Milletlerarası Miras Hukukunun Tanımı ve Kapsamı
Milletlerarası miras hukuku, yabancı unsur taşıyan miras ilişkilerine uygulanacak hukukun belirlenmesi ve bu ilişkilerden doğan uyuşmazlıkların çözümünde hangi devletin mahkemelerinin yetkili olacağına dair kuralları inceleyen bir alandır. Miras ilişkileri genellikle bir kimsenin ölümü sonucunda onun malvarlığının, hak ve borçlarının mirasçılarına geçmesini ifade eder. Ancak miras bırakanın farklı uyruklara sahip olması, farklı ülkelerde taşınır ya da taşınmaz malvarlığının bulunması ve mirasçılar arasında uluslararası nitelikte bağlantılar gibi faktörler, bu sürecin basit olmaktan çıkıp karmaşık bir hâle gelmesine yol açar.Milletlerarası miras hukukunun temelinde “kanunlar ihtilafı” ilkeleri yatar. Bu alanda, miras ilişkisine uygulanacak hukukun belirlenmesi için çeşitli bağlama noktaları dikkate alınır. Bağlama noktaları; miras bırakanın vatandaşlığı, ölmeden önceki son yerleşim yeri (ikametgâhı), mutad meskeni veya miras konusu malların bulunduğu yer gibi kriterlere göre farklılık gösterebilir. Dünyanın farklı hukuksal sistemlerinde bu kriterlerin yorumlanması ve uygulanması birbirinden farklıdır. Örneğin, bazı hukuk sistemleri “murisin milliyetini” esas alırken, bazıları “yerleşik olduğu ülkeyi” ya da “malların bulunduğu yeri” esas alabilmektedir. Hangi bağlama noktasının uygulanacağı ise genellikle ilgili ülkenin milletlerarası özel hukuk mevzuatında yer alan kanunlar ihtilafı kurallarına göre tespit edilir.
Miras bırakanın vasiyetnamesi veya miras sözleşmesi gibi ölüme bağlı tasarruflarının varlığı da milletlerarası miras hukukunda önem taşır. Çünkü bu tasarrufların geçerlilik şartları ve yorumlanmaları, ulusal hukuktan ulusal hukuka değişiklik gösterebilir. Dolayısıyla yabancı unsurlu miras ilişkilerinde, miras sözleşmesi ya da vasiyetnamenin hangi hukuka göre düzenlenmiş olduğunun ve hangi hukuka göre yorumlanacağının belirlenmesi gerekir. Hukuk sistemleri arasındaki bu değişkenlik, mirasçıların haklarının korunması, saklı pay düzenlemelerinin uygulanması ve miras bırakanın iradesinin doğru bir şekilde tespit edilmesi açısından özellikle dikkat edilmesi gereken hususları beraberinde getirir.
Uluslararası miras uyuşmazlıklarında yetkili mahkemenin saptanması ve bu mahkemenin vereceği kararların diğer ülkelerde tanınması ya da tenfizi de milletlerarası miras hukukunun konusuna girer. Farklı ülkelerin yargı mercilerinin kendilerini yetkili görmeleri, çelişkili kararların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu durumda, bir ülke mahkemesinin verdiği miras hükmünün başka bir ülkede uygulanabilirliği hususunda ek sorunlar doğar. Tanıma ve tenfiz süreçleri, genellikle o ülkenin uluslararası usul hukukuna ilişkin düzenlemelerle ve iki ülke arasındaki uluslararası sözleşmelerle yakından bağlantılıdır.
Aynı şekilde, miras bırakanın malvarlığı unsurlarının taşınır veya taşınmaz mallar olması, miras hukukunda ayrı bir öneme sahiptir. Özellikle taşınmaz mallar, bulunduğu ülkenin hukukuna tâbi olma eğilimindedir (lex rei sitae). Bazı durumlarda taşınır mallar da ikamet yeri hukukuna bağlı olabilir. Fakat hangi esasın kabul edileceği, her bir ülkenin kendi hukuk sistemindeki kurallara ve kabul ettiği bağlama noktalarına bağlı şekilde şekillenir. Bu çerçevede, birden fazla ülkede mirası bulunan kişinin ölüme bağlı tasarruflarındaki hüküm ve şartlar, tüm ülkeler nezdinde aynı şekilde geçerli kabul edilmeyebileceğinden, hukuki güvenlik açısından miras bırakanın bu düzenlemeleri yaparken titizlikle hareket etmesi gerekir.
Miras ilişkilerinin uluslararası boyutu, uyuşmazlıkların çözümünde arabuluculuk veya alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin de gündeme gelmesine olanak tanır. Yargı yolunun uzun ve masraflı olabileceği durumlarda, mirasçılar arasındaki uyuşmazlıkların barışçıl yöntemlerle çözümlenmesi hem mirasçıların hem de yargı mercilerinin iş yükünü hafifletir. Bununla birlikte, bu yöntemlerin kullanılabilmesi için ilgili ülkedeki hukuk sisteminin arabuluculuğa veya uzlaşmaya izin vermesi ve miras uyuşmazlıklarının da bu kapsamda görülebilmesi gerekir.
Milletlerarası miras hukuku, hem maddi hukuku hem de usul hukukunu ilgilendiren çok yönlü bir alandır. Çeşitli devletlerin mevzuatı, ikili veya çok taraflı uluslararası sözleşmeler, Avrupa Birliği düzenlemeleri ve içtihatlar bu alanda dikkate alınır. Her ne kadar küreselleşme ve uluslararası iş gücü hareketliliği nedeniyle farklı ülkelerde ikamet eden miras bırakanların sayısı artsa da, dünya çapında yeknesak bir “miras hukuku” sistemi henüz bulunmamaktadır. Her devlet kendi egemenlik alanında düzenlemeler yaparken, uluslararası sözleşmeler ve AB hukuk düzeni gibi üst normlar aracılığıyla belli ölçüde birleştirme (harmonizasyon) yönünde adımlar atılmaktadır.
Milletlerarası miras hukuku kapsamında değerlendirilen konuların zenginliği ve karmaşıklığı, bu alanda uzmanlaşmış hukukçuların önemini artırmaktadır. Miras hukuku konusunda uzman olan, aynı zamanda farklı hukuk sistemlerini de değerlendirebilen avukatlar, danışmanlar veya akademisyenler, uyuşmazlıkların çözümünde ve miras düzenlemelerinin hazırlanmasında kilit rol oynar. Ayrıca, yabancılık unsurlu miras ilişkilerinde vergi boyutu da dikkate alınmalıdır; zira mirasçılardan alınan vergi ve harçlar ülke mevzuatlarına göre ciddi farklılıklar gösterir. Kimi ülkelerde muafiyet veya istisnalar varken kimi ülkelerde oranlar oldukça yüksektir. Dolayısıyla milletlerarası miras hukuku, mirasın bölüşülmesinin yanı sıra vergi planlaması, uluslararası yatırımlar, mülk edinme ve benzeri konularla yakın ilişki içindedir.
Kanunlar İhtilafı Kuralları ve Bağlama Noktaları
Kanunlar ihtilafı kuralları, miras uyuşmazlıklarında hangi ülke hukukunun uygulanacağını belirleyen genel ilkeler bütününü ifade eder. Milletlerarası özel hukuk sistemleri, “yabancı unsurlu” bir olayla karşılaştığında, öncelikle kendi kanunlar ihtilafı kurallarını devreye sokarak uyuşmazlığa uygulanacak hukuku tespit etmeye çalışır. Miras meselelerinde en çok rastlanan bağlama noktaları, miras bırakanın uyrukluğu (milliyeti), son ikametgâhı, mutad meskeni veya taşınmaz malların bulunduğu yer olarak sıralanabilir.Kanunlar ihtilafı kuralları genellikle şu temel fonksiyonları yerine getirir:
- Bağlama noktalarını belirleyerek somut olaya en yakın hukuku tespit etmek
- Tarafların ölüme bağlı tasarruflarla ilgili “hukuk seçimi” (choice of law) yapmasına imkân tanıyan hükümleri düzenlemek
- Zorunlu uygulama kuralları ve kamu düzeni gibi istisnalarla ilgili çerçeve oluşturmak
Miras ilişkisinde hangi hukukun uygulanacağını belirlemede kullanılan bağlama noktaları ülkeden ülkeye değişiklik gösterebilmekle birlikte, belirli kıstaslar öne çıkar. Örneğin, Türk hukukunda 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK), ölenin milliyetine dayalı bir sistem benimsemiştir. Bu Kanun’a göre, miras ölenin milli hukukuna tâbidir. Ancak, Türkiye’de bulunan taşınmaz mallar konusunda Türk hukuku uygulama alanı bulur. Buna karşın, Anglo-Amerikan hukuk sistemlerinde, özellikle İngiltere’de, “domicile” kavramı büyük önem taşır ve miras uyuşmazlığına uygulanacak hukuk genellikle murisin “domicile”ının bulunduğu yer hukukuna göre belirlenir.
Farklı hukuk sistemlerinde “domicile” (yerleşim yeri) ve “residence” (ikamet) birbirinden ayrı teknik kavramlar olarak düzenlenebilir. “Domicile” daha kalıcı ve uzun vadeli bir bağ, kişinin gerçek niyetiyle ikamet ettiği yer olarak görülür. “Residence” ise daha kısa veya geçici bir oturma olabileceği için “domicile” kadar güçlü bir bağlantı unsuru kabul edilmez. Buna karşılık Kıta Avrupası hukuklarında yerleşim yeri genellikle ikametgâh anlamında kullanılır ve vatandaşlık ya da ikametgâh, miras hukukunda ağırlık kazanabilir.
Miras uyuşmazlıklarında bağlama noktası olarak kabul edilen “lex rei sitae” ilkesi de önemlidir. Özellikle taşınmaz mallar bakımından, malın bulunduğu ülke hukuku geçerli kılınır. Bu yaklaşım, taşınmazın hangi şekil şartlarına göre devredileceği veya mirasçılar arasında nasıl paylaştırılacağı gibi konuları, malın bulunduğu ülkenin hukukuna bırakır. Ancak bu kural her zaman katı değildir; bazı hukuk düzenlerinde, miras bırakanın bütün tereke üzerindeki tasarrufunun tek bir hukuka bağlı olması gerektiğini düşünen yaklaşımlar da mevcuttur.
Miras ilişkisinde hangi hukuk kurallarının geçerli olacağı, evleviyetle miras bırakanın kan bağıyla veya hukuki işlemle belirlenen mirasçıları açısından önem taşır. Saklı pay hakkı gibi kimi düzenlemeler, örneğin Türk hukukunda ve birçok Kıta Avrupası ülkesinde zorunlu pay prensibi olarak bilinirken, Anglo-Amerikan sistemlerde böyle bir mutlak zorunlu pay anlayışı bulunmayabilir. Dolayısıyla bağlama kuralı değiştiğinde, mirasçılar farklı sonuçlarla karşılaşabilir. Bu da potansiyel uyuşmazlıkları artırır. Çünkü bazen miras bırakan, saklı pay düzenlemelerinden kaçınmak için farklı bir ülkeyi ikametgâh olarak seçmek veya ölüme bağlı tasarruflarını o hukuka göre düzenlemek isteyebilir.
Kanunlar ihtilafı kuralları uygulanırken, “yetkili hukukun seçimi” (professio iuris) de söz konusu olabilir. Bazı ülkeler, miras bırakanın ölmeden önce hangi hukuku seçtiğini dikkate alarak mirası o hukuka göre değerlendirebilmektedir. Bu yöntem, taraf iradelerine önem veren hukuk sistemleri için daha esnek bir yaklaşım sunar. Ancak seçimin hangi ölçüde geçerli olduğu, hangi şartlarda yapılabileceği ve saklı pay gibi zorunlu kuralların ihlal edilip edilemeyeceği yine her ülkenin kendi mevzuatına göre değişmektedir.
Zorunlu uygulama kuralları (lois de police) ve kamu düzeni (ordre public) istisnaları, kanunlar ihtilafı kurallarının bir başka boyutunu oluşturur. Miras uyuşmazlığında yetkili hukuk belirlense bile, bu hukukun bazı hükümleri kamu düzenine aykırı bulunabilir ya da bir ülkede zorunlu kabul edilen kurallar devreye girebilir. Örneğin, bir hukuk sistemi kadının mirastan eşit pay almasını öngörürken, seçilmiş yabancı hukukta buna aykırı düzenlemeler bulunuyorsa kamu düzeni engeli devreye sokulabilir. Bu durumda, belirli kısıtlamalarla uluslararası alanda harmonizasyonun önüne geçilir; aynı zamanda her ülkenin temel değerleri de korunmuş olur.
Mirasın İntikali ve İradesi Dışı Kazanımlar
Mirasın intikali, miras bırakanın ölümüyle birlikte terekenin (miras bırakanın malvarlığı, hakları ve borçları bütününün) kanundan veya ölüme bağlı tasarruftan kaynaklanan kurallar çerçevesinde mirasçılara geçmesini ifade eder. Milletlerarası boyutta intikal süreci, mirasın bulunduğu ülkedeki yetkili idari kurumlar, mahkemeler veya noterlere başvurularak yürütülür. Buna ek olarak, mirasın paylaşımı, yönetimi ve tasfiyesi aşamalarında da farklı ülkelerin mevzuatlarına uygun olarak hareket edilmesi gerekir.Özellikle ölüm sonrasında terekeye dahil bazı varlıkların “irade dışı” ya da “otomatik” kazanımlara tabi olması söz konusu olabilir. Örneğin, sigorta sözleşmesinde lehtar olarak belirtilen kişi, mirasçı olsun veya olmasın, sigorta tazminatını doğrudan sigorta şirketinden talep etme hakkına sahiptir. Benzer şekilde, banka hesaplarında veya emeklilik fonlarında tayin edilen yararlanıcılar, bu hesapların mirasa dahil olup olmadığına bakılmaksızın paylarını otomatik biçimde alabilirler. Ancak yabancı unsurlu durumlarda, lehtarın veya yararlanıcının yurt dışında bulunması hâlinde, bu kazanımların vergilendirilmesi veya tanınması gibi konularda karmaşa yaşanabilir.
Mirasın intikalinde taşınmaz mallar ayrı bir öneme sahiptir. Bir ülkede bulunan taşınmazın tapu sicilinin hangi hukuka göre düzenleneceği, mülkiyetin ne zaman ve nasıl intikal edeceği, o ülkenin kendi emredici kuralları doğrultusunda belirlenir. Örneğin, Türkiye’deki taşınmazların devir işlemlerinde tapu sicili esas alınır ve Türk hukuku uygulanır. Oysa başka bir ülkede bulunan taşınmaz hakkında Türkiye’de verilen bir mahkeme kararı, söz konusu ülkede tanınma veya tenfize tâbi olmaksızın doğrudan tapu siciline işlenemeyebilir. Bu nedenle, çok ülkeli miras ihtilaflarında, her ülkede ayrı hukuki prosedürlerin tamamlanması gerekir.
Miras bırakanın borçları da mirasın intikali sürecinin önemli bir parçasını oluşturur. Uluslararası düzeyde, mirasçıların hangi oranda ve hangi hukuka göre bu borçlardan sorumlu tutulacağı sorusu gündeme gelebilir. Bazı hukuk sistemlerinde mirasçılar, borçlardan şahsen sorumlu tutulurken, bazılarında sadece tereke ile sınırlı sorumluluk öngörülür. Ayrıca borçların hangi para birimi üzerinden ödeneceği, faiz oranları ve zamanaşımı süreleri gibi hususlar, yetkili hukuk ve yetkili mahkemenin belirlenmesiyle yakından ilişkilidir.
“İradesi dışı kazanım” kavramı aynı zamanda miras bırakanın niyet etmediği halde mirasçılara ya da üçüncü kişilere yarar sağlayan durumları kapsar. Örneğin, bir ülkede geçerli sayılan bir miras sözleşmesi, başka bir ülkede tanınmayabilir. Sonuç olarak, miras bırakanın ölüme bağlı tasarrufları o ülkede geçersiz kabul edildiğinde, yasal mirasçılar devreye girerek beklenmedik bir şekilde terekeye hak kazanabilir. Bu türden durumların ortaya çıkması, çoğu zaman miras bırakanın farklı hukuki düzenlemeleri dikkate almadan vasiyetname ya da miras sözleşmesi hazırlamasından kaynaklanır. Uygulamada bu tür ihtilaflar “irade sakatlığı” iddialarıyla da birleşince daha karmaşık hale gelmektedir.
Milletlerarası miras uyuşmazlıklarında, miras bırakanın malvarlığının tespiti de ayrı bir güçlük alanıdır. Mirasçıların, farklı ülkelerde saklı ya da beyan edilmemiş hesap veya menkul değerleri araştırması gerekebilir. Bu süreç, çoğunlukla uluslararası iş birliği gerektiren ve bazen banka gizliliği gibi engellerle karşılaşılabilen uzun bir prosedürdür. Buna ek olarak, miras bırakanın borçlarını veya alacaklarını takip etmek, farklı yargı mercilerine başvuruları gerektirebilir. Tüm bu karmaşık prosedürler, mirasın intikalinin tek bir yargılama veya idari işlemle sona ermemesine yol açar.
Tereke yönetimi konusunda ortaya çıkan bir başka mesele de mirasçıların kendi aralarında anlaşarak terekenin yönetimini üçüncü bir kişiye devretmesi veya terekenin resmi olarak idaresi için mahkemece kayyım atanmasıdır. Uluslararası boyutta, kayyım veya tereke yöneticisinin yetkileri, malların bulunduğu ülkeye göre sınırlanabilir. Bu nedenle, birden fazla ülkedeki malvarlıklarının aynı şekilde yönetilmesi güçleşebilir. Bu noktada, tarafların tercihiyle milletlerarası tahkim veya arabuluculuk yöntemleri devreye alınarak, daha esnek bir yönetim ve paylaşım modeli tasarlanabilir.
Miras Sözleşmeleri ve Vasiyetnameler
Ölüme bağlı tasarruflar denince akla ilk gelen belgeler vasiyetname ve miras sözleşmeleridir. Milletlerarası miras hukukunda bu belgelerin düzenlenmesi, geçerliliği ve yorumlanması büyük önem taşır. Çünkü miras bırakan, bu belgeler aracılığıyla malvarlığının nasıl paylaşılacağını belirleyebilir, saklı pay düzenlemelerini bertaraf edebilecek bazı önlemler alabilir veya belirli mirasçıların paylarını artırıp azaltabilir.Vasiyetname, genellikle tek taraflı bir ölüme bağlı tasarruftur ve bazı hukuk sistemlerinde resmi, el yazılı veya sözlü şekillerde düzenlenebilmektedir. Her hukuk sistemi, vasiyetnamenin geçerli olabilmesi için belirli şekil şartları getirir. Milletlerarası uyuşmazlıklarda, vasiyetnamenin yapıldığı ülke hukukunun şekil şartlarına mı, yoksa miras bırakanın milli hukukunun şekil şartlarına mı bakılacağı sorunu sıkça tartışılır. La Haye Vasiyetname Biçimine İlişkin Kanunlar İhtilafı Sözleşmesi (1961) gibi uluslararası metinler, vasiyetnamenin geçerliliği konusunda kolaylık sağlamak amacıyla çeşitli hükümler öngörür. Bu sözleşmeye taraf ülkeler, vasiyetnamenin düzenlendiği veya miras bırakanın uyruklu olduğu ülke hukukundaki şekil şartları yerine getirilmişse, vasiyetnameyi geçerli kabul edebilir.
Miras sözleşmeleri ise iki taraflı hukuki işlemler olup, miras bırakan ve lehine miras sözleşmesi yapılan kişinin karşılıklı anlaşmasıyla oluşturulur. Miras sözleşmeleri, bazı ülkelerde yasaklanmış veya sınırlı olarak düzenlenmiş olabilir. Örneğin, Anglo-Amerikan hukuk sisteminde miras sözleşmesi konsepti pek yaygın değildir; vasiyetnamelerin tek taraflı irade beyanına dayanması daha olağandır. Buna karşın, Kıta Avrupası hukuklarında, özellikle Alman ve İsviçre hukukunda miras sözleşmeleri daha fazla kabul görmekte ve uygulanmaktadır. Türk hukukunda da miras sözleşmesi, belirli şartlarla mümkündür.
Miras sözleşmesinin geçerliliği, şekil şartları ve tarafların ehliyeti gibi hususların hangi hukuka bağlı olacağı milletlerarası özel hukukun temel sorunları arasındadır. Eğer taraflar, sözleşmenin yapıldığı sırada belirli bir hukuku seçtilerse ve bu seçim ilgili hukuk sisteminin tanıdığı şekilde usule uygun gerçekleştirildiyse, genellikle bu seçime itibar edilir. Ancak bazı ülkelerde saklı pay kuralları, zorunlu uygulama normu niteliğinde olduğundan, seçilen hukuk saklı pay düzenlemelerini ortadan kaldıramaz. Böyle bir çelişki durumunda, kamu düzeni ya da zorunlu uygulama kuralları devreye girerek miras sözleşmesini kısmen veya tamamen geçersiz kılabilir.
Vasiyetnamenin yorumlanması da milletlerarası nitelik taşıyabilir. Miras bırakan, metni farklı bir dilde hazırlamışsa veya birden fazla ülkeyle bağlantısı olan ifadelere yer vermişse, hangi hukuk sisteminin yorum kurallarının devreye gireceği önemlidir. Örneğin, Türk hukukunda vasiyetnamenin murisin gerçek iradesine göre yorumlanması esastır; ancak İngiliz hukukunda lafzi yoruma daha çok ağırlık verilebilmektedir. Dolayısıyla, vasiyetnamenin yorumu sonucunda ortaya çıkan miras paylaşımında farklı ülke hukuklarının yol açacağı sonuçlar değişik olabilir.
Ölüme bağlı tasarruflarda özellikle “mirastan feragat” veya “mirastan çıkarma” gibi kurumlar da önemli rol oynar. Bazı hukuklarda mirastan feragat, miras sözleşmesi aracılığıyla veya ayrı bir sözleşmeyle mümkündür. Ancak hangi şartlar altında feragat geçerli olacağı, feragat eden kişinin sonradan hak talebinde bulunup bulunamayacağı, saklı payla ilgili düzenlemeler yine tercih edilen veya uygulanacak olan hukuka göre farklılaşır. Miras bırakan bazen bu mekanizmaları kullanarak belirli mirasçıları dışarıda bırakmak ya da daha az pay sahibi kılmak isteyebilir. Fakat yabancı unsurlu durumlarda, feragatin geçersiz sayılması veya başka ülkede tanınmaması ihtimali göz önüne alınmalıdır.
Miras sözleşmelerinin ve vasiyetnamelerin uluslararası geçerliliğini sağlamanın önemli bir yolu da bu belgeleri düzenlerken hukuki danışmanlık almaktır. Özellikle birden fazla ülkede malvarlığı bulunan, çifte vatandaşlığı olan veya farklı ülkelerde mirasçılarının bulunduğu kişiler açısından, tasarrufların her ülkede geçerli olabilecek şekilde planlanması gerekli hale gelir. Uluslararası sözleşmelerin, yerel kanunlar ihtilafı kurallarının ve topluluk mevzuatının dikkatli bir şekilde değerlendirilmesiyle, ileride doğabilecek uyuşmazlıkların en aza indirilmesi mümkündür.
Türk Hukukunda Uygulama ve MÖHUK
Türkiye’de milletlerarası miras hukukuna ilişkin temel düzenleme, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) kapsamında yer almaktadır. Türk hukuku, miras bırakanın (muris) vatandaşı olduğu ülke hukukunu genel kural olarak benimser. Bu çerçevede, bir Türk vatandaşı vefat ettiğinde kural olarak Türk hukuku, yabancı bir vatandaş vefat ettiğinde de o kişinin milli hukuku uygulanır. Ancak, Türkiye’de bulunan taşınmazlar bakımından Türk hukuku emredici olarak devreye girer. Bu durum, lex rei sitae ilkesinin Türk hukukunda geçerli olduğunu gösterir.MÖHUK’ta yer alan hükümler, miras sözleşmesi ve vasiyetname gibi ölüme bağlı tasarrufların şekli ve esaslarına dair soruları da yanıtlar. Kanuna göre, vasiyetnamenin şeklinin geçerliliğinde, ya düzenlendiği yer hukuku ya miras bırakanın milli hukuku ya da vasiyetnamenin düzenlendiği sıradaki mutad mesken veya ikametgâh hukuku gibi bağlama noktalarından herhangi birine uyulması yeterli sayılabilir. Böylece farklı ülkelerdeki şekil şartları arasında esneklik sağlanır ve vasiyetnamelerin geçersiz kılınmasının önüne geçilmeye çalışılır.
Türkiye’de miras hukukunda saklı pay düzenlemesi büyük önem taşır. Türk hukukunda altsoy, anne-baba ve sağ kalan eşin saklı pay hakkı bulunmaktadır. Yabancı uyruklu bir kişi Türkiye’de taşınmaz bıraktığında, mirasçıları da saklı pay rejimiyle karşı karşıya kalabilir. MÖHUK, yabancı miras bırakanın milli hukukunun saklı pay hükümlerini tanırken, Türkiye’deki taşınmazlara uygulanan bazı zorunlu kuralları da saklı tutar. Bu durum, bir çatışma halinde Türk hukukunun kamu düzeni veya zorunlu uygulama normlarıyla öncelik kazanmasına yol açabilir.
MÖHUK, hukukun seçimi konusuna da belirli ölçülerde imkân tanır. Miras bırakanın yapacağı ölüme bağlı tasarruflarda “murisin milli hukuku” veya “murisin mutad mesken hukuku”nun seçilmesi mümkün olabilir. Bununla birlikte, Türk kanun koyucunun vurguladığı saklı pay düzenlemeleri, murisin seçim yoluyla tamamen by-pass edemeyeceği zorunlu normlar olarak değerlendirilebilir.
Türk hukukunda miras bırakanın borçlarının intikali konusunda, medeni hukuk kuralları geçerli olmakla birlikte, yabancılık unsuru varsa borcun kaynağı ve hangi ülkeyle bağlantılı olduğuna göre ek komplikasyonlar çıkabilir. Örneğin, miras bırakanın Türkiye dışında bir ülkede vergi borcu bulunması halinde, mirasçılardan bu borcun nasıl ve hangi kurallara göre tahsil edileceği sorusu, uluslararası anlaşmalar ve o ülkenin vergi mevzuatı çerçevesinde çözülecektir.
Türk mahkemelerinin milletlerarası miras uyuşmazlıklarında yetkisi de MÖHUK kapsamındadır. Genellikle, Türkiye’de bulunan taşınmazlar için Türk mahkemeleri kendilerini yetkili görür. Buna ek olarak, miras bırakana ait taşınır mallar veya banka hesapları Türkiye’de ise, Türk mahkemeleri yine davaya bakma yetkisine sahip olabilir. Ancak, yargı yetkisi belirlenirken, miras bırakanın son ikametgâhının Türkiye’de olup olmaması da dikkate alınır. Bu noktada, diğer ülkelerde açılmış miras davalarıyla çelişki yaşanmaması için, aynı konuda çoklu yargılamaların önüne geçmeye yönelik uluslararası usul hukuku düzenlemeleri ve Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeler dikkate alınmalıdır.
Türk hukukunda ölüme bağlı tasarrufların noterde veya sulh hukuk hâkimi huzurunda düzenlenmesi yaygındır. Yabancı ülkede düzenlenen vasiyetname veya miras sözleşmesi, Türkiye’de tanınabilmesi için Türkçe tercümesiyle birlikte şekil şartlarının incelemesinden geçebilir. Ayrıca, Apostille şerhi gibi uluslararası belgelerle onaylanması ya da konsolosluklar tarafından tasdik edilmesi de istenebilir. Bütün bu prosedürler, yabancı unsurlu miras ilişkileri söz konusu olduğunda ek zaman ve maliyet getirebilir.
Avrupa Birliği Miras Tüzüğü ve Etkileri
Avrupa Birliği (AB), üye devletler arasında miras uyuşmazlıklarında yeknesak kurallar oluşturmak amacıyla 650/2012 sayılı “Miras ve Vasiyetnamelere İlişkin AB Tüzüğü”nü kabul etmiştir. Bu Tüzük, AB üyesi ülkeler arasında miras konusunda hangi hukukun uygulanacağı, hangi mahkemelerin yetkili olduğu ve kararların tanınması ve tenfizi konularında önemli düzenlemeler getirir. Her ne kadar İrlanda ve Danimarka bu Tüzüğe katılmamış olsa da, AB genelinde büyük ölçüde ortak bir çerçevenin oluştuğunu söylemek mümkündür.AB Miras Tüzüğü’nün temel bağlama noktası, miras bırakanın “adi ikametgâhı”dır (habitual residence). Miras bırakan, ölüm anında hangi AB ülkesinde mutad meskene sahipse, kural olarak o ülkenin mahkemeleri yetkili olacak ve miras uyuşmazlığına o ülke hukuku uygulanabilecektir. Bununla birlikte, muris yazılı bir beyanla, vatandaşı olduğu üye ülke hukukunu da seçebilir (hukuk seçimi). Tüzük, bu seçimin geçerli olabilmesi için belirli şekil şartlarının yerine getirilmesini ve açık bir irade beyanını aramaktadır.
Tüzük, “Avrupa Miras Sertifikası” (European Certificate of Succession) adlı önemli bir belgeyle, mirasçıların ve vasiyet lehtarlarının miras haklarını AB içinde daha kolay ispat edebilmelerine imkân tanır. Böylece mirasçılar, bir ülkede aldıkları miras sertifikasını diğer üye ülkelerde de tanıtıp malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunabilirler. Bu düzenleme, AB içinde miras işlemlerini hızlandırmak ve basitleştirmek amacıyla getirilmiştir.
Söz konusu Tüzük, saklı pay ve aile hukuku gibi konularda üye devletlerin yerel düzenlemelerine müdahale etmez. Çünkü AB, aile ve miras hukukunda üye devletlerin ulusal egemenlik alanını korumayı tercih eder. Dolayısıyla, Tüzük yetkili hukuku ve yetkili mahkemeyi belirlemekle sınırlı kalır. Mirasın esasına dair düzenlemeler hâlâ ilgili ulusal mevzuatlarda bulunur. Ancak Tüzük, bu ulusal mevzuatların daha uyumlu ve öngörülebilir şekilde uygulanmasını sağlayan çerçeve kuralları oluşturur.
AB Miras Tüzüğü, tanıma ve tenfiz konularında da pratik kolaylıklar sunar. AB üyesi ülkeler arasında, miras kararlarının tanıma ve tenfizi otomatikleşmeye yakın bir modele sahiptir. Bu sayede, bir üye ülkede alınan miras kararı, başka bir üye ülkede ek bir yargı prosedürüne gerek kalmadan uygulanabilir. Yine de kamu düzeni (ordre public) engeli gibi istisnalar Tüzük’te de korunmuştur.
Tüzüğün kapsamı dışında kalan hususlar da mevcuttur. Örneğin, veraset ve intikal vergileri Tüzük kapsamında düzenlenmemiş olup, üye devletler kendi ulusal vergi mevzuatlarını uygulamaya devam ederler. Eşler arasındaki mal rejiminden doğan mirasla ilgili sorunlar da Tüzük’ün alanına doğrudan girmez; bu konular AB’nin başka düzenlemelerinde veya ulusal hukukta yer almaktadır. Benzer şekilde, şirket paylarının ölümü halinde intikaline dair özel hükümler de Tüzük kapsamında düzenlenmez, genellikle ticaret hukuku ve şirketler hukukundaki düzenlemelere atıf yapılır.
AB üyesi olmayan Türkiye gibi ülkelerden bir miras bırakanın AB’de malvarlığı bulunması veya AB vatandaşlarının Türkiye’de miras bırakması durumunda, AB Miras Tüzüğü ile MÖHUK arasındaki ilişkiler pratikte önem kazanır. Kimi zaman, AB üyesi ülke mahkemesi Tüzük’e dayanarak kendisini yetkili görebilir ve “adi ikametgâh” bağlama noktasını uygular. Öte yandan, Türkiye’deki mahkeme de MÖHUK kurallarına göre kendisini yetkili görebilir. Bu durumda çelişkili kararlar çıkmaması için mahkemeler arasındaki iş birliği, dava önceliği ve usul ekonomisi ilkeleri devreye girebilir. Taraflar, uyuşmazlığın tek bir ülkede çözümlenmesini tercih edebilir veya paralel yargılamalar sonunda tanıma/tenfiz süreçleriyle karşılaşabilir.
AB Miras Tüzüğü, uluslararası miras hukuku alanında kayda değer bir “bölgesel bütünleşme” örneği teşkil eder. Dünyada benzer nitelikte evrensel bir düzenleme yoktur; ancak La Haye Konferansı gibi uluslararası kuruluşlar da miras alanında yeknesak kurallar oluşturmak için zaman zaman çalışmalar yürütür. Bu çalışmaların sonuçları, taraf devletlerin onayladığı sözleşmelerle sınırlı kaldığından, küresel anlamda tam bir birlik sağlamak güçtür. Yine de Tüzük, AB içinde miras meselelerinin daha hızlı ve öngörülebilir çözülmesine katkı sunar.
Yargı Yetkisi, Tanıma ve Tenfiz Süreçleri
Yabancı unsurlu miras uyuşmazlıklarında, hangi ülke mahkemesinin davayı göreceği ve bu mahkemenin vereceği kararların başka ülkelerde tanınıp tenfiz edilip edilmeyeceği kritik önem taşır. Yargı yetkisi, her ülkenin kendi milletlerarası usul hukukuna ve varsa taraf olduğu çok taraflı sözleşmelere göre belirlenir.Türk hukukunda yargı yetkisi bakımından MÖHUK, temel çerçeveyi çizer. Taşınmazın Türkiye’de bulunması halinde Türk mahkemeleri, genellikle münhasır yetki kuralına dayanarak kendilerini yetkili sayar. Taşınır mallar açısından ise miras bırakanın ölmeden önceki son ikametgâhının Türkiye’de olması gibi faktörler, Türk mahkemelerinin yetkili sayılmasına yol açabilir. Bununla birlikte, yabancı mahkemede görülmekte olan veya sonuçlanmış bir davanın varlığı, Türk mahkemelerinde “derdestlik” veya “kesin hüküm” itirazının yapılmasına imkân tanır.
AB ülkeleri arasında ise Miras Tüzüğü, yargı yetkisinin nasıl belirleneceğini düzenler. Adi ikametgâh prensibi burada merkezî rol oynar. Eğer miras bırakan, ölümünden önceki son mutad meskenini bir AB ülkesinde bulunduruyorsa, kural olarak o ülkenin mahkemeleri yetkilidir. Ancak murisin vatandaşlığı veya bazı özel durumlar uyarınca başka mahkemelerin devreye girmesi de mümkündür. Ayrıca, Tüzük çerçevesinde mahkemelerin vereceği kararlar diğer üye ülkelerde büyük ölçüde otomatik tanınır.
Tanıma ve tenfiz, uluslararası miras uyuşmazlıklarının uygulamada en sık karşılaşılan aşamalarından biridir. Yabancı bir mahkeme kararının başka bir ülkede geçerli olabilmesi için genellikle tanıma veya tenfiz davası açılması gerekir. Tanıma, yabancı kararın o ülkede aynı hukuki sonuçları doğurmasını sağlamayı amaçlar. Tenfiz ise, kararın icra edilmesini mümkün kılar. Örneğin, miras konusundaki bir mahkeme kararının Türkiye’de uygulanabilmesi için, Türk mahkemelerinin bu kararı tanıması ve gerekiyorsa tenfiz etmesi lazımdır.
Tanıma ve tenfiz davalarında, çoğu hukuk sistemi aşağıdaki şartların yerine getirilmesini bekler:
- Yabancı mahkeme kararının verildiği ülke ile tanıma veya tenfiz talep edilen ülke arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) veya uluslararası bir anlaşma olması
- Kararın o ülkede kamu düzenine açıkça aykırı olmaması
- Davalı tarafa savunma hakkı verilmesi ve usul kurallarına uyulması
- Kararın o ülkede kesinleşmiş veya icra kabiliyetine sahip olması
Milletlerarası miras hukuku bakımından tanıma ve tenfiz, malvarlığının bulunduğu ülkelerde mirasçıların hak talebinde bulunabilmesi açısından zorunludur. Örneğin, Almanya’da verilen bir miras paylaşım kararının Türkiye’deki taşınmaz tapu siciline işlenebilmesi için Türk mahkemelerinde tanıma ve tenfiz sürecinin tamamlanması gerekir. Bu süreçte, taraflar tüm belgelerin yasal çevirilerini ve kararın kesinleştiğini gösteren evrakları sunmak durumundadır. Eğer ilgili ülkeler arasında tanıma ve tenfiz işlemlerini kolaylaştıran ikili veya çok taraflı sözleşmeler varsa, süreç daha hızlı ve basit şekilde sonuçlanabilir.
Bazı durumlarda miras uyuşmazlığına ilişkin kararlar, söz konusu yabancı ülkede idari mercilerin (noter, sulh yargıcı vb.) düzenlediği resmî belgelerle de sonuçlanabilir. Bu tip belgelere karşı, tanıma ve tenfiz davası yerine özel prosedürler öngörülebilir. AB Miras Sertifikası gibi belgelerin varlığı, tanıma prosedürünü büyük ölçüde hafifleten veya otomatik hâle getiren düzenlemeler getirebilir. Ancak AB dışı ülkelerle ilgili olarak hâlâ klasik tanıma ve tenfiz sürecinin takip edilmesi gerekebilir.
Yargı yetkisinde çakışma (lis pendens) durumları da uluslararası miras hukukunun bir diğer zorluk alanını oluşturur. Aynı miras uyuşmazlığı, aynı zamanda birden fazla ülkede açılabilir. Bu durumda, mahkemelerden biri kendisini yetkili kabul ederek davayı görürken, diğer mahkeme bekletici mesele yapmak ya da derdestlik itirazını incelemek zorunda kalabilir. Hukuki güvenliği zedeleyen bu tür durumları engellemek veya minimalize etmek için AB Tüzüğü gibi düzenlemeler koordinasyon mekanizmaları öngörür. AB üyesi olmayan ülkeler ile AB üyesi ülkeler arasında ise bu tip koordinasyon mekanizmaları ancak ikili anlaşmalar veya evrensel sözleşmelerle sağlanabilir.
Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Milletlerarası miras hukuku, uygulamada pek çok sorunu beraberinde getirir. Farklı hukuk sistemlerinin çatışması, bağlama noktalarının değişkenliği, ölüme bağlı tasarrufların şekil ve geçerlilik şartlarındaki çeşitlilik, saklı pay, vergi yükümlülükleri ve tanıma-tenfiz süreçlerindeki güçlükler, uyuşmazlıkların artmasına yol açar. Her ne kadar uluslararası sözleşmeler ve bölgesel bütünleşme düzenlemeleri bu sorunları hafifletmeye çalışsa da, pratikte hâlâ ciddi uyuşmazlıklar doğabilmektedir.Uygulamada sık rastlanan sorunlardan bazıları şunlardır:
- Birden fazla ülke vatandaşlığına sahip murisin hangi hukuka tâbi olacağının belirlenmesi
- Muris, hayatının uzun bir bölümünü farklı ülkelerde geçirdiyse, “mutad mesken” veya “ikametgâh” tespitindeki zorluklar
- Vasiyetnamenin geçerliliği konusunda şekil şartlarının ülkesel farklılıkları
- Saklı pay düzenlemelerine aykırı ölüme bağlı tasarrufların diğer ülkelerde kabul görmemesi
- Taşınmazların bulunduğu ülkede emredici kuralların devreye girmesi
- Vergi mevzuatı farklılıklarının yarattığı ek mali yükler
- Tanıma ve tenfiz aşamasında kamu düzeni itirazları
Bu sorunlara çözüm getirebilmek adına, miras bırakmak isteyen kişinin öncelikli adımı, yaşadığı veya vatandaşlığına sahip olduğu ülkelerin miras hukukunu ve kanunlar ihtilafı kurallarını göz önüne alarak hukuki danışmanlık almaktır. Miras planlaması, ölüme bağlı tasarrufların her ülkenin kurallarına uygun biçimde düzenlenmesini hedefler. Çoğu zaman bir “miras planlama” stratejisi, şu adımları içerir:
- Kişinin vatandaşlığını, mutad meskenini ve malvarlığının bulunduğu ülkeleri belirlemek
- Her ülkede geçerli olacak hukuki belgelerin (vasiyetname, miras sözleşmesi vb.) hazırlanması
- Saklı pay, vergi ve diğer emredici kuralları ihlal etmeyecek şekilde düzenleme yapmak
- Gerekliyse “hukuk seçimi” beyanında bulunmak
Bu şekilde hareket edildiğinde, ölüm sonrası ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların büyük bir bölümü en baştan engellenebilir. Ayrıca, varlıklar farklı ülkelerde yoğunlaşmışsa, her ülke için ayrı vasiyetname düzenlenmesi veya tek bir vasiyetnamede bütün ülkelerdeki malvarlığına ilişkin açık hükümlere yer verilmesi önerilir. Birleşik vasiyetname yönteminde, çeşitli hukuk sistemlerinin şekil şartlarını aynı anda sağlamak bazen güç olabilir; bu noktada uzman danışmanlarla çalışmak önemlidir.
Adli ve idari prosedürlerin uzunluğu ve karmaşıklığı, bir diğer temel sorun olarak öne çıkar. Bir ülkede mirasın intikali tamamlanmışken, diğer ülkede henüz yargı süreci başlamamış olabilir. Bu gecikmeler, mirasçıların malvarlığını yönetmesini ve kullanmasını zorlaştırır. Bazı durumlarda mirasçılar, terekenin değerinin düşmesi veya vergisel yükümlülüklerin artması tehlikesiyle de karşı karşıya kalabilir. Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri (arabuluculuk, tahkim vb.), mirasçılar arasında anlaşmaya müsait bir ortam sağladığı takdirde, dava yoluna kıyasla daha hızlı ve az masraflı çözümler üretilebilir.
Diğer bir çözüm önerisi, uluslararası sözleşmelere ve bölgesel düzenlemelere katılımın artırılmasıdır. La Haye Konferansı çerçevesinde hazırlanan miras ve vasiyetnamelerin şekil şartlarına ilişkin sözleşmelerin taraf sayısının artması, dünyanın farklı bölgeleri arasında da tanıma-tenfiz süreçlerinin kolaylaşmasını sağlayabilir. Ayrıca, AB Miras Tüzüğü benzeri bir modeli benimseyen başka bölgesel birlikler de oluşturulabilir; bu sayede bölge içinde çelişkili kararların önüne geçilmesi ve miras işlemlerinin hızlandırılması mümkün olur.
Vergi boyutu, uluslararası miras hukukunun bir başka karmaşık unsurudur. Mirasçıların, miras bırakanın yaşadığı veya malvarlığının bulunduğu ülkelerin vergi mevzuatına göre beyan ve ödeme yükümlülüğü doğabilir. Çifte vergilendirme anlaşmaları, bazen mirastan kaynaklanan vergiler için de geçerli olabilir. Ancak çoğu zaman, miras vergileri çifte vergilendirme anlaşmaları kapsamı dışında tutulur veya kısıtlı düzenlemelere tâbidir. Bu nedenle, miras bırakanın vergi planlaması yaparken, hangi ülkede hangi vergi oranlarının uygulandığını ve muhtemel istisnaları gözden geçirmesi gerekir.
Miras hukukunda sıklıkla gündeme gelen bir diğer husus da aile içi itilafların küresel boyuta taşınmasıdır. Uygulamada, farklı ülkelerde yaşayan aile bireyleri arasındaki anlaşmazlıklar duygusal ve mali yönden yıpratıcı olabilir. Her ne kadar hukuki düzenlemeler yol gösterici olsa da, miras paylaşımı süreçlerinde aile uzlaşmalarına açık kapı bırakılması uyuşmazlıkların daha hızlı çözülmesini sağlar. Bazı durumlarda bir aile protokolü veya miras sözleşmesi düzenlenmesi, duygusal gerilimlerin önüne geçip uzun süren davalardan kaçınmaya yardımcı olur.
Tüm bu zorluklar ve çözüm yolları, milletlerarası miras hukukunun giderek daha fazla önem kazanacağına işaret eder. Küreselleşmeyle beraber insanlar iş, eğitim, evlilik gibi nedenlerle farklı coğrafyalarda yaşamakta, malvarlığı edinmekte ve çok uluslu aile yapıları ortaya çıkmaktadır. Bu gerçeklik, miras hukuku alanında da yeni düzenlemeleri ve var olan düzenlemelerin sürekli güncellenmesini gerektirir. Hem ulusal mevzuatların hem de uluslararası düzenlemelerin, pratikte ortaya çıkan ihtilaflara cevap verebilecek nitelikte olması beklenir.
Ülke | Bağlama Noktası |
---|---|
İngiltere | Domicile |
ABD | Domicile veya Residence (Eyalet hukukuna göre farklılık gösterebilir) |
Fransa | Milli Hukuk veya Yerleşim Yeri Hukuku |
Türkiye | Muris Milli Hukuku + Taşınmazlar İçin Türk Hukuku |
Almanya | Milli Hukuk veya AB Miras Tüzüğü çerçevesinde Mutad Mesken |
Yukarıdaki tablo, bazı ülkelerde öne çıkan temel bağlama noktalarını özetlemektedir. Görüldüğü üzere, her ülke kendi milli hukukuna veya bölgesel düzenlemelere uygun olarak farklı kriterleri benimseyebilir. Bu tablo dahi, milletlerarası miras hukukunda standardizasyonun zorluğunu gözler önüne sermektedir.
Birden fazla ülkeyi ilgilendiren miras uyuşmazlıklarında, bütün bu faktörler dikkate alınarak kapsamlı bir hukuki strateji geliştirmek gerekir. Kanunlar ihtilafı kuralları, saklı pay rejimleri, hukuk seçimi imkanları, tanıma-tenfiz prosedürleri, vergi yükümlülükleri ve olası birden fazla yargılamanın önlenmesi gibi hususlar, birbirine bağlı konulardır. Çözüme ulaşmak çoğu zaman karmaşık ve zahmetli olsa da, doğru planlama, uzman desteği ve taraflar arasındaki iyi niyetli müzakerelerle, miras ilişkilerinde ortaya çıkabilecek pek çok hukuki ve ekonomik kayıp önlenebilir.