Miras Sözleşmeleri ve Vasiyetnameler
Kavramsal Yaklaşım ve Temel İlkeler
Miras hukuku, kişinin ölümüyle devreden malvarlığı değerleri ve haklarına ilişkin düzenlemeleri içeren, özel hukukun önemli dallarından biridir. Türk Medeni Kanunu’nda (TMK) mirasın açılması, intikali, paylaşımı ve mirasçılar arasındaki ilişkiler ayrıntılı biçimde düzenlenir. Kişi, yaşamı süresince malvarlığı üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunabilirken, ölüm olayıyla birlikte bu tasarruf yetkisi sınırlanmakta ve kanun tarafından belirlenen çerçevede mirasçılara geçmektedir. Ancak modern hukuk sistemlerinde, kişinin ölüm sonrası malvarlığını belirli ölçüde şekillendirme hakkı da tanınır. Bu hakkın somutlaştığı iki temel irade açıklaması miras sözleşmesi ve vasiyetnamedir.Miras sözleşmesi, birden çok iradenin birleşmesiyle ortaya çıkan, kanun hükümlerine ve belirli şekil şartlarına tabi olan sözleşme niteliği taşır. Vasiyetname ise tek taraflı hukuki işlem görünümünde olup, bireyin tek başına yaptığı ve ölüm sonrası malvarlığının nasıl paylaşılacağını belirlediği bir tasarruf biçimidir. Her ikisi de ölüme bağlı tasarruf niteliğindedir ve benzer sonuçlar doğurur. Yine de aralarında şekil şartları, taraf sayısı, değiştirilebilirlik, iptal sebepleri ve miras bırakanın irade açıklamasına bağlı farklılıklar bulunur.
Miras bırakma iradesinin temelinde, kişinin gelecekteki mirasçılarının nasıl belirleneceği, malvarlığı unsurlarının hangi kişilere ne şekilde dağıtılacağı ve belirli şartların sağlanıp sağlanmadığı yer alır. Bu çerçevede ölüme bağlı tasarruflar, yalnızca bireysel hak ve irade beyanı olarak değil, aynı zamanda toplumsal ve ailesel ilişkileri düzenleyen önemli bir araç olarak görülür. Miras sözleşmeleri ve vasiyetnameler, hem aile hukuku hem de borçlar hukuku ile etkileşimli bir biçimde uygulamaya konulduğundan, çeşitli uyuşmazlıkları da beraberinde getirebilir.
Türk hukuk doktrini, miras sözleşmeleri ve vasiyetnameleri temel hak ve özgürlüklerle, aile düzeniyle ve kamu düzeniyle uyumlu olacak şekilde değerlendirmektedir. Miras bırakanın, yasal sınırlamalar dâhilinde malvarlığını serbestçe tasarruf edebilmesi, miras hukukunun hem bireysel irade özgürlüğüne hem de aile içi dengeye önem vermesinin sonucudur. Bununla birlikte saklı pay (mahfuz hisse) düzenlemeleri, miras bırakanın tasarruf serbestisini belirli oranda kısıtlayarak, kan hısımlarının ve eşin koruma altına alınmasını amaçlar. Miras sözleşmelerinin ve vasiyetnamelerin düzenlenmesi, saklı pay kurallarına riayet edilmediğinde geçersizlik ya da iptal davalarına konu olabilir.
Hukuki Dayanak ve Tarihsel Gelişim
Miras sözleşmeleri ve vasiyetnameler, Türk Medeni Kanunu’nun miras hukuku hükümlerinin yanı sıra borçlar hukuku kuralları ve genel hukuk ilkeleriyle de ilişki içindedir. Tarihsel süreçte, Roma Hukuku’nda ölüme bağlı tasarruflar özellikle vasiyetnameler üzerinden şekillenirken, miras sözleşmesi uygulaması uzun süre sınırlı düzeyde kalmıştır. Roma Hukuku’nda vasiyet, patria potestas ve aile içi hiyerarşik yapı nedeniyle hayli katı kurallara bağlanmıştır. Zaman içerisinde feodal hukuk ve kilise hukuku, ölüme bağlı tasarruflarda değişime yol açmış, Orta Çağ’dan itibaren vasiyetnamelere ilişkin düzenlemeler farklı coğrafyalarda farklılaşmıştır. İsviçre Medeni Kanunu’nun kabulü ve bu kanunun temel alınmasıyla hazırlanan 1926 tarihli Türk Medeni Kanunu, miras hukukunda modern ve sistematik bir düzenlemeye geçilmesini sağlamıştır. 2002 yılında yürürlüğe giren 4721 sayılı TMK ile birlikte de miras sözleşmeleri ve vasiyetnameler güncel ihtiyaçlara uygun hâle getirilerek ayrıntılı kurallara bağlanmıştır.Tarihsel olarak bakıldığında, vasiyetnamenin tek taraflı bir irade beyanı olarak benimsenmesi ve resmî ya da el yazısı biçiminde yapılabilmesi, kural basitliği açısından geniş kabul görmüştür. Buna karşın miras sözleşmesi, tarafların bir araya gelip ölüme bağlı tasarrufu birlikte kararlaştırdığı bir hukuki işlem niteliği taşıması sebebiyle, daha karmaşık bir uygulamaya sahiptir. Sözleşmenin tasarrufu içermesi, tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerini belirlemesi, hangi hukuki çerçevede yapılacağı sorusunu da gündeme getirir.
Geleneksel toplumlarda malvarlığının aile içinde korunması amacıyla sıkı örf ve adet kuralları söz konusu iken, modern hukukla birlikte bireyin irade özgürlüğü ön plana çıkmıştır. Bu çerçevede, vasiyetname ve miras sözleşmeleri de bireyin malvarlığı üzerinde ölüm sonrasını düzenleme hakkının bir tezahürü olarak kabul edilir. Her ne kadar saklı paylı mirasçılar, zorunlu pay düzenlemesi gereği belli bir korumadan yararlanıyorsa da, miras bırakanın geriye kalan kısım üzerinde kural olarak serbest tasarruf hakkı mevcuttur. Bu tasarruflar miras sözleşmesi veya vasiyetname yoluyla somutlaştırılır.
Miras Sözleşmelerinin Türleri ve Özellikleri
Miras sözleşmeleri, birden fazla tarafın bir araya gelerek miras konusu hakkında geleceğe etkili hukuki bir düzenleme yapmasıdır. TMK’da ölüme bağlı tasarruflar bağlamında düzenlenen miras sözleşmeleri, miras bırakanın tasarruf özgürlüğünü sözleşme yoluyla kullanmasına imkân tanır. Uygulamada farklı nitelikte miras sözleşmeleri görülür. Bunlardan ilki miras bırakanın malvarlığını belirli ölçüde kısıtlayan, başka bir deyişle bir kimseye mirasçı atama veya belirli malı bırakma yönünde yükümlülük altına girdiği sözleşmelerdir. İkincisi ise miras bırakanın, bir mirasçı adayıyla veya üçüncü kişilerle anlaşarak karşılıklı edimler içeren, genellikle bakma akdiyle birleşen sözleşmelerdir.Özel hukukta sözleşme serbestisi ilkesi geçerli olmakla birlikte, miras sözleşmesinin geçerli olabilmesi için kanunda öngörülen şekil şartlarına uyulması zorunludur. Zira ölüme bağlı tasarrufların geçerliliği, kamu düzeni ve miras hakkının güvence altına alınması bakımından sıkı şartlara tabidir. Miras sözleşmesinde yalnızca miras bırakan değil, karşı taraf da irade beyanında bulunur. Bu nedenle, vasiyetnamenin aksine çift taraflı bir hukuki işlem niteliği ortaya çıkar. Ayrıca bu sözleşmenin içerdiği tasarruf, miras bırakanın tek başına her zaman değiştirebileceği bir nitelik taşımaz. Bir miras sözleşmesi imzalandıktan sonra, kural olarak tarafların karşılıklı rızası olmadan değiştirilmesi veya miras bırakan tarafından tek taraflı olarak ortadan kaldırılması oldukça sınırlıdır. Bu yönüyle, miras sözleşmesi taraflar arasında güvence ve bağlayıcılık sağlar.
Miras sözleşmesinin özelliklerinden biri de ani edimli veya sürekli edimli bir yapıya sahip olabilmesidir. Ani edimli bir sözleşmede, miras bırakanın tek bir irade beyanı ile bir kimseyi mirasçı ataması ve buna karşılık tarafın da sözleşmeyi kabul etmesi söz konusu olabilir. Buna karşın sürekli edimli bir sözleşmede, örneğin bakım borcunu üstlenen taraf, miras bırakanı yaşamı boyunca bakıp gözetmeyi taahhüt eder. Miras bırakan ise buna karşılık söz konusu tarafa bir mal, mülk veya belirli bir pay bırakmayı üstlenir. Dolayısıyla miras sözleşmesinin fonksiyonu, tarafların irade serbestisi ilkesini kullanarak karşılıklı edimleri düzenlemeye elverişlidir.
Miras Sözleşmelerinin Kurulması ve Geçerlilik Şartları
Miras sözleşmesi, ölüme bağlı bir tasarruf içermesi sebebiyle resmî şekil şartına tabidir. Türk Medeni Kanunu’nda öngörülen düzenlemelere göre, miras sözleşmesi resmî memur huzurunda ve iki tanığın katılımıyla imzalanmalıdır. Kanun, bu işlemin gerçekleşmesinde noterlerin veya kanunda öngörülen diğer memurların yetkili olduğunu söyler. Sözleşmede, miras bırakanın yanı sıra sözleşmenin karşı tarafının da bulunması ve her iki tarafın aynı anda memur ve tanıklar önünde irade beyanında bulunması gerekir.Şekil şartının bu denli önemsenmesinde, miras bırakanın gerçek iradesinin ortaya konulması ve herhangi bir baskı, hata veya hileye maruz kalmasının önüne geçilmesi amacı güdülür. Tanıkların, tarafların irade beyanlarını özgür biçimde ortaya koyduğuna dair hazır bulunması, gerektiğinde mahkemelerde delil olarak kullanılabilecek bir güvence yaratır. Ayrıca resmî memur, sözleşmeye konu olan hususların kanuna ve kamu düzenine aykırı olup olmadığını gözlemleyebileceği için, sözleşmede açık bir hukuka aykırılık tespit edilirse düzenleme aşamasında tarafları uyarma veya sözleşmenin yapılmasını reddetme hakkına sahiptir.
Miras sözleşmelerinin geçerliliği, tarafların fiil ehliyetine de bağlıdır. TMK’da belirtildiği üzere, ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan kimseler miras sözleşmesi yapabilir. Ayırt etme gücüne sahip olmayan veya kısıtlı kişi, yasal temsilcisinin de katılımıyla olsa bile miras sözleşmesi yapamaz; zira ölüme bağlı tasarruflar, bizzat miras bırakanın iradesine sıkı sıkıya bağlıdır. Bir kimsenin ehliyeti sonradan kısıtlanır veya ayırt etme gücünü yitirirse, sözleşmenin akdedildiği andaki ehliyet durumu dikkate alınır.
Geçerlilik şartları bakımından önemli bir husus da sözleşmenin içeriğidir. Miras sözleşmesinde taraflar, miras bırakanın ölümü sonrası malvarlığının belli bir bölümünü veya tamamını nasıl devredeceğini kararlaştırabilir. Karşı tarafın buna ilişkin rızası, sözleşmeye taraf olduğu için önem arz eder. Ayrıca sözleşmede saklı paya sahip mirasçıların hakları da gözetilmelidir. Saklı payın ihlal edildiği durumlarda, saklı paylı mirasçılar tenkis davası açarak sözleşme hükümlerinin değiştirilmesini veya tasarrufun kısmen geçersiz kılınmasını talep edebilir.
Miras Sözleşmelerinin Değiştirilmesi ve Feshi
Miras sözleşmesi, çift taraflı bir hukuki işlem olduğu için genellikle tarafların mutabakatıyla değiştirilebilir veya feshedilebilir. Miras bırakanın sözleşmeyi tek taraflı olarak ortadan kaldırması, vasiyetnamede olduğu gibi her zaman mümkün değildir. Ancak belirli hallerde kanun, miras bırakanın tek taraflı fesih hakkını tanır. Örneğin sözleşmenin diğer tarafı, miras bırakana veya miras bırakanın yakınlarına karşı ağır bir suç işler ya da miras bırakanın onurunu zedeleyecek ölçüde hukuka aykırı davranışlarda bulunursa, miras bırakan haklı nedenle tek taraflı olarak sözleşmeyi ortadan kaldırabilir. Bunun için de aynı şekil şartlarının geçerli olduğu bir fesih bildirimi ya da yeni bir ölüme bağlı tasarruf düzenlemesi gerekebilir.Karşılıklı anlaşmaya dayalı fesih de mümkündür. Bu durumda her iki taraf, resmî şekil şartına uygun olarak miras sözleşmesini sona erdirme iradelerini ortaya koyarlar. Burada dikkat edilmesi gereken, fesih iradesinin de aynı resmî memur huzurunda ve tanıklar eşliğinde yapılması gerektiğidir. Şekil şartlarına uyulmadan yapılan fesih beyanı geçerli sayılmaz. Uygulamada en çok tartışılan noktalardan biri, tarafların günlük yaşantılarındaki davranışlarının veya sözlü beyanlarının fesih niteliğinde olup olmayacağıdır. Kanun, ölüme bağlı tasarruflarda şekil şartını sıkı uyguladığı için bu tür sözlü anlaşmalar, geçerli bir fesih etkisi doğurmaz.
Miras sözleşmesinin değiştirilmesinde de benzer ilkeler geçerlidir. Kural olarak sözleşmenin değiştirilmesi, yine her iki tarafın rızası ve resmî şekil şartına uygun bir beyanla olur. Aksi takdirde tek taraflı değişiklik, sözleşmenin karşı tarafını etkileyen kısımlarda hukuki sonuç doğurmaz. Böyle bir durumda, miras bırakan değişikliği tek taraflı yapmışsa, ancak bu değişiklik miras bırakanın şahsi vasiyet niteliğinde sayılabilecek ek bir tasarrufla sınırlıysa ve karşı tarafın haklarını ortadan kaldırmıyorsa, kısmen geçerli olabilir. Bu da hukukun ve yargısal içtihatların titizlikle yorumladığı istisnai bir durumdur.
Vasiyetnamenin Hukuki Niteliği ve İçeriği
Vasiyetname, miras bırakanın tek taraflı bir ölüme bağlı tasarrufu olup, miras sözleşmesine göre daha yaygın ve uygulaması daha kolaydır. Vasiyetnamenin temelinde, kişinin ölümü sonrası malvarlığının nasıl paylaştırılacağına dair bireysel irade açıklaması bulunur. Bu irade açıklaması herhangi bir karşılık veya başka bir kişinin onayına bağlı değildir. Kişi, vasiyetname yoluyla bir kimseyi mirasçı atayabileceği gibi, belirli mal vasiyeti yapabilir veya mirasçılara belirli yükümlülükler yükleyebilir.Vasiyetnamenin konusu, malvarlığının tasarrufuna ilişkin konularla sınırlı olmayabilir. Kişi, bedenine yönelik bazı tasarruflarda (cenaze, defin biçimi gibi) veya ailevi statüye dair isteklere (bir çocuğu tanıma, evlatlıktan çıkarma, belirli yükümlülükler getirme) de vasiyetname içinde yer verebilir. Ancak bu tür düzenlemeler, kanunun öngördüğü çerçevenin dışına çıkmamalıdır. Örneğin saklı paylı mirasçıların haklarına zarar veriyorsa, bu kısım kural olarak tenkise tabidir.
Vasiyetnamenin hukuki niteliği incelenirken, bu işlemin tek taraflı olması ve geri alınabilirliği en belirgin özellik olarak öne çıkar. Miras bırakan, hayatı boyunca istediği zaman vasiyetnamesini değiştirebilir, eklemeler yapabilir veya tamamen ortadan kaldırabilir. Bu husus, vasiyetin bağlayıcılığını zayıflatmakla birlikte bireysel tasarruf özgürlüğünü güçlendirir. Miras sözleşmesinden farklı olarak vasiyetnamede diğer tarafın rızası aranmaz. Bu da vasiyetnamenin uygulamada tercih edilme sebeplerinden biridir.
Vasiyetnamenin Geçerlilik Şartları ve Şekilleri
Vasiyetnamenin geçerliliği, belirli şekil şartlarının yerine getirilmesine bağlıdır. Türk Medeni Kanunu, vasiyetnameleri üç ana başlık altında inceler: resmî vasiyetname, el yazısı vasiyetname ve sözlü vasiyetname. Resmî vasiyetname, miras bırakanın noterde veya diğer yetkili memur huzurunda ve tanıkların katılımıyla düzenlediği ölüme bağlı tasarruftur. Noter veya memur, kişinin ayırt etme gücünü, hür iradesini ve vasiyet metninin kanuna aykırı olup olmadığını inceleyebilir. Bu şekilde düzenlenen vasiyetnamelerin geçerliliği, ispat kolaylığı bakımından en güvenilir yöntem olarak kabul edilir.El yazısı vasiyetname, miras bırakanın tamamını kendi el yazısıyla yazdığı, imzaladığı ve tarih attığı bir metindir. Kanun, el yazısı vasiyetnamenin hukuken geçerli sayılması için, metnin baştan sona kişinin el yazısıyla oluşturulmasını ve okunabilir bir şekilde tarih atılmasını şart koşar. İmza, metnin sonunda yer almalıdır. Bu şartlara uygunluk, olası bir miras uyuşmazlığında kişinin gerçek iradesinin en az hata payıyla tespit edilebilmesini sağlar. El yazısı vasiyetnamedeki imza ve tarih, miras bırakanın irade beyanının şahsi ve özgür olduğunu göstermek açısından önemlidir. Yazının makineyle yazılması veya imza ile tarihin eksik olması, vasiyetnameyi geçersiz kılabilir.
Sözlü vasiyetname, olağanüstü durumlarda başvurulan bir yöntemdir. Miras bırakanın hastalık, sefer veya başka bir nedenle resmî ya da el yazısı vasiyetname yapamayacak durumda olması hâlinde, yanındaki iki tanığa iradesini beyan ederek sözlü vasiyetname düzenleyebilir. Kanun, bu tanıkların vasiyetnameden haberdar olmasını, beyanı yazıya geçirerek veya yetkili makama bildirerek resmîleştirmesini ister. Sözlü vasiyetnameye ancak gerçekten olağanüstü durumların varlığında izin verilir. Bu tür vasiyetnameler, miras bırakanın imkânsızlıklar içinde kaldığı istisnai hâllerde geçerli olur ve daha sonra tehlike ortadan kalkmışsa, belirli bir süre içinde geçerliliğini yitirir.
Vasiyetnamede bulunan tasarrufun konusunun da hukuka veya ahlaka aykırı olmaması gerekir. Bazı durumlarda miras bırakan, vasiyette öyle koşullar öngörebilir ki bu koşullar hukuka veya genel ahlaka aykırı bir içerik taşıyabilir. Örneğin mirasçıların belirli bir eylemi gerçekleştirmesi şartına bağlanan vasiyet hükmü, kamu düzenini zedeleyici nitelikteyse geçersiz sayılabilir. Hukuka veya ahlaka aykırılığın tespiti, somut olaydaki koşullara göre yargı tarafından değerlendirilir.
Vasiyetnamenin Yorumu ve Uygulanması
Vasiyetnamenin yorumu, miras bırakanın gerçek iradesini ortaya çıkarmayı amaçlar. Kanun, miras bırakanın muhtemel irade ve amaçlarını anlamak için öncelikle vasiyet metninin lafzına ve bütününe bakılmasını öngörür. Metinde anlaşılmayan veya çelişkili görünen kısımlar varsa, ek deliller veya tanık beyanlarıyla bu kısımların izahı yoluna gidilebilir. Hukuk uygulamasında, irade beyanının öznel unsurları kadar, objektif yorum ilkesi de dikkate alınır. Bir vasiyetnameden doğan uyuşmazlıkta mahkeme, öncelikle metnin sözlerine bağlı kalmaya çalışır; ancak buradan bir anlam çıkmıyorsa, miras bırakanın amacını tespit etme yoluna gider.Vasiyetnamenin uygulanması, mirasın açılmasıyla birlikte ortaya çıkar. Kişinin ölümü, yasal ve iradi mirasçıları açısından hak sahipliğini başlatan olaydır. Resmî vasiyetnameler, noterlerde veya ilgili memurlarda saklanabileceği gibi, el yazısı vasiyetnameler kişilerin evinde veya güvendikleri bir yerde muhafaza edilebilir. Miras bırakan öldüğünde, vasiyetnameyi bulan veya elinde tutan kişi, mahkemeye veya notere haber vermekle yükümlüdür. Ardından vasiyetname tespit edilerek okunur ve mirasın paylaşımına dair işlemler bu tasarrufa göre şekillenir. Uygulamada, vasiyetnamenin içeriğinin saklı paylı mirasçılara zarar verip vermediği araştırılır. Zarar söz konusu ise saklı paylı mirasçılar, tenkis veya iptal davası açabilir.
Tasarrufun yerine getirilmesi, vasiyetnamede belirtilen şartlara bağlı olabilir. Örneğin vasiyetname, belirli bir koşulun gerçekleşmesini veya mirasçıya bir yükümlülük (mükellefiyet) getirilmesini öngörebilir. Miras bırakan, belirli bir malı bir kimseye vasiyet ederken onun da bir hayır kurumuna bağışta bulunmasını şart koşabilir. Bu takdirde, şart yerine getirilmediği sürece ilgili vasiyet hükmünden yararlanmak mümkün olmayabilir. Koşulların ifasının denetimi, uygulamada mirasçılar veya atanan vasiyeti yerine getirme görevlisi tarafından sağlanır.
Vasiyetnamenin İptali ve Geçersizliği Sorunları
Vasiyetnamenin iptali ve geçersizliği, miras uyuşmazlıklarının en sık karşılaşılan konularından biridir. Bir vasiyetnamenin iptali, genellikle şekil eksikliği, miras bırakanın ehliyetsizliği, irade sakatlığı (hile, korkutma, aldatma gibi) veya hukuka aykırılık gibi gerekçelere dayanır. Şekil eksikliği, vasiyetname düzenlerken kanunun aradığı şartların yerine getirilmemesi hâlinde ortaya çıkar. Örneğin el yazısı vasiyetnamede imza eksikliği, tarih bulunmaması veya metnin kısmen el yazısı kısmen bilgisayar çıktısı şeklinde olması iptal nedenidir. Resmî vasiyetnamede ise tanıkların veya memurun katılımına ilişkin kuralların eksik uygulanması iptale yol açabilir.Miras bırakanın ayırt etme gücüne sahip olmaması, vasiyetnamenin geçerliliğini temelden sarsar. Kişi, vasiyetname yaptığı sırada akıl hastalığı, sarhoşluk, ileri yaşa bağlı bilinç kaybı veya ağır baskı altında olması gibi nedenlerle sağlıklı bir irade açıklaması yapamadıysa, bu durum yargılama sürecinde ispatlanırsa vasiyetname iptal edilir. Ayrıca hile, tehdit veya hata durumlarında da vasiyetname geçerli iradeyi yansıtmadığından mahkeme tarafından hükümsüz kılınabilir. İptal davası, mirasın açılmasından sonra belirli süreler içinde açılmalıdır. Kanun, bu davaların hangi süre içerisinde açılacağını ve kimlerin dava açma hakkına sahip olduğunu düzenler.
Bazı durumlarda vasiyetnamedeki tasarrufların bir kısmı geçerli olabilirken, diğer kısımlar hukuka aykırılık gerekçesiyle geçersiz sayılabilir. Böyle bir kısmi geçersizlik söz konusu olduğunda, vasiyetnamenin geri kalan bölümü miras bırakanın iradesi doğrultusunda devamlılığını korur. Bunun için de miras bırakanın asıl iradesinin, kısmi geçersizliğin kalan bölümleri etkilemediği yönünde olduğunun anlaşılması gerekir. Bu husus yargı organlarınca somut olaya özgü değerlendirmelerle ele alınır.
Miras Sözleşmesi ve Vasiyetname Arasındaki Benzerlik ve Farklılıklar
Miras sözleşmesi de vasiyetname de ölüme bağlı tasarruf niteliği taşır. Her ikisi de miras bırakanın ölümüyle hükümlerini doğurur. Benzer sonuçlar doğurmalarına rağmen, hukuki nitelikleri ve kurulma biçimleri açısından farklılıklar gösterir. Miras sözleşmesi, çift taraflı bir hukuki işlemken vasiyetname tek taraflı ve dilediği an değiştirilebilir bir irade beyanıdır. Miras sözleşmesinde hem miras bırakan hem de sözleşmenin diğer tarafı sorumluluk veya hak üstlenirken, vasiyetnamede yalnızca miras bırakanın irade beyanı belirleyicidir.Değiştirme ve ortadan kaldırma açısından da bu iki tasarruf arasında önemli ayrımlar bulunur. Vasiyetnamede miras bırakan, tek taraflı olarak istediği zamanda değişiklik yapabilir veya vasiyeti tamamen iptal edebilir. Miras sözleşmesinde ise tarafların rızası olmadan değişiklik mümkün olmaz, yalnızca kanunda belirlenen haklı nedenler söz konusuysa tek taraflı fesih uygulanabilir. Ayrıca miras sözleşmesinde, hakların ve borçların karşılıklı olarak doğması, taraflar arasında bir tür sözleşmesel güvence oluşturur. Vasiyetnamede böyle bir karşılıklılık yoktur.
Taraf sayısının fazlalığı veya tek olması, şekil şartlarında da farklı düzenlemeleri gerektirir. Miras sözleşmesi her zaman resmî olarak düzenlenmek zorundayken, vasiyetnamede el yazısı veya olağanüstü hâl vasiyetnamesi seçenekleri de mevcuttur. Her ne kadar her iki işlemde de şekil şartları önem arz etse ve ihlal hâlinde geçersizlik gündeme gelse de, vasiyetname daha esnek yapısıyla dikkat çeker. Bu esneklik, miras bırakanın ileride pişman olması veya malvarlığındaki değişikliklere göre yeni düzenlemeler yapmak istemesi hâlinde pratiktir.
Miras sözleşmesi ile vasiyetname arasında ekonomik, sosyal ve hukuki bağlamda seçim yapmak isteyenlerin, her iki tasarruf türünün de avantaj ve dezavantajlarını dikkate alması gerekir. Miras sözleşmesi, genellikle miras bırakanın ileride başka tasarruflarda bulunmak istemeyebileceği ve karşı tarafın da güvence istediği durumlarda tercih edilir. Vasiyetname ise miras bırakanın irade özgürlüğünü korumak istediği, sık sık değişiklik yapması muhtemel olduğu hâllerde daha uygundur.
Öğretideki Görüşler ve Uygulamadaki Sorunlar
Öğreti, miras sözleşmelerinin ve vasiyetnamelerin hem kuramsal hem de uygulamaya dair boyutlarını çeşitli açılardan ele alır. Miras sözleşmesine ilişkin en çok tartışılan konulardan biri, hangi ölçüde bakım akdiyle birleşebileceği ve bu sözleşmenin bakım alacaklısına nasıl haklar tanıyacağıdır. Öğretide, miras sözleşmesinin uzun vadeli bakım ilişkisine bağlanması hâlinde tarafların farklı hükümlere tabi tutulması gerektiği, zira bu sözleşmenin borçlar hukukunun niteliklerini de taşıdığı görüşü savunulur. Uygulamada bu durum, miras bırakanın miras sözleşmesinde öngörülen bakım ediminin aksaması veya sözleşmenin haksız yere feshedilmesi hâlinde neler olacağı sorusunu gündeme getirir. Bu açıdan miras sözleşmesi davaları, borçlar hukuku ve miras hukuku kurallarının iç içe geçtiği karmaşık uyuşmazlıklara neden olabilir.Vasiyetnamelere ilişkin en önemli sorunlardan biri, gerçekte vasiyetnamenin miras bırakanın özgür iradesini yansıtmıyor olması durumunda yaşanır. Özellikle aile içi baskıların veya miras bırakanın bakım ihtiyacı nedeniyle bağımlı olduğu kişilerin yönlendirmelerinin söz konusu olduğu iddiaları, iptal davalarında sık sık öne sürülür. Mahkemeler, miras bırakanın vasiyetnameyi düzenlerken gerçek anlamda özgür iradeye sahip olup olmadığını adli tıbbi raporlar, tanık ifadeleri ve sair delillerle araştırır. Öğretide bu konunun, özellikle yaşlı ve hasta bireylerin artan nüfusuyla birlikte önem kazandığı belirtilir. Bazı yazarlar, vasiyetnamenin geçerliliğini korumak adına resmî şekil şartının daha fazla teşvik edilmesi gerektiği fikrini savunur.
Bir diğer tartışma, saklı paylı mirasçıların haklarını korumak adına getirilen tenkis düzenlemesinin, miras bırakanın irade özgürlüğünü fazla sınırlayıp sınırlamadığı hususudur. Saklı payın varlığı, miras bırakanın tasarruf hakkını kanunda belirlenen oranlarla kısıtlamaktadır. Bu durum, Türkiye gibi geniş aile yapısına sahip ülkelerde aile bireyleri arasında kimi zaman anlaşmazlıklara yol açar. Öğretide, saklı payla ilgili düzenlemelerin toplumsal gerçeklere uyduğu ve ailenin sosyal işlevini koruma adına gerekli olduğu görüşü ağırlık kazanır. Ancak bazı hukukçular, miras bırakanın irade serbestisinin saklı payla daraltılmasını eleştirmekte ve kişisel servetin istenilen şekilde değerlendirilmesinin daha uygun olacağını savunmaktadır. Her iki görüş arasındaki denge arayışı, Türk miras hukuku uygulamalarında daima güncel bir tartışma konusudur.
Miras sözleşmeleri ve vasiyetnamelerle ilgili davalarda ortaya çıkan bir başka konu da uluslararası unsurlardır. Özellikle yurtdışında yaşayan Türk vatandaşları veya yabancı ülkelerin vatandaşları ile yapılan miras sözleşmelerinde hangi hukukun uygulanacağı, eğer yabancı bir hukuk sistemi tercih edilmişse Türk kamu düzenine aykırılık sorununun nasıl çözüleceği gündeme gelir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun çerçevesinde, mirasın hangi ülke hukuku tarafından düzenleneceği ve mülkün bulunduğu ülkenin hukuku gibi konular ayrıntılı hükümlere bağlanmıştır. Uygulamada, çifte vatandaşlık veya birden fazla ülkede gayrimenkul sahibi olma gibi durumlar, miras sözleşmelerinin ve vasiyetnamelerin geçerliliği ve uygulanması bakımından karmaşık meseleler doğurur.
Değerlendirme ve Hukukun Geleceği
Miras sözleşmeleri ve vasiyetnameler, bireysel irade özgürlüğünün ölüm sonrasına taşınmasını sağlayan temel hukuki araçlardır. Türk Medeni Kanunu, şekil şartları ve saklı pay düzenlemeleriyle hem miras bırakanın tasarruf yetkisini hem de mirasçıların korunmasını amaçlar. Bu düzenlemeler, aile yapısının sosyolojik dinamiklerine paralel olarak, mirasın kan hısımları arasında bölüşülmesi prensibini de korur. Buna rağmen, belirli kişilerin mirastan yararlanamaması veya aile bireyleri dışında kalanlara haksız pay aktarımı gibi eleştirilerin önüne geçmek adına, yargı denetimi ve iptal davaları önemli bir işlev üstlenir.Vasiyetnamenin kolay düzenlenebilir olması, kişinin kendi el yazısıyla dahi tasarruf yapabilmesi gibi imkânlar, malvarlığını istediği gibi planlamak isteyen miras bırakanlar için büyük avantajdır. Miras sözleşmesi ise taraflar arasında oluşturduğu güvence ve karşılıklı edim bağlarıyla farklı bir hukuki koruma alanı sağlar. Özellikle yaşlılık veya hastalık döneminde bakımı üstlenen kişinin, miras sözleşmesiyle gelecekteki payının güvence altına alınmasını istemesi çok sık rastlanan bir durumdur. Bu tür akitler, hem borçlar hukuku hem de miras hukuku perspektifinden incelendiğinde çeşitli uyuşmazlıklara neden olabilir. Dolayısıyla her iki tasarruf türü de kendi içinde hukuki güvenlik ve şekil koşulları gerektirir.
Uygulamada miras uyuşmazlıkları, sıklıkla aile bireylerini, hatta kardeşleri dahi karşı karşıya getiren önemli davalara konu olur. Toplumsal ve ekonomik yapının değişmesi, aile fertlerinin farklı ülkelerde yaşaması, boşanma ve yeniden evlenme oranlarının artması gibi faktörler, miras hukuku meselelerini daha da girift hâle getirir. Bu durum, miras sözleşmelerinin ve vasiyetnamelerin düzenlenmesi aşamasında profesyonel hukuki danışmanlığın önemini artırır. Kişilerin, malvarlığını gelecek nesillere taşıma noktasında hukuki hatalar yapmaması, saklı pay kurallarını göz ardı etmemesi ve şekil şartlarına riayet etmesi için uzmanlara başvurması çoğu zaman ihtilafları en aza indirir.
Gelecekte miras hukuku düzenlemelerinin, dijital varlıklar ve yeni finansal araçlar konusuyla da genişletilmesi beklenebilir. Artan teknoloji kullanımı ve internet üzerinden edinilen kripto varlıklar, profil hesapları, dijital arşivler gibi unsurlar, ölüm sonrası dönemde mirasın konusu olabilecek yeni değerlerin ortaya çıkmasına yol açar. Bu durum, vasiyetnamelerin ve miras sözleşmelerinin düzenlenmesinde geleneksel yöntemlerin ötesine geçilmesi ihtiyacını doğurabilir. Elektronik vasiyetnameler veya dijital miras sözleşmeleri gibi yenilikler, yasama organlarının ve hukukun gündemine dâhil olmaya başlamıştır. Hukuk sistemleri, bu değişime uyum sağlamak için çeşitli reform çalışmalarına yönelebilir.
Türk Medeni Kanunu’nun miras hukuku kısmında yapılan yorumlar, mahkeme içtihatları ve doktriner görüşler, miras sözleşmeleri ile vasiyetnamelerin işleyişini şekillendirmeye devam etmektedir. Her ne kadar bu alandaki temel ilkeler uzun süredir istikrar kazanmış olsa da, toplumsal dönüşüm ve teknolojik gelişmeler, ölüme bağlı tasarrufların uygulanmasında yeni sorun ve ihtiyaçlar doğuracaktır. Miras hukukunun esnek ve dinamik yapısı, bu gelişmelere uyum sağlamaya elverişlidir. Mevzuatta yapılacak muhtemel değişiklikler, miras sözleşmelerinin kapsamını genişletmeye ve vasiyetnamelerin düzenlenmesinde teknolojik olanaklardan faydalanmaya yönelik olabilir.
Miras sözleşmeleri ve vasiyetnameler, bireylerin özel hayatlarında ve aile ilişkilerinde hayati önem taşır. Mirasın nasıl paylaşılacağı, hangi değerlerin gelecek kuşaklara aktarılacağı gibi konular, hem manevi hem de maddi bakımdan büyük hassasiyet barındırır. Uyuşmazlıkların engellenmesi ve mirasın adil dağıtımı için kanunda öngörülen düzenlemelerin uygulanması, gerekirse uzman görüşüne başvurularak tasarrufların yapılması her zaman daha sağlıklıdır. Miras bırakan, ölümünden sonra doğacak ihtilafları önlemek adına, hangi tasarruf yolunu seçeceğini dikkatle değerlendirmelidir. Bu tercih yapılırken miras sözleşmesinin ve vasiyetnamenin birbirinden ayrılan yönleri göz önünde bulundurulmalıdır. Zira her iki tasarruf da hukuki sonuçlar doğursa da, taraf sayısı, değişiklik imkânı, şekil şartları ve iptal sebepleri bakımından farklı düzenlemelere tâbidir. Özellikle aile hukukunun ve borçlar hukukunun kesiştiği noktalarda, miras sözleşmesi ve vasiyetname hükümleri karmaşık uyuşmazlıkları beraberinde getirebilir. Dolayısıyla hukuki düzenleme ve yargı içtihadı, ölüme bağlı tasarrufların hem bireysel irade özgürlüğünü hem de aile içi adaleti koruyacak biçimde yürütülmesini sağlamaya devam edecektir.