Ceza Muhakemesi Hukukunda Soruşturma ve Kovuşturma Evresi
Ceza muhakemesi hukuku, devletin cezalandırma yetkisinin nasıl kullanılacağını ve bu süreçte bireylerin haklarının nasıl korunacağını düzenleyen kurallar bütünüdür. Bu kapsamda suç iddiası ortaya çıktığı anda başlayan ve hükmün kesinleşmesiyle sona eren bir sürece sahiptir. Türk ceza muhakemesi sisteminde bu sürecin iki temel aşaması, soruşturma ve kovuşturma evreleri olarak kabul edilir. Hukuka uygun bir yargılama yapabilmek ve adil bir sonuca ulaşabilmek için bu iki evrenin işleyişi, tarafların hak ve yükümlülükleri, delillerin toplanması ve değerlendirilmesi gibi hususlarda dikkatli bir uygulama gerekmektedir.
Soruşturmanın Amaç ve Kapsamı
Ceza muhakemesi süreci, suç şüphesi belirginleştiğinde başlar. Bu ilk evreye soruşturma evresi denir. Soruşturmanın amacı, suçun işlenip işlenmediğini ve eğer işlendi ise fail veya faillerini ortaya çıkarmaktır. Savcılık makamı bu aşamada, suçun gerçekleştiğini gösteren asgari delillere ulaşmaya ve şüpheli hakkında yeterli şüphenin oluşup oluşmadığını değerlendirmeye çalışır.Soruşturma evresi aynı zamanda şüphelinin haklarını güvence altına almayı da amaçlar. Kişinin özgürlük ve güvenlik hakkı başta olmak üzere, masumiyet karinesi, lekelenmeme hakkı, savunma hakkı gibi temel hakları bu süreçte büyük önem taşır. Soruşturmanın sağlıklı ve hukuka uygun biçimde yürütülmesi, hem toplumsal düzen hem de bireyin temel hak ve özgürlüklerinin korunması açısından kritik bir görevdir.
Soruşturmanın Başlaması
Soruşturmanın başlaması, kamu makamlarının suç olabileceğine dair bir ihbar veya şikâyet alması ya da herhangi bir şekilde suçla ilgili şüphenin ortaya çıkmasıyla gerçekleşir. Ceza Muhakemesi Kanunu’na (CMK) göre, Cumhuriyet savcısı, ihbar veya şikâyet üzerine ya da başka bir bilgi kaynağından hareketle suç şüphesi öğrenildiği anda soruşturmaya başlamak zorundadır. Bu, “kanunilik prensibi” veya “kamu davası mecburiliği” olarak bilinen ilkeyle de yakından ilişkilidir.İhbar veya şikâyet, doğrudan kolluk birimlerine ya da savcılığa yapılabilir. Savcılığa yapılan ihbarlar ve şikâyetler, CMK’da belirtilen usule göre kaydedilir ve işleme konur. İhbar veya şikâyet sahibinin kimliği belirgin değilse veya dayanaksız ya da soyut iddialar içeriyorsa, savcılığın bunları değerlendirme ve gerekli görürse işleme almama hakkı da saklıdır. Bununla birlikte, somut delil niteliğinde bilgilere dayanmasa dahi dikkate alınması gereken ihbarlar da vardır. Özellikle çocuklara karşı işlenen suçlar, örgütlü suçlar ya da kamu görevlilerinin görevi kötüye kullanma iddiaları gibi konular, hassasiyetle incelenir.
Kolluk kuvvetleri, suç işlendiğine dair bir belirtiye rastladığında veya doğrudan suçüstü hâliyle karşılaştığında durumu gecikmeksizin Cumhuriyet savcısına bildirir. Savcılık, bu bilgi akışı sonucunda soruşturmanın derinleştirilmesi yönünde talimatlar verebilir, ek delil toplama veya inceleme işlemlerinin yapılmasını isteyebilir. Soruşturma sürecindeki yetki paylaşımı, özellikle kolluk ile savcılık arasındaki koordinasyonun sağlıklı işlemesi bakımından önem arz eder.
Soruşturmanın Yürütülmesi
Soruşturma evresinde temel görev, Cumhuriyet savcısına aittir. Savcı, hem lehe hem de aleyhe tüm delilleri toplamak ve objektif davranmak zorundadır. Delil toplama sürecinde kolluk güçleri, savcının emir ve talimatları doğrultusunda hareket eder. Cumhuriyet savcısı, soruşturma kapsamında tanıkları dinleyebilir, şüphelinin ifadesini alabilir, bilirkişi incelemesi yaptırabilir, arama ve el koyma gibi koruma tedbirlerine başvurabilir.Şüpheli, bu süreçte de savunma hakkına sahiptir. Şüphelinin ifade alma işlemine katılabilecek bir avukat tutma hakkı vardır. Şüpheli, avukat yardımı olmaksızın ifade vermemeyi tercih edebilir. Ayrıca şüphelinin lehine deliller sunma, kolluğun ya da savcının topladığı delillere karşı beyanda bulunma hakkı vardır.
Soruşturmanın bu aşamasında, delil toplama faaliyetlerinin hukuka uygun olması büyük önem taşır. Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller, CMK uyarınca yargılama aşamasında geçerli kabul edilmez. Bu nedenle savcı ve kolluk kuvvetleri, Anayasa ve yasal mevzuatın izin verdiği çerçevede hareket etmekle yükümlüdür. Örneğin, arama ve el koyma işlemleri gerekli koşulları taşımıyorsa veya hakim onayı gerektiren durumlarda usulüne uygun onay alınmamışsa, bu yolla elde edilen deliller geçersiz sayılır.
Delillerin toplanmasında şüphelinin temel hak ve özgürlüklerine saygı göstermek kadar, mağdurların haklarını korumak da soruşturma sürecinin önemli bir ayağını oluşturur. Mağdurların beyanlarının alınması, gerekli görüldüğünde korunmalarının sağlanması ve varsa maddi zararlarının giderilmesi için gerekli tedbirlerin alınması da bu evrede dikkat edilmesi gereken konulardandır.
Soruşturma Evresinde Koruma Tedbirleri
Soruşturma sırasında, delillerin toplanması ve şüphelinin kaçmasının veya delilleri karartmasının önlenmesi amacıyla bazı koruma tedbirlerine başvurulabilir. Bu tedbirlerin temel amacı, yargılama sürecinin güvenli ve etkin bir şekilde yürütülmesini sağlamaktır. Ancak koruma tedbirlerinin uygulanması, kişi hak ve özgürlüklerine önemli ölçüde müdahale niteliği taşıdığından, yasa koyucu bu tedbirleri sıkı koşullara bağlamıştır.1. Gözaltı ve Tutuklama: Şüphelinin kaçma veya delilleri yok etme şüphesi varsa ve işlediği iddia olunan suçun niteliği ciddi ise, savcılık gözaltı talebinde bulunabilir. Gözaltı süresi içinde soruşturma devam eder ve yeterli delil bulunmadığında kişi serbest bırakılmalıdır. Tutuklama ise, hâkim kararıyla uygulanabilen bir koruma tedbiridir ve ancak tutuklama nedenlerinin somut biçimde ortaya konduğu durumlarda mümkündür. Tutuklama, kişinin özgürlüğünü doğrudan kısıtladığı için en ağır koruma tedbiridir.
2. Arama ve El Koyma: Şüphelinin evinde, işyerinde veya özel eşyalarında suçla ilgili delil bulunma ihtimali varsa arama kararı alınabilir. CMK’da düzenlenen koşullara uyulması ve genellikle hâkim izninin bulunması gerekir. Arama sonucunda suçla ilgili olabileceği düşünülen eşyalara, dijital materyallere veya belgelere el konulabilir. Bu işlem de hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca olan hâllerde savcılık kararı ile yapılır; fakat savcılığın kararı da sonradan hâkim onayına sunulmalıdır.
3. Adli Kontrol: Tutuklama yerine, şüphelinin belirli yükümlülüklere tabi tutulması suretiyle serbest kalması mümkün olabilir. Yurt dışı çıkış yasağı, belirli yerlere imza verme, konutu terk etmeme gibi yükümlülükler adli kontrol kapsamında değerlendirilir. Adli kontrol tedbirleri, hem toplumsal güvenliği sağlamak hem de kişinin özgürlüğünü tutuklama kadar sınırlamadan süreci devam ettirmek açısından önemli bir alternatiftir.
4. Teknik Takip ve İletişimin Denetlenmesi: Özellikle örgütlü suçlar, terör suçları veya belirli katalog suçlarda, şüphelilerin telefon görüşmelerinin dinlenmesi, elektronik iletişimlerinin takibi, fiziksel takibe alınmaları gibi yöntemler kullanılabilir. Bu işlemler hâkim kararıyla veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde savcılık tarafından verilip hâkim onayına sunulmak kaydıyla yapılır. Temel amaç, suç delillerinin elde edilmesi ve suçun aydınlatılmasıdır. Ancak iletişimin denetlenmesi, özel hayatın gizliliğini ihlal etme potansiyeli taşıdığından, yasada belirtilen sıkı koşullara uyulması esastır.
Koruma tedbirleri, soruşturmanın etkinliğini artırmakla birlikte, bu tedbirlerden kaynaklanabilecek hak ihlalleri her zaman göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle yargısal denetim mekanizmaları ve savunma makamının itiraz hakkı, koruma tedbirlerinin hukuka uygunluğunu sağlamada kilit rol oynar.
Soruşturmanın Bitmesi ve Kovuşturmaya Geçiş
Soruşturma safhasının sonunda Cumhuriyet savcısı, toplanan delillere göre kararını verir. Temel karar seçenekleri şunlardır:1. Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar (Takipsizlik): Savcı, suçun işlendiğine dair yeterli şüphenin oluşmadığına kanaat getirirse veya fiilin suç oluşturmadığı sonucuna varırsa kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verebilir. Bu karar, şüpheli hakkında bir dava açılmayacağı anlamına gelir. Mağdur veya suçtan zarar gören, bu karara karşı itiraz yoluna başvurabilir. İtiraz kabul edilirse takipsizlik kararı kaldırılarak soruşturma yeniden başlatılabilir.
2. İddianame Düzenleme: Savcı, suçun işlendiğine dair yeterli şüphe olduğuna inanırsa ve kamu davasının açılması için yeterli delil bulunduğunu düşünürse iddianame düzenler. İddianame, davanın konusunu oluşturan vakaları ve suçlamaları ayrıntılı şekilde ortaya koyar. İddianame düzenlenmesi, ceza muhakemesi sürecinde soruşturma evresinin sona erip kovuşturma evresine geçildiği anlamına gelir.
İddianame hazırlandıktan sonra mahkeme, iddianameyi inceleyerek kanuna uygunluk ve yeterlilik denetimi yapar. İddianamenin kabulüyle birlikte kovuşturma evresi resmen başlamış olur. Mahkeme, iddianameyi şekil veya esas açısından yetersiz bulursa iade edebilir; bu durumda savcılık eksikleri tamamlayarak tekrar iddianame düzenlemeye çalışır.
Kovuşturmanın Başlaması
Kovuşturma, iddianamenin kabulü ile başlar ve hükmün kesinleşmesine kadar devam eder. Bu aşamanın temel özelliği, yargılamayı mahkeme hâkimlerinin yürütmesidir. Taraflar, artık mahkeme önünde iddia ve savunmalarını dile getirir. Savcılık makamı, iddianamede öne sürdüğü suçlamaları ispatlamak; sanık ve müdafii ise bu suçlamalara karşı savunma yapmak amacıyla delillerini sunar ve tartışır.Kovuşturma evresinde taraflar “silahların eşitliği” ilkesi çerçevesinde hareket eder. Bu, savcılık makamı ve savunma makamının usuli hak ve imkânlar bakımından dengeli bir konumda olmasını ifade eder. Delillerin sunulması, incelenmesi, tanıkların dinlenmesi, bilirkişi raporları gibi tüm işlemlerde her iki taraf da eşit imkâna sahip olmalıdır.
Kovuşturma Evresinde İzlenecek Prosedür
Kovuşturma evresinde prosedür, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Duruşmanın aşamaları genel olarak şu şekilde özetlenebilir:1. Duruşma Açılması ve Kimlik Tespiti: Mahkeme, duruşmayı açarken sanığın kimlik bilgilerini doğrular. Bu süreç, yanlış kişinin yargılanmasını önlemek ve sanığa kendi kimliğini savunma hakkı vermek için önemlidir.
2. İddianamenin Okunması ve Savunmanın Dinlenmesi: Hâkim, savcının hazırladığı iddianameyi duruşmada okur veya okunmuş sayar. Ardından savunma makamına söz verilir. Sanık, isterse müdafi yardımıyla, isterse tek başına kendisini savunur.
3. Delillerin Ortaya Konması ve Tartışılması: Savcılık makamı, suçlamayı destekleyen delilleri sunar. Tanıklar dinlenir, bilirkişi raporları okunur ve gerekirse bilirkişilerden ek izahat alınır. Savunma makamı da kendisini destekleyen delilleri sunabilir, tanık dinletebilir ve bilirkişi raporlarına karşı itirazlarını ifade edebilir. Tanıkların beyanları sorgulanır, çapraz sorgu tekniği kullanılarak gerçeğin ortaya çıkması amaçlanır.
4. Tarafların Beyan ve Mütalaaları: Delillerin tartışılmasından sonra savcı, esas hakkındaki mütalaasını sunar. Savunma makamı ise savcının iddialarına karşı nihai savunmasını yapar. Bu aşamada sanık, dilerse son söz hakkını kullanarak ek beyanda bulunabilir.
Kovuşturma evresinde önemli olan, duruşmaların aleniliği ve sanığın savunma haklarını tam olarak kullanabilmesidir. Kamuya açık duruşma ilkesi, yargılamanın şeffaflığını ve denetlenebilirliğini sağlar. Ancak bazı istisnai hâllerde (örneğin devlet sırrı ya da mağdurun özel yaşamının korunması gibi sebeplerle) duruşmalar gizli yapılabilir.
Delillerin Değerlendirilmesi
Kovuşturma aşamasında, suçlamayı ispat etmek için ortaya konan delillerin hukuka uygunluğu ve inandırıcılığı büyük önem taşır. CMK’da delil serbestisi ilkesi benimsenmiştir; yani olayın aydınlatılmasına elverişli her türlü delil mahkemeye sunulabilir. Ancak bu özgürlük, bazı temel sınırlamalara tabidir:1. Hukuka Aykırı Delil Yasağı: Hukuka aykırı şekilde elde edilen deliller yargılamada kullanılamaz. Örneğin, zorla ya da işkenceyle alınan ifadeler, yasadışı dinleme yoluyla elde edilen ses kayıtları geçersiz kabul edilir. Bu kural, adil yargılanma hakkının güvencesi olarak görülür.
2. Delillerin Doğrudan ve Orantılı Olması: Delil toplama faaliyeti, savcılık ve kolluk tarafından meşru bir amaç için, orantılı bir yöntemle ve doğrudan ilgili olayla sınırlı kalacak şekilde yapılmalıdır. Örneğin, bir şüpheliyi izlemek için bütün ailesinin telefon kayıtlarının incelenmesi, gereksiz ve ölçüsüz bir müdahale olabilir.
3. Tarafların Delil Sunma ve Delilleri Tartışma Hakkı: Mahkeme huzurunda sunulan her delil, taraflar tarafından tartışılmalı ve karşı delil getirme imkânı olmalıdır. Bu, silahların eşitliği ilkesinin bir uzantısıdır. Bir delil, savunma makamına bildirilmeden veya savunmaya tartışma hakkı tanınmadan hükme esas alınamaz.
Deliller değerlendirildikten sonra mahkeme, sanığın suçlu olup olmadığına dair bir yargıya ulaşmaya çalışır. Bu süreçte vicdani kanaat esas olmakla birlikte, kanıtların mantıklı ve tutarlı bir çerçevede değerlendirilmesi gerekir. Mahkeme, “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesini göz önüne alarak, şüphe durumunda sanık lehine karar vermelidir.
Karar Aşaması
Karar aşaması, mahkemenin yargılamanın sonucuna dair hükmünü açıklamasıdır. Mahkeme, delilleri değerlendirdikten sonra sanığın suçlu olduğuna veya beraatine karar verebilir. Ceza hukukunda hüküm türleri şu şekilde özetlenebilir:1. Beraat Kararı: Mahkeme, sanığın suç işlediğine dair kesin ve inandırıcı delil olmadığı kanaatine varırsa beraat kararı verir. Beraat, sanığın o suçlamadan dolayı artık yargılanamayacağı anlamına gelir.
2. Mahkûmiyet Kararı: Mahkeme, sanığın suçlu olduğuna kanaat getirdiğinde, TCK ve ilgili diğer kanunlar uyarınca ceza tayin eder. Mahkûmiyet kararı, hapis cezası, adli para cezası veya alternatif yaptırımlar şeklinde olabilir. Mahkûmiyet kararında, cezanın ne kadar olduğu, ertelenmesi veya seçenek yaptırıma çevrilmesinin mümkün olup olmadığı gibi hususlar belirtilir.
3. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB): Bazı durumlarda, sanık hakkında ceza verilse bile mahkeme, hükmün açıklanmasını geri bırakabilir. Bu, sanığın belli bir süre içinde kasıtlı yeni bir suç işlememesi ve mahkemenin belirlediği yükümlülüklere uyması halinde, mahkûmiyetin hukuki sonuç doğurmayacağı anlamına gelir. Böylece sanık, toplum içinde yeniden kazandırılmaya çalışılır ve sabıka kaydına işlenmeyen bir süreç işler.
4. Davanın Düşmesi: Zaman aşımının dolması, sanığın ölümü veya af gibi durumlarda davanın düşmesi kararı verilir. Bu durumda yargılama son bulur ve herhangi bir hüküm kurulmaz.
Kovuşturma evresinde verilen kararlar, yargılamanın nihai sonucunu belirler. Ancak bu kararların kesinleşmesi için taraflara itiraz veya temyiz gibi kanun yollarına başvuru hakkı tanınır.
Kanun Yolları ve Yargısal Denetim
Mahkeme kararlarının denetlenmesi amacıyla ceza yargılamasında çeşitli kanun yolları öngörülmüştür. Bu mekanizma, hatalı kararların düzeltilmesini ve adil yargılanma hakkının korunmasını sağlar.1. İstinaf: Bölge adliye mahkemelerinde görülen istinaf incelemesi, ilk derece mahkemelerinin kararlarını hem hukuki hem de maddi yönden denetler. İstinafın uygulanabildiği davalar, suçun niteliği ve cezanın üst sınırı gibi kriterlere bağlı olarak kanunda belirtilir. İstinaf mahkemesi, yerel mahkemenin kararını bozabileceği gibi, yeniden yargılama yaparak doğrudan karar da verebilir.
2. Temyiz: İstinaf incelemesinden sonra veya doğrudan temyiz yolu açık olan hâllerde dosya Yargıtay’a gider. Yargıtay, kararın hukuka uygunluğunu inceler ve gerekli görürse bozma veya onama kararı verebilir. Bozma hâlinde dosya yeniden yerel mahkemeye gelir ve mahkeme, Yargıtay’ın belirttiği hukuki ilkelere uygun şekilde yeni bir karar verir.
3. Olağanüstü Kanun Yolları: Yargıtay aşamasından sonra kesinleşen kararlar için de bazı olağanüstü kanun yolları söz konusudur. Kanun yararına bozma veya yargılamanın yenilenmesi (iade-i muhakeme) gibi yollar, kesinleşmiş hükümlerde dahi adaletin tam olarak sağlanamadığı durumlarda kullanılabilir. Örneğin, sonradan ortaya çıkan yeni deliller veya Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali tespiti yapması gibi durumlar, yargılamanın yenilenmesi sebebi olabilir.
Kanun yolları, ceza muhakemesi sürecinin bütününde adil yargılanma ilkesinin yerleşmesini ve hukuki güvenliğin korunmasını hedefler. İstinaf ve temyiz aşamalarında, ilk derece mahkemesinin delil değerlendirmesi ve karar gerekçeleri yeniden ele alınarak hukuka uygunluk denetimi yapılır. Böylece yargılamada meydana gelebilecek hataların en aza indirilmesi hedeflenir.
Hakların Korunması ve Avukatın Rolü
Ceza muhakemesi hukuku, devletin cezalandırma yetkisini kullanırken bireylerin temel hak ve özgürlüklerini korumayı esas alır. Bu çerçevede, savunma hakkı ve avukatın rolü büyük önem taşır. Hem soruşturma hem de kovuşturma evresinde şüpheli veya sanık, avukat yardımı alabilir. CMK, bazı ciddi suçlarda avukat bulundurulmasını zorunlu kılar ve kişinin maddi durumunun elverişsiz olması hâlinde baro tarafından ücretsiz avukat tayin edilmesi sağlanır.Avukatın görevi, müvekkilinin haklarını ve menfaatlerini korumak, ceza yargılaması süresince usule aykırı uygulamaların önüne geçmektir. Bu nedenle ifade alma işlemlerinde veya duruşmalarda avukat hazır bulunur, müvekkilinin aleyhinde sunulan delilleri tartışır, tanıkları sorgular, gerekirse itirazlarda bulunur ve kanun yollarına başvurur. Avukatın etkin savunma yapabilmesi, adil yargılanma hakkının temel koşullarından biridir.
Mağdur Hakları ve Katılan Sıfatı
Ceza muhakemesi, yalnızca sanık haklarını değil, aynı zamanda mağdur haklarını da korumayı amaçlar. Mağdur, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde etkin bir biçimde yer alabilir. Mağdurun duruma göre katılan sıfatını kazanması mümkündür. Katılan sıfatı, mağdura dava sürecine aktif olarak katılma ve delil sunma, tanık dinletme gibi haklar tanır.Mağdurun duruşmalara katılması, ifadelerinin alınması ve gerekirse bilirkişiden psikolojik destek alarak ifade vermesi, adil bir yargılama açısından önemlidir. Bazı durumlarda, özel koruma yöntemleri de uygulanabilir (örneğin, yüzleştirmede veya çapraz sorguda mağdurun fiziksel olarak sanıkla karşı karşıya gelmemesi gibi). Mağdur hakları, özellikle aile içi şiddet, cinsel suçlar, çocuk istismarı gibi hassas konularda daha da kritik bir hâle gelir.
Uzlaştırma, Önödeme ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Gibi Kurumlar
Ceza muhakemesi hukukunda, süreçleri hızlandırmak ve taraflar arasındaki uyuşmazlığı daha erken aşamada çözmek amacıyla bazı alternatif usuller öngörülmüştür. Bunlardan bazıları şunlardır:1. Uzlaştırma: Daha çok uzlaştırma kapsamındaki suçlarda mağdur ile fail arasında gönüllü bir anlaşma sağlanarak ceza yargılamasının sonuçlanması hedeflenir. Uzlaştırmacı, taraflar arasında iletişimi sağlayarak mağdurun zararının giderilmesi ve failin sorumluluğu üstlenmesi gibi koşulların oluşması durumunda uzlaştırma raporu düzenler. Söz konusu rapor, soruşturma veya kovuşturmanın sona ermesine yol açabilir.
2. Önödeme: Kanunda sayılan bazı suçlarda, failin belirlenen meblağı ödemesi hâlinde kamu davası açılmayabilir veya devam eden dava düşebilir. Bu yöntem, genellikle düşük ceza yaptırımları öngörülen suçlar için uygulanır.
3. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB): Daha önce değinildiği üzere, ceza verilmesine rağmen hükmün açıklanmasının geri bırakılması mümkündür. Bu, failin geleceği üzerinde olumsuz etki doğurabilecek sabıka kaydının oluşmasını engeller ve faili yeniden topluma kazandırma şansını artırır.
Bu alternatif yöntemler, ceza yargılamasında yalnızca cezalandırma hedefinin değil, aynı zamanda uzlaşma, zararın giderilmesi ve toplumsal barışın sağlanması gibi amaçların da önemli olduğunu gösterir.
İlk Derece Mahkemelerinin Yapısı ve Yargılama Usulü
Kovuşturma evresinde davalar, genel olarak asliye ceza mahkemesi veya ağır ceza mahkemesinde görülür. Suçun niteliği, cezanın üst sınırı veya suçun katalog suça girip girmediği gibi kriterler, hangi mahkemenin görevli olacağını belirler.1. Asliye Ceza Mahkemesi: Görevi, kanunlarda açıkça ağır ceza mahkemesinin görevi kapsamında bırakılmamış olan ceza davalarını görmektir. Daha düşük suçlar, genel olarak burada yargılanır. Tek hâkimli bir mahkemedir; dolayısıyla yargılama sürecinde hâkim, savcı, sanık ve müdafi aktif rol oynar.
2. Ağır Ceza Mahkemesi: Daha ağır suçlara ilişkin davalara bakar ve genellikle üç hâkimden oluşur. Ağır ceza mahkemesinde görülen davalar, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında daha kapsamlı bir delil toplama sürecini gerektirebilir. Örneğin kasten öldürme, yağma, cinsel saldırı gibi katalog suçlar bu mahkemelerde yargılanır.
Mahkemelerin görev alanlarına ilişkin düzenlemeler, Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer ilgili kanunlarda belirlenmiştir. Görev kurallarına uyulmaması, yargılama sonunda verilen hükmün bozulmasına yol açabilir. Bu nedenle mahkemenin yetkisi ve görevi, dava başlangıcında usulüne uygun şekilde tespit edilir.
Basit Yargılama ve Seri Muhakeme Usulü
Son yıllarda ceza yargılamasında, iş yükünü hafifletmek ve hızlı yargılama sağlamak amacıyla bazı özel yargılama usulleri getirilmiştir. Bunlardan ikisi basit yargılama usulü ve seri muhakeme usulüdür.1. Basit Yargılama Usulü: Belirli şartları taşıyan davalarda, yazılı savunma ve kısa duruşma süreçleriyle daha hızlı bir yargılama öngörür. Mahkeme, dosya üzerinden inceleme yaparak karar verebilir ve gerekirse sanığı veya tanıkları çağırmaksızın dosyayı karara bağlayabilir. Eğer taraflar duruşma talep ederse bu usul sona erer ve klasik yargılama usulüne dönülür.
2. Seri Muhakeme Usulü: Savcının belirli suçlar için doğrudan hâkim onayına sunabileceği yaptırım önerileri içerir. Sanık, savcının önerdiği yaptırımı kabul ederse mahkeme, seri muhakeme usulü kapsamında hızlıca karar verebilir. Kabul etmezse, dava normal yargılama usulüne geçer.
Bu usuller, ceza yargılamasının daha verimli şekilde işlemesini amaçlar. Ancak hız ve verimlilik sağlanırken adil yargılanma ilkelerinin de korunması gerekir. Özellikle savunmanın kısıtlanmaması ve tarafların bilgilendirilmiş rıza göstermesi önemlidir.
Zaman Aşımı ve Dava Zamanaşımı
Ceza yargılaması sürecinin sonuçsuz kalmaması veya sürüncemede bırakılmaması amacıyla zaman aşımı kurumları düzenlenmiştir. Dava zamanaşımı, suçun işlendiği tarihten itibaren belirli bir sürenin geçmesiyle kamu davasının açılamaması veya açılmışsa düşmesi sonucunu doğurur. Ceza zamanaşımı ise hüküm verildikten sonra belirli bir sürenin geçmesiyle cezanın infaz edilememesi sonucuna yol açar.Zamanaşımı süreleri, suçun niteliği ve yaptırımın ağırlığına göre farklılık gösterir. Örneğin, daha ağır suçlar için daha uzun zamanaşımı süreleri belirlenmiştir. Zaman aşımı, hem soruşturma hem de kovuşturma safhasında incelenmesi gereken bir husustur. Eğer zaman aşımı süresi dolmuş ise mahkeme tarafından davanın düşmesine karar verilir.
Değerlendirme
Soruşturma ve kovuşturma evreleri, ceza muhakemesi hukukunun temelini oluşturur. Soruşturma aşamasında suç şüphesinin öğrenilmesiyle başlayan süreç, kovuşturma aşamasında mahkeme önüne taşınır ve hüküm kurulmasıyla son bulur. Bu iki evrede esas amaç, maddi gerçeğe ulaşmak ve adil bir yargılama sonucunda doğru kararı vermektir.Soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı ve kolluk kuvvetleri, suç şüphesini aydınlatmak amacıyla delil toplar. Bu süreçte şüphelinin hakları korunmalı, lekelenmeme hakkına özen gösterilmeli ve hukuka aykırı yollarla delil elde edilmemelidir. Kovuşturma evresinde ise mahkeme, iddia ve savunmayı dinleyerek, toplanan delilleri tartışarak karar verir. Yargılama boyunca savunma hakkı, silahların eşitliği, sözlü ve aleni yargılama gibi ilkeler gözetilmelidir.
Koruma tedbirleri, savcılığın ve mahkemenin elindeki en güçlü araçlardır. Tutuklama, adli kontrol, arama ve el koyma gibi tedbirler, kişinin özgürlük alanına müdahale niteliği taşıdığı için orantılılık ve ölçülülük ilkeleri dâhilinde uygulanmalıdır. Aksi hâlde, temel hak ve özgürlüklerin ihlali söz konusu olabilir ve bu durum yargılama sürecini sakatlar.
Kanun yolları, ceza adalet sistemindeki denetim mekanizmasını güçlendirir. İstinaf ve temyiz aşamaları, ilk derece mahkemelerinin hatalarını düzeltmeye imkân tanır. Ayrıca yargılamanın yenilenmesi gibi olağanüstü kanun yolları, yeni ortaya çıkan deliller veya hukuksal durum değişiklikleri karşısında adaletin sağlanmasında ek güvenceler sunar.
Ceza muhakemesi hukukunda, insan hakları standartlarının yükseltilmesi ve adil yargılamanın tesisi için soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında özenli bir uygulamaya ihtiyaç vardır. Bu süreçte savcı, hâkim, avukat, kolluk ve bilirkişilerin görev ve sorumluluklarını hukuk çerçevesinde eksiksiz yerine getirmesi gerekir. Özellikle son yıllarda artan yargı yükü ve toplumsal hassasiyetler düşünüldüğünde, ceza muhakemesi sisteminde yer alan kurum ve prosedürlerin etkin ve hızlı, aynı zamanda adaletin ruhuna uygun şekilde işlemesi, toplumsal güven ve huzur açısından kritik bir öneme sahiptir.