Neler yeni
HukukiSözlük.com

Ücretsiz bir hesap oluşturarak hemen üye olun! Üye girişi yaptıktan sonra, bu sitede kendi konu ve gönderilerinizi ekleyerek tartışmalara katılabilir, ayrıca özel mesaj kutunuzu kullanarak diğer üyelerle iletişime geçebilirsiniz. Böylece tüm forum özelliklerinden tam olarak yararlanabilir ve deneyiminizi dilediğiniz gibi özelleştirebilirsiniz!

Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi

hukukisozluk

Yönetim
Personel

Devletler Özel Hukuku Çerçevesinde Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi​


Kavramsal Yaklaşım ve Temel İlkeler​

Devletler özel hukuku, farklı devletlerin hukuk sistemleri arasındaki ilişkileri düzenleyen ve özel hukuk uyuşmazlıklarının uluslararası boyutunu inceleyen bir disiplindir. Bu disiplin içinde önemli bir yer tutan yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi meselesi, günümüzde uluslararası ticari ilişkilerin gelişmesi, bireylerin farklı ülkelerde ikamet etmesi ve küreselleşmenin etkisiyle daha da büyük önem kazanmıştır. Tanıma ve tenfiz süreçleri, sınır ötesi uyuşmazlıklarda alınan kararların diğer devletlerde hukukî geçerlilik kazanmasını mümkün kılar. Böylelikle, bir devlette verilen kesinleşmiş bir hüküm veya ara kararın başka bir ülkede uygulanması ve hukuk sistemine entegre edilmesi sağlanır.

Devletler özel hukukunun odağında yer alan bu konu, aynı zamanda çok sayıda ilke ve şartı bünyesinde barındırır. Özellikle kamu düzeni istisnası, mütekabiliyet koşulu ve usul güvenceleri gibi faktörler, tanıma ve tenfiz talebine konu olan kararın hangi şartlarda geçerli olacağını belirlemektedir. Her ülkenin kendi iç mevzuatında veya taraf olduğu uluslararası sözleşmeler çerçevesinde şekillenen tanıma ve tenfiz rejimleri, hukuk güvenliğini sağlamayı amaçlarken, aynı zamanda kişilerin hak arama özgürlüğü ile devletin egemenlik haklarını da dengede tutmayı gözetir.

Tanıma ve tenfiz kavramları esasen birbiriyle yakından bağlantılı, ancak bir ölçüde farklı sonuçlar doğuran iki hukukî müessese olarak karşımıza çıkar. Tanıma, yabancı mahkeme kararının belirli hukukî sonuçlarının başka bir ülkede kabulü anlamına gelirken, tenfiz o kararın icra kabiliyetine kavuşması anlamına gelir. Yani tanıma, kararın hukuk düzeninde varlık kazanması ve geçerli sayılması; tenfiz ise kararın icra takip süreçlerinde ve olası yaptırımlarının uygulanmasında etkili olabilmesi demektir.

Devletler özel hukukunda yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin kurallar, esasen ilgili ülkenin iç mevzuatından ve uluslararası antlaşmalardan kaynaklanır. Türkiye bakımından 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK), bu konudaki temel düzenlemeleri içermektedir. Ayrıca Türkiye’nin taraf olduğu bazı çok taraflı veya ikili antlaşmalar da mütekabiliyet, usul güvenceleri ve kamu düzeni gibi koşullara dair ek hükümler barındırabilir.

Tarihsel Gelişim ve Uluslararası Düzenlemeler​

Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi meselesi, uluslararası ticaretin ve diplomatik ilişkilerin genişlemesiyle geçmiş yüzyıllardan itibaren önem kazanmıştır. Devletlerin birbirlerinin adli faaliyetlerini ve yargı organlarının kararlarını nasıl kabul edeceği sorusu, 19. yüzyılda yoğun tartışmalara konu olmuştur. Zamanla, özellikle Batı Avrupa ülkeleri arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) ilkesi ön plana çıkmıştır. Bu ilke uyarınca bir ülke, başka bir ülkenin mahkeme kararlarını, ancak o ülkenin de kendisinin verdiği kararları tanıyıp tenfiz edeceğine dair güvencesi varsa kabul etmekteydi.

Tarihsel olarak, kıta Avrupası hukuk sistemlerinde ve Anglo-Amerikan hukukunda farklı yaklaşımlar gelişmiştir. Bazı ülkeler, yabancı kararların tanınmasını ve tenfizini oldukça sıkı koşullara bağlarken, bazıları daha esnek kurallar benimsedi. Örneğin, İngiltere ve ABD’de mahkemelerin “full faith and credit” yaklaşımı ile bazı eyalet içi kararların tanınması sağlanırken, yabancı devletlerin kararlarına yönelik kurallar federal ve eyalet bazında farklılık gösterebiliyordu.

Uluslararası düzenlemeler bakımından, Milletlerarası Tahkim ile ilgili 1958 tarihli New York Sözleşmesi, yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizinde oldukça önemli bir dönüm noktasıdır. Ayrıca, çeşitli uluslararası kuruluşlar (örneğin Lahey Uluslararası Özel Hukuk Konferansı) devletler arasında kararların tanınması ve tenfizine yönelik modeller geliştirmişler ve tavsiye niteliğinde düzenlemeler hazırlamışlardır. Avrupa Birliği içinde ise Brüksel I Tüzüğü (daha sonra yeniden düzenlenen versiyonu ile 1215/2012 sayılı Brüksel I Düzenlemesi) ortak hukuksal çerçeve sağlamaktadır.

Tanıma ve Tenfiz Arasındaki Farklar​

Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi, birbirine paralel görünen ancak farklı hukuksal sonuçlar doğuran iki ayrı kurumdur. Tanıma, kararın mevcut olduğu haliyle diğer devletin hukuk düzeninde geçerli kılınması anlamına gelir. Kararın tanınmasıyla beraber, taraflar arasında o karar ile oluşturulmuş olan hukukî ilişkinin o devlette de geçerli sayılması ve karara uygun şekilde hakların veya yükümlülüklerin tescil edilmesi söz konusu olur. Buna karşın, tenfiz ise kararın icrai sonuç doğurabilmesini, yani gerektiğinde zor kullanarak ya da icra daireleri vasıtasıyla yerine getirilebilmesini sağlar.

  • Tanıma: Yabancı mahkeme kararının hüküm ve sonuçlarının hukuk düzeni içerisinde kabulü.
  • Tenfiz: Kararın maddi yaptırım gücüne kavuşarak icra makamlarında uygulanabilir hale gelmesi.

Bu kapsamda, örneğin yabancı bir boşanma kararının tanınması yeterli olabilir; çünkü taraflar arasındaki evlilik bağının o devlette de sona erdiği kabul edilir. Bu durumda icra kabiliyeti gerektiren bir konu yoksa, boşanma kararının tenfiz edilmesi söz konusu olmayabilir. Diğer yandan, bir para alacağının tahsiline ilişkin yabancı mahkeme kararı, sadece tanınmış olmakla birlikte uygulamada bir etki doğurmaz; zira bu alacağın tahsili için icra organlarının devreye girmesi gerekir. Dolayısıyla, yabancı para alacağı kararının icra edilebilmesi için mutlaka tenfiz kararına ihtiyaç vardır.

Şartlar ve Süreçte Dikkate Alınacak Hususlar​

Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine yönelik koşullar, temelde üç ana başlıkta toplanabilir: Yetkili mahkemenin uluslararası yetkisi, yargılama sırasında adil yargılanma ilkelerine uyulması ve kararın kamu düzenine aykırı olmaması. Ayrıca mütekabiliyet ilkesi de çoğu hukuk düzeninde aranan önemli unsurlardan biridir.

KoşullarAçıklama
Uluslararası YetkiYabancı mahkemenin uyuşmazlığı çözmeye ilişkin yetkisinin, taraflar ve uyuşmazlık konusu bakımından kabul edilebilir şekilde tesis edilmiş olması
Usul GüvencesiTaraflara adil yargılanma hakkı, savunma hakkı, eşitlik, dürüst yargılama gibi temel güvencelerin sağlanmış olması
Kamu DüzeniKararın iç hukukun temel ilkelerine veya toplumun temel değerlerine açık şekilde aykırılık teşkil etmemesi
Mütekabiliyetİlgili yabancı devletin, talepte bulunan devletin kararlarını tanıma/tenfiz konusundaki tutumu; iç hukuk veya antlaşma ile güvence altına alınan karşılıklılık

Buna ek olarak, kararın nihai olması, yani kesinleşmiş olması veya tarafların itiraz yoluyla kararın değiştirilmesini engelleyici noktaya gelinmiş olması da önemlidir. Çoğu hukuk düzeninde, geçici veya ihtiyatî nitelikteki yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi tartışmalıdır. Bazı ülkeler, yabancı mahkeme kararının yalnızca kesinleşmiş olması durumunda tanımayı veya tenfizi mümkün kılar.

Uygulamada Süreç ve Yetkili Organlar​

Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi genellikle ilgili devletin yetkili mahkemesinden talep edilir. Türkiye bakımından bu yetkili merci, asliye mahkemeleridir. Mahkeme, yabancı kararın yukarıda belirtilen şartlara uygun olup olmadığını inceler ve şartlar yerine getirilmişse tanıma veya tenfiz kararı verir.

Süreç genel olarak şu aşamalardan oluşur:

  1. Talep sahibinin dilekçesi ve gerekli belgelerin sunulması: Yabancı mahkeme kararının onaylı sureti, kesinleşme şerhini gösteren belge, tercüme ve apostil gibi ekler bu aşamada mahkemeye ibraz edilir.
  2. Mahkemenin incelemesi: Yargılama usulüne, kamu düzenine ve mütekabiliyet şartına uyulup uyulmadığı; ayrıca ilamın kesinleşip kesinleşmediği değerlendirilir.
  3. Karar verme: Tüm şartların yerine geldiği sonucuna varılırsa, mahkeme tanıma veya tenfiz konusunda olumlu karar oluşturur.
  4. Uygulama: Tenfiz kararı verildiğinde, artık kararın icraya konulması mümkün hale gelir.

Yargılamada, ilgili tarafın savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığı veya kararın devletin temel hukuk ilkelerine aykırı olup olmadığı sorgulanabilir. Mahkemenin değerlendirmesi sırasında, yabancı kararın esası tekrar incelenmez; çünkü tanıma ve tenfiz aşaması bir “re-examination” veya “temyiz” süreci değildir. Esaslı inceleme sadece usul ve kamu düzeni yönlerinden yapılır. Bu çerçevede mahkeme, yalnızca yabancı mahkeme yargılamasının hakkaniyete uygun gerçekleşip gerçekleşmediğine ve kararın iç hukukun temel prensipleriyle çelişip çelişmediğine bakar.

Kamu Düzeni İstisnası ve Uygulamadaki Rolü​

Kamu düzeni kavramı, devletlerin egemenlik yetkisi ve toplumun temel değerleriyle yakından ilişkilidir. Her hukuk düzeni, yabancı mahkeme kararının kendi asli prensipleriyle çelişmemesi gerektiğini kabul eder. Kamu düzeni istisnası, insan hakları ihlalleri, adil yargılanma eksiklikleri veya temel ahlak ilkelerinin ihlal edilmesi gibi durumlarda karşımıza çıkar.

Örneğin, bir mahkeme kararı, ayrımcılığa veya ırk, dil, din temelli hak ihlallerine yol açıyorsa, tanıma veya tenfiz aşamasında kamu düzeni gerekçesiyle reddedilebilir. Benzer biçimde, evrensel hukuk prensipleri açısından kabul edilmez ağır usul hataları barındıran kararlar, tanıma veya tenfiz aşamasında kamu düzeni engeline takılabilir. Ancak burada kamu düzeninin dar yorumlanması gerektiği de doktrinde sıkça vurgulanmaktadır. Zira kamu düzeni, geniş ve soyut şekilde uygulandığında devletlerarası hukuk güvenliğine zarar verebilecek ve uluslararası ilişkileri zedeleyebilecek bir nitelik taşır.

Mütekabiliyet (Karşılıklılık) İlkesinin Önemi​

Mütekabiliyet ilkesi, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi süreçlerinde belirleyici bir rol oynar. Bu ilkeye göre, bir devlet ancak kendisinin kararlarını tanıyan veya tanımaya hazır olan devletin kararlarını kabul edeceği taahhüdü içinde hareket edebilir. Mütekabiliyet, bazen anayasal düzeyde veya kanunlarda açıkça düzenlenirken, bazen de uluslararası sözleşmelerde karşımıza çıkar.

Türkiye bakımından, 5718 sayılı Kanun’da mütekabiliyet ilkesine ilişkin düzenlemeler mevcuttur. Ancak her somut durumda bu ilkenin nasıl uygulanacağı, ilgili ülkenin hukuk sistemi ve ikili/çok taraflı antlaşmaların içeriğine göre değişebilir. Eğer ilgili ülke ile arada bir sözleşme varsa, mütekabiliyet genellikle bu sözleşme hükümleriyle belirlenir. Eğer ortada bir sözleşme yoksa, devletlerin fiilî uygulaması ve yargı kararları mütekabiliyetin mevcut olup olmadığını göstermede referans alınır.

Tarafların Hukukî Güvence ve Savunma Hakları​

Yabancı mahkeme kararının tanıma veya tenfiz aşamasında değerlendirilen önemli unsurlardan biri, kararın verildiği yargılamada tarafların temel usul haklarının korunup korunmadığıdır. Bu çerçevede, tarafların duruşmaya katılabilmesi, savunmalarını sunabilmesi, delilleri ibraz edebilmesi gibi kriterler ön plana çıkar. Eğer yabancı mahkemede yapılan yargılamada taraflardan birine savunma hakkı verilmemiş veya hak arama özgürlüğü ciddi biçimde kısıtlanmışsa, kararın tanınması veya tenfizi çoğu hukuk düzeninde reddedilebilir.

Yargılama hakkı ihlallerine ilişkin inceleme, sadece temel haklara yönelik açık ve ağır ihlaller söz konusu olduğunda önem taşır. Aksi halde tanıma ve tenfiz aşamasında yabancı kararın esastan incelenmesi veya yeniden yargılama yapılması söz konusu olmaz. Bu, uluslararası hukuk düzenlerinde egemen olan “anayargılama yeri” ilkesinin bir yansımasıdır; yani esas incelemenin, uyuşmazlığın görülmüş olduğu ülkede yapıldığı, diğer ülkede sadece kararın kabulünün usul ve temel ilkelere uygunluğunun kontrol edildiği anlayışı geçerlidir.

Boşanma ve Aile Hukukuna İlişkin Kararların Tanınması ve Tenfizi​

Devletler özel hukukunda yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi, boşanma ve aile hukuku konularında sıkça gündeme gelir. Özellikle yurtdışında yaşayan vatandaşların evlilik, boşanma, nafaka, velayet gibi konularda aldıkları kararların Türkiye’de geçerli olabilmesi, 5718 sayılı Kanun’daki belirli prosedürlere tabidir. Boşanma kararları bakımından bazı durumlarda yalnızca tanıma yeterli olur; çünkü zaten bir icrai işlem (örneğin para tahsili gibi) gerekmeyebilir. Buna karşın nafaka veya tazminata hükmeden bir yabancı mahkeme kararı, para alacağı içerdiği için tenfize de ihtiyaç duyabilir.

Aile hukuku konularında, kamu düzeni incelemesi daha hassas şekilde yapılır. Örneğin, yabancı bir mahkeme kararı çocuğun üstün yararına ters düşen veya Türk hukukunun temel aile hukuku prensipleriyle çelişen sonuçlar doğuruyorsa, tanıma veya tenfiz mümkün olmayabilir. Burada mahkemeler, hem Türk Medenî Kanunu’nda yer alan düzenlemeleri hem de uluslararası çocuk koruma sözleşmelerini dikkate alarak karar verir.

Ticari ve Sözleşmesel Uyuşmazlıklarda Tanıma ve Tenfiz​

Uluslararası ticari uyuşmazlıklarda verilen mahkeme kararlarının başka ülkelerde tanınması ve tenfizi, son derece sık rastlanan bir durumdur. Küresel ölçekte faaliyet gösteren şirketler, sözleşmelerde genellikle “yetkili mahkeme” klozlarına yer verirler ve uyuşmazlıklarının belirli bir devletin mahkemesinde çözümlenmesini kararlaştırabilirler. Ancak hükmün fiilen tahsilâtı veya icrası gerektiğinde, kararın muhatap davalının mallarının bulunduğu ülkede de geçerli olması hayati önem taşır.

Ticari uyuşmazlıkların uluslararası boyutunda, tanıma ve tenfiz taleplerinin reddedilme oranı, aile hukukuna kıyasla daha düşüktür. Bunun nedeni, ticari uyuşmazlıklarda çoğunlukla kamu düzeni ihlalleri veya temel hak ihlalleri görülmemesidir. Yine de usul eksiklikleri veya mütekabiliyet yokluğu gibi durumlar, ticari kararların da tanınmasına engel olabilir. Sözleşmelerde tahkim klozlarının bulunması halinde ise, devreye uluslararası tahkim ve New York Sözleşmesi gibi düzenlemeler girer.

Tahkim Kararlarının Tanınması ve Tenfizi​

Tahkim, devlet yargısı yerine tarafsız hakemlerce uyuşmazlığın çözümlenmesini sağlayan bir yöntemdir. Uluslararası ticari tahkim, bugün uluslararası sözleşmelerde yer alan en yaygın uyuşmazlık çözüm metotlarından biridir. Tahkim kararının tanınması ve tenfizi konusu, 1958 tarihli New York Sözleşmesi ile küresel ölçekte standardize edilmiştir. Sözleşme, taraf devletlerde verilen veya taraf devletlerin hukukuna göre verilmiş olan hakem kararlarının diğer taraf devletlerde tanınması ve tenfizini genel ilkeler çerçevesinde kolaylaştırır.

Ancak, yabancı tahkim kararlarının tenfizine ilişkin kamu düzeni, tahkim anlaşmasının geçerliliği, hakem heyetinin yetkisi ve tarafların eşit muamele görmesi gibi konular, yerel mahkemelerin denetimine tabidir. Dolayısıyla hakem kararına yönelik “kamusal denetim” alanı, sınırlı ama belirleyicidir. Tahkimde de esas incelemeye girilmez, ancak hakem heyetinin sözleşmeye aykırı veya hukuk düzeninin temel ilkelerini ihlal eder biçimde karar verip vermediği denetlenir. Özellikle tahkim sürecinde taraflardan birinin hakem seçiminde dışlandığı veya tebligatta eksiklik olduğu tespit edilirse, tanıma ve tenfiz talebi reddedilebilir.

Uluslararası Sözleşmeler ve Bölgesel Düzenlemeler​

Devletler özel hukuku alanında yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizini kolaylaştırmayı amaçlayan çok sayıda ikili veya çok taraflı uluslararası sözleşme mevcuttur. Bazıları belirli bir coğrafi bölgede geçerli iken, bazıları daha geniş katılıma sahiptir. Örneğin:

  • Brüksel I (Brüksel Rejimleri): AB ülkeleri arasında medeni ve ticari konulardaki yargı kararlarının karşılıklı tanınması ve tenfizi.
  • Lugano Sözleşmesi: AB ülkeleriyle EFTA ülkeleri arasındaki medeni ve ticari konulara ilişkin kararların tanınması ve tenfizi.
  • Lahey Sözleşmeleri: Farklı konularda tanınma, tenfiz ve yetki kuralları getiren çok sayıda Lahey Sözleşmesi.
  • 1958 New York Sözleşmesi: Yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizi konusunda küresel ölçekte en önemli düzenleme.

Türkiye, New York Sözleşmesi’ne taraf olmakla birlikte, Brüksel I gibi AB iç düzenlemelerinin parçası değildir. Bu nedenle, AB üyesi devletlerin kendi aralarında uyguladığı tanıma ve tenfiz kolaylıkları, Türkiye bakımından otomatik olarak geçerli olmaz. Bunun yerine, Türkiye ile ilgili ülke arasında imzalanmış ikili antlaşmalar veya 5718 sayılı Kanun’daki genel hükümler devreye girer.

Geçerlilik Koşullarında Belgelerin Rolü​

Tanınma ve tenfiz davalarında, yabancı mahkeme kararının aslı ya da onaylı sureti mahkemeye sunulmalıdır. Ayrıca kararın kesinleştiğini gösteren belge veya şerh ile birlikte yeminli tercüman tarafından yapılmış çeviri de gereklidir. Belgelerin uluslararası dolaşımını kolaylaştırmak adına, kararın verildiği ülkede “apostil” onayı alınması sıklıkla karşımıza çıkar. Apostil, Lahey Konvansiyonu çerçevesinde, resmî belgelerin başka bir ülkede geçerli olabilmesi için basitleştirilmiş bir onay mekanizmasıdır. Apostil alınmamış belgeler, ilgili ülkenin konsolosluk veya büyükelçiliklerinde tasdik işlemleriyle de onaylatılabilir.

Belgelerin eksik veya hatalı sunulması, tanıma ve tenfiz talebinin reddedilmesine yol açabilir. Ayrıca, örneğin kararın içeriği ile tercümesi arasında önemli çelişkiler varsa, mahkeme ek belge veya düzeltilmiş çeviri talep edebilir. Bazı istisnai durumlarda ise tanıma ve tenfiz talebini doğrudan reddetmek de mümkündür.

Kanunlar İhtilâfı ve Yargılama Yetkisi​

Yabancı bir mahkeme kararının dayandığı hukukî ilişki, kanunlar ihtilâfı kuralları gereğince farklı bir ülke hukukuna tabi olabilir. Ancak bu durum, tanıma ve tenfiz süreci bakımından doğrudan belirleyici değildir. Yine de kanunlar ihtilâfı kurallarına aykırı şekilde yetkili olmayan bir mahkemede yargılama yapılmış ve tarafların uluslararası yetki konusundaki iradesi yok sayılmışsa, tanıma ve tenfiz talebi reddedilebilir.

Örneğin, taraflar sözleşmede “Uyuşmazlıklar İsviçre Mahkemeleri tarafından çözümlenecektir” şeklinde bir yetki klozu düzenlemiş, ancak davacı gidip farklı bir ülkede dava açmış ve bu ülkedeki mahkeme yetkili olmadığı halde yargılama yapmışsa; böyle bir kararın tanıma ve tenfizi büyük olasılıkla sorunlu olacaktır. Çünkü bu durumda hem sözleşmeye hem de potansiyel olarak o ülkenin kanunlar ihtilâfı kurallarına aykırılık söz konusudur.

Uygulamada Karşılaşılan Temel Engeller​

Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi sırasında sıklıkla rastlanan engellerden bazıları şöyle sıralanabilir:

  • Kamu düzeni ihlali: Kararın, kararın tanınmasını talep eden devletteki temel hukuk ilkeleriyle çelişmesi.
  • Esasa ilişkin yeniden inceleme yanılgısı: Mahkemelerin, tanıma veya tenfiz talebinde esasa dair yeniden yargılama yapmak istemesi, oysa mevzuat sadece usul ve sınırlı kamu düzeni incelemesine izin verir.
  • Mütekabiliyet eksikliği: İlgili yabancı devletin, talepte bulunan devletin kararlarını tanımaması veya çok zorlaştırması.
  • Belgelerin usulüne uygun sunulmaması: Kararın onaylı sureti, kesinleşme şerhi veya tercüme belgelerindeki eksiklikler.
  • Tebligat sorunları: Yabancı ülkede görülen davaya taraf olan kişiye, usulüne uygun tebligat yapılmadığının sonradan ortaya çıkması.

Bu engeller, uluslararası ticaret, aile hukuku, şahsî haklar gibi pek çok alanda ortaya çıkabilir. Tanıma ve tenfizin reddi, hem maddi hem de manevi açıdan ciddi sonuçlar doğurabilir.

Pratikte Mahkemelerin Yaklaşımı ve Yargı Kararları​

Türkiye’de yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi konusunda en belirleyici kaynak 5718 sayılı MÖHUK’tur. Bunun yanı sıra Yargıtay içtihatları da oldukça önemlidir. Yargıtay, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi davalarında kamu düzeni kavramını görece dar yorumlama eğilimindedir. Mahkemeler, tarafların savunma haklarının kullanılmaması veya açık hak ihlalleri olmadıkça kamu düzeni istisnasına dayanarak talebi reddetme yoluna gitmemektedir.

Aynı şekilde, yurt dışında boşanmış ve bunu Türkiye’de tanıtmak isteyen kişilerin başvuruları, gerekli belgelerin eksiksiz sunulması halinde genellikle olumlu sonuçlanmaktadır. Ancak, maddi veya usul şartlarında bariz eksiklikler görülürse, mahkemenin kararı reddetmesi mümkündür. Bu süreçte, farklı dava örneklerinde Yargıtay, özellikle tarafların kimlik bilgilerinin tutarlılığı, kararın kesinleşme tarihinin doğru gösterilmesi ve tercümenin doğruluğu konularına dikkat çeker.

Bazı durumlarda ise mahkeme, yargılama sonunda tanıma ve tenfiz şartlarının kısmen yerine getirildiğine karar vererek belirli kısımların tanınmasına, diğer kısımların ise reddine hükmedebilir. Bu, özellikle kararın bir bölümünün kamu düzeniyle çelişmesi ancak diğer bölümlerinin çelişmemesi halinde gündeme gelebilir.

Yeni Eğilimler ve Teknolojik Gelişmelerin Etkisi​

Küreselleşme, dijitalleşme ve sınır ötesi işlemlerin artması, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizine dair uygulamalara yeni boyutlar kazandırmaktadır. Çevrim içi ortamda yapılan sözleşmeler, e-ticaret, kripto varlıklar ve dijital platformlar üzerinden sağlanan hizmetlerdeki uyuşmazlıkların çözümünde verilen kararların başka ülkelere götürülmesi söz konusu olmaktadır.

Bununla birlikte, akıllı sözleşmeler ve blok zincir teknolojilerine dayalı tahkim platformları da gündeme gelmektedir. Uluslararası tahkim uygulamalarında, hakem heyetlerinin çevrim içi duruşmalar yapması, elektronik imzalı belgelerin kullanılması ve dijital delillerin incelenmesi artık rutin hale gelmiştir. Dolayısıyla, bu kararların tanınması ve tenfizi sürecinde de dijital kanıtlama yöntemleri, verinin güvenliği ve orijinalliği konuları gündeme gelmektedir.

Bazı hukuk sistemleri, çevrim içi tahkim kararlarının geçerliliği hakkında özel düzenlemelere yönelmektedir. Ancak henüz küresel ölçekte kabul gören yeknesak kurallar bulunmamaktadır. Uygulamada mahkemeler, klasik usul şartlarına ek olarak dijital delillerin güvenilirliği ve tarafların eşit şekilde sürece katılımı konularını özenle değerlendirmeye başlamıştır.

Tahkime Alternatif Olarak Arabuluculuk ve Uyuşmazlık Çözüm Merkezleri​

Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri (ADR), devlet mahkemelerine göre daha hızlı ve esnek prosedürlerle uyuşmazlıkların çözülmesini sağlar. Arabuluculuk, uzlaşma, uzlaştırma veya erken tarafsız değerlendirme gibi yöntemler, tarafların bir anlaşma metni üzerinde uzlaşmasına imkân verir. Burada dikkat çekici husus, taraflarca imzalanan arabuluculuk anlaşmasının veya uzlaşma metninin “yabancı mahkeme kararı” niteliği taşımamasıdır. Bu tür anlaşmaların diğer ülkede icra kabiliyeti kazanabilmesi için ya ayrı bir tenfiz süreci ya da mahkeme kararı ile teyit edilmesi gerekebilir.

Birçok ülke, arabuluculuk anlaşmalarının sınır ötesi icra edilmesini kolaylaştırmak amacıyla yeni düzenlemeler üzerinde çalışmaktadır. 2019 tarihli Singapur Sözleşmesi (Uluslararası Arabuluculuk Sonucunda Yapılan Anlaşmaların İcra Edilmesi Hakkında Birleşmiş Milletler Sözleşmesi), arabuluculuk anlaşmalarına taraf olan devletlerde icra kabiliyeti tanımayı amaçlar. Bu sözleşme, henüz her ülkede uygulanmasa da gelecekte ADR mekanizmalarının da tanıma ve tenfiz kapsamına alınabileceğinin sinyallerini vermektedir.

Kararların Bölünebilirliği ve Kısmen Tanıma/Tenfiz​

Yabancı mahkeme kararının bir kısmının kamu düzenine aykırı, diğer kısmının ise hukuka uygun olması halinde, mahkeme kısmen tanıma veya tenfiz yoluna gidebilir. Bu yaklaşım, uluslararası uygulamada “kararların bölünebilirliği” ilkesi olarak bilinir. Söz konusu kısmi tanıma, özellikle bir kararın aile hukukuna ilişkin hükümleri ile mali hükümlerin aynı metinde yer aldığı durumlarda önem arz eder. Mahkeme, örneğin boşanma hükmünü tanırken, alacak veya tazminat hükümlerini kamu düzeni nedeniyle reddedebileceği gibi bunun tersi de mümkün olabilir.

Kararların bölünebilirliği ilkesi, tarafların menfaat dengesini korumak ve somut uyuşmazlıkta makul bir çözüm oluşturmak amacıyla uygulanır. Doktrinde de genellikle, kısmen tanıma ve tenfizin, uluslararası hukukun işlevselliğini artırdığı, uyuşmazlıkların daha adil ve ekonomik çözümünü sağladığı kabul edilmektedir.

Yargılama Süresinin Kısaltılması ve Reform Önerileri​

Uluslararası uyuşmazlıkların sayısındaki artış, mahkemelerde birikmeye neden olabilmektedir. Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi davalarının hızlı görülmesi, hem hukuk güvenliği hem de ekonomik ilişkilerin aksamaması açısından önemlidir. Bazı hukuk sistemlerinde, tanıma ve tenfiz davaları için uzmanlaşmış mahkemeler veya ihtisas daireleri oluşturulmuştur. Örneğin, büyük ticaret merkezlerinde ticari davalara bakan özel mahkemeler, yabancı kararların tanınması ve tenfizine ilişkin usulü hızlandırabilir.

Reform önerileri arasında, elektronik ortamda belge sunulması, duruşmaların çevrim içi yapılması, tarafların uzlaşmaya teşvik edilmesi ve basit yargılama usullerinin tanıma/tenfiz davalarına uygulanması gibi yöntemler öne çıkar. Ayrıca, uluslararası veritabanları üzerinden karar bilgilerinin paylaşılması, tebligat ve belge incelemelerini kolaylaştırabilir. Böylece, yargılama süreleri kısalırken, kararların doğrulanma işlemleri de hızlandırılmış olur.

Kanun Uyuşmazlıklarının Etkisi ve Kısmi Kriterler​

Yabancı mahkeme kararının dayandığı maddi hukuk kuralları, tanıma ve tenfiz aşamasında genellikle tekrar sorgulanmaz. Ancak, söz konusu hukuk kurallarının kamu düzeniyle açıkça çelişen nitelikte olması veya ağır hak ihlallerine yol açması durumunda, bu husus tanıma ve tenfiz reddi gerekçesi haline gelebilir. Örneğin, bir ülkede haksız fiil hukukunun çok farklı bir düzenlemesi sonucunda, mağdurun temel tazminat hakkı yok sayıldıysa ve bu durum insan haklarını ihlal edecek boyuttaysa, ilgili kararın tanınmasında güçlükler yaşanabilir.

Bu tür örnekler, öğretide “maddi hukuk kamu düzeni” denilen olguya işaret eder. Kamu düzeni denetimi, sadece usul yönünden değil, maddi yönlerden de yapılabilir. Ancak bu denetim, istisnai ve sınırlı bir çerçevede kalmaktadır. Mahkemeler, aksi halde yabancı mahkemede görülen davayı baştan sona yeniden incelemiş olur ki bu, tanıma ve tenfizin ruhuna aykırıdır.

Devletin Egemenliği ve Sınır Ötesi İcra Mekanizmaları​

Tanıma ve tenfiz meselesi, aynı zamanda bir devletin egemenlik alanını ve yargı yetkisini yakından ilgilendirir. Her devlet, kendi topraklarında kural koyma ve bu kuralları uygulama hakkına sahiptir. Yabancı bir mahkeme kararının icrası, sonuç itibarıyla yabancı bir yargı makamının hükmünün, farklı bir egemenlik alanında hayata geçirilmesi anlamına gelir. Dolayısıyla, tanıma ve tenfiz mekanizmaları, devletlerin rızasına dayalı çalışan, uluslararası hukukun önemli bir alanını teşkil eder.

Bu sürecin işlemesi, devletlerin birbirlerine karşılıklı güven duymasını ve asgarî düzeyde ortak hukuk prensiplerini paylaşmasını gerektirir. Aksi takdirde, yabancı mahkeme kararlarını kendi ülkesinde uygulamaya yanaşmayan devletlerin sayısı arttıkça, uluslararası hukuk düzeni istikrarsız hale gelir. Bu yüzden, devletler çoğunlukla ikili veya çok taraflı sözleşmelerle bu konuda işbirliğine giderler ve mahkemeler de mevzuatta tanımlanan şartlar çerçevesinde karar verir.

Doktrin Görüşleri ve Akademik Tartışmalar​

Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi konusunda doktrinde süregelen tartışmaların odağında, kamu düzeni istisnasının kapsamı, mütekabiliyet gerekliliğinin liberalize edilmesi ve usul eksikliklerinin ne derece tanıma/tenfize engel olacağı gibi konular yer alır. Bazı hukukçular, uluslararası ticaretin ve insanların serbest dolaşımının artması nedeniyle mütekabiliyet ilkesinin daraltılması gerektiğini savunurken, diğerleri ise ulusal egemenliğin korunması açısından mütekabiliyetin vazgeçilmez olduğunu ileri sürer.

Benzer şekilde, kamu düzeni istisnasının çok geniş yorumlanması, uluslararası hukuk düzeninde istikrarsızlığa neden olabilir ve mahkemelerin keyfî kararlar vermesine yol açabilir. Ancak, istisnanın çok dar yorumlanması halinde de, devletin en temel değerlerini koruyamaz hale gelmesi mümkündür. Dolayısıyla, ideal yaklaşımın, somut olay temelinde hassas bir denge sağlamak olduğu vurgulanır.

Bir başka tartışma alanı, tanıma ve tenfiz işlemlerinin otomatikleşip otomatikleşemeyeceğidir. Özellikle Avrupa Birliği içindeki düzenlemelerde, basit prosedürler ve elektronik ortamda hızlı inceleme mekanizmaları önerilmektedir. Gelişen teknolojiler ve yapay zekâ sistemleri, gelecekte tanıma ve tenfiz taleplerinin hızlı tarama ve denetleme süreçlerinden geçmesini mümkün kılabilir. Ancak, nihai kararı yine hâkimler verecektir; zira her somut olayın özelliği ve kamu düzeni denetimi yapay zekâ algoritmalarına tam anlamıyla devredilemeyecek kadar karmaşık hukuki ve etik boyutlara sahiptir.

Farklı Ülkelerde Örnek Vaka Analizleri​

Bazı ülkelerde, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi süreçleri daha liberal kurallara bağlıdır. Örneğin, ABD’de bazı eyaletler, kararın verildiği yabancı mahkemenin asgari usul kurallarına uyduğunu ve tarafların uygun şekilde tebligat aldığını görürse, kamu düzeni istisnası çok dar yorumlanarak tanıma/tenfiz kararı verebilmektedir. Buna karşılık, kamu düzeninin hem maddi hem de usul yönünü daha geniş ele alan ülkelerde, reddedilme oranı yüksektir.

Aile hukukundan bir örnek vermek gerekirse, bir ülke, kadına boşanma davasında savunma hakkı tanınmadığı gerekçesiyle, başka ülkede verilmiş bir boşanma kararını reddedebilir. Buna karşın, ticari uyuşmazlıklarda benzer bir eksiklik tespit edildiğinde, eksiklerin giderilmesi şartıyla yenilenen dava prosedürü veya tarafların talebiyle ikinci bir duruşma imkânı tanınarak kısmi çözümler üretilebilir. Bu farklılıklar, “her olayın kendi koşullarına” yaklaşımının hakim olduğunu göstermektedir.

Genel Değerlendirme ve Geleceğe Yönelik Perspektifler​

Devletler özel hukukunda yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi, uluslararası ilişkilerin ve özellikle ekonomik bağların güçlendirilmesi için kritik önemdedir. Günümüzde bireyler ve şirketler, faaliyetlerini çoğu zaman birden çok ülkede eşzamanlı sürdürmektedir. Dolayısıyla herhangi bir ülkede alınan mahkeme kararının, diğer ülkelerde de etki doğurabilmesi, hukukun birliğini ve istikrarını sağlayan en önemli mekanizmalardan biridir.

Mevcut düzenlemelere ve yargı içtihatlarına bakıldığında, kamu düzeni ve mütekabiliyet gibi “koruyucu” kavramların, özellikle insan hakları ve temel anayasal prensipler ihlal edilmediği sürece, yabancı kararların tanınması ve tenfizi için mutlak bir engel oluşturmadığı görülür. Aksine, çağdaş yaklaşım, küresel ölçekte hukukî dayanışma ve güvenilirlik sağlamayı amaçlamakta; bu nedenle de tanıma/tenfiz taleplerine “kolaylaştırıcı” bir tutumla yaklaşılmaktadır.

Öte yandan, teknolojik gelişmeler, dijitalleşme, uluslararası tahkim ve arabuluculuk alanlarındaki yenilikler, tanıma ve tenfiz kavramını yeni boyutlara taşıyacak görünmektedir. Blok zincir tabanlı kararlar, çevrim içi tahkim platformları ve elektronik delillerin değerlendirilmesi gibi konular, geleceğin uluslararası özel hukuk gündemini belirlemeye adaydır. Bu bağlamda, devletlerin mevzuatlarını güncellemeleri ve yargı organlarının da yeni teknolojilerle ilgili eğitim alması büyük önem taşır.

Devletler özel hukukunun temel amacı, farklı hukuk sistemleri arasındaki uyuşmazlıkları adil, etkin ve öngörülebilir şekilde çözüme kavuşturmaktır. Yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi ise bu amacın somut uygulama alanlarından biridir. Belirli standartların oturması ve devletlerin karşılıklı güven ilişkisini güçlendirmesi, uluslararası ticari işlemlerin ve şahsi ilişkilerin istikrarı için olmazsa olmazdır. Mahkemeler ise sadece kendi iç hukuku değil, küresel hukuk düzeninin gerektirdiği minimum standartları gözeterek karar vermeli ve yabancı mahkeme kararlarının tanıma/tenfiz süreçlerinde hakkaniyeti sağlamaya devam etmelidir.
 
Geri
Tepe