Uluslararası Uyuşmazlıkların Barışçıl Çözümü
Uluslararası hukuk, devletler ve diğer uluslararası aktörler arasındaki ilişkileri düzenleyen temel bir çerçeve sağlar. Bu çerçevenin en önemli amacı, devletlerarası uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesini teminat altına almaktır. Uluslararası sistemin istikrarı, insan haklarının korunması ve uluslararası barışın sürdürülmesi açısından uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesi büyük önem taşır. Bu metin, devletler ve diğer uluslararası aktörler arasında ortaya çıkan hukuki ve siyasal nitelikli uyuşmazlıkların nasıl çözümlendiği, hangi mekanizmaların yürürlükte olduğu ve çeşitli uygulamaların hangi sonuçları doğurduğu konularına kapsamlı bir bakış sunmaktadır.Genel Çerçeve
Uluslararası uyuşmazlıkların barışçıl çözümüne dair temel esaslar, uluslararası hukukun örf ve adet kuralları yanında yazılı kaynaklarında da yer alır. Bu çerçevede özellikle Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın (BM Antlaşması) 2. maddesi 3. fıkrası (“Bütün üyeler, uluslararası uyuşmazlıklarını uluslararası barış ve güvenliği, adaleti tehlikeye düşürmeyecek şekilde barışçı yollarla çözerler”) bu konuya ilişkin hukuki temel oluşturur. Ayrıca BM Antlaşması’nın 33. maddesi, uyuşmazlıkların çözümünde hangi yolların kullanılabileceğini sıralar. Bunlar arasında müzakere, tahkime başvurma, yargısal yollar, arabuluculuk, iyi niyet misyonu ve uzlaştırma gibi yöntemler bulunur.Bu yöntemlerin çeşitliliği, farklı tür ve derecedeki uyuşmazlıklara esnek çözümler getirmeyi mümkün kılar. Devletlerin tercihleri, uyuşmazlığın niteliği, siyasal ve hukuki boyutları ile uluslararası sistemin iç dinamikleri, hangi yol veya araçların kullanılacağını belirlemede rol oynar.
Tarihsel Arka Plan
Tarihsel süreçte devletler arası ilişkilerin düzenlenmesi ve uyuşmazlıkların çözümü, uzun yıllar askeri güç veya zor kullanma tehdidi yoluyla gerçekleşmiştir. Ancak çok sayıda silahlı çatışmanın felaket boyutlara varan sonuçları, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren barışçıl çözüm fikrinin giderek önem kazanmasına neden olmuştur. 1899 ve 1907 Lahey Barış Konferansları, uluslararası uyuşmazlıkların çözümünde barışçıl yolları kurumsallaştırma yönünde önemli bir adımdır. Bu konferanslar sonucunda Daimi Hakemlik Mahkemesi (Permanent Court of Arbitration - PCA) kurulmuştur.I. Dünya Savaşı’nın ardından kurulan Milletler Cemiyeti (League of Nations), uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için silahlı çatışmaları önlemeye yönelik çabaları daha da ileri bir düzeye taşıdı. Ancak II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesi, Milletler Cemiyeti’nin bu çabalarının yetersiz kaldığını gösterdi. Savaş sonrası kurulan Birleşmiş Milletler (BM) sistemi, daha geniş katılımcı bir uluslararası iş birliği modeli getirdi. Uluslararası Adalet Divanı (UAD veya ICJ), Milletler Cemiyeti dönemindeki Daimi Uluslararası Adalet Divanı’nın (Permanent Court of International Justice - PCIJ) mirasını devralarak yargısal çözümlere kurumsal bir zemin hazırladı.
Birleşmiş Milletler Sistemi ve Hukuki Temeller
Uluslararası uyuşmazlıkların barışçıl çözümünde Birleşmiş Milletler’in merkezi bir konumu vardır. BM Antlaşması, uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözülmesi yükümlülüğünü temel ilkeler arasına yerleştirir. Antlaşma’nın 2(3) maddesinde ve özellikle 33. maddesinde çeşitli barışçıl yöntemler düzenlenmiştir. Ayrıca BM Güvenlik Konseyi, uluslararası barış ve güvenliğe tehdit oluşturan veya barışı bozan durumlarla ilgili olarak önleyici diplomasi yöntemlerine başvurabilmekte; arabuluculuk, iyi niyet görevleri ve özel temsilciler atama gibi faaliyetlerde bulunabilmektedir.Devletlerin, BM Antlaşması çerçevesinde uyuşmazlıklarını barışçıl yollarla çözümleme yükümlülüğü, aynı zamanda devletlerin egemen eşitliği prensibi ile güç kullanmama prensibinin tamamlayıcı bir unsurudur. Egemen eşitlik, devletlerin birbirlerine saygı duymasını, güç kullanma veya tehdidinde bulunmaktan kaçınmasını gerektirir. Bu anlayış, barışçıl çözüm yollarının tercih edilmesine hukuki ve ahlaki zemin hazırlar.
Ana Yaklaşımlar: Diplomatik ve Yargısal Yöntemler
Uluslararası uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözümünde kabaca iki temel yaklaşım benimsenir:- Diplomatik yöntemler: Müzakere, arabuluculuk, iyi niyet görevleri, araştırma komisyonları ve uzlaştırma gibi yöntemlerdir. Bu yöntemlerde nihai karar, taraflarca müzakere edilip kabul edileceği için “bağlayıcı” olmaktan çok, tavsiye veya uzlaşmaya dayalı sonuçlar doğurur. Tarafların rızası esas olduğundan, diplomatik yöntemlerde esneklik fazladır.
- Yargısal yöntemler: Tahkim (arbitration) ve uluslararası yargı organlarına başvurularak uyuşmazlığın çözülmesi yollarını içerir. Bu yöntemlerde karar genellikle bağlayıcıdır ve tarafların bu karara uyması beklenir. Yargısal yöntemler, uyuşmazlığın hukuki boyutunu ön plana çıkarır ve karar yetkisi hakemlere veya uluslararası yargıçlara devredilir.
Aşağıdaki bölümlerde, bu yöntemlerin ayrıntılı ele alınması ve uluslararası hukuk sistemi içindeki rolü incelenecektir.
Diplomatik Yöntemler: Müzakere, Arabuluculuk, İyi Niyet Görevleri ve Uzlaşma
Diplomatik yöntemler, uluslararası uyuşmazlıkların yumuşak güç ve iletişim odaklı araçlarla çözülmesini hedefler. Bu yöntemlerde devletlerin egemenlik hakkına ve rızasına özel önem verilir. Devletler, uyuşmazlıkların niteliğine göre farklı diplomatik yöntemlerden yararlanabilir.Müzakere
Müzakere, devletlerin doğrudan iletişim kurarak uyuşmazlık konusunu ele aldığı temel ve en yaygın yöntemdir. Müzakerede amaç, karşılıklı çıkarların ve endişelerin tartışılması sonucu ortak bir zeminde uzlaşmaya varmaktır. Müzakere sürecinin başarılı olması için taraflar arasında iletişim kanallarının açık olması, güven ortamının sağlanması ve karşılıklı iyi niyet esastır. Müzakere:- Taraflara esneklik tanır.
- Maliyet açısından genellikle en düşük çözüm yoludur.
- Tarafların kontrolü ellerinde tuttukları bir süreçtir.
Buna karşın, müzakerenin bir çözümle sonuçlanmaması halinde taraflar diğer yöntemlere başvurabilir. Müzakereler çoğunlukla ulusal dış politika ilkeleri doğrultusunda yönlendirilir ve devletin temel çıkarları doğrultusunda şekillenir.
Arabuluculuk
Arabuluculuk (mediation), çoğunlukla bir üçüncü tarafın (devlet, uluslararası örgüt veya özel bir kişi) uyuşmazlıkta taraflar arasındaki iletişimi kolaylaştırdığı, çözüm önerileri getirdiği ve rehberlik ettiği bir yöntemdir. Arabulucu, taraflara bağlayıcı kararlar dayatmaz; sadece iletişimi sürdürür, çözüm yolları konusunda yol gösterici olur. Arabulucunun başarısı, tarafların ona duyduğu güven ve sağladığı kolaylık derecesine bağlıdır. Aynı zamanda arabulucunun “tarafsız” (nötr) olması veya taraflardan bağımsız bir statüye sahip olması da önemlidir.Örneğin, uluslararası krizlerde BM Genel Sekreteri veya özel temsilcileri sıklıkla arabuluculuk rolü üstlenebilir. Ayrıca bazı bölgesel örgütler (Afrika Birliği, Avrupa Birliği vb.) de üyeleri arasındaki uyuşmazlıkların arabuluculuğunda etkin olabilir.
İyi Niyet Görevleri
İyi niyet görevi (good offices), benzer şekilde üçüncü bir tarafın devreye girmesiyle gerçekleşir. Ancak arabuluculuktan farklı olarak, iyi niyet görevinde üçüncü taraf genellikle tarafların birbirleriyle müzakere etmesini kolaylaştırmak, onları bir araya getirmek ve süreci başlatmakla sınırlı bir rol oynar. İyi niyet görevi, taraflar arasında doğrudan müzakerelerin başlaması için zemin hazırlama veya diyalog kanalları açma amacını taşır. Tarafların isteği doğrultusunda süreç şekillenir ve üçüncü tarafın rolü arabuluculuktaki kadar kapsamlı olmaz.Uzlaşma (Konsiliasyon)
Uzlaşma, çoğunlukla bağımsız bir uzlaştırma komisyonunun kurulmasıyla uygulanır. Komisyon, uyuşmazlığı inceler, olayları, hukuki çerçeveyi ve tarafların tutumlarını değerlendirir. Sonunda taraflara uyuşmazlığı giderecek bir rapor veya tavsiye niteliğinde öneriler sunar. Uzlaştırma sonucunda hazırlanan rapor bağlayıcı değildir. Taraflar bu raporu kabul edip uygulayabilecekleri gibi, reddetme hakları da saklıdır. Bu yöntemde amaç, uyuşmazlığın yapıcı bir diyalog ve uzman incelemesiyle çözümlenmesini sağlamaktır.Uzlaştırma süreci, arabuluculuğa benzer şekilde tarafların rızasına dayanır. Ancak uzlaştırma komisyonları çoğu zaman daha resmi ve kurumsallaşmış yapılar olarak ortaya çıkar. Bu da uyuşmazlığın hem hukuki hem de fiili boyutlarının detaylı biçimde araştırılmasına imkân tanır.
Tahkim ve Yargısal Çözüm: Uluslararası Mahkemeler ve Tahkim Kurulları
Yargısal yöntemler, uyuşmazlıkların çözümünde bağlayıcı kararlar vermeyi amaçlar. Bu yöntemler, özellikle tarafların hukuki çıkmazlara girdiği ya da diplomatik yollarla bir sonuç elde edemediği durumlarda gündeme gelir.Tahkim (Arbitration)
Tahkim, tarafların anlaşmasıyla oluşturulan bağımsız bir hakem heyeti veya mahkeme vasıtasıyla uyuşmazlığın çözümlenmesidir. Tahkimde taraflar, hakemlerin sayısını, seçim yöntemlerini, uygulanacak hukuku ve yargılama usulünü büyük ölçüde kendileri belirler. Tahkimin esnek yapısı, taraflara uyuşmazlığın çözümünde spesifik uzmanlıklardan faydalanma olanağı tanır.Tarihsel olarak 1899 Lahey Sözleşmesi ile kurulan Daimi Hakemlik Mahkemesi (Permanent Court of Arbitration - PCA), uluslararası tahkim süreçleri için kurumsal bir çerçeve oluşturmuştur. PCA, devletler arası tahkim yanında yatırım uyuşmazlıkları gibi konularda da hizmet sunar. Tahkim kararı, taraflar üzerinde bağlayıcıdır ve hukuki sonuç doğurur. Dolayısıyla taraflar, tahkim öncesinde bu yöntemi kabul ederek ortaya çıkacak karara uymayı taahhüt eder.
Tahkimin avantajları arasında şunlar sayılabilir:
- Esneklik ve süreç kontrolü
- Hızlı bir çözüm olanağı
- Uzman hakemler sayesinde teknik konularda tatmin edici kararlar
Bunun yanında tahkim masraflı olabilir ve hakem seçiminde veya kararın uygulanmasında politik engellerle karşılaşılabilir.
Uluslararası Adalet Divanı (UAD/ICJ)
Uluslararası Adalet Divanı, BM’nin ana yargı organıdır. Devletlerarası uyuşmazlıkları çözmekle görevlidir ve hukuki tavsiyelerde bulunma yetkisine de sahiptir (danışma görüşleri). UAD’nin yargı yetkisi, başlıca üç şekilde ortaya çıkabilir:- Tarafların özel anlaşma (compromis) ile uyuşmazlığı UAD’ye götürmesi
- Önceden imzalanmış uluslararası sözleşmelerde UAD’nin yetkisinin tanınması (forum prorogatum veya anlaşmalara konulan ihtiyari yargı yetkisi hükümleri)
- Devletin tek taraflı beyanıyla UAD’nin zorunlu yargı yetkisini kabul etmesi
UAD kararları bağlayıcıdır ve taraflar bunları uygulamak zorundadır. Kararın uygulanmaması durumunda, BM Güvenlik Konseyi devreye girerek gerekli tedbirleri alabilir. Ancak bu süreçte Konsey’in siyasal niteliği nedeniyle kararların etkin uygulanmaması veya veto yetkilerinin kullanılması söz konusu olabilir.
Diğer Uluslararası Yargı Organları
UAD dışında da birçok uluslararası yargı organı ve tahkim kurumu vardır. Örneğin, uluslararası yatırım uyuşmazlıklarının çözümü için ICSID (International Centre for Settlement of Investment Disputes) önemli bir işlev görür. Ticari uyuşmazlıklar bakımından ICC (International Chamber of Commerce) Tahkim Divanı uluslararası şirketler tarafından sıklıkla tercih edilir. Ayrıca bölgeler bazında veya özel alanlara özgü çeşitli mahkemeler faaliyet gösterir:- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)
- Amerika İnsan Hakları Mahkemesi
- Uluslararası Deniz Hukuku Mahkemesi (ITLOS)
- Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD)
Bu mahkemelerin her biri kendi kurucu sözleşmeleri ve içtüzükleri doğrultusunda yargısal faaliyet gösterir ve genellikle bağlayıcı kararlar verir. Böylece uluslararası hukukun farklı alt alanlarında uzmanlaşmış yargısal mekanizmalar oluşmuştur.
Çok Taraflı Örgütlerin Rolü
Uluslararası uyuşmazlıkların barışçıl çözümünde çok taraflı örgütler önemli işlev üstlenir. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere, bölgesel veya alt-bölgesel örgütler (Örneğin Afrika Birliği, Arap Birliği, Avrupa Birliği, AGİT, ASEAN, OAS vb.) kendi üye devletleri arasındaki uyuşmazlıkların çözümünde diplomatik veya bazen yargısal yöntemler uygulayabilir.Bu örgütler, üyelerinin talebi üzerine arabuluculuk yapabilir, iyi niyet misyonu üstlenebilir, barış gücü operasyonları düzenleyebilir veya özel temsilci atayabilir. Ayrıca bu örgütler çatısı altında oluşturulan mahkemeler veya tahkim organları, üyeler arasındaki uyuşmazlıkları çözüme kavuşturabilir. Örneğin, AB Adalet Divanı, AB hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda nihai kararı veren kurumsal bir mahkemedir.
Bölgesel Düzenlemeler ve Uygulamalar
BM sistemi küresel düzeyde bir çerçeve sunarken, bölgesel düzeyde de çeşitli anlaşmalar ve örgütler bu konuya ilişkin mekanizmalar geliştirmiştir. Örneğin, Amerika Devletleri Örgütü (Organization of American States - OAS), Afrika Birliği (African Union), Arap Birliği (League of Arab States) ve Avrupa Konseyi gibi bölgesel kuruluşlar, uyuşmazlıkların barışçıl yolla çözümünde kendi prosedürlerini oluşturmuştur. Bu bölgesel girişimler, coğrafi yakınlık ve ortak kültürel, tarihsel bağlar sayesinde üyeler arasında daha etkin bir iletişim ve iş birliği sağlayabilir.Örnek Tablo: Farklı Yöntemlerin Bazı Temel Özellikleri
Yöntem | Temel Özellikler |
---|---|
Müzakere | Taraflar arasında doğrudan diyalog, sonuç tamamen tarafların iradesine bağlı |
Arabuluculuk | Üçüncü taraf kolaylaştırıcı, taraflara çözüm önerileri sunar, bağlayıcı karar yok |
İyi Niyet Görevi | Tarafları müzakere masasına getirme, iletişimi başlatma, sınırlı müdahale |
Uzlaşma (Konsiliasyon) | Uzlaştırma komisyonu rapor hazırlar, tavsiye niteliğindedir, bağlayıcı değildir |
Tahkim | Hakem heyeti karar verir, taraflarca bağlayıcı, esnek usul |
Yargısal Çözüm | Bağımsız mahkeme kararı, bağlayıcı, uluslararası hukuk kuralları temel alınır |
Uyuşmazlıkların Barışçıl Yollarla Çözümüne İlişkin Eleştirel Yaklaşımlar
Uluslararası uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözümüne yönelik sistem, hem akademik hem de uygulayıcılar tarafından çeşitli açılardan eleştirilir. Bazı eleştirel yaklaşımlar şunlardır:- Devletlerin Rızası ve Egemenlik İlkesine Aşırı Vurgu: Uluslararası hukukun rıza temelli yapısı, bir uyuşmazlığın yargısal veya tahkim yoluyla çözümü için tarafların onayını şart koşar. Bu durum, zayıf veya siyasi gücü az olan devletler aleyhine dengesizlik yaratabilir; güçlü devletler genellikle uluslararası yargı organlarına başvuru konusunda isteksiz davranabilir.
- Kararların Uygulanabilirliği: Yargısal veya tahkim yoluyla alınan kararlar bağlayıcı olsa da, uygulanmama riski her zaman vardır. BM Güvenlik Konseyi gibi siyasal organlar, kararların uygulanmasını sağlama hususunda yaptırımlar uygulayabilir; ancak daimi üyelerin veto hakkı veya siyasal çıkarlar, uygulamayı engelleyebilir.
- Yavaş İşleyen Prosedürler: Özellikle uluslararası yargı organlarında davalar uzun yıllar sürebilir. Bu da hızlı çözüm beklenen krizlerde yetersiz kalabilir. Diplomatik yöntemler bazen daha hızlı sonuç verse de, kesin ve bağlayıcı bir sonuca ulaşma garantisi yoktur.
- Siyasal Karışıklık ve Güç Dengeleri: Barışçıl çözüm süreçleri, devletlerin ekonomik, askeri ve diplomatik güçlerini de yansıtır. Güçlü devletler lehine sonuçlar ortaya çıkabilir veya barışçıl çözüm mekanizmaları sembolik kalabilir.
- Teknik ve Hukuki Uzmanlık Eksikliği: Özellikle diplomatik yöntemlerde, uyuşmazlığın karmaşık teknik yönleri göz ardı edilebilir. Yargısal ya da tahkim süreçlerinde ise uzman hakem veya yargıçların bulunması bu sorunu hafifletebilir, ancak süreç masraflı ve uzun olabilir.
Örnek Olay İncelemeleri ve Deneyimler
Uluslararası uyuşmazlıkların barışçıl çözümü konusunda tarih boyunca pek çok örnek mevcuttur. Bu bölümde çeşitli yöntemlerin hangi şartlarda kullanıldığı ve nasıl sonuçlar doğurduğuna dair bazı seçilmiş örnekler incelenebilir.Eritre-Etiyopya Tahkim Süreci
Eritre ile Etiyopya arasındaki sınır uyuşmazlığı, 1998-2000 arasında sıcak çatışmaya dönüşmüştür. Savaşın ardından 2000 yılında yapılan Cezayir Anlaşması ile taraflar, sınır uyuşmazlığını bağlayıcı tahkimle çözmeyi kabul etmiştir. Tahkim komisyonu, 2002 yılında kararını açıklamıştır. Karar, tarafların beklediği tam uzlaşmayı sağlayamasa da çatışmanın barışçıl yoldan çözümüne katkıda bulunmuştur. Bu süreç:- Tahkim kararının bağlayıcılığının, askeri çatışmayı büyük ölçüde engellediğini göstermiştir.
- Sınır çizgisi konusunda net bir çerçeve sunulmuş olsa da, taraflar arasında zaman zaman gerginlikler devam etmiştir.
- Sonraki dönemde de farklı diplomatik girişimler sürdürülerek kalıcı barış için çaba harcanmıştır.
Filipinler-Çin Uyuşmazlığı (Güney Çin Denizi)
Filipinler, Güney Çin Denizi’ndeki adalar ve deniz yetki alanları konusunda Çin ile yaşadığı uyuşmazlık üzerine 2013 yılında BM Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) çerçevesinde Tahkim’e başvurmuştur. 2016’da Tahkim Mahkemesi, Çin’in “tarihi haklar” iddialarını hukuki dayanağı olmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Çin, tahkim sürecine katılmayı reddetmiş ve kararı tanımadığını ilan etmiştir. Bu örnek, taraflardan birinin rızası ve iş birliği olmadan tahkim kararlarının uygulanabilirliğinin sınırlı kalabileceğini göstermiştir. Aynı zamanda, uluslararası toplumun baskısı ve deniz yetki alanlarındaki stratejik çıkarların büyüklüğü nedeniyle konunun barışçıl yollarla çözüme kavuşmasının uzun bir süreç gerektirdiği anlaşılmıştır.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Örnekleri
Devletler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) taraf olduklarında AİHM’nin yargı yetkisini kabul etmiş olurlar. Türkiye, Fransa, Almanya, Rusya gibi çok sayıda devlet AİHM kararlarını uygulamakla yükümlüdür. Ancak bazı kararlarda ülkelerin siyasi veya iç hukuki engelleri, mahkeme kararlarının uygulanmasını zorlaştırabilir. Yine de AİHM kararlarının büyük çoğunluğu, devletlerin iç hukuklarında değişiklik yapmaları veya mağduriyeti giderecek tedbirler almalarıyla sonuçlanır. Bu da bölgesel bir yargı organının kararlarının dahi zaman içinde iç hukuku şekillendirebileceğini gösterir.Uluslararası Adalet Divanı Kararları
UAD’nin birçok ünlü davası, uluslararası hukukun gelişimine katkı sağlamıştır. Örneğin, North Sea Continental Shelf davaları, kıta sahanlığı sınırlandırmasında “hakkaniyete uygun çözüm” ilkesini öne çıkarmıştır. Nicaragua v. United States davası ise kuvvet kullanma yasağı ve devletlerin sorumluluğu konularında önemli ilkeler belirlemiştir. Bu davaların sonuçları, uluslararası hukuktaki örf ve adet kurallarının yorumlanmasına yön vermiştir.Latin Amerika’da Barışçıl Çözüm Yaklaşımları
Latin Amerika ülkeleri, özellikle bölgesel iş birliği örgütleri aracılığıyla uyuşmazlıklarını barışçıl yollarla çözmeye yönelik güçlü bir geleneğe sahiptir. Contadora Grubu, Rio Grubu gibi girişimler, bölgesel çatışmaların diplomatik yollarla çözülmesine olanak sağlamıştır. OAS ise barışçıl çözüm girişimlerinde bulunarak bölgesel istikrarı destekleyici bir rol oynar.Afrika Birliği ve Bölgesel Çatışmalar
Afrika kıtasında etnik ve sınır uyuşmazlıkları, Soğuk Savaş sonrası dönemde sık sık silahlı çatışmalara dönüşmüştür. Afrika Birliği (önceden Afrika Birliği Örgütü - OAU), kıtadaki çatışmaların çözümünde arabuluculuk ve barış gücü misyonlarıyla önemli bir rol üstlenir. BM ile iş birliği halinde yürütülen bu çabalar, uluslararası toplumun çok aktörlü çabalarının uyuşmazlıkların barışçıl çözümü için nasıl seferber edilebileceğini gösterir.Son Değerlendirmeler ve Geleceğe Dönük Perspektifler
Barışçıl çözüm yöntemleri, uluslararası sistemin istikrarı ve hukukun üstünlüğü açısından vazgeçilmezdir. Uyuşmazlıkların diplomatik yollarla veya yargısal mekanizmalar aracılığıyla çözülmesi, devletlerin silahlı çatışmadan uzak durmasını ve barış ortamının korunmasını sağlar. Bununla birlikte, uluslararası ilişkilerde güç dengeleri ve ulusal çıkarlar her zaman belirleyici olmaya devam etmektedir. Bu nedenle barışçıl çözüm, kimi zaman yavaş ilerleyebilir ya da siyasal engellere takılabilir.Geleceğe yönelik olarak, barışçıl çözüm mekanizmalarının daha etkin hale getirilmesi için uluslararası toplumda çeşitli öneriler gündeme gelmektedir. Örneğin, BM Güvenlik Konseyi’nin yapısal reformu, veto yetkisinin sınırlandırılması veya barış gücü operasyonlarının etkinleştirilmesi gibi konular sık sık tartışma konusudur. Bunun yanı sıra, uluslararası yargı organlarının yetkilerinin daha geniş tanınması ve mahkemelere erişimin kolaylaştırılması da önemsenen reform başlıkları arasındadır.
Teknolojik gelişmeler, bilgi paylaşımının hızlanması ve küreselleşmeyle birlikte ortaya çıkan yeni uyuşmazlık türleri, klasik diplomasi araçları ve uluslararası hukukun da değişen koşullara uyum sağlamasını gerektirir. Siber saldırılar, uzay faaliyetleri, siber terörizm, iklim değişikliği ve çevre sorunları gibi alanlarda ortaya çıkan uluslararası uyuşmazlıklar, bu alanlarda uzmanlaşmış tahkim kurumları veya yeni uluslararası mahkeme türlerinin oluşumunu gerektirebilir.
Mevcut mekanizmalar, devletlerce yeterli rızanın gösterilmesi ve uluslararası topluluk tarafından desteklenmesi halinde işlevsel sonuçlar doğurabilir. Bu noktada devletlerin uluslararası hukuk kurallarına uyumu ve barışçıl çözüme karşı tutumu, uluslararası istikrarın şekillenmesinde belirleyici olur. Dolayısıyla, uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözümüne duyulan ihtiyaç, hem hukuki hem de siyasal açıdan uluslararası toplumun temel öncelikleri arasında yer almaya devam edecektir.