Ticari Satış Sözleşmelerinin Tanımı ve Kapsamı
Ticari satış sözleşmeleri, tarafların satım konusu mal veya hizmetin mülkiyetinin devrine yönelik iradelerini ortaya koyan ve bu doğrultuda belirli hak ve yükümlülükler üstlendikleri hukuki ilişkileri ifade eder. Bu tür sözleşmelerin, taraflarının tacir sıfatına sahip olması veya sözleşmenin ticari işletmeyi ilgilendiren bir iş kapsamında yapılması nedeniyle, niteliği itibarıyla Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve ilgili diğer ticari mevzuat hükümleri uyarınca değerlendirilmesi gerekir. Ticari faaliyetlerin büyük çoğunluğu, satım ve alım esasına dayandığından, ticari satış sözleşmeleri ticaret hukukunun en temel ve yaygın sözleşme türlerinden biri olarak kabul edilir.Türk hukuku bağlamında, genel satım sözleşmelerinin çerçevesi esas olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) düzenlenir. Ancak sözleşmenin “ticari” nitelik kazanması, sözleşmeye uygulanacak olan ek düzenleme ve prensiplerin kapsamını genişletir. Satış sözleşmesi ile taraflar, bir yandan malın bedel karşılığında devrine ilişkin yükümlülükleri üstlenirken, diğer yandan ticari örf ve âdet kurallarının, sözleşme özgürlüğünün ve dürüstlük kuralının da belirlediği çerçevede hareket etmek zorundadır. TTK’nın 6102 sayılı kanunla yeni bir çehre kazanmış olması ve modern ticari ilişkilerdeki ihtiyaçlara yanıt vermek üzere geniş düzenlemeler getirmesi, ticari satış sözleşmeleri bakımından pek çok yenilik ve ayrıntılı hüküm doğurmuştur.
Ticari satış sözleşmelerinde, taraflar hem tacir sıfatlarını hem de profesyonel uzmanlıklarını göz önüne alarak daha dikkatli hareket etmek zorundadır. Bu noktada sözleşme müzakereleri, ifa süreçleri, ayıplı ifa hallerinin çözümü ve uyuşmazlıkların giderilmesi, ticaret hukuku ilkelerine bağlı olarak şekillenir. Özellikle ticari satış sözleşmelerinde zaman, bilgilendirme yükümlülüğü, sözleşme koşullarının netliği ve ayıplı ifaya ilişkin itiraz haklarının süresi gibi hususlar son derece kritik önem taşır. Ticari işlerdeki süratli ve etkin çözüm ihtiyacı, kanun koyucunun ticari satışı genel satımdan farklı yerlerde ele almasına neden olmuştur.
Ayrıca ticari satış sözleşmelerinin uluslararası boyutu da dikkate alındığında, taraflar sıklıkla Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (CISG) hükümlerine veya lex mercatoria olarak bilinen uluslararası ticari örf ve âdet kurallarına tabi olabilmektedir. Bu durumda, sözleşmenin uygulanabilir hukukunun tespiti ve uyuşmazlıkların hangi merciilerde çözümleneceğinin belirlenmesi gibi konular, ticari ilişkinin bütüncül olarak ele alınması açısından önem taşır.
Ticari İşlem ve Ticaret Hukuku Bağlamı
Ticari satış sözleşmesinin ticaret hukuku içerisindeki yerini anlamak için öncelikle “ticari iş” kavramına bakmak gerekir. TTK’ya göre, bir işin ticari iş olup olmadığı, tarafların tacir sıfatına sahip olmasına veya işin ticari işletmenin faaliyet alanına dahil olmasına göre belirlenir. Tacirler arasındaki tüm işlemlerin kural olarak ticari iş sayılması, satış sözleşmesinin de ticari bir nitelik taşımasını kolayca mümkündür kılar. Bunun yanı sıra, ticari iş sayılacak faaliyetlerin kapsamı, ticari işletme faaliyetiyle doğrudan bağlantısı olup olmaması, işlem hacmi ve taraflar arası profesyonellik ilişkisi dikkate alınarak değerlendirilir.Ticari satış sözleşmelerinin, genel satım sözleşmelerinden farklı olarak daha sıkı ve ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmasının arkasındaki neden, tarafların her ikisinin de (veya en azından satıcının) ticari hayatta uzmanlık sahibi olmasıdır. Bu uzmanlık düzeyi, tarafların satım konusu üzerinde daha kapsamlı bilgiye sahip olduğunu, sözleşme müzakerelerinde daha fazla eşitlik içerdiğini varsayar ve tarafların hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesinde daha katı bir çerçevenin gerekliliğini doğurur.
Ticaret hukuku, hızlı ve güvenceli işlem görme ihtiyacının yüksek olduğu bir alan olduğu için, ticari satış sözleşmelerine ilişkin ihtilaflar bakımından da özel hükümlere yer verir. Örneğin, ispat araçlarının çeşitliliği, ticari defterler ve kayıtların ispat gücü, ticari satım sözleşmelerinde tipik uyuşmazlıkların çözümünde önem arz eder. Ayrıca ticari işlerde, faizin başlangıç tarihi, temerrüt halleri ve diğer borcun ifasına ilişkin konularda ticari hükümler uygulanarak daha seri ve keskin çözümlere ulaşılması amaçlanır.
Sözleşmenin Şekli ve Zorunlu Unsurları
Türk hukuku bakımından satım sözleşmelerinin geçerliliği için, kural olarak herhangi bir şekil şartı öngörülmez. Ancak taşınmaz satımı gibi özel durumlarda resmi şekil şartı bulunduğu gibi, bazı sözleşmelerde de (örneğin gemi satışı) özel düzenlemeler görülebilir. Ticari satış sözleşmesinde ise, taraflar arasındaki irade uyuşmazlıklarını ve uyuşmazlık çözümündeki kolaylığı sağlaması açısından yazılı şekil tercih edilir. Bu, özellikle büyük meblağlı ticari ilişkilerde önemlidir.Sözleşmenin zorunlu unsurları arasında “satım konusu mal veya hizmetin belirlenebilir olması” ve “satım bedelinin belirlenebilir olması” gelir. Ticari satış sözleşmesinde mal çoğunlukla bir taşınır mal, hammadde, mamul ürün veya ticari faaliyette kullanılan araç gereç olabileceği gibi, hizmet veya hakların devri de sözleşmenin konusu olabilir. Bedel ise para olarak belirtilmek zorundadır. Taraflar kendi aralarında takas vb. alternatif ödeme şekilleri getirebilir fakat bu durum temel olarak satım sözleşmesinin niteliğini değiştirmeyeceği gibi, ek sözleşme veya protokollerle düzenlenebilir.
Ticari teamüller doğrultusunda sözleşmede teslim yeri, teslim tarihi, ödeme koşulları, ceza koşulları, temerrüt ve tahkim şartları gibi ek unsurların da ayrıntılı olarak yer alması beklenir. Böylece ticari satış sözleşmesi, meydana gelebilecek muhtemel uyuşmazlıkların asgari seviyeye indirilmesi için kapsamlı bir çerçeve sunar. Tarafların tacir sıfatına sahip olmasından ötürü, sözleşmenin müzakeresi aşamasında öngörülemezlik iddialarına daha az yer verilir; zira ticari hayatın dinamik yapısı içinde, taraflardan daha dikkatli ve öngörülü davranması beklenir.
Tarafların Hak ve Yükümlülükleri
Ticari satış sözleşmelerinin en önemli yönlerinden biri, tarafların hak ve yükümlülüklerini açık ve somut bir şekilde ortaya koymasıdır. Sözleşmede bu konuların netleştirilmesi, uyuşmazlıkların hızla çözülebilmesinin yolunu açar. Satım ilişkisi gereği satıcının temel yükümlülüğü, mal veya hizmeti kararlaştırılan şartlara uygun biçimde teslim etmek; alıcının ise kararlaştırılan bedeli ifa etmektir. Bununla birlikte, ticaret hukukunda yer alan bazı özel düzenlemeler ve teamüller, bu temel yükümlülüklere ek bazı yükümlülükler de getirebilir.Satıcının Borçları
Satıcının borçlarının başında malın mülkiyetini ve zilyetliğini devretme yükümlülüğü gelir. Mülkiyetin devredilmesi, eğer sözleşme konusu bir taşınır mal ise, genellikle teslim ile gerçekleşir. Ancak taraflar, mülkiyetin devrine ilişkin farklı bir anlaşma yapmış olabilir; örneğin mülkiyet, bedelin tamamen ödenmesine kadar satıcıda kalabilir. Böyle bir durumda, mülkiyetin geçişi için şartlı satış sözleşmesi yapılması da mümkündür. Ticari işlerde, satıcının alacağını garanti altına almak amacıyla bu tür mülkiyet muhafaza şartları sıklıkla sözleşmelere eklenir.Satıcının ikinci önemli borcu, malı ayıpsız ve kararlaştırılan niteliklere uygun olarak teslim etmektir. Bu çerçevede, TBK hükümleri uyarınca satıcının ayıba karşı tekeffül borcu vardır. Ticari satışta, ayıp ihbarı ve ayıbın tespiti gibi konular, ticari işlerin sürat beklentisi doğrultusunda daha kesin sürelerle sınırlanır. Zira ticari faaliyette, malın hızla el değiştirmesi ve kullanım ihtiyacının aciliyeti söz konusudur. Bu nedenle, alıcının teslimden sonra malı bir an önce incelemesi ve ayıbı derhal bildirmesi beklenir. Aksi halde alıcı ayıplı ifadan ileri gelen haklarını yitirebilir.
Bunların yanı sıra satıcının yükümlülükleri arasında sözleşmeyle kararlaştırılan teminatları sağlama, ek belgeleri veya kullanım kılavuzlarını teslim etme, gerekli gümrük işlemlerini üstlenme (uluslararası satışlarda) gibi ek sorumluluklar da yer alabilir. Özellikle uluslararası ticari satış sözleşmelerinde, Incoterms gibi uluslararası teslim ve risk paylaşımı kuralları çerçevesinde satıcı, belirli gümrük ve lojistik işlemlerinden sorumlu olabilir. Böylece hem riskin devri hem de masrafların bölüşümü sözleşmede açıkça düzenlenmiş olur.
Alıcının Borçları
Alıcının temel borcu, sözleşmede belirlenen bedeli, kararlaştırılan zamanda ve usulde ödemektir. Ticari satış sözleşmelerinde genellikle banka havalesi, akreditif, çek ya da senet gibi çeşitli ödeme yöntemleri kullanılır. Alıcının hangi ödeme yöntemini kullanacağı, komisyon vb. ek giderlerin kime ait olacağı, gecikme halinde uygulanan faiz oranı ve diğer temerrüt hükümleri sözleşmede ayrıntılı şekilde düzenlenebilir. Ticari işlerde, temerrüt faizi oranları genellikle adi işlerden daha yüksek belirlenir ve bu husus, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde taraflarca kararlaştırılabilir.Özellikle uluslararası satışlarda, akreditifli ödeme yöntemi sıkça tercih edilir. Alıcı, akreditif mektubu yoluyla satıcının belirtilen belgeleri banka aracılığıyla ibraz etmesini şart koşar ve bu belgeler eksiksiz sunulduğu takdirde ödeme garantisi verilir. Bu sistem, her iki tarafı da koruyan bir mekanizma olarak öne çıkar. Ticari riskin azaltılması amacını güden bu yöntem, güven esasına dayalı ticari ilişkilerin kurulmasını da kolaylaştırır.
Alıcının ikinci önemli borcu, teslim alınan malı kontrol etmek ve olası ayıpları yasal süreler içinde satıcıya bildirmektir. Ticari ilişkilerde hızlı hareket etme gerekliliği, alıcının bu yükümlülüğünü ağırlaştırır. Zira ticari satış sözleşmelerinde, ayıp ihbarı süreleri kısadır ve alıcının malı “mutad iştigaline uygun şekilde” inceleyerek herhangi bir ayıbı derhal satıcıya bildirmesi beklenir. Aksi halde alıcı, ayıplı ifadan doğan haklarını kaybedebilir. Ayrıca, ayıplı mal teslim alınmış ve alıcı tarafından işlenmişse, bu durumda da satıcının sorumluluğu sorgulanabilir. Fakat alıcının inceleme ve bildirim yükümlülüğüne aykırı davrandığı kanıtlanırsa, ayıptan doğan hakların ileri sürülmesi önemli ölçüde zorlaşacaktır.
Teslim, İfa ve Geç Teslim Durumları
Teslim, satış sözleşmesinin ifası bakımından kritik bir aşamadır. Taraflar, sözleşmede teslimin nasıl ve nerede yapılacağını açıkça düzenlemelidir. Uygulamada sıkça görülen teslim şekillerinden bazıları “işyeri teslimi” (ex works), “taşıyıcıya teslim” (FCA, FOB vb.) veya “varış yerinde teslim” (CIF, DDP vb.) gibi Incoterms kuralları kullanılarak tanımlanır. Teslim şekli, sadece malın teslim edileceği yeri değil; aynı zamanda riskin ve masrafların hangi aşamada alıcıya geçeceğini de belirler.Teslim Zamanı ve Yeri
Taraflar sözleşmeyle, teslimin ne zaman ve nerede yapılacağını kararlaştırabilir. Eğer taraflarca açıkça belirlenmediyse, TBK ve ilgili hükümler uyarınca malın, satıcının işyerinde veya deposunda alıcıya hazır hale getirilmesi gerekir. Ticari satışlarda, belirtilen tarih ve yer son derece önemlidir. Çünkü ticari işletmeler, üretim ve tedarik zincirlerini bu takvim ve yer bilgisine göre planlar. Gecikmeler, zincirleme etkiler yaratarak diğer ticari faaliyetleri de aksatabilir.Sözleşmede teslim zamanı, “belirli bir tarih” şeklinde veya “siparişten sonraki 30 gün içinde” gibi süre esasına dayalı olarak düzenlenebilir. Ticari hayatta “teslim tarihi” genellikle bağlayıcı nitelikte kabul edildiğinden, satıcının bu tarihe riayet etmesi beklenir. Herhangi bir gecikme söz konusu olduğunda ise alıcının gecikmeden kaynaklanan zararlarını talep etme hakkı doğabilir. Taraflar, gecikme cezası veya gecikme tazminatı gibi ek hükümlere sözleşmede yer vererek gecikmeye ilişkin yaptırımları netleştirebilir.
Teslimin Sonuçları
Sözleşmeyle kararlaştırılan şekilde ve zamanda teslimin gerçekleşmesi, satıcının temel ifa yükümlülüğünü büyük ölçüde yerine getirdiği anlamına gelir. Bu aşamada mülkiyetin ve riskin alıcıya geçmesi, ticari satış sözleşmelerinde özellikle önemlidir. Zira riskin geçişiyle birlikte, malın tesellümünden sonra meydana gelecek hasar ve ziyanlar alıcının sorumluluğuna girebilir. Eğer Incoterms benzeri özel bir anlaşma yoksa, riskin geçişi kural olarak teslim anında gerçekleşir.Teslimle birlikte alıcının da bedel ödeme borcunu ifa etmesi gerekir. Bedelin belirli bir vade sonrasında ödenecek olması veya taksitlendirme yapılması mümkün olmakla beraber, ticari satış sözleşmelerinde genel eğilim “teslim ve bedel ödemesi eş zamanlı” şeklindedir. Bazı durumlarda ise, alıcının sözleşmede kararlaştırılan teminatları veya belgeleri ibraz etmesi gerekir. Örneğin akreditifli ödeme yöntemi kullanılıyorsa satıcının teslim belgeleriyle bankaya başvurması sonucu ödeme serbest kalır.
Geç Teslim ve Diğer İfa Aksaklıkları
Ticari satış ilişkilerinde, zaman faktörü son derece hayati olduğundan, geç teslim durumlarında çeşitli sonuçlar doğabilir. Alıcının bu durumda seçimlik hakları doğabilir: Sözleşmeden dönme, gecikme tazminatı talep etme veya ifayı bekleme gibi. Kanun, ticari işlerde alıcıya çoğu zaman sözleşmeden dönme hakkını daha esnek biçimde tanır. Zira ticari ilişkilerde, malın zamanında elinde bulunmaması alıcı için telafisi güç zararlar doğurabilir ve ticari itibar da zedelenebilir.Geç teslim halinde, tarafların kusur, mücbir sebep, temerrüt halleri gibi hukuki enstrümanlara başvurması söz konusudur. Eğer satıcı, gecikmeyi haklı kılan bir mücbir sebebi kanıtlayabilirse, sorumluluktan kısmen veya tamamen kurtulabilir. Ancak ticari işlerde, mücbir sebep standartları adi işlere göre daha katı yorumlanır. Salgın hastalık, savaş, doğal afet gibi olağanüstü hallerin yanı sıra, yasal yaptırımlar ve ithalat-ihracat yasakları da mücbir sebep kabul edilebilir. Böyle durumlarda teslim süresi uzar veya sözleşme feshedilebilir.
Eğer satıcının teslim etmesi gereken malda ayıp bulunuyorsa veya satıcı hiç teslim yapmıyorsa, alıcı yine seçimlik haklarını kullanabilir. Özellikle ticari teamüllerde, kalite kontrol sertifikaları veya standardizasyon belgelerinin teslimle birlikte sunulması zorunluluk haline gelmişse, bu belgelerin eksikliği de ayıplı ifa kapsamında değerlendirilir. Böylece alıcı, sözleşmenin ayıplı ifaya ilişkin düzenlemeleri çerçevesinde tazminat veya indirim talep edebilir.
Ayıplı İfa ve Sorumluluk Halleri
Ticari satış sözleşmelerinde ayıplı ifa, uygulamada sık karşılaşılan uyuşmazlık konularından biridir. Satıcı, ayıpsız ve sözleşme koşullarına uygun kalitede mal veya hizmeti sunmak zorundadır. Buna karşın alıcının da malı teslim alır almaz inceleme yükümlülüğü ve ayıbı derhal bildirme sorumluluğu mevcuttur. Bu iki yükümlülüğün çatıştığı veya ihlal edildiği durumlarda, uyuşmazlığın çözümünde öncelikle sözleşmede yer alan özel hükümler, sonra kanun hükümleri ve en nihayetinde ticari örf ve âdet kuralları uygulanır.Ayıp Kavramı ve Türleri
Ayıp, satım konusu malın “sözleşmeye veya amacına uygun kullanımı önemli ölçüde engelleyen” bir eksiklik veya kusur olarak tanımlanabilir. Türk Borçlar Kanunu’nda ayıp, gizli ayıp ve açık ayıp olarak iki ana kategoride incelenir. Açık ayıplar, malın teslimi anında basit bir incelemeyle anlaşılabilen kusurlar iken, gizli ayıplar ise ancak kullanımla veya daha kapsamlı bir incelemeyle ortaya çıkan kusurlardır.Ticari satış sözleşmelerinde, genellikle açık ayıplarda çok hızlı ihbar süresi öngörülür. Bu durum, ticari faaliyette malın çok sayıda aşamadan geçmesi ve hızla işlenmesi gerçeğinden kaynaklanır. Gizli ayıplar açısından ise, kusurun tespiti ancak daha sonra yapılabildiği için ihbar süresi de “tespit edildiği veya edilebileceği andan itibaren makul süre” olarak belirlenir. Bununla birlikte, ticari işlerde “makul süre” de oldukça dar yorumlanır. Bu, satıcının ayıba karşı sorumluluk süresinin sınırsız olmaması amacını taşır.
Ayıbın niteliği, alıcının seçimlik haklarının kapsamını da belirler. Örneğin, malın kullanımı tamamen olanaksız hale getiren ağır nitelikte bir ayıp söz konusu olduğunda, alıcı sözleşmeden dönme veya bedel iadesi gibi hakları talep edebilir. Ayıbın önemli olmaması halinde ise, bedelde indirim veya ücretsiz onarım gibi yollar seçilir. Bu konuda tarafların sözleşmede açık düzenleme yapması, uyuşmazlık halinde hangi hakların ne ölçüde kullanılabileceği sorusunu kolaylaştırır.
Ayıba Karşı Tekeffül ve Hukuki Sonuçlar
Ayıba karşı tekeffül, satıcının “ayıpsız ifa sağlama” yükümlülüğü olarak özetlenebilir. TBK, satıcının ayıba karşı sorumluluğunu düzenlerken, malın kararlaştırılan niteliklere uygun olması ve kullanım amacına elverişli bulunması gerektiğini belirtir. Ticari satış sözleşmelerinde, ayıp ortaya çıkarsa alıcı öncelikle bu durumu satıcıya bildirmek ve malı muhafaza etmek zorundadır. Satıcı, ayıbı giderme, malı yenisiyle değiştirme, bedelde indirim yapma veya sözleşmeyi feshetme gibi yollara gidilebilir. Tercihin nasıl yapılacağı, ayıbın önemine, sözleşme hükmüne ve taraflar arasındaki mutabakata bağlıdır.Ayıba karşı tekeffül sorumluluğunu sınırlayan veya kaldıran sözleşme hükümleri mümkündür. Örneğin, “Malın durumu olduğu gibi kabul edilmiş sayılır” gibi kayıtlar, satıcının sorumluluğunu belli ölçüde sınırlayabilir. Ancak bu tür kayıtların geçerliliği her somut olayda değerlendirilir. Ticaret hukukunda, taraflar genellikle eşit düzeyde profesyonellik varsayılırsa da, haksız şartlar veya Türk Borçlar Kanunu’nun emredici hükümlerine aykırı düzenlemeler geçersiz sayılabilir. Özellikle kasıt veya ağır kusur halinde, hiçbir sözleşme kaydı sorumluluğu tümüyle ortadan kaldırmaz.
Ticari satışlarda, taraflar genellikle gizli ayıplar için bir zaman sınırı belirler. Sözleşmede bu konuda özel bir süre öngörülmemişse, TTK ve TBK hükümleri devreye girer. TBK madde 231 vd.’daki hükümlere göre, ayıbın tespite elverişli olduğu andan itibaren makul süre içinde bildirilmemesi halinde alıcının hakları düşebilir. Ticari satış ilişkilerinde, bu süre “derhal” ya da “çok kısa süre” şeklinde yorumlanır; zira ticari faaliyetin akışında malın hemen kontrolü ve sonuçlarının değerlendirilmesi beklenir.
Sona Erme ve Hukuki Çareler
Ticari satış sözleşmesinin sona ermesi, ya ifanın tamamlanmasıyla (satıcının malı teslim etmesi ve alıcının bedeli ödemesi) ya da fesih, sözleşmeden dönme gibi yollarla olabilir. Sona ermenin hangi hukuki sonuçları doğuracağı, sözleşme ve kanun hükümlerinde detaylandırılmıştır. Ticari işlerde fesih ya da dönme gibi yaptırımların devreye girmesi halinde tazminat sorumluluğu ve iade borçları doğar.Fesih ve Cayma
Fesih, borç ilişkisini geleceğe yönelik olarak ortadan kaldıran bir hukuki işlemdir. Ticari satış sözleşmelerinde fesih, çoğunlukla taraflardan birinin edimini yerine getirmemesi veya sözleşmeye aykırı davranması halinde gündeme gelir. Ancak fesih, genellikle sözleşme hükümlerinde açıkça tanımlanır. Örneğin, gecikmenin belli bir süreyi aşması, iflas, mücbir sebebin uzun sürmesi gibi durumlarda fesih hakkı doğabilir. Ticaret hukukunda dairesel bir anlayışla, tarafların menfaatleri korunmaya çalışılır.Sözleşmeden dönme, geçmişe etkili sonuç doğurur. Dönme hakkı kullanıldığında, taraflar karşılıklı olarak aldıklarını iade eder. Satıcı malı geri alırken, alıcı da ödediği bedeli iade almaya hak kazanır. Ticari işlerde, dönme hakkının uygulanması bazen hızlı ve kesin çözüm getirse de, taraflar bakımından uğranılan zararların tazmin edilmesi sorunu doğurabilir. Sözleşmede bu zararın nasıl hesaplanacağı ve hangi ölçüde talep edilebileceği genellikle hüküm altına alınır. Dönme hakkının kullanılması, ayıplı ifa veya teslimde gecikme gibi durumlarda sıkça rastlanır.
Tazminat Davaları ve Diğer Yaptırımlar
Ticari satış sözleşmesinin ihlali durumunda taraflar, zararın tazmini için mahkemeye başvurabilir. Ticaret hukukunda tazminatın kapsamı, sözleşmeye aykırı davranışın niteliğine ve zarar ile kusur arasındaki illiyet bağının ağırlığına göre değişir. Kural olarak uğranılan doğrudan zararlar tazmin edilir, fakat bazı hallerde ticari kâr kaybı veya dolaylı zararlar da talep konusu olabilir. Tarafların bu konuda sözleşmede düzenleme yapması mümkündür. Örneğin bir ceza koşulu (penalty clause) belirlenmesi, ticari hayatta sıkça başvurulan bir yöntemdir.Ceza koşulu, ihlal halinde zararın varlığına bakılmaksızın talep edilebilecek bir tazminat niteliğindedir. Bununla birlikte, Türk hukuku uyarınca hâkim, fahiş nitelikteki ceza koşullarını tenkis edebilir. Ticari ilişkilerde tarafların serbestçe belirledikleri ceza koşulu da bu denetime tabidir, ancak ticari işlerde profesyonel taraflar arasında yapıldığı için tenkis yetkisi daha dar yorumlanır.
Bunun yanı sıra, ticari satış sözleşmelerinde ihtiyati tedbir, ipotek, rehin, sözleşmeden doğan alacakların temliki gibi ek yaptırımlar ya da güvence araçları düzenlenebilir. Alıcının temerrüde düşmesi halinde, satıcının mal üzerinde hapis hakkı ya da mülkiyeti muhafaza hakkı bulunabilir. Bu haklar, sözleşmenin hükümleriyle genişletilmiş veya sınırlanmış olabilir. Sözleşme serbestisi ilkesi gereğince, taraflar birçok konuda önceden anlaşarak riskleri minimize etmeye çalışır.
Uluslararası Boyut ve CISG Uygulaması
Ticari satış sözleşmeleri, tarafların farklı ülkelerden olması halinde uluslararası nitelik kazanır. Bu durum, yalnızca Türk hukuku hükümlerinin değil, aynı zamanda uluslararası antlaşmalar ve özel hukuk kurallarının da devreye girmesine yol açar. Özellikle Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (CISG), Türkiye dahil birçok ülke tarafından onaylanmıştır ve böylece uluslararası mal satımlarında uygulanma alanı bulur.CISG ve Türk Hukuk Sistemi İlişkisi
CISG, tarafların işyerlerinin farklı akit devletlerde bulunduğu durumlarda ve sözleşmenin uluslararası satım niteliği taşıması halinde doğrudan uygulanır. Eğer taraflar, CISG’nin uygulanmamasını açıkça kararlaştırmamışsa ve uyuşmazlığa uygulanacak hukuk olarak taraflardan birinin ülkesi CISG’ye tarafsa, kural olarak CISG devreye girer. Bu sözleşme, tarafların hak ve yükümlülüklerini TBK hükümlerine benzer şekilde düzenlemekle birlikte, uluslararası ticari teamülleri ve lex mercatoria’yı da göz önünde bulundurur.Türk hukuku bakımından, CISG hükümleri ile TBK veya TTK hükümleri arasında çatışma çıktığında, öncelikle CISG hükümleri uygulanır. Çünkü CISG, kanunlar ihtilafı kuralları bağlamında lex specialis niteliğindedir ve devletler üstü bir antlaşma olarak taraf devletlerde doğrudan ve öncelikli yürürlük bulur. Ancak CISG’nin düzenlemediği hususlarda (örneğin mülkiyetin intikali, sözleşmenin geçerliliğine ilişkin bazı konular) ulusal hukuk kuralları devreye girer.
CISG, ticari satış sözleşmelerinde taraflara geniş bir sözleşme serbestisi tanır. Birçok hükmü emredici nitelikte olmayıp, aksi kararlaştırılabilir. Örneğin, CISG’deki ayıba karşı tekeffül düzenlemeleri, ihbar süreleri ve gecikme durumunda uygulanacak yaptırımlar, tarafların özel sözleşme hükümleriyle değiştirilebilir. Böylece taraflar, ticaretin gerektirdiği esnekliği korurken, uluslararası satışlarda da öngörülebilirliği sağlar.
Uluslararası Ticari Satış Sözleşmelerinde Dikkat Edilecek Hususlar
Uluslararası ticari satış sözleşmesi yapılırken, tarafların özenle dikkate alması gereken hususlar şunlardır:• Uygulanacak Hukuk ve Yetkili Mahkeme/ Tahkim: Sözleşmede hangi hukuk kurallarının geçerli olacağı ve uyuşmazlıkların hangi mahkemede veya tahkim merkezinde çözüleceği açıkça belirtilmelidir. Bu, ileride doğacak ihtilafların belirsiz kalmasını engeller.
• Incoterms Kuralları: Malın teslim yeri, riskin ve masrafların paylaşımı, taşıma ve gümrük işlemlerine ilişkin hangi Incoterms kuralının kullanılacağı belirtilmelidir. Örneğin CIF (Cost, Insurance and Freight) ile DDP (Delivered Duty Paid) arasındaki farklar, tarafların farklı sorumluluklar üstlenmesine yol açar.
• Ödeme Şartları ve Teminatlar: Banka teminat mektubu, akreditif gibi uluslararası ödeme araçlarının kullanımı ticari güvenliği artırır. Sözleşmede hangi tarafın hangi masrafları üstleneceği ve hangi belgelerin ibrazı gerektiği net olmalıdır.
• Mücbir Sebep ve Sözleşme Değişikliği Mekanizmaları: Uluslararası ticarette, siyasi riskler, ambargolar, döviz kurlarındaki dalgalanmalar, salgın hastalıklar gibi beklenmeyen olaylara karşı sözleşmede mücbir sebep klozları düzenlenmesi önemlidir. Ayrıca fiyat uyarlaması, sözleşme tadili gibi mekanizmalar da öngörülebilir.
• Dil ve Yorumlama Sorunları: Taraflar farklı ülkelerden olduğunda, sözleşmenin resmi dilinin hangi olacağı, çeviri hatalarına karşı nasıl önlem alınacağı ve sözleşme hükümlerinin yorumlanmasında hangi metnin esas kabul edileceği belirlenmelidir.
Uluslararası ticari satış sözleşmelerinde CISG kuralları, taraflara hem esneklik hem de uluslararası düzeyde tanınan bir hukuki alt yapı sunar. Ancak yine de CISG’nin her konuyu düzenlemediği unutulmamalıdır. Özellikle mülkiyetin ne zaman geçeceği, üçüncü şahısların hakları, sözleşmenin şekil şartları gibi hususlarda ulusal hukukun devreye girmesi söz konusu olabilir. Bu nedenle taraflar, sözleşme düzenlerken bu hususlara dikkat etmekle yükümlüdür.
Ticari satış sözleşmeleri, ticaret hukukunun kalbi sayılabilecek kadar yaygın ve önemli bir sözleşme tipidir. Tarafların tacir sıfatına haiz olması, sözleşme müzakerelerindeki profesyonellik ve risklerin çeşitliliği, bu sözleşmelere ilişkin hükümlerin özel bir çerçevede ele alınmasını gerekli kılar. Ticaret hayatının hız ve güvenlik ihtiyacını karşılayacak düzenlemeler getiren TTK ve TBK, hem iç hem de uluslararası ticari işlemlerde yol gösterici niteliktedir. Ayrıca CISG gibi uluslararası düzenlemeler, taraflara geniş bir çerçevede öngörülebilirlik ve hukuk güvenliği sunar. Ticari satışın konusunu, bedelini, teslim ve ödeme yöntemlerini, ayıplı ifa ve temerrüt halleriyle bunların yaptırımlarını içeren kapsamlı bir sözleşme, muhtemel uyuşmazlıkları minimize eder. Böylelikle ticari satım işlemlerinde hız, esneklik ve güvence sağlanarak ekonomik ilişkiler daha verimli bir hale getirilmiş olur.