Neler yeni
HukukiSözlük.com

Ücretsiz bir hesap oluşturarak hemen üye olun! Üye girişi yaptıktan sonra, bu sitede kendi konu ve gönderilerinizi ekleyerek tartışmalara katılabilir, ayrıca özel mesaj kutunuzu kullanarak diğer üyelerle iletişime geçebilirsiniz. Böylece tüm forum özelliklerinden tam olarak yararlanabilir ve deneyiminizi dilediğiniz gibi özelleştirebilirsiniz!

Zorunlu ve İhtiyari Arabuluculuk

hukukisozluk

Yönetim
Personel

Tahkim ve Arabuluculuk Kapsamında Zorunlu ve İhtiyari Arabuluculuk​

Tahkim ve arabuluculuk, uyuşmazlıkların çözümü için alternatif yollar sunan iki önemli mekanizmayı ifade etmektedir. Geleneksel yargı sisteminin belirli durumlarda yavaş ve masraflı kalabilmesi, tarafların uyuşmazlıkların daha hızlı ve etkili bir biçimde çözümlenmesi arayışına yönelmelerine neden olmuştur. Bunun bir sonucu olarak, dünyanın pek çok hukuk düzeninde uyuşmazlıkların farklı aşamalarda ve farklı şekillerde, yargı süreci dışında çözümlenebilmesi amacıyla çeşitli kurum ve yöntemler geliştirilmiştir. Bu yöntemler arasında en dikkat çekenlerden biri olan arabuluculuk, tarafların kendi iradeleriyle veya yasal düzenlemeler ışığında, bir arabulucu eşliğinde uzlaşmaya varmasını hedeflemektedir. Bu süreç, hem uyuşmazlığı çözmede hızlılık hem de gizlilik gibi üstünlükler sağlamaktadır.

Tahkim ise, taraflarca seçilen hakem veya hakem heyeti aracılığıyla uyuşmazlığın karara bağlandığı ve genellikle bağlayıcı sonuçlar doğuran bir yöntemdir. Tahkim kararlarının, belirli koşullar altında devlet mahkemeleri tarafından da tescil edilebilmesi mümkün olmakta ve böylece tahkim sonucunda verilen karar, hükmün icra kabiliyetine sahip olabilmektedir. Tahkim, ticari uyuşmazlıklar başta olmak üzere birçok alanda sıklıkla tercih edilmekte, özellikle uluslararası ticari uyuşmazlıklarda standarda yakın bir uygulama alanı bulmaktadır.

Günümüzde birçok ülke, uyuşmazlıkların alternatif çözüm yollarına yönelik ayrıntılı mevzuat düzenlemeleri ve kurumsal yapılandırmalar gerçekleştirmektedir. Bu çerçevede arabuluculuk, bazen taraflar açısından zorunlu bir aşama haline getirilirken bazen de ihtiyari bir yöntem olarak düzenlenmiştir. Zorunlu ve ihtiyari arabuluculuk uygulamaları, sadece mevzuatın yapısıyla değil, aynı zamanda toplumun kültürel yapısı, yargı sisteminin işleyişi, avukatların konumu ve taraflar arasındaki güç dengeleri gibi birçok faktörle de yakından ilişkilidir.

Zorunlu ve ihtiyari arabuluculuk, tarafların uyuşmazlıklarını kendi aralarında bir çözüme bağlama çabasına odaklanan benzer prensiplerden hareketle şekillense de süreçlerin başlangıç noktaları, işleyiş şekilleri ve sonuçlarının taraflar açısından bağlayıcılığı konusunda farklılıklar sergileyebilmektedir. Zorunlu arabuluculukta, genellikle bazı hukuk dalları ya da dava konularına ilişkin olarak yargıya başvurmanın ön koşulu, önce arabuluculuk girişiminde bulunmaktır. İhtiyari arabuluculukta ise taraflar, uyuşmazlık konularını kendi iradeleriyle arabulucuya götürüp götürmemek konusunda özgürdür. Bu ayrım, hem uyuşmazlığın niteliği hem de tarafların menfaatleri bakımından stratejik öneme sahiptir.

Yasal zorunluluk veya tarafların istekliliği temeline dayanan bu iki arabuluculuk türü, uyuşmazlıklara getirdikleri yaklaşım ve çözüm teknikleri yönüyle büyük oranda benzer yöntemler içerir. Ancak sürecin başlaması ve devam ettirilmesi bakımından farklı düzenlemeler, uygulama pratikleri ve sonuçlar ortaya çıkabilir. Özellikle bazı ülkelerde çalışma hayatı, tüketici uyuşmazlıkları veya ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk kuralı benimsenirken, diğer alanlarda ihtiyari arabuluculuk uygulaması teşvik edilmektedir. Bu yaklaşım, yargının iş yükünün azaltılması, toplumsal barışın güçlendirilmesi ve özellikle ekonomik uyuşmazlıklarda daha hızlı sonuçlara ulaşılması hedeflerini beslemektedir.

Zorunlu ve ihtiyari arabuluculuğun hukuki, kültürel, ekonomik ve sosyal boyutları bakımından detaylı bir bakış açısı geliştirmek, bu iki arabuluculuk türünün tahkim ve genel anlamda uyuşmazlık çözüm yöntemleri içinde nasıl bir konumlandığını da daha net algılamamızı sağlamaktadır. Mevzuat düzenlemelerinin yanı sıra, uygulamada ortaya çıkan zorluklar ve bunların olası çözüm yolları da önem taşımaktadır. Ayrıca, zorunlu ve ihtiyari arabuluculuk süreçlerinin hem avukatlara hem de taraflara yüklediği sorumluluklar ve sağladığı haklar, hukukun genel prensipleriyle uyumlu olup olmadığının incelenmesini gerektirmektedir.

Tarihsel Gelişim​

Arabuluculuğun ilk izlerine, farklı toplumların geleneksel uyuşmazlık çözüm yöntemlerinde rastlanmaktadır. Tarihsel süreçte, toplumlar arasındaki ticari veya kişisel nitelikli uyuşmazlıklar genellikle önde gelen şahsiyetler, dini liderler ya da tarafsız kabul edilen üçüncü kişiler tarafından uzlaştırıcı bir yaklaşımla çözümlenmeye çalışılmıştır. Bu geleneksel uzlaştırma yöntemleri, esasen bir tür “arabuluculuk” niteliği taşıyordu. Bununla birlikte, modern hukuk sistemlerinde kurumsallaşmış arabuluculuk uygulaması görece daha yakın tarihlidir.

Modern anlamda arabuluculuk, özellikle Anglo-Sakson hukuk geleneğinde kendini göstermiş ve 20. yüzyılın ortalarından itibaren Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere gibi ülkelerde önemli bir gelişim kaydetmiştir. Bu dönemde mahkemelerin iş yükünün artması, yargılama süreçlerinin uzun sürmesi ve masraflarının yükselmesi, uyuşmazlıklar için alternatif yolların aranmasını teşvik etmiştir. Amerikan hukuk sisteminde, mahkemelerin yargılama öncesinde tarafları “mahkeme içi arabuluculuk” olarak adlandırılabilecek belirli süreçlere yönlendirmesiyle zorunlu arabuluculuk benzeri uygulamalar ortaya çıkmaya başlamıştır.

Kıta Avrupası hukuk geleneklerinde ise arabuluculuk, uzun süre gönüllülük esasına dayalı bir uygulama olarak kalmıştır. Bununla birlikte, 21. yüzyıla girerken Avrupa Birliği bünyesindeki yasal düzenlemeler ve tavsiye niteliğindeki yönergeler, arabuluculuğun gerek yargısal işleyişi hızlandırmak gerekse tarafların uzlaşı kültürünü benimsemesini sağlamak amacıyla yaygınlaştırılmasını hedeflemiştir. Bu kapsamda bazı AB ülkelerinde iş, ticaret, tüketici uyuşmazlıkları ve aile hukuku gibi alanlarda dava şartı olarak arabuluculuk girişiminde bulunma zorunluluğu getirilmiştir.

Türkiye’de ise arabuluculuğun modern anlamda kurumsallaşması, 2012 yılında çıkarılan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile başlamıştır. Bu kanunla birlikte, ihtiyari arabuluculuk sistemi resmî olarak tanınmış ve arabulucuların eğitim, lisanslama ve görev sürecine ilişkin düzenlemeler getirilmiştir. Ardından özellikle 2018 yılı itibarıyla iş uyuşmazlıklarında ve sonraki dönemlerde ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk uygulaması yürürlüğe konulmuştur. Bu şekilde, dava açılmadan önce tarafların belirli tür uyuşmazlıklar için arabuluculuk yoluna başvurması bir ön koşul haline gelmiştir.

Tarihsel gelişim incelendiğinde, arabuluculuğun gönüllülük esaslı bir mekanizma olarak doğup zamanla zorunlu uygulamalara evrilmesinin temel gerekçeleri arasında, yargı sisteminin üzerindeki yoğun iş yükünü hafifletme, uzlaşma kültürünü geliştirme, mahkemelerin işleyişindeki tıkanıklıkları aşma ve taraflar arasındaki ilişkileri sürdürülebilir bir yolla iyileştirme gayretleri yer almaktadır. Pek çok ülkede zorunlu uygulamalar, öncelikle belli alanlardaki uyuşmazlıklarda pilot olarak başlatılmış, olumlu sonuçlar alınması halinde diğer alanlara da yaygınlaştırılmıştır. Gönüllü uygulamaların başarısı da süreç içerisinde istatistiksel verilerle değerlendirilmeye devam edilmiş; bu veriler, arabuluculuğun hız, ekonomi ve taraf menfaatlerine odaklanma gibi kazanımlarını ortaya koydukça, daha çok alanda zorunlu uygulamalar benimsenmiştir.

Zorunlu Arabuluculuk Kavramı ve Uygulaması​

Zorunlu arabuluculuk, belirli kategorilerdeki uyuşmazlıklar için dava açılmadan önce bir arabulucuya başvurulmasını mecburi hale getiren ve süreci aksatan veya arabuluculuk aşamasına katılmayan tarafa karşı yaptırımlar öngören bir yöntem olarak tanımlanabilir. Bazı hukuk sistemlerinde bu mecburiyet, mahkeme aşamasına geçilebilmesi için “dava şartı” şeklinde düzenlenmektedir. Tarafların arabuluculuğa başvurmaması veya başvurup da süreçte aktif olarak yer almaması, davanın usulden reddine veya ek masraflara tabi tutulmasına neden olabilmektedir.

Zorunlu arabuluculuğun temel felsefesi, taraflara sulh ve uzlaşma ortamı sunmak, uyuşmazlıkların mahkemeye yansımasını engellemek veya asgari düzeyde tutmaktır. Bu yaklaşım, hem devletin yargılama giderlerini azaltmak hem de toplumsal barışa katkı sağlamak amacını güder. Zorunlu arabuluculukta, taraflar arabuluculuk masasına oturmaktan kaçınamaz; ancak burada dikkat çeken nokta, arabuluculuk görüşmelerinin sonucunda anlaşmaya varmanın mecburi olmadığıdır. Yani taraflar uzlaşıya zorlanamaz, ancak süreçte yer alma zorunluluğu bulunmaktadır.

Özellikle iş uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuk, işçi ile işveren arasındaki ilişkileri yıpratmadan ve genellikle yargıya kıyasla çok daha hızlı çözümler üretilebilmesine imkân tanıdığı için tercih edilmektedir. Zorunlu arabuluculuk süreci ile taraflar, mahkeme önünde yürütülen uzun, masraflı ve çoğunlukla gerginlik yaratan prosedürlerden uzaklaşarak, daha esnek bir müzakere ortamında anlaşma imkanına kavuşurlar. Yine ticari uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk, tacirlerin uzun süren yargılamalar yerine daha hızlı sonuç almak istemesi nedeniyle önem kazanmaktadır.

Hukuki Dayanak​

Zorunlu arabuluculuk, her ülkenin iç hukuk düzenlemeleri doğrultusunda farklı kurallara bağlanmış olabilir. Genellikle, tarafların arabuluculuk sürecine katılması bir “dava şartı” olarak öngörülür. Bu kapsamda:

  • Zorunlu arabuluculuk, ilgili kanun veya mevzuatın açık hükmü ile düzenlenir.
  • Kapsamı belirlenmiş uyuşmazlık konuları için dava açmadan önce arabuluculuk talebinde bulunmak mecburidir.
  • Arabuculuk başvurusunun yapılmaması ya da sürecin gereği gibi işletilmemesi, davanın usulden reddi gibi sonuçlar doğurabilir.
  • Arabuculuk sürecine mazeretsiz katılmayan taraf, yargılama masraflarının ödenmesi gibi ek sorumluluklarla karşılaşabilir.

Zorunlu arabuluculuk, kanuni bir zorlama içerdiği için, tarafların bu süreçten kaçınması veya arabulucuya başvurulmaksızın davayı doğrudan mahkemeye taşımaya çalışması çoğu hukuk düzeninde engellenmektedir. Hukuki dayanakların temelinde, devletin “yargı yükünü azaltma ve hızlı adalet” anlayışı yatarken, bunun toplumsal barışa katkı ve ekonomik faydalar sağladığına da vurgu yapılmaktadır.

Uyuşmazlıkların Çözümünde Etkinlik​

Zorunlu arabuluculuk uygulamasının başarısı, büyük ölçüde tarafların sürece aktif ve iyi niyetli katılımına bağlıdır. Zorunlu arabuluculukta, taraflar en azından arabulucu huzurunda müzakere masasına oturmak durumunda kalmakta, bu da birçok uyuşmazlığın hızlıca çözülmesini kolaylaştırmaktadır. Bazı hukuki düzenlerde, örneğin işçi alacaklarının kısa sürede sonuçlanması, işveren-işçi ilişkilerinin süratle normalleşmesi ve ekonomik kayıpların önlenmesi gibi avantajlar öne çıkmaktadır. Ticari alanda ise zorunlu arabuluculuk sayesinde taraflar, işlemlerini aksatan uzun yargılama süreçlerine girmeden uzlaşmaya varabilmekte veya en azından hangi hususlarda anlaşamadıklarını netleştirerek davamı yoksa uzlaşma mı tercih edeceklerini belirleyebilmektedirler.

Bununla birlikte, zorunlu arabuluculuk uygulamasına ilişkin eleştiriler de bulunmaktadır. Zira taraflar iradi olarak arabuluculuğa gitmek yerine yasal bir yükümlülük nedeniyle katıldığında, süreçteki gerçek iş birliği ruhu zayıflayabilir. Bazı uyuşmazlık türlerinde, özellikle duygusal veya şahsi nitelikli hususlarda, arabuluculuk masasına oturmak bile taraflar arasında gerginliği artırabilir. Ayrıca, taraflar sadece yargılama aşamasındaki yaptırımlardan kaçınmak adına arabuluculuk oturumlarına katılıyor görünseler de aslında iyi niyetli bir müzakere süreci yürütmeyebilirler. Tüm bu faktörler, zorunlu arabuluculuğun etkinliğini kısıtlayabilmekte ve bazı hâllerde sürece bir “formaliteden ibaret” algısı kazandırabilmektedir.

İhtiyari Arabuluculuk Kavramı ve Uygulaması​

İhtiyari arabuluculuk, tarafların kendi arzuları ve özgür iradeleri doğrultusunda arabulucuya başvurdukları, herhangi bir yasal zorunluluk olmaksızın gönüllü olarak süreç başlattıkları uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Bu modelde, tarafların arabuluculuk masasındaki tutumu genellikle daha istekli ve uzlaşmaya açık olabilir, çünkü süreç tamamen tarafların kendi rızasıyla başlatılmıştır. İhtiyari arabuluculukta, taraflar uyuşmazlık konusunu, arabulucunun niteliğini, toplantıların zaman ve yerini ve hatta müzakere yöntemini büyük ölçüde kendileri belirleyebilirler.

Avantaj ve Dezavantajlar​

İhtiyari arabuluculuğun başlıca avantajları şu şekilde özetlenebilir:

  • Tarafların rızasına dayandığı için müzakere ortamı daha samimi ve esnektir.
  • Zorunluluk bulunmadığından, taraflar sürece daha fazla sahip çıkar ve çözüm odaklı yaklaşır.
  • Tarafların uyuşmazlık konusunu, arabulucu seçim kriterlerini ve görüşmelerin çerçevesini kendileri belirleyebilmesi, süreç üzerinde yüksek düzeyde kontrol sağlar.
  • Yargıdan daha hızlı ve masrafsız bir şekilde uyuşmazlıklar çözülebilir.

Buna karşın, ihtiyari arabuluculuk bazı dezavantajlar da barındırabilmektedir:

  • Taraflardan birinin isteksiz olması ya da güç dengelerinin eşit olmaması halinde, süreç başlamadan sona erebilir.
  • Zorunluluk bulunmadığı için taraflar kolaylıkla arabuluculuk görüşmelerinden çekilebilir.
  • Özellikle ekonomik uyuşmazlıklarda, güçsüz taraf, güçlü tarafın manipülasyonuna açık hale gelebilir.
  • Mahkeme yoluna gidilmediği sürece bağlayıcı sonuçlar oluşmadığından, tarafların mutabakata varması tamamen iyi niyet ve uzlaşma kapasitesine bağlıdır.

Hukuk Sisteminde Yeri​

İhtiyari arabuluculuk, genellikle “Alternatif Uyuşmazlık Çözüm Yolları” kapsamında değerlendirilir ve yargılama dışında taraflara sunulan bir olanak olarak görülür. Bazı hukuk sistemlerinde devlet, ihtiyari arabuluculuğu teşvik edici düzenlemeler yapar. Örneğin, arabuluculuğa başvuran taraflara mahkeme harçlarında indirim sağlanması veya arabuluculuk masraflarının kısmen devlet tarafından karşılanması gibi. Bu tür teşvikler, toplumsal uzlaşma kültürünün yaygınlaşması ve yargının iş yükünün azaltılması hedeflerine hizmet eder.

İhtiyari arabuluculuk, tarafların ihtiyaçlarına uygun, esnek bir çözüm mekanizması olarak öne çıkar. Tarafların üzerinde mutabık kaldığı bir anlaşma metni düzenlendiğinde ve bu metin hukuki çerçevede geçerli kılındığında, yargılama gerekmeksizin bağlayıcı sonuçlar doğurabilir. Ancak, arabuluculuk süreci sırasında anlaşma sağlanamazsa taraflar her zaman mahkemeye başvurma seçeneğini korurlar. Dolayısıyla ihtiyari arabuluculuk, hem yargı sistemini rahatlatıcı bir tampon işlevi görür hem de taraflara yargılama sürecinin devreye girmesinden önce dostane bir çözüm imkânı sunar.

Karşılaştırmalı Hukukta Arabuluculuk​

Farklı hukuk sistemlerinde arabuluculuk uygulamaları, gerek zorunluluk gerekse gönüllülük esası bakımından çeşitlilik göstermektedir. Ülkelerin kendi ihtiyaçlarına göre oluşturduğu kurumsal yapılar, arabulucuların sahip olması gereken nitelikler, arabuluculuğun hangi uyuşmazlıklar için uygulanacağı gibi konular farklı düzenlemelere tabi olabilir.

Farklı Ülke Deneyimleri​

Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde bazı eyaletlerde mahkemeler öncesi uzlaştırma veya arabuluculuk girişimi zorunlu hale getirilmiştir. Buna ek olarak, mahkemelerin kendi bünyelerinde arabuluculuk hizmetleri sunması, “court-annexed mediation” sistemi ile yaygınlık kazanmıştır. Bu modelde, taraflar dava açtıktan sonra hakimin yönlendirmesiyle arabulucuya başvurabilmekte, bazen de hâkim, davayı bir arabulucuya sevk ederek yargılamayı geçici olarak durdurabilmektedir.

İngiltere’de ise Mediation Information & Assessment Meeting (MIAM) adı verilen toplantılar, aile hukuku uyuşmazlıklarında dava açmadan önce zorunlu hale getirilmiştir. Özellikle boşanma ve çocukla kişisel ilişki kurulması gibi konularda tarafların doğrudan mahkemeye gitmeleri yerine, önce bir arabuluculuk oturumuna katılması beklenmektedir. Bu uygulamanın temel amacı, çocuk haklarının daha iyi korunması ve ebeveynlerin daha hızlı ve dostane biçimde anlaşma sağlamasıdır.

Almanya ve Fransa gibi Kıta Avrupası ülkelerinde, gönüllü arabuluculuk geleneksel olarak daha yaygın olsa da mahkemenin yönlendirmesi veya belirli uyuşmazlık konularında kanuni düzenlemeler doğrultusunda zorunluluk unsurları da mevcuttur. Özellikle Almanya’da tüketici uyuşmazlıkları ve küçük meblağlı alacaklara ilişkin bazı uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk benzeri prosedürler geliştirilmiştir. Böylece yargının iş yükü azaltılmaya ve taraflar arasında daha kolay bir uzlaşı zemini oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Türkiye Uygulamasının Değerlendirilmesi​

Türkiye’de arabuluculuk, 2012 yılında kabul edilen Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile kurumsallaşmıştır. Bu sistemde başlangıçta tamamen ihtiyari olan arabuluculuk, 2018’de iş uyuşmazlıklarında, daha sonra da ticari uyuşmazlıklarda zorunlu hale getirilmiştir. Zorunlu hale getirilen bu süreç, belirli uyuşmazlık konularında mahkemeye gitmeden önce arabuluculuğa başvurulmasını şart koşmuştur. Uygulamanın yaygınlaşmasıyla, hem yargının iş yükünün hafiflediği hem de iş ve ticari ilişkilerde hızlı çözümlerin elde edildiği gözlemlenmiştir.

Bununla birlikte, zorunlu arabuluculuk uygulamasına geçiş sürecinde bazı sorunlar da yaşanmıştır. Tarafların ve avukatların arabuluculuk sürecine uyum sağlaması, arabulucuların profesyonel eğitim düzeyi, arabuluculuk ücretlerinin belirlenmesi, arabuluculuk tutanaklarının bağlayıcılığı gibi konularda çeşitli tartışmalar doğmuştur. Uygulamada, birçok uyuşmazlık arabulucuya taşınmakla birlikte, tarafların bazen müzakerelere katılmaktan kaçındığı veya sadece yasal zorunluluğu yerine getirmek için formalite icabı sürece katıldığı gözlemlenmiştir. Yine de, istatistiksel veriler, zorunlu arabuluculuğa tabi alanlardaki dava sayılarında belirgin bir düşüş sağlandığını ve önemli bir oranda uyuşmazlığın mahkeme dışı anlaşmayla sonuçlandığını göstermektedir.

Tahkim ve Arabuluculuğun Etkileşimi​

Tahkim ve arabuluculuk, uyuşmazlık çözümünde alternatif yöntemler olarak çoğu zaman aynı sözleşme veya ihtilaf içinde yan yana gelebilir. Taraflar, sözleşmelerine hem tahkime hem de arabuluculuğa ilişkin hükümler koyarak, önce arabuluculuk aşamasına başvurmayı, anlaşmazlık devam ederse tahkime gitmeyi planlayabilirler. Buna “çok basamaklı uyuşmazlık çözüm klozu” (multi-tier dispute resolution clause) adı verilmektedir.

Örneğin, taraflar sözleşmelerinde şu sırayı öngörebilir:
  1. İlk aşamada ihtilafın arabuluculuk yoluyla çözülmesi.
  2. Uzlaşı sağlanamadığı takdirde tahkime veya yargıya başvurulması.

Avantajları, Dezavantajları ve Sınırları​

Tahkim ve arabuluculuğu birleştiren bu çok aşamalı yapı, taraflara esneklik ve müzakere ortamı sunması bakımından avantajlıdır. Arabuluculukta başarı sağlanamazsa tahkime geçilmesi, uyuşmazlığın bağlayıcı bir karar ile neticelenmesine imkan tanır. Böylece taraflar, hem dostane bir çözüm şansını denemiş hem de son çare olarak daha resmî ve bağlayıcı bir yolu açık tutmuş olurlar.

Diğer yandan, bu iki yöntemin ardışık uygulanması, süreci gereğinden fazla uzatma riski taşır. Ayrıca taraflar bazen arabuluculuğu, asıl amaç tahkim ya da yargı olduğu halde, sadece sözleşmesel yükümlülüğü yerine getirmek için formalite niteliğinde yürütebilir. Bu durumda arabuluculuk, gerçekten uyuşmazlığı çözmekten ziyade ekstra bir maliyet ve zaman kaybı olarak algılanabilir. Aynı şekilde, tahkim masraflarının yüksek olduğu uyuşmazlık türlerinde tarafların en baştan arabuluculuğa hevesli yaklaşması mümkün olsa da süreç uzadıkça hem arabulucu hem de hakem masrafları katlanabilir.

Tahkim ve arabuluculuk arasındaki etkileşimi düzenleyen yasal mevzuatlar, çoğu zaman arabuluculuk sürecinde tarafların veya arabulucunun ifşa ettiği bilgilerin tahkim veya yargılama aşamasında kullanılmasını kısıtlar. Bu kural, gizlilik ve güven ilkelerine uygun düşmekte; böylece taraflar arabuluculukta daha rahat fikir ve belge paylaşabilmektedir. Ancak bu gizlilik kuralı, bazen delil elde etme sürecini kısıtlayabilir ve taraflardan birinin kötü niyetli davranarak arabuluculuktaki açıklamalarını tahkim sürecinde inkâr etmesiyle sonuçlanabilir.

Zorunlu ve İhtiyari Arabuluculukta Süreç İşleyişi​

Zorunlu ve ihtiyari arabuluculuk süreçlerinde temel prensipler benzer olmakla birlikte, özellikle başlangıç ve katılım bakımından farklı dinamikler söz konusudur. Her iki durumda da arabulucunun tarafsız, bağımsız ve profesyonel olması beklenir. Taraflar, uyuşmazlığı dostane yollarla çözebilmek için arabulucu tarafından yönlendirilen müzakere ortamından yararlanırlar.

Başvuru ve Başlangıç​

Zorunlu arabuluculukta, dava açmak isteyen taraf genellikle arabuluculuk bürosuna başvurarak süreci başlatmak zorundadır. Arabulucu, taraflara davetiye veya bildirim gönderir ve belirlenen tarih ve saatte tarafları müzakere masasına çağırır. Taraflardan biri mazeretsiz bir şekilde katılmazsa, kanunun öngördüğü yaptırımlarla karşılaşır. İhtiyari arabuluculukta ise taraflar, arabuluculuğa başvurma kararı alıp arabulucuyu seçebilir ve müzakerelerin zaman, yer ve yöntemini serbestçe belirleyebilirler.

Arabulucu, ilk toplantıda tarafların iddia ve taleplerini, uyuşmazlığın özünü ve beklentilerini anlamaya çalışır. Taraflar arasındaki iletişim kanallarını açar, husumeti azaltır ve tarafların müzakerelere eşit katılabilmesini sağlamaya gayret eder. Zorunlu arabuluculukta, tarafların sürece katılmakta isteksiz olabileceğini göz önünde bulunduran arabulucu, genellikle öncelikle sürecin faydalarını ve yasal gereklilikleri anlatır. İhtiyari arabuluculukta ise taraflar zaten sürece gönüllü geldikleri için, arabulucu daha çok doğrudan müzakerelere odaklanır.

Gizlilik, Mahremiyet ve Etik İlkeler​

Arabuluculuğun temel özelliklerinden biri gizlilik prensibidir. Süreç boyunca taraflarca paylaşılan bilgi ve belgelerin, daha sonraki bir yargı veya tahkim aşamasında doğrudan kullanılmaması esastır. Bu durum, gerek zorunlu gerekse ihtiyari arabuluculukta aynıdır. Aradaki fark, ihtiyari arabuluculukta genellikle tarafların sürece daha fazla güvendiği ve çekinmeden bilgi paylaşabildiği gözlemlenir. Zorunlu arabuluculukta ise taraflar bazen sürece güvenmeyebilir ve hassas bilgileri paylaşmaktan kaçınabilir.

Etik ilkeler açısından, arabulucunun tarafsızlık ve bağımsızlık ilkesine mutlak olarak riayet etmesi gerekir. Arabuluculuk sürecinde bir taraf lehine veya aleyhine davranış sergilendiği algısı oluşursa, süreç hem yasal hem de etik bakımdan sakatlanabilir. Bu nedenle arabulucunun mesleki yeterliliği, sürekli eğitimi ve uzmanlaşması büyük önem taşır. Taraflar arasındaki güç dengesini korumak, özellikle zorunlu arabuluculukta arabulucunun daha dikkatli olması gereken bir husustur, çünkü sürece gönüllü gelmeyen taraf, müzakerede avantaj veya dezavantaj elde etmeye çalışabilir.

Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri​

Gerek zorunlu gerekse ihtiyari arabuluculuk uygulamalarında, yasal düzenlemelerle öngörülen hedeflere ulaşmayı zorlaştıran veya sürecin etkinliğini azaltan pek çok faktör bulunabilir. Bu sorunların çözümü, genellikle mevzuatta iyileştirmeler yapılmasını, uygulayıcıların eğitim seviyesinin yükseltilmesini ve toplumsal farkındalığın artırılmasını gerektirir.

Hukuki, Kurumsal ve Kültürel Engeller​

Bazı hukuk sistemlerinde arabuluculuk, yeni bir yöntem olarak görüldüğü için yargı mensupları, avukatlar ve hatta taraflar bu sürece ön yargıyla yaklaşabilmektedir. Özellikle zorunlu arabuluculukta “yargının işe yaramadığı yerlerde arabuluculuk kullanılmaya zorlanıyoruz” şeklinde bir algı oluşabilir. Bu algının kırılması için gerek yargı mensuplarının gerekse avukatların arabuluculuk eğitimleri alması, sürecin faydalarını daha yakından tanıması önemlidir.

Ayrıca, kurumsal anlamda arabuluculuk merkezlerinin ve bürolarının sayısı yetersiz olabilir. Bu, tarafların sürece erişimini zorlaştırır ve arabuluculuk görüşmelerinin planlanmasını geciktirir. Diğer yandan, arabuluculuk ücretlerinin yüksek olması, sürecin ucuz ve hızlı olduğu yönündeki temel avantajını ortadan kaldırabilir. Kurumsal alt yapı sorunları, uygun eğitim almamış arabulucuların atanması ve profesyonel standartların eksikliği de sürecin niteliğini düşürebilir.

Kültürel boyut da önemlidir. Bazı toplumlarda kişiler, uyuşmazlıkların “araya üçüncü bir kişi girmesi”yle çözülmesini benimsemeyebilir veya devletin yargı gücünü daha güvenilir bulabilir. Arabuluculuk kültürünün yeterince yerleşmemiş olduğu ortamlarda, taraflar müzakere yerine mahkeme kararını tercih edebilirler. Gerek zorunlu gerekse ihtiyari arabuluculuk, bu önyargılar nedeniyle etkin şekilde işletilemeyebilir.

Geleceğe Yönelik Perspektifler​

Zorunlu ve ihtiyari arabuluculuğun gelecekte daha etkin kullanılabilmesi için pek çok öneri gündeme gelmektedir. Bu öneriler, hem mevzuat düzenlemelerini hem de uygulama pratiklerini kapsar. Uygun stratejiler geliştirilmesi, sürecin kalitesini ve başarısını artırabilir:

  • Arabulucuların Mesleki Gelişimi: Arabuluculuk eğitimlerinin sürekli hale getirilmesi, alanında uzmanlaşmayı teşvik edecek mesleki standartların oluşturulması, sertifikasyon süreçlerinin objektif kriterlere dayanması.
  • Devlet Teşvikleri: Hem zorunlu hem de ihtiyari arabuluculukta, arabuluculuk ücretlerinin bir kısmının kamu bütçesinden karşılanması veya vergi, harç ve masraf indirimi gibi avantajların sunulması. Böylece, toplumun geniş kesimleri tarafından arabuluculuğa erişim kolaylaştırılabilir.
  • İstatistiksel Veri ve Performans Analizi: Uygulamadaki başarı oranlarının düzenli olarak takip edilmesi, hangi tür uyuşmazlıklarda arabuluculuğun daha yüksek başarı getirdiğinin tespit edilmesi. Bu verilerin kamuoyu ile paylaşılması, tarafların ve avukatların arabuluculuk hakkında olumlu algısının gelişmesine yardımcı olabilir.
  • Kültürel Dönüşüm: Toplumun uzlaşma kültürünü benimsemesi için bilgilendirici kampanyalar, okullarda müzakere ve uyuşmazlık çözümü derslerinin verilmesi, medya aracılığıyla kamuoyunun bilinçlendirilmesi. Böylece, uyuşmazlıkların mahkeme dışı çözüm yöntemleri toplumsal kabul görür hale gelebilir.

Zorunlu ve ihtiyari arabuluculuğun, tahkimle ve diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleriyle uyum içinde çalışabilmesi için karma sistemlerin varlığı önem arz etmektedir. Hukukun hızlı ve etkin işlemesi, tarafların hak ve menfaatlerinin korunması, yargı yükünün hafifletilmesi gibi hedefler, arabuluculuk ve tahkim süreçlerinin rasyonel biçimde kurgulanmasına bağlıdır. Uygun düzenlemeler ve uygulamada istikrar sağlandıkça, uyuşmazlıkların büyük çoğunluğu mahkeme dışı yollarla çözümlenebilecek ve toplumsal barış ile ekonomik istikrar güçlenecektir.

KriterZorunlu Arabuluculukİhtiyari Arabuluculuk
Başlama ŞekliKanun gereği mecburiTarafların gönüllü kararı
Süreçten Çekilme İmkânıZorunlu katılım; çekilme yaptırımla karşılaşabilirTaraflar dilediği zaman çekilebilir
Taraf İradesiZorunluluk ön planda; süreçte kalma iradi, ancak başlangıç mecburiTamamen rızaya dayalı; taraflar istekli katılır
Başarı OranıZorunluluk nedeniyle katılım yüksek; ancak bazen formalite katılım söz konusuGönüllü katılım nedeniyle genellikle daha yapıcı müzakere ortamı

Yukarıdaki tablo, zorunlu ve ihtiyari arabuluculuk arasındaki başlıca farklılıkları özetlemektedir. Her iki modelin de kendine özgü avantaj ve dezavantajları bulunsa da genel anlamda arabuluculuk, uyuşmazlıkların çözümünde hızlı, ekonomik ve tarafların menfaatlerine odaklı bir yaklaşım sunar. Özellikle yargının gereksiz iş yükünün önlenmesi ve taraflar arasındaki ilişkilerin korunması açısından, arabuluculuk yönteminin yaygınlaşması dünya genelinde kaçınılmaz bir trend haline gelmiştir.

Bu bağlamda zorunlu ve ihtiyari arabuluculuk, temel prensipler bakımından benzer bir içeriğe sahip olsa da başlangıç dinamikleri, katılım seviyesi ve sonuçlarının uygulanma biçimi açısından farklılık gösterir. Kamu otoritesinin belirli uyuşmazlıklarda zorunluluk dayatması, yargılama sistemine olan yükü azaltma amacını taşırken, tarafların gönüllü iradelerine dayanarak arabuluculuğa başvurmaları durumunda sürecin başarısı genellikle daha yüksek olmaktadır. Her iki modelin de etkinliğini artırmak adına, arabuluculuğun yapısı, işleyişi ve taraflara sunduğu avantajlar hakkında sürekli bir bilgilendirme ve farkındalık faaliyetinin yürütülmesi önem taşır. Ayrıca, mesleki standartların yükseltilmesi ve toplumsal kabulün güçlenmesi, arabuluculuğu sadece bir uyuşmazlık çözüm yöntemi değil, aynı zamanda toplumsal barış ve uzlaşma kültürünün geliştirilmesinde önemli bir araç haline getirecektir.
 
Geri
Tepe