Neler yeni
HukukiSözlük.com

Ücretsiz bir hesap oluşturarak hemen üye olun! Üye girişi yaptıktan sonra, bu sitede kendi konu ve gönderilerinizi ekleyerek tartışmalara katılabilir, ayrıca özel mesaj kutunuzu kullanarak diğer üyelerle iletişime geçebilirsiniz. Böylece tüm forum özelliklerinden tam olarak yararlanabilir ve deneyiminizi dilediğiniz gibi özelleştirebilirsiniz!

Şirketler Hukukunda Fesih ve Tasfiye

hukukisozluk

Yönetim
Personel

Şirketler Hukukunda Fesih ve Tasfiye​


Fesih Kavramı ve Genel İlkeler​

Şirketler hukukunda fesih, bir şirketin hukuki varlığının sonlandırılmasına yönelik ilk ve kritik aşamalardan biridir. Fesih süreci, şirketin çeşitli nedenlerle faaliyetlerini devam ettirememesi veya isteğe bağlı olarak sonlandırmak istemesi sonucunda ortaya çıkabilir. Fesih, bir mahkeme kararı veya şirketin iç organlarının (örneğin genel kurul) alacağı kararlar sonucu gündeme gelebilir. Hangi usule dayanırsa dayansın, fesih işlemi şirketin etkin olarak ticari yaşamdan çekilmesini başlatır ve akabinde tasfiye sürecinin yürütülmesine kapı aralar.

Fesih, hem Türk Ticaret Kanunu (TTK) hem de ilgili diğer yasal düzenlemelerle yakından ilişkilidir. TTK’da anonim ve limited şirketler gibi sermaye şirketlerinin feshi belirli kurallara bağlanmıştır. Pay sahiplerinin veya ortakların menfaatlerinin korunması, alacaklıların haklarının gözetilmesi ve kamu düzeni gibi temel ilkeler, fesih sürecinin hukuka uygun ve hakkaniyete dayalı şekilde yürütülmesini sağlayan en önemli unsurlardır.

Şirketin feshiyle beraber faaliyetleri durdurulur ve olağan ticari işleyişin yerini tasfiye aşamaları alır. Bu noktada fesih kararının geçerliliği, alınış biçimi, fesih iradesinin açıklanması ve tescil-edilmesi gibi adımların eksiksiz yerine getirilmesi gerekir. Aksi hâlde fesih işlemi hukuken sakat hâle gelebilir ya da geçersiz sayılabilir. Özellikle kanuni zorunluluktan doğan fesih durumlarında, mahkeme veya ilgili kurum kararının belirli usullere uygun şekilde verilmesi ve ilan-tescil işlemlerinin yapılması önemlidir.

Feshe ilişkin genel ilkeler; dürüstlük kuralı, kanuna uygunluk ve alacaklıların zarar görmemesi esaslarına dayanır. Şirketin fesih kararından önce, şirket varlığının korunması, kamu alacaklarının tahsili, çalışanların haklarının gözetilmesi ve özel hukuk kişilerinin (örneğin sözleşme tarafları, tedarikçiler, müşteriler) mağdur edilmemesi gibi konular dikkate alınır. Böylece fesih süreci, hak kayıplarının mümkün olduğunca minimize edildiği bir çerçevede yürütülmeye çalışılır.

Fesih kararı verilmiş olsa dahi, şirketin borçları ve mevcut hukuki ilişkileri feshe bağlı olarak ortadan kalkmaz; sadece geleceğe yönelik ticari faaliyet durur. Bu nedenle, fesih sürecinin ardından gelen tasfiye evresinde, şirketin malvarlığı unsurları nakde çevrilir, alacaklar toplanır ve borçlar ödenir. Bu açıdan fesih ve tasfiye süreçleri birbiriyle bütünleşik bir sistemin parçalarıdır. Fesih sürecine giren şirketin hukuki kimliği, tasfiye sonuna dek varlığını kural olarak devam ettirir; ancak fiilî faaliyet yetkileri önemli ölçüde sınırlanır.

Fesih Türleri ve Şartları​

Şirketin feshi, gerek hukuki gerekse iradi nedenlerle gerçekleşebilir. TTK ve diğer özel düzenlemeler, farklı fesih türleri öngörür. Bunlar arasında en yaygın olanları:
1. İradi Fesih: Şirketin pay sahipleri veya ortaklarının kendi iradeleriyle şirketi sonlandırma kararını ifade eder. Anonim şirketlerde bu karar genel kurul tarafından, limited şirketlerde ise ortaklar kurulu tarafından alınır. Bu tarz fesihte genellikle belirli bir çoğunluk aranır (örneğin anonim şirketlerde sermayenin asgari üçte ikisine sahip pay sahiplerinin olumlu oyu gibi). Kararın alınmasıyla beraber, kararın ticaret siciline tescili ve ilanı esastır. İradi fesihte, şirketin ticari faaliyetlerine son verilmesi kararı çoğunlukla şirketin ekonomik beklentileri, piyasa şartları veya işletmenin sürdürülebilirliğiyle ilgili gerekçelere dayandırılabilir.
2. Kanuni Fesih (Kendiliğinden Fesih): Kanunda öngörülen belirli durumlarda şirket kendiliğinden fesholur. Örneğin şirketin esas sözleşmesinde belirli bir süre öngörülmüşse ve bu süre dolmuşsa, aksi bir karar alınmadığı takdirde şirket kendiliğinden fesh edilmiş sayılır. Ayrıca şirket ortak sayısının kanunen öngörülen asgari sayının altına düşmesi gibi sebepler de kanuni fesih nedeni olabilir. Bu tür fesihte herhangi bir irade açıklamasına gerek kalmaksızın, kanunda belirtilen durumun gerçekleşmesiyle şirketin feshi kendiliğinden devreye girer.
3. Mahkeme Kararıyla Fesih: Şirketin faaliyet gösteremeyecek duruma gelmesi, şirket sözleşmesindeki hükümlere aykırı davranılması, kuruluş esaslarına uymaması veya pay sahipleri arasındaki çok şiddetli uyuşmazlıklar gibi nedenlerle mahkemenin feshe karar vermesi mümkündür. Özellikle anonim şirketlerde “haklı sebepler” gerekçesiyle fesih talebinde bulunulabilir. Bir ortağın menfaatleri ciddi şekilde zedeleniyorsa veya şirketin faaliyeti tıkanmışsa, mahkeme kararıyla fesih yoluna gidilebilir. Mahkemece verilecek fesih kararında, şirketin ekonomik durumu, ortaklık yapısı, kamu menfaati ve şirket alacaklılarının menfaati gibi farklı unsurlar değerlendirilir.
4. İflas Yoluyla Fesih: Şirketin borçlarını ödeyememesi ve iflasına karar verilmesi sonucunda şirket fesholur. İflas kararı, hem bir icra-iflas prosedürünün hem de ticari işletme faaliyetlerinin sonunu getirir. İflas işlemlerinin yürütülmesi sırasında tasfiye memuru değil, iflas idaresi veya iflas masası ilgili süreci yönetir. İflas kararı neticesinde şirketin tasfiyesi, iflas masasına giren malvarlığı unsurlarının paraya çevrilmesi ve alacaklılara dağıtılması şeklinde ilerler. Bu süreçte öncelikli alacaklar ve teminatlı alacaklar da gözetilerek, TTK’dan ziyade İcra ve İflas Kanunu hükümleri esas alınır.

Fesih sürecinin başlamasıyla şirketin adı “tasfiye halinde…” ibaresiyle anılmaya başlar. Ancak fesih kararının tescil ve ilanı yapılmadıkça, üçüncü kişiler nezdinde feshin hukuki sonuçları geçerli sayılmaz. Kanunda öngörülen şekil şartlarının eksiksiz yerine getirilmesi, olası uyuşmazlıkların önüne geçilmesi bakımından hayati önem taşır. Böylece alacaklıların ve pay sahiplerinin durumdan haberdar olması sağlanarak, malvarlığı tasarruflarına ilişkin yapılacak işlemlerde hukuki belirlilik oluşur.

Tasfiye Kavramı ve Hukuki Niteliği​

Tasfiye, feshedilen veya kendiliğinden sona erme aşamasına giren şirketin malvarlığının paraya çevrilmesi, alacaklarının toplanması, borçlarının ödenmesi ve artan değerin pay sahiplerine dağıtılması sürecidir. Bu süreç, şirketin ticari faaliyetinden tamamen çıkışını amaçlar. Tasfiye aşaması tamamlandığında, şirketin tüzel kişiliği son bulur ve hukuki varlığı ortadan kalkar.

Tasfiye sürecinde şirketin tüzel kişiliği kural olarak devam eder. Ancak bu devamlılık, yalnızca tasfiye işlemlerinin yürütülmesiyle sınırlıdır. Şirket, tasfiye amacı dışında yeni bir ticari faaliyet gerçekleştiremez; mevcut sözleşmelerden doğan hak ve borçlarını tasfiye çerçevesinde yerine getirir veya sonuçlandırır. Hukuki niteliği itibarıyla tasfiye, şirketin tüm malvarlığı unsurlarının belli bir plana göre likide edilmesi (nakde dönüştürülmesi) ve ortaya çıkacak varlıkların alacaklılar ile ortaklar arasında paylaştırılmasıdır.

Tasfiyenin başlatılması için, anonim ve limited şirketlerde genel kurul veya ortaklar kurulu tarafından alınan fesih kararının tescil ve ilanı yapılır. Mahkeme kararıyla fesih söz konusu olduğunda da, kararın kesinleşmesi sonrasında tasfiye aşamasına geçilir. Tasfiye sürecini yönetecek memurların (tasfiye memurları) atanması, bir başka önemli adımdır. Bu memurlar, kanunen veya şirket sözleşmesi uyarınca atanabilir. Eğer özel bir atama yapılmamışsa, bu görev genellikle yönetim kurulu üyeleri veya müdürler tarafından üstlenilir.

Tasfiye işlemlerinin temel prensibi, tüm menfaat sahiplerini (alacaklılar, ortaklar, çalışanlar, kamu idareleri vb.) mümkün olan en adil şekilde korumaktır. Hukuki nitelik olarak tasfiye, bir yandan şirketin devam eden borç ve alacak ilişkilerinin tasfiyesi, diğer yandan şirketin son kalıntılarının ortaklar arasında dağıtımını içerdiği için oldukça titiz bir planlama ve uygulama süreci gerektirir. Bu süreçte, alacaklıların sırası ve önceliği, varsa ipotek veya rehin gibi teminat haklarının durumu, vergi ve SGK borçları gibi kamu alacakları öncelikleri dikkate alınır. Ayrıca, tasfiye sırasında tespit edilen alacaklar tahsil edilmeye çalışılır, dava hakkı doğuran durumlar var ise hukuk yollarına başvurulur.

Tasfiye Sürecinin Aşamaları​

Tasfiye süreci, genellikle kanunda belirlenen ve doktrinde kabul gören belirli aşamalardan oluşur. Bu aşamalara uyulması, işlemlerin hukuka uygun şekilde tamamlanması açısından zorunludur:
1. Tasfiye Memurlarının Atanması: Şirketin feshine karar verilmesiyle birlikte, tasfiye memurlarının kimler olacağı belirlenir. Bu kişiler, şirket sözleşmesiyle önceden atanmış olabileceği gibi, fesih kararı ile birlikte de atanabilir. Mahkeme kararıyla fesih hâlinde, mahkeme de tasfiye memurlarını belirleyebilir. Tasfiye memurları, şirketin malvarlığını korumak ve tasfiye sürecini hukuka uygun şekilde yürütmekle görevlidir.
2. Tescil ve İlan: Fesih kararı ve tasfiye memurlarının atanması ticaret siciline tescil edilir ve ilan olunur. Bu ilan, üçüncü kişilerin şirketteki değişikliklerden haberdar olmasını sağlar. Tescil ve ilan, kamuya açıklık ilkesi kapsamında zorunludur ve sonradan doğacak uyuşmazlıklarda ispat kolaylığı sağlar.
3. Envanter ve Bilanço Hazırlanması: Tasfiye memurları ilk olarak şirketin tüm varlık ve borç durumunu tespit eden bir envanter ve bilanço düzenler. Bu, tasfiye sürecinin temelini oluşturur. Zira şirketin gerçekte ne kadar alacaklısı olduğu, hangi malvarlığına sahip bulunduğu ve toplam borç miktarının ne olduğu bu aşamada netleştirilir. Böylece, tasfiye memurlarının planlı bir şekilde hareket etmesi mümkün hâle gelir.
4. Alacaklıların Daveti ve Borçların Ödenmesi: Resmî ilan yoluyla ve gerekli durumlarda özel bildirimlerle alacaklılar davet edilir. Alacaklıların talepleri incelenir, doğruluğu araştırılır ve kabul edilen taleplerin karşılanması için malvarlığı unsurları nakde çevrilerek ödeme yapılır. Kamu alacakları (vergi, SGK primleri gibi) başta olmak üzere, varsa rehinli alacaklılar, teminatlı alacaklılar ve diğer alacaklılar arasında öncelik sırası dikkate alınır. Bu aşama, sıklıkla en uzun süren kısımdır; zira alacaklılar arasında uyuşmazlıklar çıkabilir, dava süreçleri veya icra takipleri devreye girebilir.
5. Artan Değerin Pay Sahiplerine Dağıtılması: Şirketin tüm borçları ödendikten ve tüm alacakları tahsil edildikten sonra tasfiye sonucunda geriye kalan bir değer varsa, bu değer şirket sözleşmesinde yazılı esaslara veya kanunun emredici hükümlerine göre pay sahiplerine dağıtılır. Anonim şirketlerde dağıtım, pay adedine veya payların nominal değerine göre yapılır. Limited şirketlerde ise ortaklık pay oranlarına bakılır. Dağıtımın adil bir şekilde gerçekleştirilmesi, ileride açılabilecek davaları engelleyeceği için önemlidir.
6. Tasfiyenin Sona Ermesi ve Ticaret Sicilinden Silinme: Tüm borçlar ödendikten, artan değer ortaklara dağıtıldıktan ve tasfiye memurlarının raporu kabul edildikten sonra, şirketin artık faaliyet göstereceği bir alan kalmaz. Tasfiye memurları, tasfiye sonu bilançosunu hazırlayarak ticaret siciline başvurur. Bu başvuru neticesinde, şirket ticaret sicilinden silinir ve tüzel kişiliği tamamen sona erer.

Tasfiye süreci, zaman zaman karmaşık uyuşmazlıklara sahne olabilir. Örneğin, bazı borçların varlığı veya yokluğu tartışmalı olabilir. Bazı alacaklıların alacakları teminatlı iken bazılarınınki teminatsız olabilir. İşte bu tür durumlarda tasfiye memurlarının ve mahkemelerin rolü, hakkaniyeti sağlamaya yöneliktir. Bu itibarla, tasfiye esnasında usul kurallarına titizlikle uyulması, işletme defter ve kayıtlarının düzenli tutulması, resmi makamlara beyanların doğru şekilde yapılması büyük önem taşır.

Tasfiye Memurlarının Görev ve Sorumlulukları​

Tasfiye memurları, tasfiye sürecinin temel yürütücüleri ve sorumlularıdır. Şirketin malvarlığını korumak, tasfiye işlemlerini dürüstlük kuralına uygun biçimde sonuçlandırmak temel görevleri arasındadır. Kanun, tasfiye memurlarına geniş bir yetki çerçevesi tanır; ancak bu yetkilerin kullanımı sırasında dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal etmemeleri beklenir.

Görevleri arasında şirketin mevcut varlıklarını tespit etmek, envanter ve bilanço hazırlamak, alacaklıları davet etmek, hukuki anlaşmazlıklar çıkması hâlinde dava açmak veya savunma yapmak, borçları ödemek ve artan malvarlığını pay sahiplerine dağıtmak bulunur. Bu süreçte hata veya hukuka aykırı işlem yapmaları hâlinde şahsen sorumlulukları doğabilir. Örneğin, varlıkları değerinin çok altında satarak alacaklıların zararına davranmak veya pay sahiplerine eksik ödeme yapmak gibi eylemler, tasfiye memurlarının hem hukuki hem de cezai sorumlulukla karşılaşmalarına neden olabilir.

Tasfiye memurları, atanma aşamasında şirketin vekili veya temsilcisi konumundadırlar. Dolayısıyla, tasfiye süreci boyunca şirket adına işlem yapma yetkisine sahiptirler. Bu nedenle, ticari defterlerin tutulması ve incelenmesi, şirketin geçmiş faaliyetlerine dair incelemeler de görev alanlarına girer. Eğer şirket sözleşmesinde veya genel kurul/ortaklar kurulu kararında özel sınırlamalar yoksa, tasfiye memurları gerekli gördükleri tüm hukuki işlemleri yapabilir. Örneğin, şirkete ait bir fabrikanın satışını organize edebilir, borçlular hakkında takip başlatabilir veya uzlaşma görüşmelerini yürütebilirler.

Görev süresi boyunca tasfiye memurları, düzenli olarak tasfiye gidişatı hakkında rapor sunmak veya genel kurulu bilgilendirmek durumunda olabilir. Tasfiye memurlarının özellikle şirketin borçlarıyla ilgili taleplere cevap vermesi ve gerektiğinde hızlı çözüm üretmesi, kaynak kaybını önlemek açısından önemlidir. Bilhassa dava ve icra takipleri söz konusu olduğunda, zamanında ve hukuka uygun girişimlerde bulunmak tasfiye memurlarının öncelikli sorumluluklarındandır. Aksi hâlde, haksız fiil veya sorumluluk davalarıyla karşı karşıya kalabilirler.

Tasfiye Sürecinde İlgili Kurumların Rolü​

Tasfiye sürecinde, birden fazla kamu kurumu ve yargı organının rolü ortaya çıkar. Şirketler Hukuku, Vergi Hukuku, İcra ve İflas Hukuku ile Sosyal Güvenlik Mevzuatı gibi farklı alanlarla kesişen konular söz konusudur:
1. Ticaret Sicil Müdürlüğü: Fesih kararının ve tasfiye memuru atamasının tescil edilmesi, her aşamanın ilan edilmesi gibi konularda ticaret sicil müdürlüğü temel kurumdur. Şirketin ticaret sicilinden silinme işlemi de yine buradaki süreçlerin tamamlanması sonucu gerçekleşir.
2. Vergi Daireleri: Şirketin tasfiye dönemine girmesi, vergi dairelerinin tahsil imkânlarını yakından ilgilendirir. Tasfiye memurları, tasfiye dönemine ilişkin vergi beyannamelerini sunmalı, varsa vergi borçlarını ödemelidir. Tasfiye sırasında yapılan malvarlığı satışlarında Katma Değer Vergisi (KDV) gibi vergilerin ödenmesi, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın denetimlerine tabi olabilir. Dolayısıyla vergi dairesi, tasfiye sürecinde alacaklı konumunda yer alabilir.
3. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK): Şirketin işçi çalıştırmış olması hâlinde, tasfiye sırasında SGK prim borçlarının varlığı araştırılır. Çalışanların hak ve alacakları da önem taşır. Tasfiye memurları, işçi alacaklarına dair tespitleri ve ödemeleri yapmak zorundadır. SGK, tasfiye sürecinde kamu alacaklısı olarak öncelikli alacaklar listesinde yer alabilir.
4. Mahkemeler: Şirketle ilgili davalar, icra takipleri veya alacak-borç uyuşmazlıkları hâlinde yargı organları devreye girer. Mahkeme, tasfiye memurları ile ilgili ihtilaflarda, fesih kararına itirazlarda veya tasfiye işlemlerine dair şikâyetlerde karar mercii olarak önemli bir pozisyona sahiptir. Ayrıca mahkeme, tasfiye memurlarının atanmasında veya görevden alınmasında da rol üstlenebilir.
5. İcra Daireleri: Şirketin borçlarını ödememesi hâlinde alacaklılar icra yoluna başvurabilir. Tasfiye dönemindeki malvarlığı satışı, icra dairesi aracılığıyla da gerçekleşebilir. Özellikle rehinli veya ipotekli alacaklar söz konusuysa, icra müdürlüklerinin iş yükü ve rolü artar.

Bu kurumların yanı sıra, meslek odaları (ticaret odası, sanayi odası vb.) ve noterler gibi kuruluşlar da tasfiye sürecinde gereken prosedürlerin işlemesinde önemli roller üstlenebilirler. Tüm bu kurumlarla koordinasyon hâlinde çalışmak, tasfiye memurları ve şirket yönetimi için sürecin sağlıklı tamamlanması bakımından zorunludur.

Yargılama ve İcra İşlemleri​

Fesih ve tasfiye aşamalarında sıklıkla mahkeme süreçleri ve icra takipleri gündeme gelebilir. Şirketin alacaklıları veya borçluları, tasfiye döneminde hak talebinde bulunurken genellikle yargı yoluna veya icra yoluna başvurabilir. Özellikle şirkete karşı açılan davalar tasfiye memuru tarafından savunulmalı; şirketin alacakları için de gerekirse davalar veya icra takipleri açılmalıdır.

Tasfiye hâlindeki şirket aleyhine icra takibi yapılması, tasfiye memurlarının borcun gerçekliğini kontrol etmesini gerektirir. Eğer borç tartışmasız ise ödenir; ancak uyuşmazlık varsa itiraz veya dava yoluna gidilir. Tasfiye memurları, bu süreçleri yönetirken kanunda belirtilen prosedürleri takip etmekle mükelleftir. Zira hatalı veya geç yapılan itirazlar, şirketin gereğinden fazla ödeme yapmasına sebebiyet verebilir. Bu durumda tasfiye memurlarının sorumluluğu gündeme gelebilir.

Mahkeme, feshe dair karar verirken bazen şirkete tekrar faaliyet imkânı tanıyacak alternatifleri de değerlendirebilir. Fakat kanunda öngörülen ağır ihlaller veya “haklı sebepler” varlığında mahkeme fesih yönünde karar veriyorsa, artık şirketin devamı pek mümkün görülmez. Ayrıca, şirketin iflası durumunda iflas masası tesis edilerek, tasfiye memurları yerine iflas idaresi devreye girer. Bu halde, Şirketler Hukuku’ndaki tasfiye prosedürü yerine İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenen iflas tasfiyesi hükümleri uygulanır.

Mahkeme kararları, tasfiye sürecinin hızını ve biçimini doğrudan etkiler. Örneğin, alacaklıların bir bölümünün alacaklarının sahte veya hileli olduğunu iddia etmesi hâlinde, uzun süren bir yargılama süreci yaşanabilir. Bu yargılama sonuçlanmadan nihai paylaşım yapılamaz. Tasfiye memurlarının, şirketin malvarlığını korumak amacıyla ihtiyatî tedbir taleplerinde bulunması veya çeşitli hukuki önlemler alması gerekebilir.

Kanunlara Uygunluk ve Uyuşmazlıkların Çözümü​

Fesih ve tasfiye süreçlerinde, Türk Ticaret Kanunu başta olmak üzere, ilgili pek çok kanun ve yönetmelik devreye girer. Sürecin doğru ve etkin yönetimi, bu kurallara uygun davranmayı gerektirir. Şirket sözleşmesi hükümleri de tasfiye usulüne dair özel düzenlemeler içerebilir. Ancak kanunun emredici kurallarına aykırı hiçbir sözleşme hükmü uygulanamaz.

Uyuşmazlıkların çözümünde, çoğu zaman mahkeme önünde yapılan yargılama yöntemi tercih edilir. Bununla birlikte, son yıllarda arabuluculuk ve uzlaştırma gibi alternatif uyuşmazlık çözüm yolları da giderek önem kazanmıştır. İrade feshi durumlarında pay sahipleri arasındaki ihtilaflar, arabuluculuk veya hakem heyetleri nezdinde çözülebilir. Tasfiye memurları, sürecin daha hızlı ve az masraflı tamamlanması için bu mekanizmalardan yararlanma yoluna gidebilir.

Kanunlara uyum, özellikle mali alacaklar ve vergi konularında hassasiyet gerektirir. Tasfiyeyi yürütürken Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi, Katma Değer Vergisi, Damga Vergisi gibi çeşitli vergilerin mükellefiyeti sorgulanır. Şirketin en son verdiği beyannameler ve bilanço ile tasfiye bilançoları arasında tutarlılık sağlanması zorunludur. Aynı şekilde SGK ve işçi alacaklarına ilişkin mevzuata da riayet etmek gerekir. Yükümlülüklerin ihmal edilmesi, tasfiye memurları başta olmak üzere şirket organları ve hatta pay sahipleri için çeşitli yaptırımlar doğurabilir.

Karşılaştırmalı Hukukta Fesih ve Tasfiye Uygulamaları​

Dünya genelinde şirket feshi ve tasfiye uygulamaları, farklı hukuk sistemlerinin geleneklerine göre çeşitlilik gösterir. Anglo-Amerikan hukukunda “winding up” veya “liquidation” kavramları, Avrupa kıtasında ise “liquidation” veya “dissolution” terimleri kullanılır. Temel prensip her yerde benzerdir: Şirketin borçları ödenir, alacakları tahsil edilir ve kalan değer ortaklara dağıtılır.

Bununla birlikte, özellikle Anglo-Amerikan sisteminde şirketlerin iflası ve tasfiyesi daha yoğun denetim prosedürüne tabidir. ABD’de “Chapter 7 Bankruptcy” gibi düzenlemeler, tasfiyede alacaklıların haklarının gözetilmesini ayrıntılı şekilde ele alır. İngiltere’de ise mahkeme denetiminde gerçekleştirilen “Compulsory Liquidation” ile şirketin gönüllü olarak sonlandırıldığı “Voluntary Liquidation” süreçleri arasında ayrıma gidilir. Almanya’da “Insolvenzordnung” (İflas Kanunu) hem şirketlerin iflas sürecini hem de tasfiyeyi düzenler. Ayrıca her ülkede vergi sistemleri ve işçi haklarına dair koruyucu hükümler farklılık gösterebilir.

Karşılaştırmalı hukuk incelemeleri, Türkiye’de fesih ve tasfiye mevzuatının gelişiminde önemli bir yol gösterici olabilir. Özellikle alacaklıların korunması ve pay sahipleri arasındaki çıkar çatışmalarının yönetilmesi bakımından farklı ülkelerin tecrübeleri, mevzuat çalışmalarına ışık tutar. Örneğin, bazı hukuk sistemlerinde küçük pay sahiplerinin korunması için dava açma hakları genişletilmiş, bazı sistemlerde ise tasfiye memurlarının atanma ve denetleme usulleri daha katı kurallara bağlanmıştır.

Türkiye’de de TTK ile getirilen düzenlemeler, fesih ve tasfiye süreçlerinde şeffaflığı artırma amacı taşır. Yönetim kurullarının sorumluluğu, finansal raporların düzenliliği, denetim mekanizmalarının işleyişi gibi alanlarda uluslararası standartlara paralel hükümler benimsenmiştir. Bununla birlikte, uygulamada zaman zaman gecikmeler, yetersiz denetim veya usulsüzlük iddiaları gündeme gelebilmektedir. Bu durumlar, fesih ve tasfiye süreçlerinin uzamasına yol açar. Karşılaştırmalı hukuk çalışmaları, bu problemlerin giderilmesi ve daha etkili bir çerçevenin oluşması açısından kıymetlidir.

Değerlendirme ve Örnek Yargı Kararları​

Fesih ve tasfiye konularıyla ilgili yargı uygulamaları, şirket pratiğinde yol gösterici olmaktadır. Mahkemeler, pay sahipleri arasındaki çatışmalar, tasfiye memurlarının sorumluluğu ve alacaklı hakları gibi konularda sık sık içtihat oluşturur. Özellikle Yargıtay kararları, kanunda belirtilen hususların nasıl yorumlanması gerektiğine dair önemli ipuçları sunar.

Bazı içtihat örneklerinde, şirketin feshi kararının genel kurulda usule uygun alınmadığı tespit edildiğinde fesih işlemi geçersiz sayılabilmiştir. Bu durum, genel kurul kararlarının mutlaka pay sahiplerinin bilgilendirilmesi ve yeterli çoğunlukla alınması gerektiğini vurgular. Başka bir Yargıtay kararında, tasfiye memurlarının şirket varlıklarını değerinin çok altında satmasından kaynaklanan zarar nedeni ile memurların sorumluluğu gündeme gelmiştir. Mahkeme, bu eylemi “özen yükümlülüğünün ihlali” olarak değerlendirmiş ve zararın tazminine hükmetmiştir.

Ayrıca, şirketin iflası halinde yürütülen tasfiye ile TTK kapsamında yürütülen tasfiye süreçleri arasındaki farklılığa da değinen kararlar mevcuttur. İflas tasfiyesinde öncelik sırası, İcra ve İflas Kanunu’na göre belirlenirken, normal tasfiye hâlinde TTK ve ilgili düzenlemeler esas alınır. Mahkemeler, bu ayrımı kesin olarak yapmakta ve iflas hâlindeki şirketin TTK’ya göre tasfiye edilemeyeceğini açıkça belirtmektedir.

Öte yandan, bazı yargı kararları haklı sebeple fesih davalarının kabulüne ilişkindir. Örneğin, anonim şirketlerde pay sahipleri arasında yıllarca süren ve şirketin faaliyetini imkânsız kılan anlaşmazlıkların mevcudiyeti, mahkeme tarafından “haklı sebep” olarak görülmektedir. Bu tür davalarda, mahkeme fesih kararı vererek tasfiyeye geçilmesine hükmeder.

Genel Hukuki Değerlendirme​

Şirketler hukukunda fesih ve tasfiye, bir hukuki tüzel kişiliğin ticari yaşamdan çekilmesi sürecinde kritik bir dönüm noktasına işaret eder. Bu süreç, gerek şirket ortaklarının iç ilişkileri gerekse üçüncü kişiler (alacaklılar, çalışanlar, kamu kurumları vb.) bakımından titizlikle yürütülmesi gereken bir dizi işlemden oluşur. Doğru atılmayan adımlar, hak kayıplarına, uzun süren yargı süreçlerine ve bazen kişisel sorumluluklara neden olabilir.

Kanunda yer alan düzenlemeler, şirketin feshini ve tasfiye aşamalarını detaylı şekilde tanımlayarak hem ortakları hem de alacaklıları koruyucu bir çerçeve çizer. Fesih kararı, şirket sözleşmesi veya mahkeme hükmüyle alındıktan sonra, tasfiye memurlarının yürüteceği işlemler şirketin son malvarlığı durumunu ortaya koyar. Alacaklıların hakları gözetilerek yapılan ödemeler, kamu yükümlülüklerinin yerine getirilmesi ve nihayetinde artan değerin ortaklara paylaştırılması, sürecin esasını oluşturur.

Uyuşmazlıklar bu süreçte oldukça yaygındır; ancak tasfiye memurlarının ve yargı organlarının doğru ve hızlı müdahaleleri, hak kayıplarını büyük ölçüde önleyebilir. Şirketin iflas etmesi hâlinde ise Türk İcra ve İflas Kanunu hükümleri devreye girer ve fesih-tasfiye süreci, iflas idaresinin yönetiminde farklı bir kanaldan ilerler. Bu bakımdan, iflas ile genel tasfiye süreçleri arasındaki benzerlik ve farklılıkların bilinmesi önemlidir.

Karşılaştırmalı hukuk perspektifi, farklı ülkelerin fesih ve tasfiye prosedürlerinden alınacak dersler sunar. Türkiye’de TTK kapsamında oluşturulan fesih ve tasfiye düzenlemeleri, görece ayrıntılıdır ve bu süreçte pay sahiplerinin, alacaklıların, çalışanların ve kamunun menfaatlerinin dengelenmesi amaçlanır. Uygulamada sürecin sağlıklı işlemesi için mevzuatın öngördüğü prosedürlere sadık kalmak, idari ve yargısal makamlarla iyi bir iletişim kurmak esastır. Bu çerçevede, her aşamada hukuki danışmanlık almak ve gerekli kayıtları düzgün tutmak, sorunsuz bir fesih ve tasfiye için gereklidir.
 
Geri
Tepe