Borçlar Hukukunda Sözleşme Kavramının Temelleri
Sözleşmeler, borçlar hukukunun en temel kurumlarından biri olarak kabul edilir. Bireyler arası hukuki ilişkilerin büyük çoğunluğu, sözleşme adı verilen irade uyuşmalarıyla meydana gelir. Sözleşmenin hukuksal değeri, taraflara bağlayıcı sonuçlar doğurmasıdır ve böylece ekonomik ve sosyal hayatın düzenli akışı sağlanır. Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve ilgili diğer yasal düzenlemeler, sözleşmenin kurulması ve geçerliliği bakımından birçok ilke ve kurala yer verir.Sözleşmelerin hukuksal niteliği, Roma hukukundan günümüze uzanan uzun bir tarihsel sürecin ürünüdür. Hukuk tarihinde zamanla gelişen “akde bağlılık” (pacta sunt servanda) ilkesi, modern hukuk düzenlerinde sözleşmelerin geçerliliğini ve taraflara yüklediği sorumlulukları açıklamaya yardımcı olur. Bu ilke uyarınca, geçerli şekilde kurulmuş bir sözleşme tarafları bağlar ve ihlal edildiğinde hukuki müeyyideler gündeme gelir.
Tanım ve Kaynaklar
Sözleşme, klasik tanımıyla iki veya daha çok kişinin, aralarında bir hukuki ilişki kurmak, mevcut bir hukuki ilişkiyi değiştirmek veya sona erdirmek amacıyla uyuşan irade beyanlarını ifade eder. Bu irade beyanları, karşılıklı ve birbirine uygun şekilde açıklanmalı, aynı zamanda kanunun öngördüğü şartlara da uygun olmalıdır. Türk Hukuku’nda sözleşmelerin genel çerçevesi, başta TBK olmak üzere Türk Medeni Kanunu (TMK) ve ticari sözleşmeler söz konusu olduğunda Türk Ticaret Kanunu (TTK) ile de etkileşim içerisindedir.Yazılı kanun metinleri dışında yargı kararları ve doktrindeki bilimsel eserler de sözleşme kavramının anlaşılmasına katkıda bulunur. Öğreti, sözleşmenin kurulması, geçerlilik şartları ve şekil ile ilgili birçok teorik yaklaşıma sahiptir. Bu yaklaşımlar, yargı uygulamasına da yön vererek somut ihtilafların çözümünde esas alınır. Böylece sözleşmelerin hem teorik hem pratik boyutu, sürekli gelişen bir yapıya kavuşur.
Sözleşme Özgürlüğü ve Sınırları
Borçlar hukukunda temel prensiplerden biri “sözleşme özgürlüğü” ilkesidir. Bu ilke, tarafların sözleşme yapıp yapmama, sözleşmenin içeriğini diledikleri gibi belirleme ve hatta yasal sınırlar dahilinde sözleşmeden çekilme hakkını ifade eder. Buna rağmen sözleşme özgürlüğü, kamu düzeni, ahlak, emredici hukuk kuralları ve kişilik hakları gibi çeşitli sınırlamalara tabidir. Örneğin, kanuna veya ahlaka aykırı konulu bir sözleşme yapılamaz; yapılsa dahi geçersiz sayılır.Sözleşme özgürlüğünün sınırlandırılması, bazen mevzuat tarafından öngörülen şekil şartlarıyla da ilişkilendirilebilir. Kanun koyucu, kimi zaman belirli konulardaki sözleşmelerin geçerli olabilmesi için özel bir şekil şartı aramaktadır. Bu tür düzenlemeler, tarafların irade beyanlarını dikkatli ve bilinçli yapmalarını sağlamak veya belli işlemleri ispat etmek kolaylaşsın diye getirilmiş olabilir. Dolayısıyla sözleşme özgürlüğü, kanunun öngördüğü şekil şartları çerçevesinde uygulanır.
Sözleşmelerin Kurulma Unsurları
Sözleşmenin kurulması, iki temel irade beyanının birbiriyle örtüşmesiyle gerçekleşir: teklif (icap) ve kabul. Türk Borçlar Kanunu’nun 1. maddesinde, “Bir sözleşmenin kurulması için gerekli ve yeterli olan, uyuşan irade beyanlarıdır.” ifadesiyle bu süreç özlü biçimde tanımlanır. Ancak irade beyanları da kendi içinde çeşitli ayrıntıları barındırır.İrade Beyanı ve İçsel İrade Unsuru
Borçlar hukukunda irade, hem içsel (sübjektif) hem de dışsal (objektif) yönleriyle değerlendirilir. İçsel irade unsuru, tarafların gerçekten sözleşme yapmak isteyip istemediklerini veya hangi şartlarla yapmak istediklerini ortaya koyar. Bu içsel niyetin dış dünyaya yansıması ise irade beyanıdır. Hukuk sistemi, esasen beyanlar arasındaki uyumu arar; ancak belirli durumlarda “irade sakatlığı” sayılabilecek hata, hile, korkutma gibi sebeplerle sözleşmenin geçersizliği veya iptal edilebilirliği gündeme gelebilir.İradenin şekillenmesi esnasında tarafların gerçek amaçları büyük önem taşır. Buna “iradenin içsel unsuru” denir. Sözleşmenin kuruluşunda, tarafların karşılıklı olarak hangi hak ve borçları üstlendiklerini anlamaları gerekir. Bu, daha çok sözleşme özgürlüğünün bir yansımasıdır: Taraflar, içerikten haberdar ve bu içeriği bilerek, isteyerek kabul ederlerse, sözleşme hukuki sonuç doğuracaktır. Ancak bazen tarafların beyanı ile içsel iradeleri uyumlu olmayabilir. Örneğin, bir taraf hataya düşmüş veya aldatılmış ise içsel irade sakatlanmış olacaktır. Bu durumda TBK hükümleri çerçevesinde sözleşmenin iptali ya da geçersizliği gündeme gelebilir.
Teklif ve Kabul İlkesi
Sözleşme, kural olarak iki aşamalı bir irade açıklamasıyla kurulur. İlk aşamada teklif, ikinci aşamada kabul söz konusudur. Teklif, hukuken bağlayıcılık arz eden ve karşı tarafın yalnızca kabul beyanıyla sözleşmeyi kurmasına olanak tanıyan bir irade açıklamasıdır. Hukuk dilinde “icap” olarak anılan teklif, belirli veya belirlenebilir bir içeriğe sahip olmalı ve karşı tarafa yönlendirilmelidir. TBK m. 3 gereğince, ciddiyetle ve kesin bir biçimde yapılmış teklif, karşı tarafça kabul edildiği anda sözleşme kurulmuş sayılır.Teklifin hukuki bağlayıcılığı, teklif süresi ve geri alınabilme koşulları gibi hususlar, sözleşmelerin kurulma anını belirlemede önem taşır. Bir teklif, açıkça bir süre öngörülmüşse ancak o süre içinde kabul beyanı verildiğinde geçerli olur. Aksi takdirde, teklif süresi sona erdiğinde ortadan kalkar. Eğer bir süre öngörülmemişse, o teklif, makul bir süre ile sınırlıdır. Makul süre, somut olaya göre değişmekle birlikte, genellikle tarafa düşünme ve karar verme fırsatı tanıyacak makul bir zaman dilimini ifade eder.
Karşılıklı ve Uyumlu İrade Beyanının Önemi
Bir sözleşmenin doğması, esaslı unsurlarda uyuşma gerektirir. Tarafların temel konularda anlaşması, sözleşmenin kurulması bakımından şarttır. Bir sözleşmenin esaslı unsurları, işin niteliğine, mevzuata veya tarafların iradelerine göre değişebilir. Örneğin bir satış sözleşmesinde fiyat ve satılan malın türü esaslı unsurlardır. Eğer taraflar bu hususlarda anlaşamamışlarsa, henüz sözleşme kurulmuş sayılmaz.Karşılıklı ve uyumlu irade beyanı, sözleşmenin geçerlilik anını da doğrudan etkiler. Teklif ve kabul bir araya geldiğinde, uyuşan beyanlar esaslı noktalar konusunda örtüşmüş olmalıdır. Bunun ardından sözleşme, kanunda öngörülen herhangi bir şekil şartı da mevcutsa ona uygun olarak yapılmalıdır. Tüm bu süreçte tarafların iyi niyeti ve sözleşme özgürlüğü ilkesi, kurucu unsurların bütünlüğünü sağlar.
Şekil Şartlarının Hukuki Niteliği
Şekil şartları, sözleşmenin maddi varlığına eklenen bir biçimsel koşul olarak tanımlanabilir. Modern hukuk sistemlerinde genel kural, sözleşmelerin şekilsiz olarak kurulabileceğidir (şekil serbestisi). Ancak kanun koyucu, belirli işlemlerde tarafların iradelerini daha net ifade etmeleri, irade sakatlıklarını önleme veya ispat kolaylığı sağlama gibi amaçlarla belli şekil şartları getirebilir. Bu durum, sözleşme özgürlüğüne getirilmiş istisnai bir sınırlamadır.Şekil Kavramının Tanımı ve Türleri
Şekil, bir sözleşmenin kurulurken kanunun veya tarafların öngördüğü biçimde yapılmasını ifade eder. Şeklin çeşitli türleri vardır. En yaygın olarak bilinen şekil, yazılı şekildir. Yazılı şekil şartı, basit yazılı şekil (metnin taraflarca imzalanması) veya resmi şekil (noter onayı, resmi senet) gibi alt türlere ayrılabilir. Bunların yanı sıra, elektronik imza ve güvenli elektronik imza gibi teknolojik gelişmeler de hukuken geçerli yazılı şekil kategorisinde değerlendirilir.Şekil şartları, genel olarak ikiye ayrılır: Kanuni şekil ve sözleşmesel şekil. Kanuni şekil, kanunun belirli sözleşmeler için zorunlu kıldığı şekli ifade eder. Sözleşmesel şekil ise tarafların kendi iradeleriyle bir sözleşmenin belli bir biçimde yapılması konusunda anlaşmasıdır. Her iki durumda da şekil, sözleşmenin geçerliliğine veya ispatına yönelik çeşitli sonuçlar doğurabilir.
Kanuni Şekil Şartları
Kanuni şekil şartları, bir sözleşmenin geçerli olabilmesi için kanunda açıkça belirtilmiş bir şeklin zorunlu tutulmasıdır. Örneğin, Türk hukukunda gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinin noterde düzenleme şeklinde yapılması zorunluluğu bulunur. Taşınmazlarla ilgili pek çok işlemin geçerli olabilmesi için resmi şekilde yapılması şarttır. Buna benzer şekilde, kefalet sözleşmesinde (TBK m. 583 vd.) yazılı şekil ve kefil olacak kişinin sorumluluk tutarını kendi el yazısıyla belirterek imzalaması zorunludur. Bu düzenleme, kefilin sorumluluk altına girerken bilerek ve isteyerek hareket etmesini sağlamaya yöneliktir.Kanuni şekil şartına uyulmaması, kural olarak sözleşmenin kesin geçersizliğiyle sonuçlanır. Bu durum, şekil şartının “geçerlilik şartı” olarak öngörülmesinden kaynaklanır. Kanun koyucu, ilgili sözleşmenin sonuç doğurmasını, belirlenen şekil kuralına bağlamıştır. Şekle aykırılık halinde kural olarak herhangi bir talep ileri sürülemez; ancak doktrin ve yargı kararları, hakkaniyet gereği bazı istisnai durumlarda, örneğin sebepsiz zenginleşme kurumuna dayanarak zararların tazmin edilebilmesini kabul edebilmektedir.
Sözleşmesel Şekil Şartları
Sözleşmesel şekil şartı, tarafların kendi arzularıyla sözleşmeyi belirli bir biçimde yapmayı kararlaştırmalarıdır. Burada taraflar, hukuk düzeninin kendilerine tanıdığı sözleşme özgürlüğünü kullanarak, bir sözleşmenin sadece belirli bir formatta veya resmi makam önünde yapılması gerektiğini kararlaştırabilirler. Bu anlaşma, kanuni şekil zorunluluğu olmasa bile, sözleşme özgürlüğü kapsamında geçerlidir.Sözleşmesel şekle uyulmaması halinde, tarafların anlaşması uyarınca geçerlilik veya ispat sorunları gündeme gelebilir. Tarafların hangi amacı güttüğüne göre sözleşmesel şekil, ya geçerlilik şartı ya da ispat şartı niteliğini taşıyabilir. Bazı hallerde taraflar, “Bu sözleşme ancak noterde düzenleme şeklinde yapılırsa geçerli olacaktır.” gibi bir hüküm koyarak şekil şartını geçerlilik şartı haline getirebilir. Bu durumda da kanuni şekil şartına paralel biçimde, şekle uyulmaması halinde sözleşme geçerli sayılmaz.
Geçerlilik Şekli ve İspat Şekli Ayrımı
Hukuk düzeni, şekil şartlarının işlevini dikkate alarak farklı türlerde şekil öngörür. Bir kısım şekil şartı, sözleşmenin varlığı ve geçerliliği için zorunluyken (geçerlilik şekli), diğer kısım sadece ispat kolaylığı sağlamak amacıyla getirilir (ispat şekli). Bu ayrım, uyuşmazlık halinde hangi hukuki sonucun doğacağını belirlemesi bakımından önemlidir.Hükümsüzlük Sonucu Doğuran Şekil Eksiklikleri
Geçerlilik şekli, kanun veya tarafların açıkça “Sözleşme şu biçimde yapılmadıkça geçerli olmayacaktır” demesiyle ortaya çıkar. Böyle bir durumda şekle uyulmaması, sözleşmenin baştan itibaren hukuken yok sayılmasıyla sonuçlanır. Özellikle kanuni şekil şartı söz konusu olduğunda, şekil eksikliği nedeniyle sözleşmeye dayalı bir talepte bulunmak mümkün olmayabilir.Resmi şekil zorunluluğuna uymadan yapılan bir taşınmaz devri işleminde de benzer sonuçlar doğar. Bu tür bir işlem, geçersiz sayıldığından tapu kaydı yapılamaz veya yapılsa bile tapu iptaline yol açacak şekilde hükümsüzlük söz konusu olabilir. Sözleşmenin geçersizliğinden zarar gören taraflar, kural olarak sözleşmeye dayanarak hak talep edemeyecektir. Ancak doktrinde, yeri geldiğinde sebepsiz zenginleşme veya diğer haksız fiil hükümlerinin uygulanabileceği yönünde görüşler de mevcuttur.
İspat Şeklinin İşlevi
İspat şekli, sözleşmenin geçerliliğini etkilemez; ancak ileride çıkabilecek anlaşmazlıklarda delil olarak kullanılmasını kolaylaştırır. Eğer kanun veya taraflar, “Bu sözleşme yazılı yapılmalıdır” demişlerse, bu sözleşme sözlü yapılsa dahi geçerli olabilir. Buna rağmen, ispat problemi doğduğunda yazılı bir belgenin bulunmaması, tarafların iddialarını kanıtlama açısından ciddi sıkıntı yaratır.Örnek olarak, Türk Hukukunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) gereğince, belli bir miktarı aşan hukuki işlemler, kural olarak senetle ispat edilmek zorundadır. Bu bir ispat kuralıdır. Eğer yasal olarak bu kurala uyulmadan bir sözleşme yapıldıysa, sözleşme yine de geçerlidir; ancak taraf, davasını ispat etmek istediğinde, yazılı delil sunamayabilir ve bu durum iddiaların kabulünü zorlaştırabilir.
Türk Borçlar Kanunu’nda Düzenlemeler
Türk Borçlar Kanunu, sözleşmelerin kurulması ve şekil şartlarına ilişkin genel hükümler yanında, özel hükümlerde de çeşitli düzenlemelere yer verir. Her ne kadar TBK, genel olarak şekil serbestisini benimsemiş olsa da bazı sözleşme tiplerinde kanuni şekil zorunluluğu öngörülmektedir.İlgili Maddeler ve Değerlendirme
TBK m. 12 ve devamı maddelerinde, sözleşme serbestisi ve şekil konusuna ilişkin temel ilkeler düzenlenir. Bu maddelerde, kural olarak sözleşme özgürlüğü esas alınmış, ancak kanunun açıkça öngördüğü hallerde şekil şartının zorunlu olduğu vurgulanmıştır. Örneğin kefalet sözleşmesi (TBK m. 583) yazılı şekle ve kefilin sorumlu olacağı tutarı kendi el yazısıyla belirtmesine bağlanmıştır. Bu düzenlemelerin amacı, taraflardan özellikle zayıf konumda olanların korunması ve muhtemel irade sakatlıklarının önüne geçilmesidir.Kimi sözleşme tiplerinde, şekil şartı bazen sadece ispat aracı olarak öngörülür. Söz gelimi TBK m. 6 uyarınca, sözleşmenin oluşumuna dair bazı hususların yazılı şekilde yapılması istenebilir. Ancak bu yazılı şekil, çoğu durumda kanunun özel olarak geçerlilik için aradığı bir şart olmayabilir; taraflar arasındaki irade uyuşmazlığı ortaya çıktığında, yazılı metnin varlığı ispatı kolaylaştıracaktır.
Özel Sözleşme Türlerindeki Şekil Zorunlulukları
Türk Borçlar Kanunu’nda ve diğer mevzuatta, bazı özel sözleşme tipleri için özel şekil şartları öngörülür. Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, kat karşılığı inşaat sözleşmeleri, tüketicinin korunmasına yönelik taksitli satış sözleşmeleri vb. bunlara örnek gösterilebilir. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, tüketici işlemlerinde genellikle yazılı sözleşme yapılmasını, sözleşme metninin belirli unsurlar taşımasını ve tüketicinin yeterince bilgilendirilmesini aramaktadır.Bir başka örnek olarak iş sözleşmeleri de belirli durumlarda yazılı şekil şartına tabidir. 4857 sayılı İş Kanunu, belirli süreli iş sözleşmelerinin yazılı yapılmasını öngörür. Bununla birlikte, fiilen sözlü yapılmış bir iş sözleşmesi çoğu durumda geçerlidir; ancak bu tür sözleşmelerde ispat sorunu ortaya çıkabilir ve anlaşmazlıklarda çalışan aleyhine sonuçlar doğabilir. Yargıtay kararlarında sıklıkla, sözlü iş sözleşmesinin mevcut olduğu hallerde işçinin ispat güçlüğü yaşaması nedeniyle birçok uyuşmazlık ortaya çıkmaktadır.
Sözleşmenin Geçerlilik Anı ve Hüküm Doğurduğu Zaman
Bir sözleşmenin ne zaman kurulduğu ve hukuki sonuçlarını hangi andan itibaren doğurduğu, uygulamada önemli sorunlara yol açabilmektedir. Türk Borçlar Kanunu’ndaki düzenlemelere göre, teklif ve kabulün karşılıklı olarak uyuşması ve varsa kanuni veya sözleşmesel şekil şartlarının yerine getirilmesiyle sözleşme kurulmuş olur. Kurulduğu an, taraflara derhal borç doğurabileceği gibi bazen gelecekteki bir tarihe ertelenmiş bir edim yükümlülüğü de ortaya çıkabilir.Sözleşmelerin Kurulma Anı ve Yerinin Belirlenmesi
TBK m. 4 ve devamında, kabulün ne zaman hüküm ifade ettiği açıklanır. Bir kimsenin karşı tarafa yaptığı teklifi, kabul beyanının ulaşmasıyla birlikte bağlayıcı hale gelir. Eğer kabul beyanı ulaşmadan, tekliften vazgeçildiği diğer tarafa bildirilirse, sözleşme kurulmamış sayılır. Kabule ilişkin beyanın hangi anda yapıldığı ve hangi anda karşı tarafa ulaştığı, uyuşmazlık halinde özel bir inceleme gerektirir.Sözleşmenin nerede kurulduğu da önem taşır. Bir sözleşmenin kurulma yeri, hukuki ihtilafların hangi mahkemede görüleceği veya hangi hukukun uygulanacağı gibi konularda etkili olabilir. Özellikle farklı şehirler veya ülkeler arasında yapılan sözleşmelerde, kurulma yeri belirli kurallara göre saptanır. Genel kabul gören ilke, teklifin yapıldığı yer veya kabul beyanının ulaştığı yer olarak ortaya çıkabilmektedir. TBK, bu konuda açık bir düzenleme yapmamakla birlikte, yargı kararları ve doktrinde geliştirilen görüşler esas alınır.
Elektronik Sözleşmelerde Kuruluş ve Şekil
Günümüzde ticari işlemlerin önemli bir bölümü, internet üzerinden veya elektronik ortamda gerçekleştirilir. Elektronik sözleşmelerin kurulması ve şekil şartları, hem Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri hem de Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve ilgili yönetmelikler kapsamında değerlendirilir. Elektronik ortamda yapılan sözleşmelerde, tarafların irade beyanları dijital mesajlar, e-postalar veya internet sitelerindeki tıklama yoluyla açıklanır.Elektronik sözleşmelerin geçerli sayılması için, sözleşme özgürlüğü prensibi çerçevesinde kanunda aksi belirtilmedikçe herhangi bir özel şekil aranmaz. Bununla birlikte, elektronik imza kanunu çerçevesinde güvenli elektronik imza, el yazısıyla atılan imza ile aynı hukuki geçerliliğe sahiptir. Bu, özellikle büyük ölçekli ticari işlemlerde ve resmi belgelendirme gereken hallerde pratik bir çözüm sunar. Bazı sözleşme tiplerinde ise yine geleneksel resmi şekil zorunluluğu devam eder ve elektronik yollarla bunları gerçekleştirmek mümkün olmaz (örneğin taşınmaz devrinde resmi sözleşme şartı).
Hükümsüzlük Yaptırımı ve Sorumluluk Halleri
Şekil şartının ihlali veya irade sakatlığı gibi durumlarda, sözleşmenin hukuken geçerli olup olmadığı gündeme gelir. Şekil şartının uygulanmaması halinde kural olarak geçersizlik (yokluk veya butlan) sonucu doğar. Bunun yanında sözleşmenin taraflarının, sözleşmenin geçersiz olduğunu sonradan öğrenmelerine rağmen edim ifa etmiş olması halinde, sebepsiz zenginleşme kurumuna dayanılarak iade talebinde bulunulabilir. Ayrıca sözleşmenin kurulması aşamasında kusurlu davranan tarafın kusurdan doğan sorumluluklarına dair hükümler de devreye girer.Şekle Aykırılığın Sonuçları
Şekle aykırılığın başlıca sonucu, sözleşmenin yaptırımsız kalması yani geçersizliğidir. Bu geçersizliğin türü, kanundaki düzenlemelere göre değişebilir. Kanun koyucu, kanuni şekil şartı öngördüğü hallerde genellikle sözleşmenin kesin hükümsüzlüğünü (butlan) düzenler. Sözleşmesel şekil şartının ihlalinde ise tarafların irade beyanı geçersiz sayılabilir veya ispat sorunu ortaya çıkabilir. Bazı durumlarda doktrin, şart konulmuş şeklin sadece ispat amacı taşıdığı sonucuna vararak sözleşmenin geçerliliğini kabul etse de ispatın yapılamaması sözleşmeyi fiilen uygulanamaz hale getirebilir.Şekle aykırı sözleşmede, taraflar yaptıkları edimleri geri almak isteyebilir. Eğer bir taraf edimini ifa etmişse, sebepsiz zenginleşme uyarınca bir talepte bulunarak iadesini sağlayabilir. Ancak bu süreçte karşı tarafın iyiniyetli olup olmadığı, iade edilecek değerin miktarı ve niteliği gibi hususlar önem kazanır. Ayrıca bazı hallerde, şekil eksikliğine rağmen tarafların uzun süreli davranışlarıyla sözleşmeyi fiilen ifa etmeye devam etmesi, mahkemelerin farklı değerlendirmelerde bulunmasına neden olabilir. Yargıtay kararlarında, şekil eksikliği olan sözleşmenin “uzun süre uygulanması” ve tarafların gerçek iradelerinin ne yönde olduğuna dair incelemeler göze çarpar.
İllilik İlkesi ve Borçlar Hukukundaki Sorumluluk
Borçlar Hukukunda illilik ilkesi, borcun doğması ile bunu doğuran hukuki işlemin birbirine bağlılığını ifade eder. Sözleşmenin geçerli olmaması halinde, illi hukuki işlem de geçersiz hale gelebilir. Örneğin, şekle aykırı şekilde düzenlenen bir satış sözleşmesi geçersiz ise, buna dayanan ipotek sözleşmesi de aynı şekilde hükümsüz kalabilir. Böylece, bağlı işlemlerde birinin geçersizliği, diğerini de etkiler.Tarafların sorumluluğu ise sözleşmenin kurulma aşamasındaki kusurlu davranışlara veya ifa sürecindeki ihlallere göre şekillenir. Özellikle sözleşme kurulurken karşı tarafı kasıtlı olarak hataya düşürme, hile veya korkutma gibi durumlarda, kusurlu tarafın hem tazminat hem de cezai sorumluluğu gündeme gelebilir. Şekil şartına aykırılık her ne kadar tarafların sorumluluğunu mutlak surette doğurmasa da, şekil şartının ihlaliyle karşılaşan taraf, ortada bir zarar söz konusuysa, diğer tarafın kötü niyetli olduğunu ispatlamak suretiyle zararının telafisini isteyebilir.
Sözleşmelerin İfası ve Geçersizliğin Uygulamadaki Etkileri
Kurulan bir sözleşmenin ifası, tarafların üstlendikleri edimleri zamanında ve tam olarak yerine getirmeleri anlamına gelir. İfa süreci, sözleşmenin geçerli ve tarafları bağlayıcı olduğu varsayımına dayanır. Ancak şekil noksanlığı veya benzeri hukuki sebeplerle geçersiz olan bir sözleşmenin ifası hukuken sorunludur. Böyle durumlarda ifa edilmiş kısım varsa, iade veya tazminat talepleri ortaya çıkabilir. İfa aşamasında sorun yaşanmaması için, özellikle şekil şartı zorunlu olan sözleşmelerde tarafların gerekli prosedürleri eksiksiz yerine getirmesi beklenir.İfa Aşamasında Ortaya Çıkabilecek Problemler
Bir sözleşme kurulduktan sonra ifa aşamasına geçilir. İfa esnasında şekil şartı eksikliği sonradan fark edilirse, taraflar bazı hak kayıpları yaşayabilir. Örneğin noterde yapılması gereken bir sözleşmenin tarafları, sözlü veya basit yazılı metin üzerinden ifaya başladıysa ve daha sonra aralarında anlaşmazlık çıktıysa, geçersiz bir sözleşmeye dayanarak herhangi bir tazminat talep edilemeyebilir. Bu tür bir durumda, haksız fiil veya sebepsiz zenginleşme gibi müesseseler devreye girebilir, ancak talebin kapsamı ve ispatı çoğu zaman zordur.İfa sırasında ortaya çıkan farklı bir mesele, edimin kısmen ya da hiç yerine getirilmemesinden kaynaklanan zararlardır. Eğer sözleşme geçerli ise, karşı tarafın temerrüde düşmesi halinde alacaklı, sözleşmeden doğan haklarını kullanabilir. Bunun başlıca yolları, ifanın aynen talep edilmesi, gecikme tazminatı, sözleşmeden dönme veya tazminat istemidir. Ancak sözleşme geçersiz ise, bu haklara dayanmak mümkün olmayabilir. Sözleşme geçersizliğinde alacaklı, “sözleşme yokmuş” gibi değerlendirilir ve sadece haksız fiil veya sebepsiz zenginleşme hükümlerinden yararlanabilir.
Şeklin İhlalinde Hak Düşürücü Süreler ve Uygulamadaki Örnekler
Sözleşmelerde şekil şartına uyulup uyulmadığına dair itirazların belirli bir süre içinde yapılması gerekebilir. Bazı hukuk sistemlerinde veya bazı özel düzenlemelerde, şekil eksikliğine dayanarak sözleşmenin geçersiz olduğunu ileri sürme hakkı zamanaşımına veya hak düşürücü sürelere tabi tutulabilir. Türk Hukuku’nda genelde geçersizlik iddiası herhangi bir süreye bağlı olmaz ve mahkeme tarafından re’sen dikkate alınabilir. Ancak sözleşme tipine bağlı olarak istisnai durumlar da ortaya çıkabilir.Uygulamada, özellikle gayrimenkul satış vaadi sözleşmelerinde noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılmayan belge, bağlayıcı olmayabileceği halde uzun yıllar ifa edilmeye çalışılır. Daha sonra taraflar arasında uyuşmazlık doğduğunda, şekil eksikliğinin ileri sürülmesiyle büyük mağduriyetler yaşanabilir. Yargıtay, çoğu kararında bu durumu değerlendirirken, sözleşmenin geçerli olup olmadığını, tarafların uzun süre davranışlarını, birbirlerine karşı yükümlülüklerini nasıl yerine getirdiklerini ve arada bir “örtülü sözleşme” ya da “fiili kullanım” olup olmadığını titizlikle inceler.
Sözleşmenin Geçersizliğinde İfa Edilen Edimlerin İadesi
Şekil şartına aykırılık nedeniyle geçersiz olan veya irade sakatlığı gibi sebeplerle hükümsüz sayılan sözleşmelerde, taraflar ifa ettikleri edimleri geri isteyebilir. Türk Borçlar Kanunu’nda bu durum, “sebepsiz zenginleşme” hükümlerine ve kısmen de “haksız fiil” hükümlerine dayalı olarak çözümlenir.Sebepsiz zenginleşme, bir kimsenin hukuken geçerli bir sebep olmaksızın mal varlığında artış meydana gelmesini ifade eder. Geçersiz sözleşme uyarınca ifa edilen ödemeler de “geçerli bir sebep olmadığından” iade talebine konu olabilir. Bu talep, ifada bulunan tarafın ekonomik kaybını telafi etme amacına yöneliktir. Ancak bu hak, karşı tarafın iyi niyeti veya kötüniyeti, iade edilecek mal veya hizmetin tüketilmiş olup olmadığı ve benzeri hususlar gözetilerek kısıtlanabilir veya genişletilebilir.
Kusur ve İradesi Sakatlanan Tarafın Korunması
Borçlar Hukukunun önemli konularından biri, iradesi sakatlanan tarafın korunmasıdır. Şekil şartları, bu korumayı sağlayan mekanizmalardan sadece biridir. Ancak hata, hile veya korkutma nedeniyle yanılan veya yanıltılan taraf, sözleşmeyi iptal edebilme hakkına sahiptir. İptal hakkını kullanmak, sübjektif ve objektif koşulların varlığına bağlıdır. Örneğin, bir tarafın yanıldığı husus sözleşmenin esaslı unsurlarına ilişkin değilse, iptal hakkı tanınmayabilir.Hile, diğer tarafın kasıtlı olarak yanlış bilgi vererek veya gerçeği saklayarak karşı tarafı sözleşme yapmaya sevk etmesi durumudur. Bu durumda hileye maruz kalan taraf, sözleşmeyi iptal edebilir ve varsa uğradığı zararın tazminini de isteyebilir. Korkutma (ikrah) halinde ise tehdit altında sözleşme yapan taraf, hukuki işlemi iptal etme hakkını kullanabilir. Tüm bu durumlarda, sözleşme iptal edildiğinde şekle aykırılık da söz konusuysa, sözleşme hiç kurulmamış gibi değerlendirilir ve taraflar sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre hareket etmek zorunda kalabilir.
Sözleşmenin Yorumu ve Şekil Unsurunun İncelenmesi
Tarafların sözleşmedeki irade beyanları yeterince açık değilse, hâkim veya hakem, sözleşmenin yorumuna başvurur. Türk Borçlar Kanunu’na göre, sözleşmelerin yorumu tarafların ortak iradeleri esas alınarak yapılır. Yorum faaliyeti, şekil şartını da gözden geçirmeyi gerektirir. Bazen taraflar, bir sözleşmenin hangi şekil şartlarına tabi olduğunu veya sözleşmesel şeklin geçerlilik mi yoksa ispat şartı mı olduğunu açıkça belirtmez. Böyle durumlarda yorum süreci, uyuşmazlığı çözmede belirleyici olur.Yorumda, tarafların gerçek iradesi, sözleşmenin kurulduğu şartlar ve sektörel uygulamalar dikkate alınır. Eğer kanun, ilgili sözleşme tipinde özel bir şekil şartı öngörüyorsa, sözleşmenin metninde aksi belirtilse dahi kural olarak kanuni şeklin uygulanması zorunludur. Tarafların sözleşmesel şekil kararlaştırdığı durumlarda ise, bunun amaç ve kapsamı araştırılır. Kimi zaman taraflar, sadece daha ileri bir koruma veya ispat kolaylığı istediğinden yazılı şekil şartı koymuş olabilir. Başka durumlarda ise sözleşmesel şekil, asıl amacı geçerlilik şartını sıkılaştırmaktır.
Hakimin Re’sen Gözetme Yetkisi ve Kamu Düzeni
Şekil kurallarının kamu düzeniyle ilişkili olduğu durumlarda, hakim şekil şartına uyulup uyulmadığını re’sen (kendiliğinden) inceleyebilir. Kamu düzenine ilişkin kurallar, tarafların tasarrufuna bırakılamaz. Örneğin, bir taşınmaz satış sözleşmesinde resmi şekil zorunluluğu bulunuyorsa ve taraflar bunu ihlal etmişlerse, hakim anlaşmazlık ortaya çıktığında re’sen bu eksikliği tespit edebilir ve sözleşmeyi geçersiz sayabilir. Bu, hukuk güvenliğini sağlamaya ve hukuki ilişkilerin kanunlara uygun biçimde tesis edilmesine hizmet eder.Kamu düzeni, aynı zamanda sözleşme konusunun kanuna, ahlaka veya emredici kurallara aykırı olup olmadığının da incelenmesini gerektirir. Şekle uygun yapılmış bir sözleşme dahi, eğer konusu hukuka aykırı ise geçersiz sayılacaktır. Dolayısıyla şekil şartı, ancak meşru bir sözleşmenin kurulması halinde anlamlı bir geçerliliğe sahiptir.
Külli Halefiyet ve Sözleşme Şeklinin Taraflar Dışındaki Etkisi
Külli halefiyet durumlarında (miras, birleşme, devralma vb.), şekil şartının sözleşme üzerindeki etkileri bazen tartışmaya yol açar. Ölen bir kişinin mirasçıları, onun yapmış olduğu sözleşmenin şekle uygun veya aykırı olup olmadığı üzerinden bir hak talebinde bulunabilir. Eğer sözleşme geçersiz ise, mirasçılar da geçersizliğe dayanabilir veya iade taleplerinde bulunabilir. Kurumsal birleşme veya devralma gibi ticari işlerde de devrolunan şirketin sözleşmelerinin şekil eksiklikleri gündeme gelebilir ve devralan şirket aynı hukuki sonuçlarla karşı karşıya kalabilir.Taraflar dışındaki üçüncü kişiler de bazı durumlarda sözleşmeye dayanarak hak talebinde bulunabilir. Örneğin, bir sözleşmede garanti altına alınan bir menfaat üçüncü kişiye tanınmışsa (üçüncü kişi yararına sözleşme), şekle aykırılık veya sözleşmenin geçerliliği, doğrudan üçüncü kişinin menfaatini de etkileyebilir. Bu noktada, sözleşmenin şekil eksikliği nedeniyle hükümsüz kalması halinde, üçüncü kişinin de bu haktan mahrum kalacağı kabul edilir.
Yabancılık Unsuru Taşıyan Sözleşmeler ve Şekil Şartları
Uluslararası ticaretin ve sınır ötesi işlemlerin yaygınlaşması, sözleşmelerin bir veya birkaç unsuru açısından yabancılık taşıdığı durumları da artırır. Türk Hukukunda Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) ile uluslararası sözleşmeler çerçevesinde, sözleşmelerin kuruluşu ve şekil şartları, tarafların seçtiği hukuk veya kanunlar ihtilafı kuralları doğrultusunda belirlenebilir. Eğer taraflar aralarında uygulanacak hukuku seçmişse, şekil şartlarına ilişkin kurallar da genellikle seçilen hukuka göre belirlenir. Ancak taşınmazlar veya kamu düzeniyle yakından ilgili konularda Türk Hukukunun emredici kuralları devreye girebilir.Uluslararası sözleşmelerde, şekil serbestisi kuralı daha esnek olabilmektedir. Birçok milletlerarası ticari sözleşme, sadece yazılı bir metinle, hatta kimi zaman elektronik mesajlaşmalar yoluyla kurulabilir. Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) kuralları ve CISG (Viyana Satım Sözleşmesi) gibi uluslararası metinler de yazılı şeklin olmayabileceğini öngörür. Ancak yine de somut uyuşmazlıkta, sözleşmenin taraflarından biri Türk Hukuku’nun emredici kurallarına tabiyse, şekil şartı gerekebilecek bazı durumlar olabilir.
Değerlendirmeler ve Uygulama Açısından Önemli Noktalar
1. Sözleşme Özgürlüğü ve İrade Beyanı: Sözleşmelerin kurulmasında tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanı esastır. Bu beyanların, içsel iradeyi doğru yansıtması gerekir. İrade sakatlığı halinde sözleşme geçersiz veya iptal edilebilir hale gelebilir.2. Şekil Serbestisi ve İstisnalar: Genel kural sözleşmelerin serbestçe kurulabilmesidir. Ancak kanun koyucu, belli konularda “geçerlilik şekli” öngörerek sözleşme yapma hürriyetini kısıtlayabilir. Taraflar da “sözleşmesel şekil” belirleyerek kendilerini sınırlayabilirler.
3. Geçerlilik Şekli ile İspat Şekli Ayrımı: Bir sözleşmenin kanun gereği veya tarafların kendi düzenlemeleri sebebiyle belirli bir şekle tabi tutulması, sözleşmenin geçerliliğini doğrudan etkileyebilir. Diğer yandan sadece ispat kolaylığı amacıyla benimsenmiş yazılı şekil, geçerliliği etkilemeden uyuşmazlık halinde delil sunmayı kolaylaştırır.
4. Şekle Aykırılığın Sonuçları: Şekle aykırı sözleşmeler kural olarak geçersizdir. Buna rağmen ifa edilmiş edimler, sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde iade talebine konu olabilir. Uygulamada mahkemeler, tarafların uzun süreli davranışını da inceleyerek hakkaniyete uygun çözümler üretebilir.
5. Elektronik Sözleşmeler: Teknolojinin gelişmesiyle elektronik ortamda kurulan sözleşmelerin sayısı artmıştır. Güvenli elektronik imza, geçerli bir imza olarak kabul edilir ve birçok bakımdan basit yazılı şekle eşdeğer görülür. Ancak resmi şekil zorunluluğu söz konusuysa, elektronik yöntemler yeterli olmayabilir.
6. Uluslararası Unsur: Yabancılık unsuru taşıyan sözleşmelerde, tarafların seçtikleri hukuk veya MÖHUK kuralları uyarınca, şekil koşulları belirlenir. Bununla birlikte emredici nitelikteki kurallar, kamu düzeni ve taşınmaz gibi yerel unsurlar nedeniyle Türk Hukuku’nun zorunlu şekil şartları geçerli olabilir.
7. İspat ve Yorum Sorunları: İrade beyanlarının uyuşması, esaslı unsurlarda örtüşme gibi konular somut olayın özellikleri çerçevesinde değerlendirilir. Şekil şartına uyulduğunda ispat sorunu büyük oranda çözüleceği gibi, tarafların ortak iradesinin tespitinde sözleşmenin yazılı içeriği büyük kolaylık sağlar.
8. Kamu Düzeni ve Hakimin Re’sen İncelemesi: Şekil şartı bazen kamu düzeniyle ilgili olabilir. Böyle durumlarda hakim, tarafların itirazına ihtiyaç duymadan şekil şartına uygunluk denetimi yapar. Özellikle gayrimenkul satışları gibi önemli konularda bu denetim ön plana çıkar.
9. Kusurlu Davranış ve Sorumluluk: Sözleşmenin kurulması sürecinde hile, hata veya korkutma gibi etkenlerle karşılaşıldığında iptal hakkı gündeme gelir. Şekil şartı, bu kusurlu davranışları tamamen ortadan kaldıramasa da tarafların irade beyanlarının yazılı veya resmi yollarla açıklanmasını sağlayarak, irade sakatlığına ilişkin uyuşmazlıkların daha kolay ortaya çıkmasını temin edebilir.
10. Dikkat Edilmesi Gereken Prosedürler: Özellikle noterde düzenleme veya onaylama şeklini gerektiren sözleşmelerde, tarafların işlem öncesi detaylı araştırma yapması, gerekli resmi işlemleri tamamlaması ve hukuki danışmanlık alması önerilir. Aksi halde şekil eksikliği nedeniyle sözleşme geçersiz sayılabilir.
Ek Bilgiler
Bu hususlara dikkat edilerek hareket edilmesi, sözleşmelerin geçersiz sayılması ve buna bağlı hak kayıpları yaşanmasını önlemede kritik öneme sahiptir. Sözleşme özgürlüğü ilkesinin temel olduğu sistemde, kanunun ve tarafların öngördüğü şekil şartlarına uymak, hem hukuki güvenliği hem de tarafların menfaatlerini korumayı sağlar. Özellikle önemli ekonomik değerler içeren ve uzun dönemli etkileri olan sözleşmelerde, hukuki danışmanlık alınması ve gerekli prosedürlerin titizlikle uygulanması faydalı olur. Aksi takdirde, geçersizlik, iptal, iade veya tazminat gibi zorlu hukuki süreçlerle karşılaşılması kaçınılmaz hale gelebilir.