Miras Hukukunda Uygulanan Davalar
Miras hukuku, bir kimsenin ölümü veya gaipliği halinde malvarlığının kimlere ve hangi şartlarla geçeceğini düzenleyen hukuk dalıdır. Modern hukuk sistemlerinde miras, bir yandan ölenin (muris) iradesine uygun tasarruf özgürlüğünü temin etmeye çalışırken, diğer yandan yasal mirasçıların haklarını koruma ve uyuşmazlıkların çözümü amacıyla çeşitli davalara konu olur. Bu kapsamda dava türleri, her somut olayın özelliklerine göre şekillenmekle birlikte sıklıkla tenkis, muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve tescil, vasiyetnamenin iptali ve yorumlanması, miras sözleşmesine dayalı uyuşmazlıklar, ortaklığın giderilmesi ve terekenin tespiti gibi konularda toplanır. Aşağıda, Türk miras hukukunda uygulanan belli başlı dava türleri incelenirken, uygulamadaki önemi ve karşılaşılan sorunlar da ele alınmaktadır.
Tenkis Davaları
Miras bırakan, tasarruf özgürlüğü kapsamında çeşitli hukuksal işlemler yapabilir. Bu işlemler, Türk Medeni Kanunu uyarınca saklı paylı mirasçıların saklı pay haklarını ihlâl etmeyecek şekilde gerçekleştirilmelidir. Saklı paylı mirasçılar, mirastan kanunen kendilerine tanınan asgari payı talep etme hakkına sahiptir. Murisin, sağlığında yaptığı ivazlı veya ivazsız kazandırmalarla ya da ölüme bağlı tasarrufları ile saklı payları ihlâl edebilecek işlemler yapmış olması halinde saklı paylı mirasçılar tarafından tenkis davası açılabilir.
Tenkis davasının amacı, saklı payların korunmasıdır. Murisin tasarruf özgürlüğü, saklı paylı mirasçıların korunması ile sınırlandırılmıştır. Eğer saklı paylar ihlâl edilecek ölçüde kazandırma veya ölüme bağlı tasarruf söz konusuysa, tenkis davası açılmak suretiyle miras bırakanın aşan kısımda yaptığı işlemler kısmen geçersiz kılınır ve saklı pay sahibinin hakkı teslim edilir. Tenkis, öncelikle ölüme bağlı tasarrufların tenkisi ile gerçekleştirilir. Bu şekilde saklı pay ihlâli önlenemiyorsa, sağken yapılan bağış ve karşılıksız kazandırmalara da sıra gelir. Hukuk uygulamasında, tenkis davası açma hakkının miras açıldıktan sonra zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tâbi olup olmadığı sıklıkla tartışılır. Türk Medeni Kanunu’nda özellikle ölüme bağlı tasarrufların iptali ve tenkisine ilişkin belirli süreler gösterilmiştir. Tenkis, saklı paylı mirasçılar için bir talep hakkı niteliğinde olduğu için kural olarak dava açma hakkı, mirasın açıldığı tarihte doğar. Burada murisin ölüm anı esas alınır ve dava hakkı bu tarihten itibaren işlemeye başlar.
Tenkis davası açıldığı zaman öncelikle miras bırakanın terekesi ve saklı payların hesaplanması gerekir. Bu hesaplama sırasında terekeye eklenmesi gereken değerler (kazandırmalar) ve saklı pay oranları tespit edilir. Muris, sağlığında saklı payları ihlâl edecek nitelikte bir tasarrufta bulunmuşsa bu tasarrufun kısmen ya da tamamen hükümsüzlüğü söz konusu olur. Tenkis sonucunda bir malın aynen iadesi istenebileceği gibi nakden (para karşılığı) tenkis de mümkündür. Bu durum, uygulamada davacının talebine ve malın niteliğine göre farklı sonuçlar doğurabilir. Mahkeme, kural olarak aynen iade yerine para ile ödeme yoluna gidebileceği gibi, somut olaya göre her iki yöntemden birini uygulayabilir.
Tenkis davalarında en çok karşılaşılan problem, murisin saklı payları ihlâl edip etmediğinin tespitidir. Bunun için murisin yaptığı bütün kazandırmalar kronolojik olarak irdelenir ve ivazlı işlemler mi, ivazsız işlemler mi olduğu belirlenir. Uygulamada ivazlı işlem olarak görünmesine rağmen gerçekte bağış niteliğinde olan işlemler (örneğin muris muvazaası) sıklıkla gündeme gelir. Tenkis açısından önemli olan, gerçekte tasarrufun bağış veya benzeri bir semeresi olup olmadığıdır. Eğer kazandırmanın arkasında saklı pay ihlâli kastı veya en azından ihlâli doğuran hukuki sonuçlar bulunuyorsa, bu kazandırma tenkise tâbi tutulur. Böylece saklı payın ihlâl edilmesi engellenir ve miras hukuku düzeninin temel prensibi olan “mirasçıların hakkaniyete uygun pay alması” sağlanır.
Tapu İptali ve Tescil Davası (Muris Muvazaası Nedeniyle)
Muris muvazaası, özellikle taşınmazlar konusunda sıklıkla gündeme gelen bir hileli işlem türüdür. Burada muris, saklı paylı mirasçıları veya diğer mirasçıları miras hakkından mahrum bırakmak ya da mirastan daha az pay almalarına sebep olmak amacıyla gerçekte bağış niteliğindeki bir işlemi resmiyette satış gibi gösterir. Böylece, miras bırakmak istediği kişiye taşınmazı devretmiş olur; ancak devrin gerçekte bağış niteliğinde olması nedeniyle saklı paylar ihlâl edilebilir veya diğer mirasçıların miras hakkı zarara uğrayabilir.
Muris muvazaası iddiasıyla açılan davalarda, muvazaanın varlığı kanıtlandığı takdirde tapu kaydı iptal edilir ve taşınmaz, terekeye döner. Bu davada genellikle davacı, saklı paylı mirasçı veya mirastan hak kaybına uğrayan diğer mirasçı olur. Davada murisin gerçek iradesi araştırılır. İvazlı gibi gösterilen sözleşmenin aslında gizli bir bağış olup olmadığı tespit edilmeye çalışılır. Mahkemeler, özellikle tanık beyanlarına, belge delillerine, murisin ekonomik ve ailevi durumuna, taşınmazın devrine ilişkin somut koşullara ve murisin satış bedelini gerçekten alıp almadığına bakarak muvazaanın varlığını değerlendirir.
Muris muvazaasında, görünürdeki işlemin (örneğin satış sözleşmesi) tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığı kabul edilir. Gizli işlem (bağışlama) da geçersiz olduğundan, söz konusu devir hem muvazaa hem de saklı pay ihlâli gibi hukuk kurallarını ihlâl ettiğinden dolayı tapu kaydı iptal tescil davası ile eski hale getirilir. Böylece terekeye dönerek mirasın paylaşımına dâhil olur veya tenkise konu edilebilir. Muris muvazaası davalarında tapu iptal talebinin yanı sıra, terekenin tescilinin yapılması ya da tenkis davası ile birlikte açılması söz konusu olabilir. Uygulamada sıklıkla, davacılar muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil talebinde bulunmakta, eşzamanlı olarak ya da akabinde tenkis talebini de ileri sürmektedir.
Muris muvazaası davası, miras bırakanın ölümüyle birlikte mirasçıların haklarının ihlâl edildiğinin öğrenilmesinden sonra genellikle uzun yıllar geçse de açılabilmektedir. Burada davanın hangi sürelerle sınırlı olduğu hususu önem taşır. Yargıtay içtihatları, muvazaa def’inin herhangi bir hak düşürücü süreye tâbi olmadığı yönünde gelişmiştir. Bu nedenle, muris muvazaası bulunduğu sürece mirasçılar bu davayı açabilir. Yine de, hukuki güvenlik ve hukuki istikrarın sağlanması açısından, dava açmada iyi niyet ve güncel menfaat ilkeleri gözetilmelidir.
Vasiyetnamenin İptali Davası
Miras bırakan, ölüme bağlı tasarruflarını genellikle vasiyetname veya miras sözleşmesi ile şekillendirir. Vasiyetname, murisin tek taraflı irade beyanıyla düzenlediği bir ölüme bağlı tasarruftur. Resmi, el yazılı veya sözlü vasiyetname şeklinde yapılabilir. Ancak bu vasiyetnamelerin geçerli olması birtakım şekil şartlarına ve murisin ehliyeti gibi şartlara bağlıdır. Eğer bu şartlarda bir eksiklik veya hukuka aykırılık varsa, vasiyetnamenin iptali davası gündeme gelir.
Bu davada, vasiyetnamenin geçersizliğine sebep olacak olgular araştırılır. Murisin ehliyeti, vasiyetin yapıldığı tarihteki sağlık durumu, yaş sınırı, fiil ehliyeti, vasiyetname düzenlenirken murisin iradesini sakatlayan hataya, hileye veya tehdit gibi durumlara maruz kalıp kalmadığı, vasiyetnamenin düzenlenme şekli ve tanıkların usule uygunluğu gözden geçirilir. Vasiyetnamenin iptali davası, hukuk düzeninin tasarruf şeklini koruma amacının yanı sıra, saklı pay haklarına aykırı ya da kanunda belirlenen şekil şartlarını eksik yerine getiren vasiyetnamelerin geçersiz kılınmasını sağlar. Bu sayede, gerçek iradeyi yansıtmayan veya hukuka aykırı şekilde düzenlenmiş vasiyetnameler miras paylaşımında hüküm doğurmaz.
Vasiyetnamenin iptaline ilişkin davalarda çoğunlukla saklı payı ihlâl edilen mirasçılar veya vasiyette ismi yazılı olup eksik ve hatalı düzenleme nedeniyle hak kaybına uğrayan kişiler davacı olabilir. Bir vasiyetnamenin iptali kararı verildiğinde, vasiyetnamedeki tasarruf hiç yapılmamış gibi sonuç doğurur. Böyle bir durumda, tereke yasal mirasçılar arasında veya varsa geçerli diğer ölüme bağlı tasarruf hükümlerine göre paylaştırılır. Vasiyetnamenin kısmen iptali de gündeme gelebilir. Örneğin, muris vasiyetnamede bir kısım saklı payı ihlâl edecek düzeyde tasarrufta bulunmuşsa, saklı payın ihlâlini doğuran kısım iptal edilir, geri kalan kısım ise geçerli kalabilir.
Vasiyetnamenin yorumlanması da bazı hallerde uyuşmazlık konusu olabilir. Murisin iradesinin tam olarak anlaşılamadığı durumlarda mirasçılar ve lehine vasiyet yapılan kişiler arasında çekişme çıkabilir. Bu tür uyuşmazlıkların çözümünde genellikle murisin vasiyetnamede kullandığı ifadelerin bütününe, miras bırakanın hayat tarzına ve aile ilişkilerine bakılarak gerçek iradesi saptanmaya çalışılır. Yorum davasından bağımsız olarak, iptal davası vasiyetname şartlarının yerine getirilmemesi, kanundaki emredici hükümlere aykırılık, şekil eksikliği gibi sebeplerle doğrudan açılabilir.
Tereke Tespit Davası
Mirasın paylaşılmasında sorun yaratan konulardan biri de terekenin kapsamının tam olarak belirlenememesidir. Miras bırakanın hangi malvarlığı değerlerine sahip olduğu, bankalardaki hesapları, taşınmaz kayıtları, alacak ve borçları bazen mirasçıların bilgisi dâhilinde olmayabilir. Bu durumda mirasçılar ya da alacaklılar tarafından tereke tespit davası açılabilir. Terekenin kapsamı resmi yollarla belirlenerek, mirasın paylaşımı veya alacakların tahsili bu tespit davasının sonucuna göre yapılır.
Tereke tespit davası, genellikle mahkemeden, terekeye dâhil olan tüm malvarlığı unsurlarının ortaya çıkarılmasına yönelik bir talebin incelenmesini içerir. Resmi kurumlara, bankalara, tapu sicil müdürlüklerine, vergi dairelerine, ilgili tüm kuruluşlara yazılar yazılarak murise ait olabilecek malvarlığı değerleri araştırılır. Bu dava sürecinde, özellikle murisin ticari işletmeleri, anonim şirket hisseleri, limited şirket payları gibi şirket iştirakleri de gündeme gelebilir. Terekenin tespiti, mirasçılar arasında daha sonra çıkabilecek uyuşmazlıkları engellediği gibi, terekeye karşı hak iddia eden üçüncü kişiler açısından da hukuki güvenlik sağlar.
Tereke tespit davasına bağlanan önemli sonuçlardan biri de mirasın paylaşımında kolaylık sağlamasıdır. Terekenin gerçekte ne kadar malvarlığı içerdiğini tam olarak bilmeden yapılan paylaşım girişimleri, daha sonra ilave malların ortaya çıkması veya bir kısım borçların tespit edilmesi durumunda yeni hukuki sorunlara yol açar. Bu nedenle, özellikle büyük ölçekte malvarlığına sahip murislerin mirasçıları, paylaşıma geçmeden önce tereke tespiti yoluna başvurarak muhtemel uyuşmazlıkların önüne geçmeye çalışırlar.
Ortaklığın Giderilmesi Davası (İzale-i Şuyu)
Miras bırakanın malvarlığı, ölüm anında tüm mirasçılar üzerinde elbirliği mülkiyeti (iştirak hâlinde mülkiyet) oluşturur. Elbirliği mülkiyetinde paylar somut olarak ayrılmamıştır; her bir mirasçı, terekenin tamamında miras payı oranında hak sahibi olur. Ancak bu durum, mirasçıların birlikte yönetim, tasarruf ve paylaşım konularında uzlaşma sağlamasını zorlaştırabilir. Uzun yıllar boyunca ortak mülkiyetin sürdüğü, pay sahiplerinin değiştiği ve uyuşmazlıkların büyüdüğü durumlar sıklıkla görülür. Böyle hallerde, ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davası gündeme gelir.
Bu dava ile amaç, paylı veya elbirliği mülkiyetindeki malın ortaklığının sona erdirilmesidir. Mahkeme, kural olarak ortak malın aynen taksimi ile taraflara uygun payların verilmesi yolunu tercih eder. Eğer malın bölünmesi değer kaybına yol açacak veya fiilen mümkün olmayacaksa, malın satışına hükmeder ve satış bedeli, paydaşlar arasında payları oranında dağıtılır. Miras hukukunda, özellikle birden fazla taşınmazın söz konusu olduğu veya taşınmazların bölünmesinin mümkün olmadığı hallerde, ortaklığın giderilmesi davası sıkça açılır. Uygulamada bu dava, mirasçıların malı ekonomik anlamda değerlendirebilmesi için pratik bir çözüm sunar.
Ortaklığın giderilmesi davası açılırken veya dava sürecinde, taraflar arasında pay oranları ve kimin hangi taşınmaz üzerinde tasarruf hakkının bulunduğu da tartışma konusu olabilir. Mahkeme, öncelikle pay oranlarını ve tarafların miras paylarını tespit eder. Sonrasında, aynen taksimin mümkün olup olmadığını araştırır. Eğer aynen taksim, örneğin kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapmak suretiyle sağlanabilecekse, taraflar arasında böyle bir uzlaşma aranır. Uzlaşma sağlanamazsa ya da aynen taksim mümkün değilse, malın satışı yoluna gidilir ve elde edilen gelir paylaştırılır. Böylece herkesin payı ekonomik değere dönüştürülmüş olur.
Denkleştirme Davaları
Denkleştirme, miras hukukunda paylaştırma sırasında adaleti ve hakkaniyeti sağlamak için başvurulan bir mekanizmadır. Muris, sağlığında mirasçılardan birine, örneğin evladına, ciddi sayılabilecek miktarda para, taşınmaz veya başka bir malvarlığı değeri kazandırmış olabilir. Bu kazandırmalar, miras payları belirlenirken göz önünde bulundurulmazsa, diğer mirasçılar aleyhine dengesizlik oluşabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre, genel olarak altsoy (özellikle çocuklar) arasında denkleştirme esasına göre miras paylaşımı yapılır. Murisin çocuklarından biri, sağlığında ayrıcalıklı kazandırma elde etmişse, paylaştırma sırasında bu avantajın denkleştirilmesi istenir.
Denkleştirme davası, diğer mirasçıların açabileceği veya savunma olarak ileri sürebileceği bir hukuki yoldur. Denkleştirmeye tâbi tutulacak kazandırmaların niteliği ve miktarı, genellikle murisin iradesine ve kazandırmaların şekline göre belirlenir. Örneğin, evladın ticari faaliyetine büyük bir sermaye desteği sağlamak, başka bir çocuğa verilmemiş bir taşınmazı devretmek ya da sırf bir çocuğun evlilik masraflarını üstlenmek, denkleştirme kapsamına giren örneklerdir. Ancak, murisin bu kazandırmayı “denkleştirmeden muaf” tutmak istediği hallerde, muafiyetin açıkça belirtilmesi gerekir. Böyle bir açık irade beyanı yoksa, kural olarak kazandırma denkleştirmeye tâbi sayılır.
Denkleştirme davasında mahkeme, mirasın paylaşılması aşamasında her bir çocuğun denkleştirme kapsamına giren faydalardan ne ölçüde yararlandığını, murisin iradesini, kazandırmaların değeri ile davada talep edilen denkleştirme miktarını dikkate alarak bir sonuca varır. Bu sonuç, paylaşıma doğrudan etki eder ve denkleştirme yapılması gereken tutar, bu kazandırmayı almış olan mirasçının miras payından düşülerek diğer mirasçılara eşitlik sağlanır. Amaç, mirasçıların birbiriyle eşit durumda olmaları değil, murisin haklı nedenlerle yaptığı eşit olmayan kazandırmalar hariç tutularak adil bir paylaşıma ulaşmaktır. Denkleştirme, saklı payla da ilişki kurabilir. Eğer saklı payın ihlâli söz konusuysa, tenkis ve denkleştirme talepleri bazen aynı davada veya birbiriyle bağlantılı olarak görülür.
Mirasta İstihkak Davaları
Mirasçılar veya terekeye dâhil olması gereken mallar üzerinde hak iddia eden kişiler, mirasa dâhil bir malın ellerinden alındığı ya da başka bir kimse tarafından zilyetlik altına alındığı durumlarda istihkak davası açabilir. İstihkak davasının amacı, hukuka aykırı olarak bir başkasının yedinde bulunan tereke malının geri alınması ve mülkiyetin teyit edilmesidir. Burada önemli olan, davacının miras payı veya miras hakkına dayalı olarak talepte bulunmasıdır. İstihkak, mülkiyetin korunması amacı güden bir dava türüdür. Ancak miras hukuku bağlamında, taşınmaz veya taşınır malların murisin ölümünden sonra haksız şekilde başka biri üzerinde kayıtlı ya da fiilen tasarrufta olması söz konusu olabilir.
Mirasta istihkak davalarında, öncelikle dava konusu malın murise ait olduğu ve bu nedenle terekeye dâhil olması gerektiği ispatlanır. Davalı ise genellikle bu malı edinme sebebini (örneğin satış, bağış, zamanaşımı yoluyla kazanma vb.) savunma olarak ileri sürer. Mahkeme, murisin ölüm anında malın mülkiyet durumunu, murisin sağlığında yaptığı işlemleri, tapu kayıtlarını veya diğer mülkiyet belgelerini inceler. Eğer malın murise ait olduğu ve davalının bu mülkiyeti geçerli bir hukuki sebebe dayanmaksızın elinde tuttuğu tespit edilirse, istihkak talebi kabul edilir. Böylelikle mal, terekeye iade edilir. İstihkak davaları, genel olarak Türk Medeni Kanunu’nun mülkiyet ve miras hükümlerini kesiştiren davalardır. Mirasçılar, terekenin koruması ve paylaşımı açısından sıklıkla başvurabilir. Terekeye ait olduğu iddia edilen malın ya da hakkın kapsamı, değeri veya murise aidiyeti konusundaki uyuşmazlıkların çözümünde istihkak davası temel hukuki araçtır.
Miras Sözleşmesine Dayalı Talepler
Miras sözleşmesi, murisin bir başka kişiyle karşılıklı veya tek taraflı kazandırma niteliğinde yaptığı, ölüme bağlı tasarrufu içeren bir sözleşme türüdür. Vasiyetnameden farklı olarak, miras sözleşmesinde karşı tarafın rızası ve imzası gereklidir. Ayrıca, resmî şekil şartına tâbidir. Miras sözleşmesiyle miras bırakan, ölümünden sonra malvarlığının ne şekilde paylaşılacağını düzenleyebildiği gibi, mirasçılara veya üçüncü kişilere belirli alacak hakları da tanıyabilir. Miras sözleşmesine dayalı uyuşmazlıklar genellikle sözleşmenin geçerliliği, ifası, ihlâli veya sözleşmenin geriye etkili bozulması gibi sebeplerle ortaya çıkar.
Miras sözleşmesine dayalı olarak bir alacak veya taşınmaz mülkiyeti talebinde bulunan kişi, sözleşmenin usulüne uygun yapıldığını, murisin ehil olduğunu ve sözleşmenin varlığını ispatlamak durumundadır. Bu kapsamda, sözleşmedeki imzaların ve resmî şeklin incelenmesi büyük önem taşır. Türk Medeni Kanunu, miras sözleşmesini noter düzenlemesi şeklinde yapılmasını şart koşar. Eğer bu şartlar eksikse, sözleşme geçersiz sayılır. Miras sözleşmesine dayalı davalarda bazı durumlarda saklı payların ihlâli de gündeme gelebilir. Bir miras sözleşmesi yapıldıktan sonra muris, saklı paylı mirasçıların haklarını hiçe sayarak aşırı kazandırmalar yapmışsa, saklı paylı mirasçılar tenkis davası açabilir. Miras sözleşmesindeki hak sahibi ise, sözleşmeden doğan talep hakkını ileri sürerken saklı payla çelişen kısımlar açısından mahkemece tenkis uygulanabilir. Böylece bir yandan sözleşme tarafının hakkı, diğer yandan saklı paylı mirasçıların kanuni payı dengelenmiş olur.
Miras sözleşmesine bağlı davalarda öne çıkan bir başka sorun da sözleşmenin feshi veya bozulmasıdır. Miras sözleşmesi, tarafların anlaşması ile sona erdirilebileceği gibi, belirli şartlarda tek taraflı feshe de konu olabilir. Bu nedenle, miras sözleşmesiyle düzenlenen haklar, murisin sağlığında veya ölümünden hemen sonra, sözleşmenin iptali iddiası ile de çelişkiye düşebilir. Eğer miras sözleşmesi haksız veya hukuka aykırı şekilde bozulmuşsa, sözleşme lehine mirasçı atanan ya da belirli mal bırakılan taraf, hukuki yollara başvurarak sözleşmenin ifasını isteyebilir. Böylece sözleşme, murisin iradesine aykırı şekilde sona erdirilemez ve hak kaybına sebep olunamaz. Tüm bu uyuşmazlıklar davaya dönüşür ve miras sözleşmesinin geçerliliği, yorumlanması, feshi ve sonuçlarına ilişkin mahkeme kararları içtihatlarla şekillenir.
Mirasta Önalım Davası
Miras bırakanın ölümüyle birlikte bir taşınmazda birden fazla mirasçı pay sahibi olursa, paylı mülkiyet söz konusu olur. Payın üçüncü kişilere satılması halinde, diğer paydaşların belirli şartlarda önalım (şufa) hakkı söz konusudur. Miras hukukunda, bir paydaşın taşınmazdaki payını üçüncü bir kişiye satması üzerine diğer paydaşlar, bu hakkı kullanarak satılan payı satın alabilirler. Mirasta önalım davası, özellikle mirasçılardan birinin payını dışarıdan birine satmasıyla kalan mirasçıların payı koruma isteği kapsamında açılır.
Bu davada, önalım hakkını kullanmak isteyen mirasçı, yasal süresinde karşı tarafa ihtar çeker veya dava açar. Kanunda öngörülen şekil ve süre şartlarına riayet edilmezse önalım hakkı düşebilir. Bu davanın dayanağı, paylı mülkiyetin tarafı olan mirasçının payının, tüm paydaşlara birlikte veya aralarından birine tanınan öncelik hakkının ihlâli suretiyle üçüncü kişiye satılmasıdır. Önalım hakkı, mirasın paylaşımında bütünlüğün korunmasını sağlayabilir. Bazı mirasçılar aile konutunu veya aileye ait arazileri koruma amacıyla önalım hakkına başvurur. Böylece ortak mülkiyetin dışarıya açılmasına engel olmaya çalışırlar.
Mirasta önalım davasında öncelikle pay satışının hukuken geçerli olup olmadığı, tapuda tescil yapılıp yapılmadığı ve davacının süresinde önalım hakkını kullandığı incelenir. Mahkeme, payı satın alan üçüncü kişiden bu payı geri alarak davacı paydaşa devrine karar verir. Davacı, satış bedelini ve diğer masrafları ödemekle yükümlüdür. Böylece mirasçılar, taşınmazın üçüncü kişilere gitmesini önleyebilir ve taşınmazı kendi aralarında tutma şansına sahip olur. Uygulamada, payın çok sayıda mirasçıya ait olduğu, ancak bunlardan sadece birinin payını satması durumunda, diğer paydaşlar arasında da kimin bu davayı açacağına dair uyuşmazlıklar çıkabilir. Genellikle kanun, her paydaşa bu hakkı vermekle birlikte, somut olayda paydaşlar anlaşarak içlerinden birinin bu hakkı kullanmasına izin verir. Dava neticesinde başarı sağlanırsa pay, bu paydaşa devredilir.
Diğer Hususlar
Miras hukukunda ayrıca mirasın reddi, mirasta vasiyet alacaklısının hakları, koşul ve yüklemeler, terekenin borca batık olması, terekenin yönetimi, defter tutulması, mirasçılık belgesinin iptali gibi konular da davaya konu olabilir. Bunlar, çoğunlukla yukarıda açıklanan dava türleriyle bağlantılı veya paralel ilerleyebilen hukuki sorunlardır.
Mirasın reddi, mirasçının terekenin borca batık olması veya diğer sebeplerle mirası istememesi halinde başvurduğu bir yoldur. Süresinde yapılan mirasın reddi ile mirasçı, borçlardan sorumlu olmaktan kurtulur. Ancak reddin şekil şartları ve sonuçları, ileride terekeye yönelik hak iddialarını da ortadan kaldırabilir. Bu yüzden bazı hallerde dava yolu ile reddin iptali veya mirastan feragatin geçersizliği iddiaları gündeme gelebilir.
Mirasçılık belgesinin (veraset ilamı) iptaline yönelik davalar, yanlış mirasçılık belgesinin düzenlenmesi veya sahte beyanlarla alınması halinde açılır. Böyle durumlarda mahkeme, gerçeğe uygun olmayan veraset ilamını iptal ederek doğru paylara göre yeni mirasçılık belgesi çıkarılmasını sağlar. Uygulamada, özellikle evlilik dışı doğan çocukların sonradan tanınması, soybağının reddi veya evlatlığın miras hakkına ilişkin belirsizlikler dolayısıyla mirasçılık belgesi iptalleri ve yenilenmesi gündeme gelir.
Muris tarafından yapılan vasiyetnamede veya miras sözleşmesinde, lehtarın belirli bir davranışta bulunmasını öngören yüklemeler veya koşullar bulunabilir. Örneğin, muris bir hayır kurumuna bağış yapılmasını veya aile mezarının bakımını şart koşmuş olabilir. Bu koşul veya yükümlülükler yerine getirilmediğinde hak kaybı yaşanması söz konusu olur. Bu nedenle, vasiyet alacaklısı veya diğer mirasçılar, söz konusu koşul veya yükümlülüklerin ifası veya ifaya zorlanmasına ilişkin dava açabilir. Mahkeme, tasarrufun geçerliliği ile koşulun hukuka uygun olup olmadığını inceler. Eğer şart, hukuka veya ahlaka aykırıysa, o kısım geçersiz sayılabilir.
Terekenin yönetimi ve defter tutulması, mirasçıların ya da ilgili kamu makamlarının talebi üzerine, terekenin rasyonel biçimde yönetilmesi ve tereke mallarının kaybolmasının veya değer kaybetmesinin önlenmesi amacıyla yapılır. Bu süreç, bazen dava yoluyla da gündeme gelir. Mahkeme, tereke mallarının kayıt altına alınmasını ve gerektiğinde yönetilmesini sağlar. Gereken hallerde tereke temsilcisi atanarak, taraflar arasında çıkabilecek uyuşmazlıklar giderilmeye çalışılır.
Bütün bu davalar, miras hukukunun uygulamada ne kadar geniş bir yelpazeye sahip olduğunu ve toplumsal ilişkilerin derinliğini yansıtır. Murisin son arzularının yerine getirilmesi, saklı paylı mirasçıların korunması, hukuka aykırı işlemlerin bertaraf edilmesi ve mirasın adil paylaşımı bu davalar sayesinde sağlanır. Yargıtay içtihatları ve doktrindeki görüşler, her bir dava türünün koşullarını ve sonuçlarını belirginleştirmekte, uygulamada standartlar oluşturmaktadır. Bu nedenle, miras hukukunda ortaya çıkan uyuşmazlıklarda hangi dava türüne başvurulması gerektiği, çoğunlukla somut olaya özgü değerlendirmeler ışığında kararlaştırılır. Özellikle miras bırakanın sağlığında yaptığı işlemler, ölüme bağlı tasarruflar, saklı pay düzeni ve aile içi ilişkiler dikkate alınarak en uygun dava türü seçilir. Böylece mirasçılar arasında çıkar dengesi kurulabilir ve mirasın paylaşılması hukuki güvence altında gerçekleşebilir.