Göç Hukukunda Sınır Dışı İşlemleri ve İtiraz Yolları
Genel İlkeler ve Yasal Çerçeve
Türkiye’de yabancıların sınır dışı edilmelerine ilişkin hukukî süreç, göç hukuku uygulamalarının merkezinde yer alır. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK), sınır dışı işlemleri ve bu işlemlere ilişkin itiraz yolları konusunda temel düzenlemeleri içermektedir. Ayrıca ilgili yönetmelikler ve ikincil mevzuat, uygulamanın ayrıntılarını belirleme işlevi görür. Mevzuatta yer alan usul ve esaslar, hem kamu düzeninin hem de yabancıların temel hak ve özgürlüklerinin korunmasını hedefler. Bu çerçevede sınır dışı kararı alınmasına neden olabilecek haller, karar alma süreci ve bu kararın icrası ile ilgili ilke ve yöntemler somut hukuki normlara dayandırılır.Devletler, egemenlik hakkı kapsamında kendi ülkelerine giriş ve ikamet koşullarını belirleme yetkisine sahiptir. Ancak bu yetki, uluslararası insan hakları normları çerçevesinde sınırlandırılmıştır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Durumuna İlişkin Cenevre Sözleşmesi gibi uluslararası metinler, sınır dışı süreçlerinde dikkat edilmesi gereken asgari standartları belirler. Bu kapsamda, uluslararası koruma arayanların veya belirli hassas gruplara mensup yabancıların sınır dışı edilmesi hâlinde uygulanacak ek koruma tedbirleri de önem kazanır.
Türkiye’de yabancıları ilgilendiren idari kararlar, genel itibariyle kamu düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı gerekçelerine dayandırılabilir. Buna ek olarak, kalış izninin ihlali veya vize süresinin aşılması gibi idari yükümlülüklere uyulmaması da sınır dışı kararı verilmesine neden olabilir. Kanunun öngördüğü kararlar, kişinin mülteci, şartlı mülteci veya ikincil koruma sahibi olup olmadığına veya geçici koruma altında bulunup bulunmadığına göre farklı şekillerde değerlendirilmek zorundadır. Bu kapsamda ilgili idare, her dosyanın kendine özgü şartlarını inceleyerek bireyselleştirilmiş bir karar vermekle yükümlüdür.
Sınır Dışı İşlemlerinin Hukuki Dayanakları
6458 sayılı YUKK, yabancılar bakımından sınır dışı etme kararı alınabilecek hallerin çerçevesini çizer. Kanun’un 54. maddesinde düzenlenen sınır dışı etme sebepleri şu ana başlıklarda toplanabilir:- Terör örgütü üyesi olmak veya terör örgütünü destekleyici faaliyetlerde bulunmak.
- Kamu düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı açısından tehdit teşkil etmek.
- Vize veya ikamet izninin iptaline sebep olacak durumlar.
- Kaçak çalışmak, kalış süresini aşmak veya yasal koşulları ihlal etmek.
- Uluslararası koruma başvurusu reddedilen ve bu başvuruya ilişkin hukuki yolları tükenen yabancılar bakımından ülkeyi terk etme yükümlülüğünü yerine getirmemek.
Her bir madde, kişinin sınır dışı edilmesinin idare açısından gerekliliğini hukuki zeminde ortaya koyar. Fakat uluslararası koruma başvurusunda bulunan, mülteci statüsünde olan veya geçici koruma altındaki kişilerin sınır dışı edilmesi hususunda daha sıkı kurallar söz konusudur. Ayrıca YUKK’un 55. maddesinde düzenlenen sınır dışı edilme kararı alınamayacak yabancılar kategorisi, en azından geçici veya kalıcı bir koruma sağlar. Burada, hamileler, reşit olmayanlar veya ciddi sağlık sorunları olanlar gibi hassas grupların özel koruma altına alındığı görülür.
Mevzuatın uygulayıcısı konumundaki Göç İdaresi Başkanlığı, sınır dışı kararlarını alırken hem ülke içi güvenlik politikalarını hem de uluslararası koruma yükümlülüklerini birlikte değerlendirir. Bu süreçte, kişinin suç geçmişi, toplum için oluşturduğu risk, ülkedeki yasal statüsü ve geri gönderileceği ülkedeki koşullar gibi kriterler göz önüne alınır. Bu noktada her somut olayın gerekçelendirilmesi zorunludur. Aksi hâlde kararın hukuka aykırı olduğu ileri sürülebileceği gibi, idari yargı denetimi de bu yönde değerlendirmelerde bulunabilir.
Karar Alma Süreci
Sınır dışı işlemlerinde karar alma süreci, idari prosedürler açısından önem taşır. Kanuna göre, yabancının sınır dışı edilmesi ihtimali doğduğunda Göç İdaresi Başkanlığı veya ilgili birimler, öncelikle kişiye dair kimlik tespiti yapmakla yükümlüdür. Ardından, deport sürecini gerektiren hukuki ve fiilî sebepler araştırılır. Bu aşamada yabancının savunma hakkı ve duruma ilişkin beyanları da dikkate alınır.Yetkili idari makam, toplanan bilgi ve belgelere dayanarak sınır dışı kararını düzenler. Karar metninde, kişinin hangi gerekçeye dayanılarak sınır dışı edilmek istendiği detaylı şekilde belirtilir. Bu gerekçe, kamu düzeni veya kamu güvenliği gibi soyut bir ifade ile sınırlı kalmamalı; somut olayın verileriyle desteklenmelidir. Karara yönelik sübjektif değerlendirmeler yerine, nesnel delil ve bulgulara dayanma yükümlülüğü mevcuttur.
Karar verildikten sonra, kişiye tebliğ aşamasına geçilir. Tebliğ, hem yabancının hem de varsa avukatının bilgilendirilmesini sağlar. Tebliğ metninde, başvuru yapılabilecek itiraz mercileri ve süreleri açıkça belirtilir. Yabancının itiraz hakkını kullanabilmesi bakımından tebliğin usulüne uygun yapılması büyük önem taşır. Tebliğ tarihinden itibaren genellikle 7 gün içinde idare mahkemesine başvuru veya farklı yargısal/yarı yargısal mekanizmalara itiraz yolu mümkündür. Bu süreçte, kişinin gözaltında veya geri gönderme merkezinde bulunması hâlinde, itiraz hakkının fiilen kullanılmasını engelleyecek uygulamalardan kaçınılmalıdır.
Sınır Dışı Kararına İtiraz Mekanizmaları
Sınır dışı işlemlerine karşı başvurulabilecek çeşitli hukuki mekanizmalar bulunmaktadır. İtiraz yolları, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde işleyebilir. Türkiye’de sınır dışı kararının iptali istemiyle genellikle idari yargıya gidilir. İdare mahkemelerine yapılan iptal davası, yürütmenin durdurulması talebini de içerebilir. İdare mahkemesinin talep doğrultusunda yürütmeyi durdurması hâlinde, deport işlemi kararın kesinleşmesine kadar bekletilir.Sınır dışı kararına karşı doğrudan idari bir itiraz merciinin olup olmadığı, uygulamada sıkça tartışma konusu olmuştur. YUKK çerçevesinde, istisnai durumlarda uluslararası koruma başvurusu reddedilen kişilerin Uluslararası Koruma Değerlendirme Komisyonu’na itiraz hakkı olsa da, sınır dışı kararlarının tümü bakımından böyle bir idari itiraz mercii yoktur. Bunun yerine, idare mahkemelerine doğrudan başvuru yapılması öngörülmüştür. Ayrıca, kararın AİHS hükümlerine aykırı olduğu düşünüldüğünde, konu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşınabilir. Ancak AİHM’e başvuru, iç hukuk yollarının tükenmiş olması şartına bağlanmıştır.
İtiraz süreçlerinde öne çıkan temel sorunlardan biri, yabancının hukuki yardım alıp alamamasıdır. Geri gönderme merkezlerinde tutulan kişilerin avukatla veya sivil toplum kuruluşlarıyla iletişime geçmesi pratikte zorlaşabilir. Bununla birlikte, barolar bünyesinde sunulan adli yardım hizmetleri veya sivil toplum kuruluşlarının desteği, bu kişilerin hak arama özgürlüğüne katkı sağlar. İtirazın etkin bir biçimde yürütülebilmesi için, kişinin dil sorunları da göz önünde bulundurulmalı ve gerekli çeviri hizmetleri sunulmalıdır.
İtiraz ve Dava Sürecinde Hak ve Yükümlülükler
İtiraz veya dava süreci devam ederken, yabancının statüsü hakkındaki belirsizlik çeşitli hukuki ve sosyal sonuçlar doğurur. Kural olarak, davanın sonucuna kadar kişinin ülkeden çıkarılmaması esastır. Ne var ki uygulamada, idari makamların hızlandırılmış usul gibi düzenlemeleri devreye sokabilmesi, bazen kişi henüz davayı açma sürecindeyken bile sınır dışı işleminin infazına yol açabilmektedir. Bu nedenle yürütmeyi durdurma talebi, yabancının ülkede kalabilmesi adına hayati önem taşır.Hukuki süreçte yabancıların bazı yükümlülükleri de vardır. Örneğin, adres bildirme zorunluluğu ve belirli aralıklarla imza verme yükümlülüğü gibi kontrol mekanizmaları söz konusu olabilir. Böylece idari makamlar, itiraz süreci boyunca yabancının kaçak duruma düşmesini veya belirlenemeyecek bir adreste saklanmasını engellemek ister. Bu uygulamaların ölçülü ve bireysel değerlendirmeye dayalı olması gereklidir. Aksi takdirde, kişi özgürlüğünü aşırı derecede sınırlayan tedbirler, uluslararası insan hakları normlarıyla çatışabilir.
İdari yargıda dava açıldıktan sonra, mahkeme dosyayı inceler ve sınır dışı sebebinin hukuka uygunluğunu değerlendirir. Mahkeme; kamu düzeni, kamu güvenliği gibi genel kavramların hangi somut olay verilerine dayandığını araştırır. Eğer idare tarafından ortaya konan deliller yetersizse veya kararda gerekçe gösterilmemişse, sınır dışı kararının iptali mümkündür. Mahkemenin kararı, idarenin hukuka aykırı eylemini düzeltme işlevi görür. Ancak iptal kararı verilmesi kesinleşene kadar, yabancı açısından belirsizlik ve risk devam eder.
Geçici Koruma Statüsündeki Yabancıların Durumu
Geçici koruma statüsü, özellikle kitlesel sığınma hareketlerinde devletlerin toplu olarak koruma sağlamak istediği kişilere uygulanan özel bir hukuki rejimdir. Türkiye’de bu statü, Suriye’den gelen büyük göç dalgası sonrasında 2014 yılındaki Geçici Koruma Yönetmeliği ile somutlaşmıştır. Bu statüye sahip kişilerin sınır dışı edilmesi, diğer yabancılara nazaran farklı prosedürlere tabi tutulabilir.6458 sayılı YUKK’un yanı sıra Geçici Koruma Yönetmeliği de geçici koruma kapsamındaki kişilerin sınır dışı edilmesine yönelik usulleri düzenler. Genel ilke olarak, geçici koruma altındaki bir kişinin, yaşam hakkı veya işkence yasağı gibi temel haklarını ihlâl edebilecek bir ülkeye gönderilmemesi esastır. Sadece ağır suç işleme veya kamu düzenini ciddi şekilde tehlikeye atma hâlleri gibi istisnai durumlarda geçici koruma statüsünün sonlandırılarak sınır dışı yoluna gidilebilir.
Öte yandan, geçici koruma statüsünün sağladığı haklar ve yükümlülükler, idare tarafından her zaman revize edilebilir. Kişinin statüsü sona erdikten sonra idare, varsa uluslararası koruma başvurusu veya ikamet iznine ilişkin değerlendirme yapar. Bu aşamada da eğer sınır dışı edilme sebepleri oluşmuşsa deport işlemi devreye girebilir. Ancak burada da hukuka uygun bir süreç işletilmesi, itiraz hakkının tanınması ve kararın gerekçelendirilmesi gereklidir. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi çerçevesinde, “geri göndermeme” (non-refoulement) ilkesine özen gösterilmelidir.
Gönüllü Geri Dönüş Prosedürleri ve Uygulama Örnekleri
Gönüllü geri dönüş, göç yönetimi alanında sıkça başvurulan bir yöntemdir. Bu uygulamada, yabancı ülkesine kendi rızasıyla dönmeyi kabul ettiğinde, uluslararası kuruluşlar veya devlet kurumları tarafından seyahat organizasyonu, maddi destek ve yeniden entegrasyon yardımı sağlanabilir. Gönüllü geri dönüş, hem idare açısından maliyet ve uygulama kolaylığı avantajı sunar hem de yabancının daha az travmatik bir süreçle ülkesine dönmesini sağlar.Gönüllü geri dönüş kararının alınabilmesi için, kişiye bu seçeneğin hukuki sonuçlarıyla ilgili ayrıntılı bilgi verilmesi gerekir. Bazı sivil toplum kuruluşları ve uluslararası kuruluşlar, bu aşamada danışmanlık hizmeti sunar. Geri dönüş yapmaya karar veren kişiye yol masrafları, rehabilitasyon destekleri, hatta belirli bir süre için maddi yardım gibi olanaklar sağlanabilir. Böylelikle, zorla sınır dışı etme işlemine kıyasla daha insanî ve sürdürülebilir bir çözüm arayışı ortaya çıkar.
Türkiye uygulamasında, özellikle geri gönderme merkezlerinde tutulan yabancılara gönüllü geri dönüş seçenekleri sıklıkla sunulur. Kişi bu yönde bir irade beyan ederse, idare gerekli koordinasyonu sağlar ve ülke sınırları dışına çıkış işlemleri organize edilir. Ancak “gönüllülük” ilkesinin gerçek anlamda sağlanması, kişinin baskı altında kalmaması ve sınır dışı tehdidiyle manipüle edilmemesi gerekir. Uygulamada, gönüllü geri dönüş kararının gerçekte ne kadar “gönüllü” olduğu tartışmalı olabilmektedir.
Uluslararası Koruma Statüsü Arayan Yabancılar Bakımından Sınır Dışı İşlemleri
Uluslararası koruma, mülteci, şartlı mülteci veya ikincil koruma gibi farklı statüleri içerir. Bu statüleri talep eden yabancıların sınır dışı edilmesi hususu, özel düzenlemelere tabidir. Zira bu kişiler, geldikleri ülkede zulüm, işkence veya insanlık dışı muamele riski ile karşı karşıya bulunabilir. Bu nedenle başvurunun sonuçlanması veya itiraz süreçlerinin tamamlanması beklenmeden sınır dışı kararı almak, uluslararası koruma hukukuna aykırı olabilir.6458 sayılı YUKK, uluslararası koruma başvurusu yapan kişilerin deport edilebilmesi için belli istisnalar öngörür. Kişinin terör eylemlerine karışması veya kamu düzenini ağır şekilde ihlâl etmiş olması gibi durumlar hariç, prensip olarak başvuru işlemleri sonuçlanana kadar sınır dışı işlemi uygulanamaz. Buna rağmen, uygulamada bazı vakalarda hızlandırılmış değerlendirme süreçleri ve yargı yollarının kısaltılması söz konusu olabilir. Özellikle mülteci statüsü tanıma sürecinde başvuru sahibinin güvenlik soruşturması veya diğer idari prosedürlerden geçemediği hallerde, karışık sonuçlar doğabilmektedir.
Uluslararası korumaya ilişkin itiraz sürecinde, Göç İdaresi Başkanlığı ve değerlendirme komisyonlarının yanı sıra idari yargının da etkili inceleme yapması beklenir. Mahkeme, kişinin ülkesinde maruz kalabileceği riskin gerçekçi olup olmadığını ve alınan idari kararın hukuka uygunluğunu denetlemek zorundadır. Eğer sınır dışı kararı, kişinin işkence veya kötü muamele tehlikesi bulunan bir ülkeye gönderilmesi sonucunu doğuruyorsa, bu durum AİHS’in 3. maddesi bağlamında ağır bir ihlâl olarak değerlendirilebilir.
Yargısal Denetim ve Etkili Hukuk Yolları
Sınır dışı işlemlerine karşı Türkiye’deki temel yargısal denetim mekanizması, idare mahkemelerinde açılan iptal davalarıdır. Bu davalarda mahkemenin incelemesi genellikle iki temel unsur üzerine yoğunlaşır:- İdari işlemin sebep unsuru: İdare, sınır dışı edilmesine gerekçe gösterilen durumu somut delillerle ispat edebilmelidir.
- İdari işlemin usul unsuru: Tebliğ, savunma hakkının tanınması, kararın gerekçelendirilmesi gibi süreçsel aşamalar hukuka uygun olmalıdır.
Mahkeme, kamu düzeni veya kamu güvenliği gibi nedenlerin ne kadar geçerli olduğunu, bu nedenlerin yabancı hakkında bireyselleştirilip bireyselleştirilmediğini değerlendirmek zorundadır. Bazı durumlarda, kararda “kamu düzeni açısından tehdit oluşturduğu” şeklinde soyut gerekçeler yer alması tek başına yeterli bulunmayabilir. İdare, kişiyi neden tehdit olarak gördüğünü, hangi somut fiilleriyle bu tehdidin doğduğunu açıklamak zorundadır.
İdare mahkemesi aşamasında alınabilecek geçici hukuki korumalardan biri, yürütmeyi durdurma kararıdır. Bu karar sayesinde, kişi hakkındaki deport işlemi, davanın esası sonuçlanana kadar uygulanamaz. Ancak bu kararın alınabilmesi için mahkemenin telafisi güç veya imkânsız zararlar doğabileceğini ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olduğunu değerlendirmesi gerekir. Özellikle sınır dışı halinde kişinin ülkesinde karşılaşabileceği ciddi riskler, telafisi güç zararlar kapsamında değerlendirilir.
Yargısal denetim sürecinin nihayete ermesi halinde, davanın reddi veya kabulü yönünde karar verilebilir. Mahkeme, sınır dışı kararını iptal ettiğinde, idare açısından kararın yeniden değerlendirilmesi gerekir. Yargı kararları bağlayıcı nitelikte olduğu için, iptal edilen işlemin gerekçeleri değiştirilmeden aynı şekilde yeniden uygulanması mümkün değildir. Eğer mahkeme dava reddi yönünde karar vermişse, bu karar temyiz veya istinaf yollarına taşınabilir. Neticede Danıştay ya da Bölge İdare Mahkemesi, kararı bozabilir veya onaylayabilir.
Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Sınır dışı süreçleri, uygulamada hem idare hem de yabancılar bakımından çeşitli sorunlar barındırır. Bu sorunların başında, geri gönderme merkezlerinin fiziksel koşulları gelir. Nitekim kapasitelerin yetersizliği, sağlık hizmetlerine erişim zorluğu, psikolojik destek eksikliği gibi faktörler, sınır dışı edilme sürecindeki yabancıların haklarını ihlâl edebilir. Ayrıca, bu merkezlerde tutulan kişilerin avukat ve sivil toplum kuruluşlarıyla etkili iletişim kurma imkânı da sınırlanabilmektedir.Bir diğer sorun, işlem sürelerinin uzunluğu ve belirsizliğidir. Yargısal itiraz süreçleri, istinaf ve temyiz aşamalarıyla birlikte oldukça uzun bir zaman dilimine yayılabilir. Bu süre zarfında yabancı, ülkede “idari gözetim” altında tutulabildiği gibi, bazen serbest dolaşım hakkı kısıtlanmış veya çalışma izni alamayan bir statüde yaşayabilir. Bu da ekonomik, sosyal ve psikolojik açıdan ciddi zorluklar doğurur.
Uygulamada sıklıkla gündeme gelen konulardan bir diğeri, sınır dışı kararının gerekçelendirilmesindeki yetersizliktir. Kamu düzeni ve kamu güvenliği gerekçesi, bazen soyut ifadelerle sınır dışı kararlarına dayanak yapılır. Oysaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve Türk yargısının kararlarında, idarenin her yabancı bakımından somut tehdit unsurlarını ortaya koyması gerektiğine vurgu yapılmaktadır. Aksi takdirde, işlem keyfî olarak değerlendirilebilir.
Mevcut sorunların çözümü için bazı iyileştirme önerileri gündeme gelmiştir:
- Geri gönderme merkezlerinde insani koşulların sağlanması ve denetim mekanizmalarının artırılması.
- Hukuki yardıma erişimin kolaylaştırılması, barolarla ve sivil toplum kuruluşlarıyla koordinasyonun güçlendirilmesi.
- İdari kararların gerekçelendirilmesinde standartların yükseltilmesi, karar metinlerinin ayrıntılı ve somut delillere dayandırılması.
- İtiraz ve dava sürelerinin kısaltılması için idari ve yargısal süreçlerin etkinleştirilmesi, uzmanlaşmış mahkemelerin veya yargıçların görevlendirilmesi.
- Dil engeli, çeviri hizmetlerinin yetersizliği gibi sorunların giderilmesi için ilgili personelin eğitilmesi ve kaynakların artırılması.
Tablolarla Temel Mevzuat ve Sınır Dışı Sebepleri
Mevzuat | Önemli Hükümler |
---|---|
6458 sayılı YUKK | Sınır dışı etme sebepleri, itiraz yolları, idari gözetim süreleri, uluslararası koruma prosedürleri |
Geçici Koruma Yönetmeliği | Geçici koruma altındaki kişilerin hakları, yükümlülükleri ve sınır dışı rejimi |
Uluslararası Anlaşmalar | Mülteci Hukuku (Cenevre Sözleşmesi), AİHS, geri göndermeme ilkesine ilişkin düzenlemeler |
Sınır Dışı Sebebi | Örnek Durumlar |
---|---|
Kamu Düzeni ve Kamu Güvenliği | Terör örgütü üyeliği, silahlı suçlar, organize suç bağlantıları |
İdari İhlaller | Vize süresinin aşılması, kaçak çalışma, sahte belge kullanımı |
Uluslararası Koruma Reddi | Koruma başvurusunun reddedilmesi ve tüm itiraz yollarının tükenmesi |
Karar Uygulamasındaki Teknik ve Pratik Konular
Sınır dışı kararı uygulamada, yabancının ulaşım belgelerinin düzenlenmesi, seyahat masraflarının karşılanması ve hedef ülke yetkilileriyle koordinasyon kurulması gibi teknik detaylar gerektirir. Özellikle pasaport veya benzeri kimlik belgesi bulunmayan kişiler açısından süreç uzayabilir. Diplomatik temsilciliklerle yazışma yapılarak kişinin vatandaşı olduğu ülkenin tespiti ve seyahat belgesinin temini zorunludur.Uygulama aşamasında, bazı ülkelerin geri kabul antlaşması olması veya olmaması da deport işlemlerini etkiler. Geri kabul anlaşması olan ülkeler için işlem daha kolay yürür. Öte yandan, geri kabul anlaşması olmayan veya siyasal sebeplerle fiilen vatandaşlarını geri almayan ülkelerle ilgili süreçler tıkanabilir. Böyle durumlarda, yabancıların geri gönderme merkezlerinde uzun süre kalmaları veya ülke içinde denetimli bir şekilde serbest bırakılmaları gibi ara formüller gündeme gelir.
Diğer yandan, uygulamada karşılaşılabilecek güçlüklerden biri de yabancının kendi ülkesine dönmek istememesi veya gerçek vatandaşlığının tespit edilememesidir. Özellikle vatansız kişilerin durumu bu bakımdan hassastır. Devletin, vatansız veya kimliği belirlenemeyen kişileri hangi ülkeye gönderebileceği uluslararası hukuka göre karmaşık sorular doğurur. Bu kategoriye giren kişiler, uzun süreli idari gözetim ve belirsizlikle karşılaşabilirler.
Örnek Yargı Kararları ve İçtihat Yaklaşımları
Türkiye’de idari yargının sınır dışı işlemlerine ilişkin verdiği kararlar, önemli içtihat örnekleri barındırır. Mahkemeler, kamu düzeni veya kamu güvenliği kavramlarını “somut tehlike” standardıyla yorumlama eğilimindedir. Basit adlî sicil kayıtları veya soyut istihbarat bilgileri, tek başına deport kararı vermek için yeterli kabul edilmeyebilir. Mahkemeler, söz konusu fiilin yabancının ülkedeki varlığıyla doğrudan bağlantısını ve oluşturduğu riski arar.Örneğin, kimliği belirsiz bir yabancıyla ilgili sınır dışı kararı söz konusuysa, mahkeme, idarenin kimlik tespiti yapma konusundaki çabalarını ve yabancının işbirliği derecesini araştırır. Eğer idare, kimliği saptamak için yeterli gayreti göstermemiş veya yabancıyla iletişim kuracak tercüman sağlamamışsa, kararı iptal edebilir. Keza uluslararası koruma başvurusu reddedilen bir yabancının geri gönderileceği ülkeye dair raporlar ve risk analizleri de mahkeme tarafından dikkatle incelenir.
AİHM içtihadına bakıldığında ise özellikle AİHS’in 3. ve 8. maddeleri üzerinde yoğunlaşıldığı görülür. “İşkence ve kötü muamele” yasağı (madde 3) ile “özel ve aile hayatına saygı” hakkı (madde 8), sınır dışı edilen kişinin mağduriyet iddiasıyla yakından ilişkilidir. AİHM, kişinin aile bütünlüğünün bozulacağı veya ciddi bir insan hakları ihlâline maruz kalacağına dair güçlü deliller sunması halinde, sınır dışı işlemini ihlâl olarak görebilir.
Uygulamadaki İdari Gözetime İlişkin Değerlendirmeler
Sınır dışı edilme işlemlerinin fiilen gerçekleştirilebilmesi için, yabancıların ülkeden çıkışına kadar idari gözetim altına alınması söz konusu olabilir. YUKK kapsamında, idari gözetim kararı, kişinin kaçma şüphesinin bulunması veya kamu düzeni açısından risk taşıması gibi nedenlere dayanmalıdır. Bu kararın da makul süreyle sınırlandırılması ve düzenli aralıklarla gözden geçirilmesi gerekir.İdari gözetim merkezlerinde tutulan kişiler, barınma, sağlık, psikolojik destek ve hukuki yardım haklarına sahiptir. Ancak uygulamada, bu merkezlerin kapasite sorunları ve denetim yetersizlikleri eleştiri konusu olur. Hukukî destek konusunda avukatların merkezlere erişimindeki bürokratik süreçler de yabancıların etkin hak arama imkanını olumsuz etkiler.
Bu konudaki bazı çözüm önerileri arasında, idari gözetime alternatif tedbirlerin daha yaygın biçimde kullanılması yer alır. İmza yükümlülüğü, kefalet, elektronik izleme gibi uygulamalar, hem kişinin ülke içinde denetimli biçimde kalmasını sağlar hem de kapalı bir merkezde tutulmasının doğurduğu sakıncaları azaltır. Ayrıca, idari gözetim kararlarının bağımsız yargı organlarınca periyodik incelenmesi de uluslararası standartlarda önerilen bir uygulamadır.
Çeşitli Hak Kısıtlamaları ve Ayrımcılık İddiaları
Sınır dışı işlemlerinde zaman zaman ayrımcılık iddiaları gündeme gelebilir. Belirli bir milliyet veya etnik köken grubuna yönelik sistematik ya da periyodik deport kararları olduğu takdirde, bu kararların uluslararası insan hakları hukuku kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Devletin, “kamu düzeni” gerekçesini kullanarak belirli bir grubu hedef alması, ayrımcılık yasağına aykırılık iddialarına yol açabilir.Ayrıca, idari işlemdeki sübjektif tutumlar da tartışma konusu olur. Örneğin, emniyet birimlerinin istihbarat raporları neticesinde hiç yargılanmamış veya aklanmış bir yabancı hakkında deport kararı verilmesi, kişinin masumiyet karinesini zedeleyebilir. Bu tip durumlarda, idare mahkemeleri, iddia edilen suç fiilinin gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğini veya somut delile dayalı bir risk analizinin yapılıp yapılmadığını sorgular.
Kadın, çocuk veya LGBTİ+ bireyler gibi hassas grupların sınır dışı süreçlerinde karşılaştığı ayrımcılık ve şiddet riski, çok daha ağır sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle idari makamların, bireyselleştirilmiş değerlendirme yapması ve kişilerin özel durumlarına göre koruma sağlaması uluslararası hukukta öngörülen bir zorunluluktur.
Koşullu Kabul ve Alternatif Çözümler
Uygulamada, sınır dışı sürecini tamamlayamayan veya siyasi nedenlerle gönderilemeyen yabancılar için ara formüller de geliştirilmiştir. Koşullu kabul veya belli bölgelere yerleştirme gibi yöntemler, yabancının ülkede kalmasına izin verirken aynı zamanda idarenin denetimi elinde tutmasına olanak tanır. Bu durum, özellikle uzun süreli çatışma bölgelerinden gelen veya vatansız konumundaki yabancılar açısından hayati önem taşır.Koşullu kabul, yabancıya ikamet izni veya çalışma izni gibi belirli haklar tanırken, aynı zamanda düzenli aralıklarla imza verme ya da belirli bir ilde ikamet etme gibi yükümlülükler getirir. Bu şekilde, kişi ne tamamen özgür bir statüye ne de tamamıyla gözetime tâbi bir konuma sahiptir. İdare, koşullu kabul statüsüne dair süreci, yabancının uluslararası koruma talebi veya ülkesine dönme şartlarının oluşup oluşmamasıyla bağlantılı olarak devamlı gözden geçirir.
Sınır Dışı İşlemleri ve İtiraz Yollarının Geleceği
Göç dinamikleri ve uluslararası ilişkilerdeki değişimler, sınır dışı işlemleri ve bu işlemlerin denetimine ilişkin hukuki çerçeveyi sürekli güncel kılar. Özellikle kitlesel göç hareketleri, Türkiye gibi transit ve hedef ülke konumunda olan devletlerde, mevzuat ve uygulama baskısını artırmaktadır. Sınır dışı politikalarının insani boyutu, uluslararası koruma yükümlülükleriyle dengelenmek zorundadır. Burada dikkat edilmesi gereken temel husus, bireysel değerlendirme ilkesi ve non-refoulement ilkesine olan saygıdır.Mevzuatın uygulanmasında ortaya çıkan sorunlar ve yargısal içtihatlar, sistemin gelişimi için yol gösterici olmaktadır. Her yeni yargı kararı, idarenin kararlarını gerekçelendirme ve bireysel hakları koruma konusunda daha hassas davranması yönünde baskı oluşturur. Aynı zamanda sivil toplum kuruluşlarının, akademik çevrelerin ve uluslararası kuruluşların denetim ve raporları da uygulamadaki eksikliklerin giderilmesini teşvik eder.
Gelişen teknoloji ve dijital altyapı, göç yönetimi ve sınır dışı süreçlerinde daha hızlı iletişim ve koordinasyon imkanı sağlayabilir. Örneğin, uluslararası veri paylaşım sistemleri, parmak izi ve biyometrik kayıtların entegrasyonu, idarenin kimlik tespit sürecini hızlandırabilir. Ancak bu tür teknolojik araçların temel hak ve özgürlükleri ihlâl edebilecek biçimde kullanımı da endişe kaynağıdır. Dolayısıyla, hukuki ve etik denetim mekanizmaları, yeni teknolojik uygulamalara paralel olarak güçlendirilmelidir.
Bundan sonraki dönemde, göç dalgalarının çeşitliliği ve artan uluslararası etkileşim nedeniyle, sınır dışı işlemleri ve itiraz yollarına ilişkin mevzuatın daha da güncellenmesi mümkündür. Karşılıklı antlaşmalar, AB müktesebatı ve uluslararası sözleşmeler, ulusal düzenlemelerin uyumu ve etkinliğini belirlemede kritik rol oynayacaktır. Özellikle Türkiye’nin Avrupa Birliği ile göç ve vize serbestisi süreçlerinde vardığı mutabakatlar, iltica ve göç politikalarının seyrini de etkilemektedir.
Sınır dışı işlemleri ve itiraz yolları, yalnızca hukuki bir mesele olmayıp aynı zamanda insanî, politik ve toplumsal boyutlara da sahiptir. Kapsamlı bir yaklaşım, hem devletlerin egemenlik haklarını hem de yabancıların temel haklarını dengeleyecek bir mekanizma oluşturmayı gerektirir. Bu mekanizmanın işlerliği, ulusal mahkemelerin titiz denetimi ve uluslararası sözleşmelerin öngördüğü güvencelerin tam olarak uygulanmasıyla sağlanabilir.
Kaynakça ve Okuma Önerileri
- 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu.
- Geçici Koruma Yönetmeliği.
- Birleşmiş Milletler Mültecilerin Hukuki Durumuna İlişkin Cenevre Sözleşmesi.
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi.
- Göç İdaresi Başkanlığı tarafından yayımlanan yönetmelikler ve genelgeler.
- Türkiye Barolar Birliği ve sivil toplum kuruluşlarının göç hukuku raporları.
- Danıştay ve bölge idare mahkemesi kararları, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP).
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları.