yaklaşım benimsenmesi ve destek hizmetlerinin çeşitlendirilmesi önemlidir. Tercümanlık hizmetleri, fiziksel erişilebilirlik düzenlemeleri, özel danışma hatları ve personel eğitimi gibi adımlar, dezavantajlı grupların korunmasını güçlendirebilir.

Yargı Kararlarında Emsal Uygulamalar​

Yüksek mahkemelerin, kadına yönelik şiddet davalarında verdiği emsal kararlar, alt derece mahkemelerin uygulamalarını etkileyerek toplumsal farkındalık oluşmasına katkıda bulunur. Özellikle Anayasa Mahkemesi veya Yargıtay’ın, mağdurun korunması ve şiddet eylemlerinin caydırıcılığı konusundaki kararları, içtihat birliğini sağlar. Bu kararların kamuoyuna yansıması, şiddetin cezasız kalmayacağı yönünde güçlü bir mesaj verir.

Bazı durumlarda, uluslararası mahkemeler veya komiteler de ülkelere yönelik kararlar alır. Örneğin, CEDAW Komitesi’nin belirli bir vakaya ilişkin değerlendirmesi veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği ihlal kararı, devletlere yasal ve yapısal reformlar yapma zorunluluğunu hatırlatır. Bu nedenle, ulusal hukuk sistemiyle uluslararası mekanizmalar arasındaki ilişki, kadına yönelik şiddet vakalarının daha geniş bir perspektifle ele alınmasını sağlar.

Kurumsal Kapasite Geliştirme​

Adalet, kolluk kuvvetleri, sağlık ve sosyal hizmetler gibi farklı alanlarda çalışan kurumların, kadına yönelik şiddetle etkin mücadele edebilmesi için kurumsal kapasite geliştirme projeleri yürütülür. Bu projeler, çalışanların eğitiminden teknolojik altyapıya, yönetişimden mevzuat uyumuna kadar geniş bir yelpazede faaliyetleri kapsar. Örneğin, polis birimlerinde kadına yönelik şiddet konusunda uzmanlaşmış birimlerin oluşturulması veya savcılık bünyesinde özel bir şiddet masası kurulması, kurumsal kapasitenin artırılmasına yönelik adımlardır.

Son Gözlemler​

Kadına yönelik şiddet, derin toplumsal kökleri olan ve çok boyutlu yaklaşımları zorunlu kılan bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Hukuki düzenlemelerin etkili biçimde uygulanması, koruyucu ve önleyici mekanizmaların yaygınlaştırılması, farkındalık çalışmalarının artırılması ve kurumlar arası işbirliğinin güçlendirilmesi, bu mücadelede belirleyici unsurlardır. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin yaygınlaşmasıyla birlikte, kadına yönelik şiddetin istatistiksel olarak azalacağı öngörülse de kalıcı çözüm, toplumsal algıların dönüşmesini ve kadınların her alanda güçlendirilmesini gerektirir. Dolayısıyla, çok yönlü ve uzun soluklu bir çabanın sürdürülmesi zorunludur.
 
Geri
Tepe