Neler yeni
HukukiSözlük.com

Ücretsiz bir hesap oluşturarak hemen üye olun! Üye girişi yaptıktan sonra, bu sitede kendi konu ve gönderilerinizi ekleyerek tartışmalara katılabilir, ayrıca özel mesaj kutunuzu kullanarak diğer üyelerle iletişime geçebilirsiniz. Böylece tüm forum özelliklerinden tam olarak yararlanabilir ve deneyiminizi dilediğiniz gibi özelleştirebilirsiniz!

Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu

hukukisozluk

Yönetim
Personel

Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun Tarihsel Arka Planı​

Yabancılar hukuku, devletlerin egemenlik haklarına dayanarak kendi ülkeleri sınırları içinde bulunmak isteyen kişilere yönelik düzenlemeleri içerir. Türkiye’de yabancılara ilişkin hukuki düzenlemelerin tarihsel gelişimi oldukça eski dönemlere dayansa da modern anlamda bütüncül bir yaklaşım getiren çerçeve metin, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (bundan sonra “Kanun” olarak anılacaktır) olmuştur. Kanun 4 Nisan 2013 tarihinde kabul edilmiş ve Nisan 2014’te yürürlüğe girmiştir. Bu kanunla beraber Türkiye’deki yabancılara dair düzenlemeler, vize ve ikamet izinleri, sınır dışı işlemleri, uluslararası koruma statüleri ve idari yapı konularında köklü değişiklikler meydana gelmiştir.

Tarihsel olarak Osmanlı İmparatorluğu döneminde yabancılara dair düzenlemeler, kapitülasyonlar ve devletlerarası antlaşmalar çerçevesinde şekillenmekteydi. Cumhuriyet döneminde ise ilk yıllarda kabine kararları, misafirperverlik politikaları ve kimi ikincil düzenlemeler ağırlık kazanmıştır. Daha sonraki dönemde 5683 sayılı “Yabancıların Türkiye’de İkamet ve Seyahatleri Hakkında Kanun” uzun yıllar boyunca temel referans metni olmuş, ancak modern göç dalgaları ve Avrupa Birliği ile uyum süreci, daha kapsamlı bir düzenleme ihtiyacını doğurmuştur. Özellikle Soğuk Savaş sonrası dönemde farklı ülkelerden gelen göçmen ve mülteci gruplarının artması, Ortadoğu’da yaşanan siyasi istikrarsızlıkların tetiklediği sığınma başvuruları ve Türkiye’nin coğrafi konumu itibarıyla bir transit ülke haline gelmesi, yeni ve bütüncül bir göç mevzuatı gerekliliğini açıkça ortaya koymuştur.

6458 sayılı Kanun’un hazırlanmasında uluslararası standartlar, Avrupa Birliği müktesebatı ve küresel düzeyde benimsenen temel ilke ve prensipler göz önünde bulundurulmuştur. Türkiye’deki mevcut uygulamaların güncellenmesi, yabancılar ve uluslararası koruma alanında kurumlar arası koordinasyonun sağlanması ve hak ve özgürlüklerin korunması esas alınmıştır. Böylece Kanun, mülteci, şartlı mülteci ve ikincil koruma gibi uluslararası koruma statülerini de içerecek biçimde kapsamlı bir yapı kurmuştur.

Kanun’un Amaç ve Kapsamı​

6458 sayılı Kanun, yabancıların Türkiye’ye giriş ve çıkış işlemleri, ikamet izinleri, sınır dışı etme prosedürleri, uluslararası koruma başvuruları ve geçici koruma statüsünü kapsamlı biçimde ele alır. Kanun’un amaçları arasında yabancıların temel hak ve hürriyetlerine saygıyı korumak, insan onurunu gözetmek ve Türkiye’nin güvenlik ve kamu düzenini de sağlama almak bulunmaktadır. Bunun yanı sıra uluslararası göçün yönetimi, ülkenin ekonomik ve sosyal politikalarıyla eşgüdümlü olarak yürütülmek istenmiştir.

Kanun’un getirdiği en önemli yenilik, uluslararası koruma statülerinin ayrıntılı düzenlenmesidir. Mülteci, şartlı mülteci, ikincil koruma ve geçici koruma statülerinin her biri farklı hukuki sonuçlar doğurur. Bu statülerin ayrıntılı tanımlanması, başvuru prosedürleri ve haklar-yükümlülükler dengesi, uluslararası koruma alanının modern prensipleri çerçevesinde düzenlenmiştir. Ayrıca Kanun, idari anlamda Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün kurulması ve bu alanda uzmanlaşmış personel istihdamı gibi yapısal yenilikler de getirmiştir.

Sınır dışı etme, idari gözetim, vize rejimi ve ikamet izni türlerinin belirlenmesi konusunda eskiden beri var olan karmaşıklık büyük ölçüde giderilmeye çalışılmıştır. Yabancılar hukukunda şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkesi, Kanun’un temel yaklaşımlarından biridir. Başvuruların değerlendirilmesi sürecinde öngörülebilir ve hak odaklı bir prosedür sağlamak amacıyla çeşitli kurallar getirilmiştir. Özellikle idari yargı denetiminin genişletilmesi, hukuki güvencelerin artırılması bakımından önem taşır.

Uygulamada Ortaya Çıkan Gerekçeler​

Kanun’un kabul edilmesini hızlandıran sebepler, hem uluslararası hem de ulusal düzeydeki çeşitli dinamiklere dayanır:

  • Göç dalgalarının yoğunlaşması, özellikle komşu coğrafyalarda meydana gelen çatışmalar.
  • Avrupa Birliği ile yürütülen müzakere sürecinde düzensiz göçün engellenmesi ve geri kabul anlaşmalarının uygulanması.
  • İnsan hakları standartlarının yükseltilmesi amacıyla uluslararası sözleşmelere uyum sağlama ihtiyacı.
  • Yabancılara ilişkin dağınık ve farklı kanunlarda düzenlenmiş mevzuatın tek bir çerçeve içinde toplanması.
  • Yabancıların iş gücüne katılımı, sosyal haklar, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim gibi alanlarda düzenleme gerekliliği.

Tanımlar ve Temel Kavramlar​

6458 sayılı Kanun, yabancılara ilişkin çok sayıda tanım ve temel kavramı düzenleyerek kavramsal bir bütünlük sağlar. Bu kavramların doğru anlaşılması, Kanun’un pratik uygulamalarında yaşanabilecek sorunların azaltılması açısından büyük önem taşır.

Yabancı Kavramı​

Kanun’da “yabancı” kelimesi, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan herkesi ifade eder. Türk hukukunda vatandaşlık, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’yla düzenlenmiş olup vatandaşlık kazanma, kaybetme ve çıkma gibi konularla netleştirilir. Vatandaş olmayan kişilerin statüsünün belirlenmesi ve buna uygun hak ve yükümlülüklerin uygulanması, yabancılar hukukunun alanına girer.

İkamet İzni​

İkamet izni, bir yabancının Türkiye sınırları içinde belirli bir amaçla ve belirli bir süreyle kalmasına izin veren resmî belgedir. İkamet izinleri Kanun’da farklı türlerde düzenlenmiştir. Temel türler şunlardır:

  • Kısa dönem ikamet izni
  • Aile ikamet izni
  • Öğrenci ikamet izni
  • Uzun dönem ikamet izni
  • İnsani ikamet izni
  • İnsan ticareti mağduru ikamet izni

Her bir ikamet izninin koşulları, başvuru süreçleri ve yenileme prosedürleri farklıdır. Ayrıca eğitim, aile birleşimi ve çalışma gibi amaçlarla alınan ikamet izinlerinin hak ve yükümlülükleri de değişiklik gösterir.

Vize​

Vize, bir yabancının Türkiye’ye giriş yapabilmesi için gerekli olabilen ön izni ifade eder. Vize, pasaporta yapıştırılan veya elektronik ortamda düzenlenebilen bir etiketten oluşabilir. Türkiye farklı ülke vatandaşları için farklı vize politikaları uygular. Vize türleri arasında turistik vize, ticari vize, öğrenci vizesi veya çalışma vizesi gibi çeşitler mevcuttur. Diplomatik, hususi pasaport gibi pasaport türlerine veya ikili anlaşmalara bağlı olarak kimi ülke vatandaşlarından vize talep edilmeyebilir.

Sınır Dışı Etme (Deport)​

Kanun uyarınca, kamu düzeni veya güvenliği açısından tehdit oluşturan veya idari ihlal ya da kamu sağlığı gibi çeşitli nedenlerle Türkiye’de kalması sakıncalı bulunan yabancıların sınır dışı edilmelerine ilişkin usul ve esaslar belirlenmiştir. Sınır dışı kararının alınması, idari bir işlem olup yargı denetimine tabidir. Bu işlem sırasında özellikle geri gönderme yasağı (non-refoulement) ilkesine dikkat edilir. Geri gönderme yasağı, yabancının döneceği ülkede işkence, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele ya da cezaya maruz kalma riski olup olmadığını incelemeyi gerektirir.

Uluslararası Koruma Statüleri​

Kanun’un en önemli yeniliklerinden biri, uluslararası koruma statülerinin ayrıntılı biçimde düzenlenmesidir. Bu düzenleme, 1951 Cenevre Sözleşmesi ve ek protokol, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) gibi uluslararası belgeler doğrultusunda yapılmıştır.

Mülteci​

Kanun’un 61. maddesine göre mülteci statüsü, Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar nedeniyle 1951 Cenevre Sözleşmesi’ndeki tanıma uygun olarak korunan kişileri kapsar. Türkiye, 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne coğrafi çekince koymuştur. Bu nedenle Türkiye’de ancak Avrupa Konseyi üyesi ülkelerden gelen ve mülteci statüsü için gereken şartları taşıyan kişiler “mülteci” olarak tanınır. Bu durum, Türkiye’nin göç politikasında özgün bir konum yaratır çünkü Avrupa dışındaki ülkelerden gelenler mülteci statüsüne değil, farklı statülere tabi olurlar.

Mülteci statüsündeki kişilerin ülkeye yasal giriş yapmaları, geçerli bir pasaporta sahip olmaları veya uluslararası koruma başvurusunda bulunmaları gerekir. Başvuru değerlendirme süreci, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından yürütülür ve haklarında olumlu karar verilir ise mültecilik statüsü tanınır. Söz konusu statüye sahip kişiler, ikamet, çalışma, eğitim ve sosyal haklar bakımından uluslararası normlara uygun bir korumaya sahip olurlar.

Şartlı Mülteci​

Kanun’un 62. maddesine göre Avrupa ülkeleri dışından gelen ve 1951 Cenevre Sözleşmesi’ndeki tanıma uygun olan yabancılara verilen statüdür. Avrupa dışından gelen kişilere Türkiye tam mülteci statüsü tanımadığı için “şartlı mülteci” kavramı oluşturulmuştur. Şartlı mülteciler, üçüncü bir ülkeye yerleştirilene kadar Türkiye’de geçici bir koruma altında kalabilmektedir. Bu kişiler de temel insani haklardan ve sosyal hizmetlerden yararlanabilirler ancak mültecilerden farklı olarak sürekli kalıcı statü elde etme hakları sınırlıdır.

Şartlı mültecilerin prosedür süreci, mültecilerle benzer şekilde yürütülmekte olup başvuruların kabul veya ret ile sonuçlanması halinde ilgili kişilere idari ve yargısal itiraz yolları açıktır. Şartlı mültecilerin Türkiye’de kalış süresi boyunca çalışma izinleri ve diğer hakları, ikincil düzenlemeler ve idari yönergelerle belirlenir. Kimi durumlarda sağlık ve eğitim hizmetlerine erişimde aşamalı zorluklar yaşanabilmektedir.

İkincil Koruma​

Kanun’un 63. maddesine göre menşe ülkelerine döndükleri takdirde ölüm cezasına, işkenceye, insanlık dışı veya onur kırıcı muameleye maruz kalma riski bulunan ya da yaygın şiddet ortamında ciddi bir tehdit altında olan kişilere tanınan koruma statüsüdür. İkincil koruma, Cenevre Sözleşmesi mülteci tanımına girmeyen ancak uluslararası korumaya ihtiyaç duyan kişileri kapsar. Bu kişilerin geri gönderilmeleri halinde hayati riskleri varsa veya temelde ciddi insan hakları ihlallerine maruz kalacaklarsa ikincil korumadan yararlandırılırlar.

İkincil koruma statüsü ile şartlı mülteci ve mülteci statüleri arasında haklar ve yükümlülükler bakımından bazı farklar bulunur. İkincil koruma başvuruları da Göç İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından incelenir ve ret kararlarına karşı itiraz hakkı saklıdır. Bu statüyü kazanan kişilerin Türkiye’de ikamet etmeleri ve belirli koşullara bağlı olarak çalışma izni almaları mümkündür.

Geçici Koruma​

Türkiye, özellikle komşu ülkelerde yaşanan geniş çaplı kriz, çatışma ve savaş ortamları nedeniyle kitlesel nüfus hareketlerine maruz kaldığında “geçici koruma” statüsünü uygulamaya koymuştur. Geçici koruma, genellikle kitlesel akın halinde gelen yabancılar için uluslararası düzeyde geçerli standartlar doğrultusunda sağlanan hızlı ve pratik bir koruma mekanizmasıdır. Özellikle Suriye krizi sonrasında, Türkiye milyonlarca Suriyeliye geçici koruma statüsü vermiştir.

Geçici koruma rejimi, kişilerin temel ihtiyaçlarını, sağlık, eğitim, barınma ve diğer sosyal hizmetlere erişimlerini güvence altına alır. Bu statü, bireysel koruma başvurularına kıyasla daha geniş bir topluluğu kapsar. Ancak geçici koruma sahiplerinin uzun vadeli ikamet hakları, Türkiye vatandaşlığına geçiş imkânları ve serbest dolaşım gibi konularda çeşitli sınırlamalar mevcuttur. Yine de Türkiye, geçici koruma altındaki kişilere birçok sosyal hak ve hizmet sunarak uluslararası alanda önemli bir sorumluluk üstlenmiştir.

İdari Yapı ve Göç İdaresi Genel Müdürlüğü​

6458 sayılı Kanun’la kurulan Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyet gösteren ve yabancılar ile uluslararası koruma alanındaki temel idari uygulamaları koordine eden kurumdur. Bu kurumun kurulması, Türkiye’de göç politikalarının tek bir çatı altında toplanması bakımından büyük önem taşır. Göç İdaresi, çeşitli il ve ilçe teşkilatları aracılığıyla vize, ikamet izni, uluslararası koruma başvuruları, geçici koruma işlemleri ve sınır dışı kararlarının uygulanması gibi işlemleri yürütür.

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, aynı zamanda göç stratejilerini belirleyerek göç yönetimi politikalarını planlar ve uygular. Bu süreçte diğer kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve uluslararası kuruluşlarla işbirliği yapar. Özellikle Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ve Uluslararası Göç Örgütü (IOM) gibi kuruluşlarla yapılan ortak çalışmalar, uluslararası koruma başvurusunda bulunan kişilere yönelik insani yardımların koordinasyonunda önemli rol oynar.

İdari yapı içinde ayrıca uyum politikaları ve entegrasyon çalışmalarına yönelik birimler de oluşturulmuştur. Bu birimler, yabancıların Türk toplumuna uyum süreçlerini desteklemek için dil kursları, mesleki eğitim, sosyal ve kültürel faaliyetler gibi programlar geliştirmeye çalışır. Göç İdaresi’nin faaliyet alanına giren konular çeşitlilik gösterdiğinden, uzmanlaşmış personel istihdamı ve kapsamlı veri yönetimi sistemlerinin geliştirilmesi hedeflenmektedir.

İkamet İzinleri ve Uygulama Esasları​

6458 sayılı Kanun, yabancıların Türkiye’de belirli sürelerle ve belirli amaçlarla kalabilmesini düzenleyen ikamet izinlerini detaylı bir şekilde ele almıştır. İkamet izinlerinin türleri, başvuru koşulları, süreleri ve yenileme işlemleri Kanun’un uygulama yönetmelikleri ve idari genelgelerle somutlaştırılmıştır.

Kısa Dönem İkamet İzni​

Kısa dönem ikamet izni, genellikle turizm, ticaret, iş görüşmesi, bilimsel araştırma veya benzeri amaçlarla Türkiye’de kalmak isteyen yabancılara verilir. Bu izinler en fazla iki yıla kadar düzenlenebilir ve ihtiyaç duyulduğunda yenilenebilir. Kısa dönem ikamet izni için gerekli belgeler şunları içerebilir:

  • Pasaport veya yerine geçen belge
  • Geçerli sağlık sigortası
  • Maddi yeterliliğe dair kanıt
  • Konaklama bilgileri

Aile İkamet İzni​

Aile ikamet izni, Türk vatandaşı ile evli olan ya da Türkiye’de ikamet izni sahibi yabancının eşi, reşit olmayan çocuğu veya bağımlı aile üyeleri için düzenlenir. Aile ikamet izninin süresi en fazla üç yıl olabilir. Bu iznin verilmesinde temel amaç, aile birliğinin korunmasıdır. Aile ikamet izni sahibi kişiler, eğitim, sağlık hizmetlerinden yararlanma ve çalışma izni alabilme gibi haklara da sahip olabilirler.

Öğrenci İkamet İzni​

Türkiye’de bir yükseköğretim kurumunda öğrenim gören yabancılara öğrenci ikamet izni verilir. Bu izin, öğrenim süresince geçerli olup mezuniyet veya kayıt sildirme durumunda sona erer. Öğrenciler, belirli şartlar altında kısmi zamanlı çalışma izni de alabilmektedir. Öğrenci ikamet izni başvurularında üniversite kabul belgesi, maddi yeterlilik, sağlık sigortası gibi belgeler aranır.

Uzun Dönem İkamet İzni​

En az sekiz yıl kesintisiz ve yasal olarak Türkiye’de ikamet eden yabancılar, uzun dönem ikamet iznine başvurabilirler. Uzun dönem ikamet izni, daimi nitelikte olup çeşitli sosyal haklar bakımından Türk vatandaşlarına yakın haklar sağlar. Uzun dönem ikamet izni sahipleri genellikle askerlik, seçim ve kamu görevlerine girme gibi haklardan yararlanamaz ancak eğitim, sağlık, çalışma gibi alanlarda avantajlara sahiptirler.

İnsani İkamet İzni​

Olağan dışı durumlarda, özel insani sebeplerin varlığı halinde (örneğin sınır dışı edilmesi uluslararası hukuka aykırı olabilecek veya mağduriyet riski taşıyan yabancılar) insani ikamet izni düzenlenebilir. Bu izin, istisnai bir düzenleme olup belirli şartlara bağlı olarak verilir ve yenilenir.

İnsan Ticareti Mağduru İkamet İzni​

İnsan ticareti mağduru olan yabancılara, rehabilitasyon ve destek almak amacıyla kısa süreli bir koruma sağlamak için insan ticareti mağduru ikamet izni verilebilir. Bu izin, mağdurun güvenliği ve psikolojik desteği açısından kritik önem taşır. Gerekli görülürse izin süresi uzatılabilir.

İkamet İzinlerinin Başvuru ve Değerlendirilme Süreci​

İkamet izni başvuruları genellikle elektronik ortamda yapılmakta olup başvurularda talep edilen belgeler, yabancının kalış amacına göre değişir. Başvuru değerlendirmesi sırasında özellikle kamu düzeni ve güvenliği açısından bir sakıncanın bulunmaması, başvuranın maddi kaynaklarının yeterli olması ve sağlık sigortası gibi koşullar incelenir. Başvuru reddi, iptali veya uzatma taleplerinin reddi hallerinde kişilere itiraz hakkı tanınır. Böylece idari işlem kararlarının yargısal denetime tabi olması sağlanarak hak arama özgürlüğü korunur.

Sınır Dışı Etme ve İdari Gözetim Prosedürleri​

Yabancıların Türkiye’de kalışının ulusal güvenlik, kamu düzeni veya kamu sağlığı açısından sakıncalı olduğu durumlarda ya da vize veya ikamet ihlali gibi idari ihlaller söz konusu olduğunda, sınır dışı etme (deport) kararı alınabilir. Bu kararın alınmasında ve uygulanmasında 6458 sayılı Kanun kapsamındaki esaslar gözetilir. Sınır dışı etme kararı, esasen idari bir işlemdir ve itiraz yolları açıktır.

Sınır Dışı Kararının Alınma Nedenleri​

Kanun’da çeşitli sebepler sınır dışı kararının alınmasını gerektirebilir:

  • Türkiye’ye giriş veya ikamet için gerekli vize ve benzeri şartların ihlali
  • Kamu düzeni, kamu güvenliği ya da kamu sağlığına tehdit oluşturma
  • Suç işleme veya terör örgütüyle bağlantı
  • Yalan ve yanıltıcı belge kullanımı
  • İkamet izninin iptal edilmesi

İdari Gözetim​

Sınır dışı kararı verilen yabancılar, gerekli görüldüğünde geri gönderme merkezlerinde idari gözetim altına alınabilirler. İdari gözetim, özgürlükten mahrumiyet anlamına geldiğinden kanunlarda ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. İdari gözetimin yasal dayanakları, süresi ve itiraz hakkı, hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde güvence altına alınmıştır. Her yabancının 48 saat içinde idari gözetim kararına karşı Sulh Ceza Hâkimliğine itiraz hakkı vardır.

Geri Gönderme Yasağı (Non-Refoulement)​

Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası anlaşmalara göre, bir kişi işkence, insanlık dışı veya onur kırıcı muamele, ölüm tehlikesi veya zulüm görme riski ile karşı karşıya kalacağı bir ülkeye geri gönderilemez. Geri gönderme yasağı, Kanun’da açıkça düzenlenmiştir. Bu ilke, sınır dışı kararlarının uygulanmasında temel bir kural olarak yer alır. Bu nedenle, sınır dışı kararı verilmiş olsa dahi eğer kişinin menşe ülkesine geri dönmesi hayati risk teşkil ediyorsa kararın uygulanması askıya alınabilir.

Başvuru, İtiraz Mekanizmaları ve Yargısal Denetim​

6458 sayılı Kanun, yabancılara ve uluslararası koruma başvurucularına geniş kapsamlı bir itiraz ve yargısal denetim mekanizması sunar. Bu yaklaşım, hukuki güvenceyi sağlamayı ve idarenin hatalı veya keyfi uygulamalarını sınırlamayı amaçlar.

İdari İtiraz Süreçleri​

Uluslararası koruma başvurusu ret kararlarına veya sınır dışı kararı gibi idari işlemlere karşı, belirli süreler içinde Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne veya ilgili komisyonda itirazda bulunmak mümkündür. İtirazda, idarenin kararının hukuka aykırı yönleri, yeni deliller veya esas incelemede gözden kaçan hususlar dile getirilir. Bu süreçte hukuki yardım, tercümanlık ve benzeri destek hizmetleri de sağlanabilir. İdari itiraz sonucunda bir karar verilir ve bu karar yabancıya tebliğ edilir.

Yargısal Denetim​

İdari itiraz yolunun tüketilmesi veya bazı durumlarda doğrudan dava açılabilmesi, yargısal denetim mekanizmasının en önemli aşamasıdır. İdari Yargılama Usulü Kanunu çerçevesinde idari dava açılması mümkündür. Bu davalarda yürütmenin durdurulması talep edilebilir ve mahkeme, sınır dışı işleminin kişi için geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabileceğini değerlendirerek geçici olarak işlemi durdurabilir. Böylece yabancının etkili bir şekilde hakkını savunması sağlanır.

Avukat ve Tercüman Desteği​

Kanun, özellikle uluslararası koruma başvurularında ve idari gözetim süreçlerinde hukuki yardım hakkını tanımıştır. Avukatlık Kanunu kapsamında barolar tarafından görevlendirilen avukatlar veya sivil toplum kuruluşları bu süreçte destek olabilir. Ayrıca, dil engelinin aşılması için tercüman sağlanması da önem taşır. Kanun, yabancıların kendi dillerinde süreçleri takip edebilmeleri ve ifade verebilmeleri için tercümanlık hizmetine erişimi öngörür.

Çalışma İzinleri ve Sosyal Haklar​

Yabancıların Türkiye’de çalışma hakları, 6458 sayılı Kanun’la doğrudan düzenlenmemekle beraber 6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu ve ilgili mevzuatla iç içe değerlendirilir. Uluslararası koruma başvurusu sahipleri, geçici koruma statüsündekiler ve düzenli göçmenlerin çalışma izinleri birbirinden farklı koşullara tabidir.

Çalışma İzni Prosedürleri​

Yabancılar, çalışma izni için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na veya yurt dışından yapılacak başvurularda Türk temsilciliklerine müracaat edebilir. İkamet izni sahibi yabancılar, Türkiye’de bulundukları süreçte doğrudan Çalışma Bakanlığı’na online sistem üzerinden başvuru yapabilirler. Başvurunun olumlu sonuçlanması halinde yabancıya çalışma izni belgesi verilir ve bu belge aynı zamanda ikamet izni yerine de geçebilir.

Uluslararası Koruma Statüsü Sahipleri ve Çalışma​

Uluslararası koruma başvurusu sahipleri, başvurularının üzerinden altı ay geçtikten sonra çalışma iznine başvurma hakkına sahiptir. Mülteci ve şartlı mülteciler, temel olarak yerel işgücü piyasasına erişim konusunda daha avantajlı iken geçici koruma statüsündekiler için ek düzenlemeler söz konusudur. Geçici koruma sahibi kişilerin çalışma izinlerine ilişkin usul ve esaslar, geçici koruma rejimine dair özel yönetmeliklerde belirlenmiştir.

Sosyal Haklar ve Hizmetler​

6458 sayılı Kanun kapsamına giren yabancılar, statülerine göre değişen düzeylerde sosyal haklara sahiptir. Sağlık hizmetlerine erişim, eğitim olanakları, barınma, gıda yardımı ve mesleki eğitim gibi unsurlar, insani boyutu güçlü olan uluslararası koruma statülerinde önceliklidir. Özellikle mülteci ve şartlı mülteciler, temel sağlık hizmetlerinden ücretsiz veya düşük maliyetle yararlanabilirler. Öğrenciler ise devlet üniversitelerinde öğrenim ücreti ve diğer harçlar bakımından farklı uygulamalara tabi olabilirler. Geçici koruma altındaki kişilere ise AFAD ve Göç İdaresi işbirliğiyle kamplar veya belirli bölgeler içinde barınma ve insani yardım desteği sağlanır.

Tablolar ile İkamet İzni Türlerinin Temel Özellikleri​

İkamet İzni TürüGenel Özellikler
Kısa Dönem İkamet İzniEn fazla 2 yıla kadar verilir; turizm, iş görüşmesi vb. amaçlı
Aile İkamet İzniEn fazla 3 yıl; Türk vatandaşı veya ikamet izni sahibi yabancının aile üyeleri
Öğrenci İkamet İzniÖğrenim süresince geçerli; yükseköğretim öğrencileri
Uzun Dönem İkamet İzniEn az 8 yıl kesintisiz ikamet şartı; kalıcı statü
İnsani İkamet İzniOlağanüstü hallerde veya özel insani sebeplerle verilir
İnsan Ticareti Mağduru İkamet İzniMağdurlara destek amacıyla kısa süreli koruma

Avrupa Birliği Uyumu ve Uluslararası Yükümlülükler​

Türkiye’nin AB üyelik süreci, yabancılar ve göç politikasının revize edilmesinde etkili olmuştur. AB, aday ülkelerin müktesebata uyum sağlaması için çeşitli kriterler öngörür. Sınır yönetimi, düzensiz göçün önlenmesi, geri kabul anlaşmaları ve vize politikaları bu kapsamda önemli başlıklardır. Türkiye, 6458 sayılı Kanun’u çıkararak birçok AB standardını iç hukuka uyarlamıştır.

AB ile yapılan Geri Kabul Anlaşması, düzensiz göçmenlerin Türkiye üzerinden AB ülkelerine geçişini engellemeyi ve göçmenlerin Türkiye’ye iade edilmesini düzenler. Bu anlaşma, ülke içinde yabancılara yönelik idari kapasitenin geliştirilmesi ve koruma statülerinin etkin biçimde uygulanmasını gerektirir. Diğer yandan Türkiye, transite maruz kalan göçmenlerin yanı sıra sığınmacı ve mültecilerin yoğun akışıyla karşı karşıya olduğundan, pratikte ciddi bir yük üstlenmektedir.

Türkiye, uluslararası sözleşmeler çerçevesinde mülteci ve sığınmacılara yönelik hak ve özgürlükleri tanısa da coğrafi çekince uygulaması nedeniyle mülteci tanımını yalnızca Avrupa Konseyi üyesi ülkelere gelenlerle sınırlandırmaktadır. Dolayısıyla AB ile olan mülteci politikaları uyumunda bu çekince tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Ancak Türkiye, ikincil ve geçici koruma mekanizmaları ile pratikte uluslararası hukuka büyük ölçüde uyumlu bir sistem kurmaya çalışmaktadır.

Uygulamadaki Sorunlar ve Çözüm Önerileri​

6458 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye’de yabancılar hukuku alanında önemli bir paradigma değişikliği yaşanmıştır. Ancak uygulamada çeşitli sorunlar ve zorluklar ortaya çıkabilmektedir:

Kurumlar Arası Koordinasyon Eksikliği​

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, bu alanda merkezi rol oynamakla birlikte, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma, Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı gibi farklı kamu kurumlarının da göçle ilgili sorumlulukları bulunmaktadır. Kurumlar arası koordinasyonun her zaman yeterli seviyede olmadığı, bazen bürokratik engellerin veya iletişim eksikliğinin süreçleri uzattığı gözlemlenebilir. Bu sorunun giderilmesi için ortak veri tabanları, eşgüdümlü eğitim programları ve düzenli koordinasyon toplantıları önemlidir.

Uzman Personel İhtiyacı​

Yabancılar ve uluslararası koruma alanı, uluslararası hukuk, insan hakları ve mülteci hukuku konularında uzmanlık gerektirir. Yargı mercilerinden kolluk kuvvetlerine, Göç İdaresi personelinden sivil toplum kuruluşlarına kadar pek çok alanda uzman açığı söz konusu olabilmektedir. Bu açığı kapatmak amacıyla eğitim programları, akademik çalışmalar ve mesleki sertifikasyon süreçleri artırılmalıdır.

Dil ve Kültürel Uyum Sorunları​

Türkiye’de uzun dönem kalmayı planlayan yabancılar veya uluslararası koruma statüsü sahipleri için dil ve kültürel uyum konuları büyük önem taşır. Dil bariyeri, hem istihdam piyasasına erişimi hem de sosyal entegrasyonu zorlaştırır. Bu nedenle, yeterli sayıda Türkçe dil kursu, rehberlik hizmetleri ve kültürel oryantasyon programları düzenlenmelidir. Aynı zamanda toplumun göçmenlere bakış açısının olumlu yönde şekillenmesi için bilgilendirici kampanyalar da önemlidir.

Barınma ve Sosyal Destek Hizmetleri​

Geçici koruma altındaki milyonlarca Suriyeli başta olmak üzere, uluslararası koruma statüsü sahiplerinin barınma, sağlık, eğitim ve iş gücü piyasasına katılım konularında yoğun ihtiyaçları bulunur. Bu ihtiyaçların kamu imkanlarıyla tam olarak karşılanması zorluklar içerir. Sivil toplum kuruluşlarının, uluslararası kuruluşların ve özel sektörün desteği bu noktada kritik önemdedir. Kamplarda veya kentlerde yaşayan yabancıların entegrasyonunu kolaylaştıracak projelere ihtiyaç vardır.

Hukuki Yardım ve Bilgilendirme Eksikliği​

Yabancılar hukuku oldukça karmaşık bir yapıya sahip olduğundan, başvurucuların hukuki yardıma erişimi yaşamsal önemdedir. Ancak pratikte avukat veya danışmanlık hizmetlerine erişim her zaman kolay olmamaktadır. Baroların, sivil toplum örgütlerinin ve uluslararası kuruluşların sunmuş olduğu ücretsiz hukuki danışmanlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması, hak kayıplarının önlenmesi açısından gereklidir. Aynı şekilde tercümanlık hizmetlerinin de yeterli ve nitelikli olması beklenir.

Dijitalleşme ve Verilerin Yönetimi​

Göç süreçlerinde dijital kayıt sistemleri ve veritabanları oldukça önemli hale gelmiştir. Türkiye, yabancılara yönelik işlemlerde e-ikamet sistemi, e-devlet uygulamaları gibi dijital platformları kullanmak suretiyle başvuru süreçlerini kolaylaştırmaya çalışmaktadır. Ancak büyük göç dalgaları ve yoğun başvuru trafiği, bu sistemlerin etkin kullanımını zorlaştırabilir. Dijital altyapının güçlendirilmesi, personelin teknolojik eğitim alması ve verilerin güvenliğinin sağlanması öncelikli konular arasındadır. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu çerçevesinde hassas verilerin işlenmesi, saklanması ve paylaşılması da özel bir uzmanlık ve dikkat gerektirir.

Akademik ve Hukuki Araştırmaların Önemi​

Yabancılar hukuku ve uluslararası koruma alanında sağlıklı politikalar geliştirebilmek ve uygulamadaki sorunları tespit edebilmek için akademik araştırmalar ve saha çalışmalarına ihtiyaç duyulur. Türkiye’de bu alanda faaliyet gösteren üniversitelerin hukuk fakülteleri, göç ve mülteci araştırma merkezleri ve sivil toplum kuruluşları, kapsamlı raporlar ve istatistiki veriler sunarak politikaların geliştirilmesine katkı sağlar. Göçmenlerin toplumsal, ekonomik, kültürel entegrasyonunun izlenmesi, yeni metodolojilerin denenmesi ve bu verilerin düzenli olarak raporlanması, karar vericilere ve uygulayıcılara ışık tutar.

Bu alandaki literatür henüz göç dalgalarının yoğunluğu ve çeşitliliği nedeniyle tam anlamıyla olgunlaşmış sayılmasa da son yıllarda önemli ilerlemeler kaydedilmektedir. Göçün sosyolojik, psikolojik, ekonomik ve hukuki boyutlarını ele alan multidisipliner çalışmalar, Türkiye’nin göç yönetimi konusunda daha bilimsel ve etkin politikalar üretmesine yardımcı olur.

İçtihat Gelişimi ve Yargı Kararlarının Etkisi​

6458 sayılı Kanun’un uygulanması sırasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların idari yargı organlarına taşınması, zaman içinde zengin bir içtihat oluşmasını sağlayacaktır. Danıştay ve bölge idare mahkemeleri, yabancıların hakları, kamu düzeni, geri gönderme yasağı gibi konularda verecekleri kararlarla Kanun’un yorumunu somutlaştıracaktır. Bu içtihatlar, uygulamadaki hukuki boşlukların veya belirsizliklerin giderilmesine katkı sunar.

Aynı şekilde, Anayasa Mahkemesi’ne yapılan bireysel başvurular da yabancılar hukuku alanında hak ihlali iddialarının değerlendirilmesi açısından önemlidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşınan vakalar, Türkiye’deki uygulamaların uluslararası insan hakları standartlarına uygunluğunu test eder. Bu mekanizmalar, hem Kanun metninin hem de idari uygulamaların gelişmesinde itici güç oluşturur.

Ekonomik ve Sosyal Etkiler​

Yabancıların Türkiye’de bulunuşunun ekonomik ve sosyal etkileri, göç literatüründe sıkça tartışılan bir konudur. Çalışma iznine sahip yabancılar, ülke ekonomisine iş gücü katkısı sağlarken aynı zamanda sosyal sistem üzerinde de çeşitli yükler oluşturabilirler. Özellikle kalabalık mülteci grupları, kısa vadede barınma, sağlık ve eğitim alanlarında kapasite sorunları yaratabilmektedir. Buna karşın, uzun vadede yabancıların ekonomik entegrasyonu sağlandığında yeni iş kolları, girişimcilik faaliyetleri ve kültürel çeşitlilik gibi pozitif katkılar da ortaya çıkar.

Türkiye’de özellikle büyükşehirlerde çeşitli etnik gruplardan yabancı işçiler ve mülteciler, ekonominin belirli sektörlerinde yoğunlaşmıştır. İnşaat, tarım, hizmet sektörü ve tekstil atölyeleri gibi alanlarda yabancı iş gücü sıklıkla görülür. Bu durum, yerli iş gücünün ücret düzeyi ve çalışma koşulları üzerinde de bazı etkiler yaratabilir. Dolayısıyla göç politikalarının sadece hukuki yönden değil, sosyo-ekonomik açıdan da değerlendirilmesi önemlidir.

Uluslararası İşbirliği ve Bölgesel Yaklaşımlar​

Göç ve iltica, sınır aşan bir olgu olduğundan uluslararası işbirliği büyük önem taşır. Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla hem Asya’dan Avrupa’ya hem de Ortadoğu ve Afrika’dan Avrupa’ya giden göç yollarının kesişim noktasındadır. Bu nedenle, düzensiz göç, insan ticareti, kaçakçılık gibi problemlerin çözümü tek başına bir devletin çabasıyla mümkün olamaz. Sınır güvenliği, istihbarat paylaşımı ve geri kabul mekanizmaları, bölgesel ve uluslararası işbirliği gerektirir.

Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler ve çeşitli uluslararası kuruluşlar, Türkiye ile ortak projeler ve fonlar aracılığıyla göç yönetimini geliştirmeye çalışmaktadır. Ayrıca, gönüllü geri dönüş programları ve üçüncü ülkelere yerleştirme gibi konular da uluslararası paydaşların katkısıyla yürütülen projelerdir. Ancak kitlesel göç hareketlerinin sürekli artış eğiliminde olduğu günümüz dünyasında, bu işbirliği düzeyi çoğu zaman yetersiz kalmaktadır.

Değerlendirme ve Geleceğe İlişkin Yaklaşımlar​

6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, Türkiye’nin modern göç yönetimi sistemine geçişinde temel taşı niteliğindedir. Kanun, uluslararası koruma başvurusu, ikamet izinleri, sınır dışı etme ve idari gözetim süreçleri gibi konuları ayrıntılı bir biçimde düzenleyerek hukuki çerçeveyi netleştirmiştir. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün kurulması, bu alandaki idari kapasitenin arttırılması için önemli bir adımdır. Ne var ki son yıllarda bölgesel ve küresel çatışmalar, iklim değişikliği, ekonomik krizler ve pandemi gibi faktörler, göçmen ve sığınmacı hareketlerini daha karmaşık hale getirmiştir.

Türkiye’nin bu alandaki yükümlülükleri, hem ulusal hem de uluslararası boyutta çeşitli sınamalarla karşı karşıyadır. Özellikle geçici koruma altındaki milyonlarca insanın toplumsal entegrasyonu ve ekonomik uyumu, uzun vadeli stratejiler gerektirir. Kamu kurumlarının, sivil toplumun ve uluslararası kuruluşların el ele vererek çalışması, bu alanda daha sürdürülebilir ve insan haklarına saygılı politikalar oluşturmak adına kaçınılmazdır.

6458 sayılı Kanun, yürürlüğe girmesinden bu yana uygulamadaki sorunların görülmesi ve bu sorunlara çözüm üretme konusunda elverişli bir platform sunmuştur. İlerleyen dönemde kapsamlı mevzuat değişiklikleri veya yönetmelik revizyonları gündeme gelebilecektir. Yargısal kararlar ve akademik çalışmalar ışığında yaşanan uygulama problemlerine odaklanılarak daha etkin, verimli ve adil bir göç yönetimi amaçlanmaktadır.

Bu bağlamda, küresel göç eğilimlerinin Türkiye üzerindeki etkileri devam ettikçe, yabancılar ve uluslararası koruma hukuku sürekli güncellenmeye muhtaç bir alan olarak önemini koruyacaktır. Göçün, yalnızca bir “kriz” veya “sorun” olarak değil, iyi yönetildiğinde ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan bir fırsat da yaratabileceğinin kabulü, politikalarda ufuk açıcı olacaktır. Dolayısıyla, 6458 sayılı Kanun ve beraberinde geliştirilen kurumsal mekanizmalar, Türkiye’nin orta ve uzun vadede göç yönetimi başarısının kilit unsurlarından biri olmayı sürdürecektir.
 
Geri
Tepe