STK’ların Hukuki Statüsü
Sivil toplum kuruluşlarının (STK) hukuki statüsü, hem ulusal mevzuat hem de uluslararası standartlar açısından geniş bir incelemeyi gerektirir. Dernekler, vakıflar, sendikalar, meslek odaları ve benzeri kurumsallaşmış yapılar, toplumsal katılımı güçlendiren, çeşitli hak ve özgürlüklerin korunmasına katkıda bulunan, aynı zamanda devlet ile birey arasındaki ilişkilere farklı bir boyut kazandıran önemli kurumlardır. Bu tür kuruluşlar, temelde belirli bir amaca yönelik faaliyet göstermek ve toplumsal faydayı öncelemek amacıyla kurulur. Türkiye’de STK’ların hukuki statüsünü düzenleyen temel çerçeve, Türk Medeni Kanunu (TMK), Dernekler Kanunu, Vakıflar Kanunu gibi farklı yasal düzenlemelerden oluşur. Bu nedenle, sivil toplum kuruluşlarının hukuki statüsünü tam manasıyla anlamak için bu mevzuatın çeşitli yönlerini, ilgili yargı kararlarını, doktrindeki yorumları ve uygulamadaki zorlukları çok boyutlu şekilde incelemek gerekir.STK’ların hukuki statüsü, kuruluş ve tescil süreçleri, organlarının yapısı, denetim mekanizmaları, malvarlığı yönetimi ve fesih/dönüşüm prosedürleri başta olmak üzere pek çok konuda belirli hüküm ve ilkeleri dikkate alır. Bu kuruluşlar, kâr amacı gütmeyen, toplum yararına veya belirli grup üyelerinin ortak menfaatlerini koruma saikiyle hareket eden varlıklardır. Bu amaca yönelik olarak hukukun öngördüğü çerçeve de diğer ticari veya mesleki kuruluşlardan farklıdır. Türkiye’de STK’ların hukuki statüsü genellikle “dernek” veya “vakıf” tüzel kişiliği etrafında şekillenir. Ayrıca sendikalar, kooperatifler ve meslek kuruluşları da kendi özel kanunları çerçevesinde STK benzeri veya STK kimliğinin bir uzantısı niteliğinde faaliyet gösterebilir. Aşağıda, bu hukuki statünün dayanaklarını, genel ilkelerini ve uygulamadaki özelliklerini çeşitli başlıklar altında incelemek mümkündür.
STK Kapsamı ve Kategorileri
STK terimi, tanım açısından farklı kuramsal yaklaşımlara konu olmuş geniş bir çerçeve sunar. Ancak hukuki bakımdan sivil toplum kuruluşları, devletin doğrudan müdahalesi ve kamu gücünün kullanımından uzak, gönüllülük esasına dayanarak örgütlenen, kâr amacı gütmeyen tüzel kişiliklerdir. Yaygın kategoriler şu şekilde sınıflandırılabilir:- Dernekler: Türk Medeni Kanunu ve Dernekler Kanunu uyarınca kurulan, en az yedi gerçek veya tüzel kişinin bir amaç etrafında birleşmesiyle oluşan tüzel kişiliklerdir.
- Vakıflar: Bir malvarlığının belirli ve sürekli bir amaca özgülenmesiyle kurulan, tüzel kişiliğe sahip kuruluşlardır.
- Sendikalar: İşçilerin veya işverenlerin ortak ekonomik ve sosyal haklarını korumak için kurulan, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu kapsamında yer alan kuruluşlardır.
- Meslek Kuruluşları: Kamu kurumu niteliğindeki odalar, barolar ve benzeri örgütlenmeleri içerir. Bazıları sivil toplum işlevi görebilir, ancak çoğunlukla kamu gücünün belirli yönlerine sahip oldukları için klasik STK tanımından kısmen ayrılırlar.
- Kooperatifler: Karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma amacıyla kurulan, ancak ticari nitelik de taşıyabilen kuruluşlardır. Yine de sivil katılım ve ortak menfaat temelli yapılar olduklarından, bazı açılardan STK kavramına yaklaşırlar.
Öte yandan bu kategorilerin her birinin kendine özgü yasal statüsü, kuruluş süreci, organları ve denetim mekanizmaları bulunur. Bu yapıların hepsi, “sivil toplum kuruluşu” üst başlığı altında incelenebilmesine karşın, her biri kendi özel kanunları ya da özel düzenlemelerle biçimlendirilmiştir. Dolayısıyla, hukuki statüye dair yapılan incelemeler, genel çerçeveden ziyade her kuruluş tipinin mevzuat temelli özelliklerini açıklamakla daha da netlik kazanır.
STK Kuruluşunun Hukuki Dayanakları
STK’ların kuruluşu, kural olarak Anayasa’da yer alan örgütlenme özgürlüğü ve uluslararası sözleşmelerle tanınan dernek kurma özgürlüğü temeline dayanır. Bunun yanı sıra, vakıfların kuruluşu da mülkiyet hakkı ve tasarruf serbestisi ilkeleriyle ilişkilidir. Aşağıdaki mevzuat temel kaynak niteliğindedir:- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası: Örgütlenme özgürlüğünü teminat altına alır. Anayasa’nın 33. maddesi dernek kurma, 34. maddesi toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarına; 35. maddesi mülkiyet hakkına işaret eder.
- Türk Medeni Kanunu (TMK): Dernekler ve vakıflar hakkında hükümler içerir. Derneklerin kuruluş şartları, vakıfların kurucu irade beyanı gibi konular bu kanunun temel düzenleyici maddeleri arasında yer alır.
- Dernekler Kanunu: Derneklerin kuruluş, organlar, işleyiş, denetim ve sona erme usullerini düzenler. Yürütme organı olan İçişleri Bakanlığı ve mülki idare amirlerine bağlı denetim mekanizmaları öngörür.
- Vakıflar Kanunu: Vakıfların kuruluşu, yönetimi, malvarlığı, denetimi ve diğer hukuki süreçlerini belirleyen kanundur. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün yetki ve sorumluluk alanlarını da tanımlar.
- Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu: Sendika kurma özgürlüğü, toplu sözleşme ve grev hakları gibi hususları düzenler. STK mantığıyla paralel olarak, gönüllü bir araya gelme ve temsil ilkesi önem taşır.
Bu dayanaklar, sivil toplumun oluşumuna ve güçlenmesine hukuki zemin sağlar. Aynı zamanda denetim yollarını ve kuruluşların sınırlarını da belirleyerek, toplum düzeni ile bireylerin örgütlenme hakkı arasındaki dengeyi gözetir.
Hukuki Kişilik Kazanma Süreci ve Tescil
STK’ların hukuki kişilik kazanması, kuruluş beyanı ve ilgili idari işlemlerle şekillenir. Dernekler açısından, en az yedi kurucu üyenin tüzük hazırlaması ve tüzüğün mülki idareye bildirilmesi zorunludur. Mülki idareye yapılan bildirim sonrasında, tüzüğün kanuna aykırı unsurlar taşımaması koşuluyla dernek tüzel kişilik kazanır. Yargıtay içtihatlarında, kuruluş bildirim tarihinden itibaren derneğin kurulmuş sayıldığı kabul edilir. Vakıflarda ise “vakıf senedi” adı verilen bir resmi senet düzenlenmesi ve ilgili Asliye Hukuk Mahkemesinin tescil kararıyla tüzel kişilik kazanma süreci tamamlanır.- Dernekler: Tüzük hazırlığı, kurucu üyelerin belirlenmesi, mülki idareye başvuru, dernekler kütüğüne tescil.
- Vakıflar: Vakıf senedi düzenlenmesi, malvarlığının tahsisi, tescil için mahkemeye başvuru, mahkeme kararıyla tüzel kişilik oluşumu.
- Sendikalar: Kurucu üyelerce hazırlanmış tüzüğün Bakanlığa bildirimi ve tutanakların tutulması, toplu iş ilişkilerini düzenleyen mevzuata uyum kontrolleri.
Bu süreçler, kuruluşların kâr amacı gütmeyen yapısını ve gönüllü karakterini korumayı amaçlar. Tescil, hem hukuki hem de idari anlamda önemli bir aşamadır; çünkü tescil ile birlikte kuruluşlar kendi adlarına mal edinebilir, dava açabilir ve yasal kimlik kazanmış olur.
STK’ların Tüzel Kişilik Özellikleri
Tüzel kişilik, STK’lara belirli haklar ve yükümlülükler sağlar. Bu haklar arasında mülkiyet edinme, dava açma, alacak ve borç üstlenme, sözleşme yapma gibi ekonomik ve hukuki işlemlerde bulunma yetkileri yer alır. Aynı şekilde bu kuruluşlar, maddi ve manevi tazminat davalarında taraf olabilir. Tüzel kişilik özelliği, kuruluşların üyelerden bağımsız bir varlığının olduğunu da gösterir. Bu durum, sorumluluk ve malvarlığı ayrılığına yol açar.Örneğin bir derneğin veya vakfın borçlarından dolayı, bu kuruluşların üyeleri veya kurucuları kişisel olarak sorumlu tutulamaz. Ancak yasa ve tüzük hükümlerine aykırı eylemlerde bulunan yöneticilerin, özellikle dernek organlarının kararlarından kaynaklanan zararlara karşı, kişisel hukuki sorumluluğu doğabilir. Dolayısıyla tüzel kişilik, kurum ile birey arasına bir koruma kalkanı koyarken, yönetsel yetkileri kullanan kişilerin sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmaz. Mevzuatta yer alan “organik bağ” teorisi ve “temsil yetkisi” gibi kavramlar, bu sorumluluk ilişkisini somutlaştırmakta kullanılır.
STK’ların Organları ve Yönetim Biçimleri
Sivil toplum kuruluşlarının yönetim yapısı, kuruluş tüzüğü (derneklerde) veya vakıf senedi (vakıflarda) ile düzenlenir. Kanunlar da asgari organları belirler. Derneklerde zorunlu organlar genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kuruludur. Vakıflarda ise en az bir yönetim organının bulunması ve bu organın yetki, görev, sorumluluk alanlarının belirlenmiş olması zorunludur. Genel olarak STK’ların organlarına ilişkin hususlar şunlardır:- Genel Kurul: Derneğin en yetkili karar organıdır, üyelerin katılımıyla toplanır ve temel politikaları belirler.
- Yönetim Kurulu: İcra organıdır, derneği veya vakfı temsil eder ve günlük işleyişi yürütür. Seçilme şartları ve görev süreleri tüzükte veya vakıf senedinde belirlenir.
- Denetim Kurulu: İç denetimi sağlar, mali tabloları ve faaliyetleri inceler. Bazı durumlarda bağımsız denetim kuruluşlarının raporları da dikkate alınabilir.
- Yönetici Atamaları ve Yetkileri: Vakıflarda, kurucunun iradesi doğrultusunda mütevelli heyeti veya yönetim kurulu gibi yapılar oluşturulabilir. Bu kurullar, vakfın amacını gerçekleştirmek adına geniş yetkilere sahiptir.
Organlar arasındaki iş bölümü, yetki paylaşımı ve denetim mekanizmaları, kuruluşların güvenilirliği ve sürdürülebilirliği açısından kritik önem taşır. Ayrıca STK’ların iç demokrasisi ve hesap verebilirliği, toplum nezdindeki meşruiyetini güçlendiren faktörler arasındadır.
Üyelik ve Kuruculuk Koşulları
Dernekler bakımından üyelik, başvuru ve kabul süreciyle gerçekleşir. Vakıflarda ise üyelik benzeri bir kurum yoktur; vakfın kurucusu ve sonradan eklenebilecek bazı kurucu hak sahipleri olabilir. Derneklerde üyelik, kişinin kendi hür iradesiyle gerçekleşir ve tüzüğün öngördüğü şartları taşıması gerekir. Bazı dernekler, onursal veya fahri üyelik gibi kategoriler de oluşturabilir. Kanunlardaki düzenlemelere göre, 18 yaşını doldurmuş, fiil ehliyetine sahip herkes dernek kurucusu olabilir. Ancak kamu hizmetinden yasaklılık, belirli suçlardan hükümlü olma gibi durumlar üyeliğe veya kuruculuğa engel teşkil edebilir.STK’larda üyelik ve kuruculuk, gönüllülük ilkesine dayanır. Kuruluşlar, kendi iç tüzüklerinde üyelikten çıkarma süreçlerini de düzenleyebilir. Bu süreçlerde, özellikle disiplin kurulları veya yönetim kurullarının aldığı kararlar önem taşır. Haksız üyelikten çıkarma işlemlerine karşı yargı yolu her zaman açıktır. Böylelikle STK’lar, iç hukuk düzenlerinde ayrımcılığın veya keyfî uygulamaların önüne geçmeye çalışır.
STK’ların Gelirleri ve Malvarlığı Yönetimi
Kâr amacı gütmeyen kuruluşların en önemli özelliği, elde ettikleri gelirleri kuruluş amacı doğrultusunda kullanma yükümlülüğüdür. Dernek ve vakıfların gelirleri genellikle bağışlar, aidatlar, yardımlar, iktisadi işletme faaliyetleri ve proje desteklerinden oluşur. Özellikle uluslararası fonlar, hibe programları ve proje çağrıları, sivil toplumun finansman kaynaklarını çeşitlendirmesinde büyük rol oynar. Bununla birlikte, hukuki statü gereği STK’lar, elde ettikleri gelirleri kuruluş amacının dışındaki faaliyetlere aktaramaz. Bu amaç dışı kullanım, kanunlara aykırı kabul edilir ve yaptırıma tabi tutulabilir.[Vakıflar özelinde, malvarlığının tasarrufu ve yönetimi, vakıf senedinde belirlenen amaçlara sıkı sıkıya bağlıdır. Vakfa tahsis edilen taşınmazların satışı, kiralanması veya devri belirli prosedürlere tabidir. Derneklerde ise bağış ve yardım toplama süreçleri, Dernekler Kanunu ve ilgili mevzuatla çerçevelendirilmiştir. İzinsiz yardım toplama veya amacı dışında harcama, dernek yönetiminin idari ve cezai sorumluluğunu doğurabilir.
STK Denetimi ve Hukuki Sorumluluk
STK’ların denetimi, iç denetim ve dış denetim mekanizmalarıyla sağlanır. İç denetim, derneklerde denetim kurulu veya vakıflarda mütevelli heyeti tarafından yapılır. Dış denetim ise kamu kurumları (İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü vb.) tarafından gerçekleştirilebilir. Ayrıca, bazı STK’lar bağımsız denetim kuruluşlarına da raporlama yapmayı tercih edebilir.Kanuna aykırı faaliyetlerde bulunan veya tüzüğünde belirttiği amaçtan saparak farklı yönelimler gösteren STK’lar hakkında idari veya yargısal işlemler uygulanabilir. Bu işlemler arasında para cezaları, idari yaptırımlar ve kuruluşun feshi yer alabilir. Özellikle terörizmi finanse etme, kara para aklama, suç örgütlerine destek sağlama gibi ciddi ihlaller söz konusu olduğunda, daha ağır yaptırımlar gündeme gelir. Dernek ve vakıf yöneticileri, bu yasa dışı faaliyetlerden haberdar olmaları veya bunlara göz yummaları halinde, kişisel olarak ceza sorumluluğuna da tabi tutulabilir.
Kamu Yararına Çalışan STK Statüsü
Türk hukukunda bazı STK’lara “kamu yararına çalışan dernek” veya “kamu yararına çalışan vakıf” statüsü verilebilir. Bu statü, kuruluşlara vergisel avantajlar, taşınmaz tahsisi, kamu kaynaklarından destek alma gibi alanlarda ek imkânlar sağlar. Ancak bu statüyü kazanmak için kanunun öngördüğü belli şartların yerine getirilmesi ve ilgili bakanlıklar ile Bakanlar Kurulu (veya güncel hukuki düzende Cumhurbaşkanlığı) onayının alınması gerekir. Kamu yararına çalışan STK’ların özellikleri şu şekilde sıralanabilir:- Belirli bir süredir faaliyette bulunma ve toplumsal ölçekte yaygın etki oluşturma.
- Amacın tamamen kamu yararına yönelik olması ve bu amaca uygun faaliyetlerin düzenli bir biçimde gerçekleştiriliyor olması.
- Mali kaynakların şeffaf ve denetlenebilir şekilde kullanılması.
- Kuruluş içi demokratik mekanizmaların ve hesap verebilirlik ilkelerinin hayata geçirilmiş olması.
Bu statü sayesinde STK’ların toplumsal katma değer oluşturması teşvik edilir. Ancak statüye hak kazanmak, ek denetimleri ve sorumlulukları da beraberinde getirir.
İdari Gözetim ve Şeffaflık İlkesi
STK’ların hukuki statüsünde, idari gözetim ve şeffaflık ilkesi önemli bir yer tutar. Dernekler Kanunu ve Vakıflar Kanunu, kuruluşların düzenli aralıklarla faaliyet raporu ve mali rapor sunmasını, yönetim organlarındaki değişikliklerin bildirilmesini ve adres değişikliği gibi temel bilgilerin güncellenmesini şart koşar. Şeffaflık, hem üyelerin hem de kamunun STK’lara duyduğu güveni artırır. Bunun yanında kamu otoriteleri, sivil toplumun amaç dışı veya yasa dışı kullanılmasını önlemek adına denetim yetkilerini kullanır.Bağımsız denetim raporları, faaliyet raporlarının internet üzerinden yayınlanması gibi uygulamalar, pek çok STK tarafından benimsenmeye başlamıştır. Bu uygulamalar, uluslararası fon kaynaklarının da en çok önem verdiği hususlar arasındadır. Özellikle kamuoyu nezdinde itibarı yüksek STK’lar, düzenli denetim ve açık raporlama ilkelerine hassasiyetle yaklaşır. Böylece kurumsal yönetişim ve hesap verebilirlik kültürü gelişir.
STK’ların Amaç ve Faaliyet Konuları
STK’ların hukuki statüsü, kuruluş amaçlarıyla yakından ilişkilidir. Yasa koyucu, dernek veya vakıf tüzüğünde ya da senedinde belirtilen amaçların hukuka ve ahlaka aykırı olmamasını öngörür. Anayasal düzene, milli güvenliğe, kamu düzenine aykırı amaç güden kuruluşların faaliyetine izin verilmez. Ayrıca, ticari ve kâr amaçlı faaliyetler de sınırlı ölçüde mümkündür. Eğer kuruluşun ana gayesi ticari kâr elde etmekse, bu yapı ticaret şirketi sayılır ve STK niteliği taşımayacaktır. STK’ların faaliyet konuları şu şekilde çeşitlenebilir:- Sosyal yardımlaşma ve dayanışma
- Çevre ve doğa koruma
- Eğitim ve kültür
- Hak savunuculuğu (insan hakları, kadın hakları, çocuk hakları vb.)
- Bilimsel araştırma ve geliştirme
- Toplumsal cinsiyet eşitliği projeleri
- Kültür, sanat ve spor faaliyetleri
Bu faaliyetler, genellikle gönüllü katılım esasına dayandığından, toplumun çeşitli kesimlerine doğrudan dokunur. STK’ların demokratik meşruiyeti, üyelerin ve gönüllülerin desteği ile kurumsal şeffaflıktan kaynaklanır.
Örnek Tablo: STK Faaliyet Alanlarının Temel Özellikleri
Faaliyet Alanı | Örnek Çalışmalar |
---|---|
Sosyal Yardım | Barınma, gıda, giyecek desteği; afet yardım kampanyaları |
Eğitim | Burs programları, okuma-yazma kursları, mesleki eğitim seminerleri |
Çevre | Ağaçlandırma, geri dönüşüm projeleri, doğal yaşam koruma çalışmaları |
Hak Savunuculuğu | Hukuki danışmanlık, farkındalık kampanyaları, davalara müdahil olma |
Uluslararası STK’lar ve Yabancı STK’ların Türkiye’de Faaliyetleri
Türkiye’de yabancı STK’ların veya uluslararası nitelikli sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri de belirli kurallara tabidir. Bu kuruluşlar, ilgili bakanlık izniyle ve belirlenen çerçevede çalışmalarını yürütebilir. Yabancı bir STK’nın Türkiye’de ofis açması, dernek veya vakıf şubesini kurması, mevzuattaki prosedürleri yerine getirmeyi gerektirir. Ayrıca, uluslararası kuruluşların proje bazlı faaliyetlerinde, yerel ortaklıklar ve resmi kurumlarla iş birliği de yaygın bir uygulamadır.Bu alanda AB fonları, Birleşmiş Milletler kuruluşları ve çok sayıda uluslararası sivil girişimin Türkiye’de proje yürüttüğü görülür. Ancak idari makamlar, güvenlik, kamu düzeni veya milli güvenlik gerekçesiyle bu kuruluşların faaliyetlerine sınırlama getirebilir. Yabancı STK’lara uygulanacak yaptırımlar veya denetim usulleri, genellikle yerli STK’lara uygulanan mevzuatla paraleldir, ancak ek idari prosedürler söz konusu olabilir.
STK’ların Kamu Otoriteleriyle İlişkileri
STK’ların devlet kurumlarıyla olan ilişkileri, hem iş birliği hem de denetim yönüyle önemlidir. Bir yandan sivil toplum kamu politikalarının oluşturulmasına, izlenmesine ve uygulanmasına katkıda bulunabilir. Katılımcı demokrasinin gelişmesi, toplumun farklı kesimlerinin karar alma süreçlerine dahil olması bakımından STK’ların etkin rol oynaması teşvik edilir. Kamu kurumları, STK’larla ortak projeler yürütebilir, onlara fon veya lojistik destek sağlayabilir.Diğer yandan, STK’lar kanunla getirilen düzenleme ve denetim mekanizmalarına da tabidir. Etkinlik, toplantı, proje yürütme gibi konularda izinler, bildirimler ve raporlama zorunluluğu mevcuttur. Bu çerçevede, kamu- STK ilişkilerinin yasal zeminde nasıl şekillendiği, STK’ların özerkliğini ve girişim özgürlüğünü ne ölçüde koruyabildiği hususu, demokratik toplum düzeninin kalitesini belirleyen ölçütlerden biri olarak kabul edilir.
Hak Arama Özgürlüğü ve STK’ların Rolü
STK’lar, hak arama özgürlüğünün etkin şekilde kullanılmasında önemli bir işleve sahiptir. Özellikle insan hakları alanında faaliyet gösteren kuruluşlar, mağdurların hukuki süreçlerde desteklenmesi, stratejik davaların açılması ve farkındalık oluşturma konularında kritik roller üstlenir. Bu işlevleri yürütürken, hukuki statüleri onlara yasal temsil imkânı, proje yürütme kapasitesi ve kurumsal itibar kazandırır.Hak temelli çalışan STK’ların, ulusal ve uluslararası mekanizmalarla kurdukları ilişkiler de önemlidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Birleşmiş Milletler organları veya bölgesel insan hakları mahkemelerine yapılan başvurularda, STK’lar raporları ve hukuki uzmanlıklarıyla önemli katkılarda bulunabilir. Türkiye’deki mevzuatta da STK’ların, belirli koşulları yerine getirdiği takdirde davalara müdahil olma veya bu davalarda amicus curiae (mahkemeye dost) olarak görüş sunma yolları vardır. Böylelikle hukukun geliştirilmesine ve yargı içtihatlarının zenginleşmesine katkıda bulunabilirler.
Vergilendirme ve İdari Muafiyetler
STK’ların mali açıdan rahat çalışabilmesi, toplumsal faydayı artıran faaliyetler yürütebilmesi bakımından vergi muafiyetleri veya indirimler önem taşır. Kamu yararına çalışan dernek veya vakıflar, belirli vergi istisnalarından faydalanabilir. Bunlar arasında:- Kurumlar vergisi muafiyeti veya indirimleri
- Bağışların vergi matrahından düşülebilmesi
- İthalat işlemlerinde gümrük vergisi muafiyeti
- KDV istisnaları (belirli mal ve hizmet alımlarında)
Yine de bu muafiyetler, kuruluşun amacına ve kamu yararına yaptığı faaliyetlerin niteliğine bağlıdır. Kanun, istismarları önlemek adına, muafiyet kapsamına girmek isteyen dernek ve vakıfların düzenli denetimden geçmesini şart koşar. Gerektiğinde kamu kurumları, bu muafiyetleri sonlandırma veya askıya alma yetkisine sahiptir.
STK’ların İktisadi İşletmeleri
Bazı STK’lar, kuruluş amacına yönelik finansal kaynak yaratmak amacıyla iktisadi işletme kurar. Bu işletmeler, STK’nın tüzel kişiliğine bağlı şekilde faaliyet gösterir, ancak ayrı bir vergi mükellefi gibi işlem görür. Örneğin bir derneğin bünyesinde yayınevi, kafeterya veya etkinlik organizasyon birimi şeklinde kurgulanmış iktisadi işletmeler bulunabilir. Elde edilen kâr, kuruluşun amacına tahsis edilir ve kişisel kazanca dönüştürülemez.İktisadi işletmelerin varlığı, STK’ların mali sürdürülebilirliği açısından avantaj sağlarken, yasal yükümlülükleri de beraberinde getirir. Bu işletmeler, ticari kuruluşlar gibi defter tutma, vergi beyanı, SGK bildirimi yapma gibi sorumlulukları yerine getirmek zorundadır. Dolayısıyla STK yönetimleri, iktisadi işletmelerin işleyişini profesyonel bir yaklaşımla yürütmek durumundadır.
STK’ların Feshi ve Tasfiye Süreci
Derneklerin feshi, üyelerin kendi kararıyla (genel kurulda alınan bir kararla) veya mahkeme kararıyla gerçekleşebilir. Mahkeme kararıyla fesih genellikle kanuna aykırı faaliyetler, kamu düzenini ciddi şekilde tehdit etme veya derneğin amacının hukuka aykırı olması hallerinde söz konusu olur. Fesih kararının ardından, derneğin malvarlığının nasıl tasfiye edileceği tüzükte veya mahkeme kararında düzenlenir. Çoğu kez malvarlığı benzer amaçlı başka bir kuruluşa devredilir.Vakıflarda ise tasfiye, genellikle vakıf senedinde veya kanunda gösterilen sebeplerle ve mahkeme kararıyla yapılır. Vakfın amacının gerçekleşmesi imkânsız hâle geldiğinde ya da amacın hukuka veya ahlaka aykırı olduğu saptandığında tasfiye gündeme gelir. Mahkeme, vakfın malvarlığını amaca en yakın başka bir vakfa aktarma veya kamuya intikal şeklinde karar verebilir. Bu süreçte Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün görüşü ve tavsiyeleri de önemlidir.
STK’ların Dönüşümü ve Birleşme Prosedürleri
Derneklerin başka bir dernekle birleşmesi veya vakfa dönüşmesi, vakıfların aynı amaca sahip başka bir vakıfla birleşmesi hukuken mümkündür. Ancak bu süreçler, kuruluşun kendine özgü mevzuatı ve tüzük/senet hükümleri çerçevesinde detaylı bir prosedüre tabidir. Birleşme veya dönüşüm, tescil işlemleriyle sonuçlanır ve ilgili kamu otoritelerinin iznine bağlı olabilir.Dernekler Kanunu ve Vakıflar Kanunu, kuruluşların kendi varlığını devam ettirmek yerine daha etkin, kapsamlı veya kurucu iradeye uygun bir yapıya geçmesini mümkün kılar. Örneğin, mali sıkıntılar yaşayan veya faaliyetlerinin amaç dışı kaldığını düşünen bir dernek, aynı kulvarda çalışan başka bir dernekle birleşerek güçlerini birleştirebilir. Bu birleşme, idari ve hukuki açıdan yetkili kurul kararlarına, noter onaylı tutanaklara ve ilgili bakanlık/mülki idare bildirimine gerek duyar.
İnsan Kaynakları ve Gönüllülük Esasları
STK’lar, çoğunlukla gönüllülük esasıyla faaliyet gösterir. Ancak belirli alanlarda profesyonel çalışanların istihdamı da söz konusudur. Gönüllüler, STK’nın projelerini yürüten, saha çalışmalarına katılan, uzmanlıklarını kuruluş yararına sunan bireylerdir. Hukuki açıdan gönüllülük, bağışlama vaadi veya eser sözleşmesi niteliğinde bir ilişki oluşturmaz; esasen karşılıksız emek sunma şeklinde tanımlanır. Buna rağmen iş sağlığı ve güvenliği, sigorta, sosyal haklar gibi alanlarda gönüllülerin de korunması gerektiği yönünde tartışmalar vardır.Profesyonel istihdamda ise 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri uygulanır. STK’lar, projelerini sürdürebilmek için proje koordinatörü, mali işler sorumlusu, saha uzmanı gibi pozisyonlarda ücretli personel çalıştırabilir. Bu personelin iş sözleşmesi, sosyal güvencesi ve diğer hakları bakımından STK’lar işveren sıfatını taşır. Dolayısıyla iş hukuku çerçevesinde tüm yükümlülükler (sigorta primi, vergi kesintisi vb.) yerine getirilmelidir.
STK’ların Kamuoyunu Bilgilendirme ve Lobi Faaliyetleri
Demokratik sistemlerin işleyişinde, STK’lar lobi faaliyetleriyle de öne çıkar. Toplumsal talep ve beklentileri karar mercilerine iletmek, kamuoyunu aydınlatmak, hükümet politikalarına yön vermek için STK’lar çeşitli kampanyalar düzenleyebilir. Bu kampanyalar, basın açıklamaları, konferanslar, sosyal medya etkinlikleri veya birebir görüşmeler şeklinde gerçekleşir. Türkiye’de lobi faaliyetlerine dair özel bir kanun bulunmamakla birlikte, bu tür etkinliklerde yasal çerçeveye uyulması, ifade özgürlüğü ve toplantı gösteri yürüyüşleri hakkına ilişkin düzenlemelerle uyumlu hareket edilmesi beklenir.STK’ların kamuoyu oluşturma gücü, onların itibarına ve uzmanlık alanlarına bağlıdır. Akademik temelli çalışmalar, saha araştırmaları ve raporlar, çoğu zaman kamu kurumlarının yasa yapım süreçlerinde de dikkate alınır. Bu nedenle STK’ların bilimsel bilgi üretmesi ve kamuoyuna aktarılması, toplumun farkındalık düzeyini artırır. Hukuki statüleri bu lobi faaliyetlerine katılımı destekler; kurumsallaşmış ve tanınmış STK’lar, medya ve siyasi aktörler nezdinde daha etkili olur.
Yargı Kararlarının STK’ların Statüsüne Etkisi
Türk yargı organları, STK’larla ilgili uyuşmazlıklarda önemli içtihatlar geliştirmiştir. Derneklerin tüzüğündeki hükümlerden doğan anlaşmazlıklar, üyelikle ilgili uyuşmazlıklar veya yönetim kurulu kararlarına itirazlar, asliye hukuk mahkemelerinin görevi kapsamına girer. Mahkemeler, dernek ve vakıf tüzüklerini “sözleşme” niteliğinde değerlendirerek, bunların yorumunda tarafların ortak iradesine ve kanunların emredici hükümlerine bakar.Öte yandan Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararları, STK’ların ifade ve örgütlenme özgürlüğü alanındaki haklarını genişleten veya kısıtlayan hükümler doğurabilir. Terörle mücadele, toplumsal güvenlik, milli güvenlik gibi konularda çıkarılan düzenlemeler, STK’ların faaliyet alanlarını etkileyebilir. Bu sebeple, yargı organlarının STK’ları ilgilendiren davalardaki tutumu, hukuki statünün fiiliyatta nasıl uygulandığına ilişkin yönlendirici bir etkiye sahiptir.
Uluslararası İnsan Hakları Standartları ve STK’lar
STK’ların hukuki statüsü, yalnızca ulusal mevzuatla sınırlı değildir. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve belgeler de STK’ların özgürce faaliyet göstermesi, kamuoyuna görüş açıklaması ve barışçıl toplanma hakkı gibi unsurları güvence altına alır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi, bu konularda temel rehber niteliğindedir. Bu sözleşmeler, dernek ve vakıf kurma hakkının uluslararası koruma altında olduğunu teyit eder.Uluslararası kuruluşlar, zaman zaman STK’ların faaliyet koşullarına ilişkin raporlar yayınlar. Bu raporlar, üye ülkelerdeki yasal düzenlemelerin, ifade ve örgütlenme özgürlüğüne uygunluğunu değerlendirir. Bu çerçevede STK’lar, raporlara veri sağlayan, yerel uygulamaları aktaran ve eksiklikleri dile getiren aktörler konumundadır. Hukuki statüleri, uluslararası raportörlerin yereldeki paydaşı olmalarını kolaylaştırır.
Dijitalleşme ve STK’ların Dönüşümü
Günümüzde dijitalleşme, STK’ların hukuki statüsünü doğrudan etkilemese bile, faaliyet biçimleri ve organizasyonel yapıları üzerinde büyük bir etki yaratır. Online bağış platformları, sosyal medya kampanyaları, elektronik genel kurul toplantıları gibi uygulamalar, kuruluşlara önemli kolaylıklar sağlar. Dernekler Kanunu ve Vakıflar Kanunu, bu dijitalleşme sürecine tam olarak uyum sağlamasa da, yönetmelikler ve idari uygulamalarla süreç kısmen desteklenmektedir.Elektronik ortamda üye kabulü, e-imza yoluyla genel kurul düzenlenmesi, online bağış toplama gibi yenilikler, ilerleyen dönemde mevzuata daha kapsamlı şekilde yansıyabilir. Dijital ortamın getirdiği fırsatlar kadar, veri koruması ve siber güvenlik riskleri de STK’ların gündemindedir. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) gereğince, üyelerin ve bağışçıların kişisel verilerinin güvenliğini sağlamak da STK’lar için hukuki bir sorumluluktur.
Mevzuatın Güncellenmesi ve Reform Önerileri
STK hukukunun dinamik yapısı, mevzuatta periyodik güncellemeleri gerektirir. Özellikle örgütlenme özgürlüğü ve ifade özgürlüğü bakımından uluslararası standartlara uyum, reform taleplerinin başında gelir. STK’lar, karar vericilere sundukları raporlar, lobi faaliyetleri ve kamuoyu oluşturma çalışmaları ile mevzuatın iyileştirilmesine katkı sağlar. Aşağıda bazı reform alanları öne çıkar:- Dernekler Kanunu ve Vakıflar Kanunu’nun dijital dönüşüme uyum sağlaması
- Bağış ve yardım toplama süreçlerinde bürokrasinin azaltılması
- STK’ların ekonomik faaliyet yürütme olanaklarının genişletilmesi
- Uluslararası STK’ların Türkiye’deki faaliyet izinlerinin şeffaf ve öngörülebilir kriterlere bağlanması
- Vergi muafiyetleri ve kamu desteği süreçlerinin daha objektif ölçütlere dayandırılması
Bu reformlar, sivil toplumun faaliyet alanını genişletirken, denetim ve şeffaflık ilkelerinden ödün vermeksizin yasal çerçeveyi modern koşullara uyarlamayı hedefler.
Kurumsal Yönetişim ve STK Yönetiminde İyi Uygulamalar
Sivil toplum kuruluşlarının itibarı, sadece kanunlara uygun faaliyet göstermelerine bağlı değildir. Aynı zamanda kurumsal yönetişim ilkelerini ne ölçüde benimsedikleriyle de ilişkilidir. Kurumsal yönetişim, hesap verebilirlik, şeffaflık, katılımcılık ve etkili denetim gibi prensipleri içerir. Bu prensipleri uygulayan STK’lar, hem üye tabanları hem de toplum nezdinde daha güvenilir kabul edilir. İyi uygulama örnekleri arasında:- Yönetim kurulunda cinsiyet ve uzmanlık çeşitliliğini sağlama
- Düzenli ve kamuya açık faaliyet raporları yayınlama
- Bağımsız denetim kuruluşlarıyla çalışarak mali raporların şeffaflığını artırma
- Gönüllüler ve üyeler arasında eşit fırsat ve katılım mekanizmalarını kurma
- Çıkar çatışması politikası oluşturarak yönetim kurulu üyelerinin bağımsızlığını güvenceye alma
Bu tür uygulamalar, mevzuatın ötesinde bir kurumsal kültürü gerektirir. Hem yerel hem de uluslararası fon sağlayıcılar, desteklenecek STK’ları seçerken kurumsal yönetişim standartlarına özellikle dikkat eder. Bu anlamda hukuki statü, yalnızca formel bir kişilik kazandırmaz; aynı zamanda sorumlu ve şeffaf bir yönetime zemin hazırlayacak normları da barındırır.
STK’larda Çatışma Çözümü ve Arabuluculuk
STK ortamında üyeler, yöneticiler veya çeşitli paydaşlar arasında çıkabilecek uyuşmazlıkların dostane yollarla çözümü, kurumsal barış ve verimlilik açısından önemlidir. Bazı kuruluşlar, kendi iç yönetmeliklerinde arabuluculuk veya uzlaştırma komisyonları gibi organlar tanımlar. Bu organlar, dışarıdan yargısal bir süreç başlatılmadan önce taraflar arasındaki anlaşmazlıkları çözmeyi amaçlar.Son dönemde Arabuluculuk Kanunu ve hukuki uyuşmazlıkların arabuluculuk yoluyla çözümünü teşvik eden düzenlemeler, STK’lar bakımından da geçerlidir. Ancak bu yöntemler genellikle özel hukuk uyuşmazlıkları için uygulanır. STK içindeki disiplin veya üye çıkarma konuları, idari mercilere veya mahkemeye taşınmadan önce iç denetim ve arabuluculuk yöntemleriyle çözülebilir. Bu yaklaşım, toplumsal barışı ve organizasyon içi uyumu güçlendirir.
Hak Temelli Yaklaşımın STK’ların Statüsüne Etkisi
Hak temelli yaklaşım, STK’ların faaliyetlerini sadece hizmet sunma veya yardım odaklı olmaktan çıkararak, yapısal değişim ve politika reformu talep eden bir noktaya taşır. Bu yaklaşım, hukuki statü bakımından da önem taşır; çünkü STK, temsil ettiği kesimin haklarını savunabilmek için belirli formel statüler ve yasal yetkilerle donanmak ister. Örneğin kadın hakları alanında çalışan bir STK, yargılama süreçlerine müdahil olmak veya ilgili bakanlıklarla görüşme gerçekleştirmek için tüzel kişilik sıfatına dayanır.Hak temelli STK’lar, hukuki statülerini kullanarak stratejik davalar açabilir, uluslararası insan hakları mekanizmalarına rapor sunabilir ve idari kararlara itirazda bulunabilir. Bu, STK’ların demokrasinin güçlenmesine katkı sağlayan aktörler olarak konumlanmasına zemin hazırlar. Ancak kimi zaman bu tip STK’lar, siyasi veya ideolojik tartışmaların odağına yerleşerek baskı ve kısıtlamalara maruz kalabilir. Dolayısıyla örgütlenme özgürlüğünün hukuken güvence altına alınması, hak temelli STK’ların varlık göstermesinin ön koşuludur.
Devlet Dışı Aktörlerle Ortaklıklar ve Sivil Ağlar
STK’lar, sadece devlet kurumlarıyla değil, diğer devlet dışı aktörlerle de iş birliği içinde olabilir. Örneğin özel sektör şirketleri, meslek odaları, uluslararası kuruluşlar, akademik enstitüler gibi paydaşlarla ortak projeler geliştirmek, STK’ların faaliyet alanını ve kaynaklarını genişletir. Bu tür ortaklıklar, yasal olarak bağlayıcı protokoller, hibe sözleşmeleri veya iş birliği anlaşmaları şeklinde somutlaşabilir.Hukuki statü, STK’lara bu ortaklıklar kapsamında proje yürütme, maddi kaynak kabul etme veya hizmet satın alma yetkisi tanır. STK’ların marka değerinin artması, projelerin etki alanını büyütebilir. Ancak, proje ortaklıklarında şeffaflık, hesap verebilirlik ve etik ilkelerin gözetilmesi, kuruluşun itibarı açısından zorunludur. Rüşvet, çıkar çatışması veya yasadışı menfaat temini gibi durumlar, sadece ilgili kişileri değil, STK’nın tüzel kişiliğini de ciddi risk altına sokabilir.
Son Değerlendirmeler ve Geleceğe Bakış
STK’ların hukuki statüsü, Türkiye’de sivil toplumun gelişimi ve demokratik katılımın yaygınlaşması bakımından stratejik öneme sahiptir. Dernekler Kanunu, Vakıflar Kanunu ve ilgili diğer mevzuat, örgütlenme özgürlüğünün kullanılmasında çerçeve görevi görürken, aynı zamanda idari gözetim ve denetim işlevlerini de düzenler. Mevcut yasal düzenlemeler, STK’ların kurulmasını, faaliyetlerini ve fesih süreçlerini temel hatlarıyla belirlemiş olsa da, sivil toplumun dinamik yapısı yeni hukukî ihtiyaçları ve reform gereksinimlerini ortaya çıkarır.Demokratik toplumlarda STK’lar, sadece yardım veya belirli bir grup menfaatini savunma aracı değil, aynı zamanda sosyal, siyasi ve ekonomik politikaların şekillenmesinde aktif rol alan kurumlardır. Bu nedenle hukuki statülerinin korunması ve geliştirilmesi, anayasal düzenin ve uluslararası insan hakları normlarının bir gereğidir. Türkiye’de STK ekosistemi, dijitalleşme, uluslararası iş birlikleri ve artan toplumsal farkındalıkla birlikte daha da güçlenme potansiyeline sahiptir. Mevzuattaki iyileştirmeler ve reformlarla, STK’ların özerk, şeffaf ve katılımcı bir yapıda faaliyet göstermesi sağlandığında, toplumsal barış ve ilerleme açısından önemli adımlar atılmış olacaktır.